45

2013 Kelimeler
Savaşı başlatan en başta Damla’ydı fakat devamı getiren Çakır’dı. Benim bu dünyada birisine düşman olacağım hayatta aklımın ucundan geçmezdi. Benim karakterime, mezhebime uygun bir şey değildi bu. Fakat bunu ben istemedim, beni bu savaşı sürdürmem için zorladılar. Savaşın sonunda kaybeden ya da ölen kişinin ben olduğunu öğrenmek hiç istemezdim. İşte tam da bu haberi almamak için var gücümle çalışacağım ve savaşacağım, elimden ne gelirse onu yapacağım. Hem Çakır ile hem de Damla ile yüzleşmenin vakti gelip çatmıştı. Damla’dan önce Çakır’a bu yaptıklarının hesabını sormalıydım. Nasıl böyle bir şey yapabilirdi, beni kandırıp Damla ile iş birliği içinde olabilirdi? Bunu tek tek zorlayarak anlatmasını isteyeceğim, hayır istemeyeceğim emredeceğim. Tam da bunu hak ediyordu! Bir de ona yaşananları anlatması için rica mı edecektim? Şaka gibi!, hatta bunu yapmak bir kâbus olurdu benim için. Çakır’a kendimi bir zavallı ve kendisine muhtaçmış gibi göstermenin hiçbir anlamı yoktu. Beni kendisine muhtaç sanacak, yılmış ve güçmüş zannedecekti sonra bir de bunları gidip Damla’ya anlatacaktı. Durduk yere Damla’yı sevindirip bir yerlerini kaldıracaktım. Damla’nın yaptığı tam bir hainlikti şöyle bir düşününce. Madem Damla oyunu kurallarına göre oynamıyordu, bende bu oyunu bozacaktım. Bu oyunu bozmanın en önemli olayı şeytan gibi olmaktı. Şeytanın aklına gelmeyecek şeyleri düşünüp Çakır’a farklı, Damla’ya farklı davranmaktı. Bu tür hareketler yapmak benim karakterimi göz önünde bulundurduğumuzda çok ters düşüyordu fakat bunu yapmaktan başka çarem kalmamıştı. Ne yapsaydım? Beni çiğ çiğ yemelerine müsaade edip, Damla’ya müzik notalarını ve sözlerini verseydim de istediği her şeyi yapsa mıydı bu evrende? Onları bıraksaydım da Çakır ile birlikte mutlu mesut bir hayat mı sürdürselerdi? Yoktu öyle bir yağma! Buna asla izin veremezdim. Bu hikâyede yanan ben olmamalıydım.       Bu konuşma ile halledilecek bir şeye benzemiyordu. Nasıl damla beni kaçırdı kuytu bir ormanın içine, bana çeşitli işkenceler yaptı ben de aynısını onlara yapmalıyım. İçimdeki kötülükler perisini durdurmamın imkânı yoktu. Ancak bir anda aklıma daha önce hiç düşünmediği şeyler geldi. Beni Damla kaçırmıştı sonrasında çeşitli işkenceler ile beni yıpratmıştı. Çıkan yangından tam kaçacak iken bayılmıştım. Çakır ise beni bulup kurtarmıştı. Sadece beni değil Damla’yı da kurtarmıştı. Beni ve buradaki evi nasıl bulduğunu ona sorduğumda bana net bir cevap vermemişti. Hep kaçamak cevaplar ile konuyu değiştirmişti. Olayı duygusallığa bağlayarak bu sorunun cevabını bana vermekten kaçınmıştı. Şimdi anlaşılıyor ki o zaman da Damla ile iş birliği içindeydi. Damla beni Çakır’ın sayesinde kaçırmıştı ve o lanet eve hapsetmişti. Bunu yapmalarının tek bir amacı vardı. Şarkı sözlerini almak bir bahaneydi. Çakır’ın iyice bana güven vermesi, beni iyice kendisine bağlamasını amaçlamışlardı. Peki, bu amaçları başarılı olmuş muydu? Başarılı olacaklardı fakat Damla’nın kaçması bu yaptıkları planı tamamı ile yıkmıştı. Kendisini buraya kaçırtmıştı, Çakır da kendisini bana bağlatmıştı ve gözüm kapalı ona güvenecek hale gelmiştim. Peki, neden böyle bir iş yaptılar da Damla kaçtı hem de bunun arkasından yazdığı mektup ile Çakır’ın ikili oynadığını ifşa etti? Acaba ben yokken bir kavga edip fikir ayrılığına mı düştüler? Yoksa bu olay da yaptıkları planın bir parçası mıydı? İşte bunu tam anlamı ile anlamak çok ama çok zor olacaktı. Olanları mekik mekik zihnime işlemem lazımdı. Tabii ki de sonrasında olma ihtimali olan şeyleri de zihnimde sıralamam lazımdı.        