Eve girdiğimde başıma geleceklerden habersizdim. Aslında başıma bir şey gelmeyecekti. Başıma dünya gelecekti. Bu küçümsenecek bir şey değildi. Dünyam başıma yıkılacaktı bunu bile bile eve girdim. Göreceğim manzarayı biliyor olmama rağmen Damla'nın elini ve kolunu bağlı olarak tuttuğumuz odaya hışımla daldım. Gördüğüm manzara dehşet verici olsa da şaşırmamıştım. Çünkü olacakları bir kaç dakika önce görmüştüm. Tam da tahmin ettiğim gibi Damla'nın yerinde yeller esiyordu. Aklımı kaçıracak gibiydim. Damla. Dünyadaki en tehlikeli insan. Dünyadaki tüm insanların huzuru için zincirlere vurulması gereken tüm toplumdan soyutlanması gereken kız elimden kaçmıştı. Eminim çoktan sinsi planlar kurmaya başlamıştır bile. Acaba nasıl bir sürpriz yapacak nasıl bir tuzağa düşürecek beni diye düşünmeye başlasam iyi olacaktı sanırım. Damla'nın kaçacağını bir kaç dakika önceki ön görümde görmüştüm. Bu çok da büyük bir sorun değildi. Bundan daha büyük bir sorun ona yardım eden kişiydi. Bunu kabullenmek istemiyordum. Böyle bir şeyin olmasını geçtim ön görüsünü görmüş olmak bile kalbime keskin iğnelerin batırılmasıyla eş değerdi. Ön görüme göre Çakır Damla'nın kaçmasına izin vermişti. Şuan ise ortada yoktu. Çakır nasıl olur da böyle bir şey yapar. Mümkün değil. Çakır'ın böyle bir şey yaptığına inanmam mümkün değildi ama ön görülerim de bu zamana kadar beni hiç yanıltmamıştı. Resmen aklım ve kalbim arasında seçim yapmak zorunda kalmıştım. Kalbim Çakır'ın bu zamana kadar benim için yaptıklarını hatırlatıyor ve ona güvenmem gerektiğini söylüyor. Aklım ise ön görülerimin bu zamana kadar asla yanılmadığını, gördüğüm her şeyin teker teker yaşandığını söylüyor. Hangisine inanacağıma karar vermek çok zordu. Hatta imkansızdı. Çakır'a güveniyordum. En azından güvenmeyi çok istiyordum fakat yine de temkinli davranma kararı aldım. Geldiğinde ağzını arayacak ve onun hal ve hareketlerine göre tavır alacaktım. Her ne kadar bu zamana kadar hep duygularını mantığının önüne koyan biri de olsam da böyle bir durumda mantığımın, aklımın söylediklerini yabana atmak intihar etmekten farksız olurdu. Bu yüzden ona karşı daha dikkatli olmam şart olmuştu. Telefonu elime alıp Çakır'ı aradım ve nerede olduğunu sordum. Sesimi hiç bozuntuya vermeden ben eve geldim sen de bir an önce gelsen iyi olur dedim ve onun ne söyleyeceğini dinlemeden telefonu kapatıp holdeki yemek masasının sandalyelerinden birini altıma çekip oturdum. Gergin bir bekleyiş içindeydim. Sanki saniyeler dakika olmuş dakikalar saat olmuştu. 12 saattir Çakır'ı bekliyor gibiydim ve o hala gelmemişti. Keşke kaç dakikaya geleceğini sorsaydım. Ya da telefonu kapatmadan önce ne söyleyeceğini dinleseydim. Sabırsızlıktan tırnaklarımı yiyordum ve bu durum hiç hoşuma gitmiyordu. Bir süre daha bekledikten sonra kapı çaldı. İçimden kalkıp kapıyı açmak gelmiyordu. Sanki Çakır'dan tiksinmiş gibiydim. 2 kere daha çaldı kapıyı. Yine kalkmadım. Kalkmaya niyetim de yoktu. Sonra kapı zili kesildi. Bir süre süren sessizlikten sonra kapının deliğine giren ve kapının dilini çeviren anahtarın sesini duydum. Açmayacağımı anlamış olacaktı ki kendi anahtarıyla eve girmeye karar verdi. Elinde 2 tane poşetle içeri giren Çakır biraz sitemkar bir ses tonuyla o kadar çaldım kapıyı neden açmadın diye sordu. Göz göre göre yalan söyleyecektim hiç hoşuma gitmiyordu ama şu durumda umurumda da değildi. Duymamışım dedim. İyi madem dedi Çakır. Bak bize neler aldım diyecekti ki cümlesini bitirmesine izin vermeden bana hiç yakışmayacak kabalıkta sözünü kestim ve bırak şimdi bize bir şey almayı geç de şu odaya bir bak Çakır dedim. Çakır benden beklemediği bu ses tonu ve tavırlar karşısında biraz afallamış gibi oldu. Sakince Damla'yı kilitlediğimiz odanın önüne geldi ve kapıyı açıp içeri girdi. Pür dikkat kesilmiş vereceği tepkiyi yakalamaya çalışıyordum. Gerçekçi bir tepki mi verecek yoksa Damla'yı bıraktığını çaktıracak mı merak ediyordum. Böyle konuşuyorum ama Damla'yı gerçekten bırakıp bırakmadığını da bilmiyorum. Bu arada Çakır odaya girdiğinden beri hareketsiz ve sessiz bir şekilde duruyordu. Ağzını bıçak açmıyordu. Ben yanına gittikten sonra yine kafasını hareket ettirmeden:
"Bu nasıl olabilir? Yarım saat önce ben dışarı çıkarken elleri ve ayakları sıkıca bağlı. Ağzı bantlı bir şekilde buradaydı. Kurtulması mümkün değildi. Bir kaşif bile bu iplerden kurtulamaz. Nasıl olur da Damla buradan kaçabilir. Bu bir şaka olmalı. Onu başka bir odaya sakladın değil mi? Beni test ediyorsun."