Aşağı inip Çakır ile konuşmam lazımdı, fakat bu çalışmanın stili nasıl olacaktı bu merak konusuydu. Acaba Damla’dan gelen mektubun içeriğini kendisi biliyor muydu? Biliyorsa eğer burada hâlâ benimle kalması saçma olurdu. Saçma olması bir yana bunu yapmak da büyük bir cesaret isterdi. Benim özünde sessiz sakin bir insan olduğumu kendisi çok iyi biliyordu fakat sinirlendiğimde gözümün hiçbir şey görmediğini, herkesi bir anda silip atacak kapasiteye sahip olduğumun farkındaydı. Buna rağmen hâlâ aşağıda durması kendisi için bir intihardan farksızdı. Anlaşılan mektupta Damla’nın ne yazdığını kendisi de bilmiyordu. Az önce bu da mı bir oyun acaba diye düşünmüştüm fakat bu oyunu hiçbir mantığı yoktu. Kesinlikle aralarında bir sürtüşme bir ayrılık olduğu belliydi. Bunu bir fırsat bilip ikisini de parmağımda oynatmalıydım. Bunu yapabilecek kapasiteye sahiptim. Daha önce hiç yapmamıştım ancak her şeyin bir ilki vardı öyle değil mi? Damla’ya Çakır ile kavga ettiğimi onu kovduğumu paşa paşa kullan dekmek için bir mektup yazmam gerekti. Çakır’a ise her zaman olduğum gibi davranmam yeterli olacaktır. Çakır’ı olanlardan haberdar etmemek için elimden gelen her şeyi yapmam gerekti. Bu çok zor bir şey değildi, sadece Damla ile irtibatta bulunmasını engellemem ve ona her zamanki İmrâl gibi davranmam gerekti bu da zor bir şey değildi.      Ertesi gün kalktığımda hava günlük güneşti. Sanki gelecek güzel günlerden haberini veriyordu bu hava bana. Ben hayatımda hep olumlu düşünen bir insandım. Benim kanımda vardı olumlu düşünmek ve pozitiflik saçmak. İnsanlar bu halimden dolayı bana polyanna diyebilirdi fakat ben bu sözlere aldırmıyordum. Çünkü cidden kötü düşündüğüm zamanlar işlerim yolunda gitmiyor, her zaman önüme bir engel çıkıyordu. O yüzden benim dinim olumlu düşünmek olmalıydı. Bunu hayat mottom olarak belirlemiştim. Bunu hayata geçirmek de çok zor değildi. Zihni temizlemek ve zihni olumlu düşünceler ile doldurmak. Havanın güzel olması bile benim gelecek hakkında olumlu düşünceler sergilememe engel değildi. Fakat şunun farkında olmak önemliydi, olumlu düşünmek olumlu şeylerin olması için yeterli bir durum değildi. Düşündüğün olumlu şeylere gönülden inanmak, olacağını içten bilmek en önemli etkendi. Ben de gönülden bir şekilde beni güzel günlerin geleceğini ve beni beklediğini bilmekteydim. Umarım yakın zamanda Damla’dan olmak üzere Çakır’dan da kurtulurdum. Benim kaybedecek hiçbir şeyim yoktu ve artık savaş başlamıştı.    Sıcak yatağımdan çıktıktan sonra banyoya doğru yöneldim ve aynanın karşısına geçtim. Saçlarıma bakmıştım, dün yıkadığım için yağlı değildi fakat güzel kokmuyordu. Saçımı marketten aldığım köpük ile köpükledim ve dolgun gözükmesi ile güzel kokmasını sağladım. Bu güzel hareketim ile Çakır’ı biraz etkilemek ve onu yanıma çekmek asıl amacımdı. Onu yanıma çekersem eğer onun bir şerefsiz olduğunu fark ettiğimi anlamazdı. Hatta ona her zamankinden fazla bir şekilde bağlı olduğumu gösterirsem bu benim gelecek güzel günleri yakalamam için güzel bir fırsat olabilirdi. Çakır ne kadar elimin avcumun içinde olursa o kadar onu oyunu getirmem kolay olurdu.   