Çakır bir hışımla odadan çıktı ve önce mutfağa baktı. Orada Damla'yı bulamayınca oturma odasına baktı. Çıldırmış gibi koltukların arkalarını kontrol etti. Orada da bulamayınca gidip banyoya baktı. Banyo kapısının arkasına baktı. En son geçici süreyle bana verdiği kendi yatak odasını kontrol etti. Adeta serseri mayın gibi dolaştı tüm evi ve en son Damla'yı tuttuğumuz odanın önüne gelip yere oturdu ve başını iki elinin arasına alıp tek kelime etmeden öylece durdu. Tüm evi gezdiği kısa süre boyunca tek kelime etmeden aynı hızda onu takip ettim. Hareketlerinde hiçbir yapmacıklık yoktu. Gerçekten en az benim kadar hayal kırıklığına uğramış en az benim kadar şaşkın durumda duruyordu. Ondan şüphelenmemin yersiz olduğunun düşünmeye başladım çünkü şuan ki hali hiç de rol yapıyormuş gibi değil.Yavaşça eğildim ve elimi omzuna koydum.
"Kalk Çakır. Şimdi hayıflanmanın ya da vahlanmanın sırası değil. Nasıl kaçtığına kafa yorup kendimizi suçlamanın da zamanı değil. Düşünmeliyiz. Şimdi neler yapacağız? Daha önemlisi Damla ne yapacak? Bize nereden saldıracak? Sıradaki hamlesi ne olacak? Bunları düşünmeli ve her şeye hazırlıklı olmalıyız. Çünkü Damla her geçen saniye bize karşı daha fazla nefretle doluyor ve daha fazla kinleniyor. Şu şarkı sözlerini bir an önce tamamlamalı ve Damla'dan korumalıyız. Madem onu elimizde tutamadık en azından sözleri tamamlamalı ve onları elimizde tutmalıyız. Damla'nın eline geçerse neler olacağını ikimiz de biliyoruz. O yüzden şuanda vahlanmanın kesinlikle sırası değil. İşte bu yüzden şuan ayağa kalk Çakır bunu tekrarlamayacağım."
Söylediklerimden etkilenmiş olsa gerek ki Çakır yerden yavaşça doğruldu ve gözleri dolmuş bir şekilde yüzüme baktı ve benden özür diledi.
"Özür dilerim İmral. Eğer evde olsaydım kaçmasına engel olabilirdim ben sadece seni bir nebze de olsa mutlu edebilmek için bu lanet dondurmayı ve kağıt helvayı almıştım. Kağıt helva ve dondurmayı ne kadar çok sevdiğini bildiğim için sana sürpriz yapmak istemiştim ama çuvalladım. Damla'nın kaçmasına uygun anı yarattım. Ben bir aptalım. Affet beni İmral. Yalvarırım sana affet beni. Seni koruyacağım. Seni ve şarkı sözlerini Damla'dan uzakta tutabilmek için elimden gelen her şeyi yapacağıma emin ol. Damla'yı elleri ve ayakları bağlı bir şekilde şu 5 metrekare odanı içinde tutmayı beceremedim ama güven bana bunu becereceğim ve seni ve şarkı sözlerini koruyacağım. Ne olur affet beni."
Söyledikleri beni ona hem inandırmış hem de üzmüştü. Damla'nın kaçmasının siniri gitmiş yerine Çakır'ın kendini beceriksiz hissetmesinin verdiği üzücü duygu gelmişti. Sanırım her şeyin bir ilki vardır sözü bir kez daha kendini kanıtladı. Çakır'ın bana ihanet edip Damla'yı serbest bıraktığını düşünmüyorum. Ön görülerim her zaman doğru çıkacak diye bir kaide yok. Bu sefer çuvallamışlardı. Bu sefer bana doğruyu gösterememişlerdi ve ben sanırım bu ndan hiç de rahatsız değildim.