Artık güvenebileceeğim kimse kalmamıştı. Tamamen tek başımaydım. Hayatta en çok güvendiğim insan hayatta en çok nefret ettiğim insanın tarafına geçmişti. Bu son derece korkunç ve son derece ıstırap veren bir durumdu. Fakat bir yandan da avantajları olabilirdi. Çakır'ın Damla'yı saldığını bildiğimi bilmemesi benim için avantajlı bir durum haline gelebilirdi. Çakır'ı kullanarak Damla'ya ulaşabilirdim. Hatta daha da ileri gidip Çakır'ı kullanarak Damla'nın atacağı adımların önüne geçip hamlelerini öğrenebilirdim. Tek yapmam gereken Çakır'ın yediği haltı öğrendiğimi bilmemesi, fark etmemesini sağlamaktı. Bu yüzden Çakır'a hiçbir şey olmamış gibi davranmam şarttı. Bu durum midemi bulandırsa da, yakasına yapışıp bunu neden yaptığını sormayı istesem de yapmamalıydım. Madem ki artık Çakır ile farklı taraflardayız yapmam gereken şey belliydi. Onu kullanmak. Ayrıca artık Çakır için endişelenmeme de gerek yoktu. Madem ki bana ihanet edip karşı tarafa geçti başına geleceklere de katlanmak zorundaydı. Düşünce denizinden çıkıp Çakır'ın yanına gittim. Mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Yardım edilecek bir şeyin olup olmadığını sordum. Teşekkür ederek birazdan omletlerin hazır olacağını benim sadece içeri geçip oturmam gerektiğini söyledi. Hiç bir şey olmamış gibi gülümsedim ve dediğini aynen yaptım. İçeri geçip oturdum. Kafamda dolaşan tilkileri susturdum. Bir kaç dakika sonra Çakır geldi. Beraber güzel bir kahvaltı yaptık. Can düşmanımın sağ kolluğunu yapan adamla kahvaltı yapıyor, aynı evde kalıyordum. Daha önceleri böyle bir şeyin başıma geleceğini söyleseler sanırım bu duruma katıla katıla gülerdim ama İmral olmanın en önemli özelliği de buydu. O kadar da olmaz dediğim her şey benim başıma gelirdi. Sanırım kaderim böyle çizilmişti ya da yazılmıştı. Her neyse işte. Kahvaltıyı yaptıktan sonra dışarı çıktım. Çıkma sebebim ise en yakın teknoloji mağazasına gitmekti. Evin çeşitli yerlerine gizli kameralar yerleştirmeye karar vermiştim. Bu kameraları Çakır'ın evde olmadığı bir zaman diliminde evin belli yerlerine güzelce gizleyecek ve kayıtları doğrudan telefonuma aktaracaktım. Böylece Çakır'ın Damla ile eğer görüşüyorsa neler görüştüğünü öğrenmem mümkün olacak ve yaptıkları hamle ile beni şaşırtamayacaklardı. Onları şaşırtan ben olacaktım böylelikle. Normalde böyle sinsi bir insan değildim. Eskiden olsa böyle bir şey yapmak aklımın ucundan bile geçmezdi ama en yakınların tarafından sürekli ihanete uğramak ve bunun olağan hale gelmiş olması beni böyle şüpheci ve böyle kontrol manyağı olmaya itmişti. Bu yüzden kendime hiçbir şekilde kızmıyorum. Mağazaya girdim alacağımı aldım ve çok fazla oyalanmadan çıktım. Yarım saat süren yoldan sonra da eve ulaşmıştım. Çakır'a aldığım şeyi göstermeden doğruca odaya gittim. Şimdi bana tek gereken Çakır'ın evde olmadığı yaklaşık 20 dakikalık bir zamandı. O yüzden kameraları hızlıca kurabilmek için kuruluma hazır bir şekilde yatağın altına sakladım. Odada biraz fazla kaldığım için dikkat çekmek istemedim. Bu yüzden odadan çıkıp içeriye Çakır'ın yanına gidip oturdum. Nereye gittiğimi sormasını bekliyordum kibir dakika geçmeden o soru geldi.    "Neredeydin? Epey uzun süre gelmeyince meraklanmaya başlamıştım." "Hiç. Gezdim, dolaştım biraz. Son zamanlarda olanlar çok yordu ve gerdi beni. Bu yüzden biraz sahili turladım deniz havası aldım." "İyi yapmışsın. Ama keşke bana da söyleseydin beraber giderdik. Beraber alırdık deniz havası." "Gelmeni isteseydim söylerdim zaten Çakır. Söylemediğime göre demek ki yalnız başıma kalmaya ihtiyacım vardı biraz. Bunu anlamak, idrak etmek çok da zor olmamalı diye düşünüyorum " "Haklısın, sanırım biraz darladım seni. Özür dilerim öyle bir amacım yoktu." Cevap vermedim. Bu tarz ufak zıtlıklara alışsa iyi ederdi. Madem karanlık tarafa geçmeye karar verdi Çakır. Sonuçlarına da katlanacaktı. Bir süre sessizlik hakim oldu oturduğumuz odaya. Ne ben ne de Çakır konuştu. Öyle bir sessizlik hakimdi ki evdeki beyaz eşyalar, dışarıdaki hayvanlar hatta doğa bile dahil olmuştu bu sessizliğe. Rüzgar bile esmiyordu dışarıda. Yapraklar kımıldamıyordu. Bu sessizlik artık beni rahatsız etmeye başlamıştı. Ama yine de hiç ses çıkarmıyordum. Konuşmuyordum. Sırf Çakır'la inatlaşabilmek için yapıyordum bu durumu. Bir kaç dakika daha süren bu korkunç sessizliğin ardından artık dayanamadım ve oturduğum yerden kalktım. Koltuğun hafifçe cırlaması ile de sessizlik bozulmuştu. Biraz daha bu şekilde dursaydım sanırım duyma yetimi sonsuza kadar kaybedecektim. Yerimden kalktıktan sonra televizyon dikkatimi çekti. Çok uzun süredir televizyon izlememiştim. Haftalar hatta aylar olmuş olabilirdi. O yüzden hemen altında duran kumandasını aldım ve televizyonu açtım. Kanallarda tahmin edilebildiği üzere hiçbir şey yoktu ilgi çeken. Kanallar arasında zaplarken bir anda haber kanallarından birinin son dakika manşetiyle sarsıldım.     ***"SON DAKİKA! İSTANBUL'DA 7.4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM MEYDANA GELDİ."***   Manşeti okuduğum an beynimden vurulmuşa döndüm. Adeta şok oldum. Hemen kanalın sesini açtım muhabir heyecanlı bir ses tonuyla:   *"Bugün öğleden sonra 17:27 sularında meydana geldi deprem. Okul ve iş çıkış saati olduğu için bir çok insan depreme dışarıda yakalandı. Evler çoğunlukla boştu fakat yüzlerce yıkılan veya hasar gören bina var. Şuan da can kaybı veya yaralı bilgisi elimize ulaşmış değil. 1 dakikaya yakın süren depremin artçı sarsıntıları hala devam etmekte. Depremden sonra Marmara Denizi'nin yer yer sahilden yaklaşık 2 kilometre içerilere girdiği orta büyüklükte bir tsunaminin olduğu da gelen bilgiler arasında. Yetkililer insanları binalara girmemeleri konusunda uyarıyor. İmkanı olanlar kendi imkanları dahilinde şehri terk ediyor. Devlet yetkilileri ise şehrin güvenli illere tahliye edileceği bilgisini vatandaşlara ilettiği şuanda bize gelen bilgi. Yeni bilgiler geldikçe aktarmaya devam edeceğiz."*    Muhabir bilgileri aktardıktan sonra beynime dank etti adeta. Bu deprem küçümsenecek bir olay değildi. Şarkının bir türlü bitmemiş olmasının tetiklediği bir felaket olabilirdi bu. Eğer öyleyse durum düşündüğümden daha ciddi olabilirdi. Şarkıyı bitirmek ve sahnelemek bu dünya için bir an önce yapılması gereken bir elzem haline gelmişti. Eğer ki bir an önce bu şarkıyı bitirip sahneleyemezsem bu felaketlerin sayısı önce Türkiye'de artmaya başlayacak. Ardından yavaş yavaş komşu ülkelere sıçramaya başlayacak. Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve ardından Avrupa, Asya ve sonunda tüm dünyaya yayılacak bu felaketler. Bunun olmasına izin veremem. Bunun olması tüm bu dünyadaki insanların ölmesi anlamına geliyordu. Belki ben geçitten geçerek kurtulabilirdim. Benim gibi olan diğerleri de kurtulabilirdi ama hayatını kaybedecek milyarlarca masum vardı. Bunca hayatın yitip gitmesine izin veremezdim. Bu yüzden artık odağımı Damla'nın şeytanlıkları ve Çakır'ın ihanetinden ziyade şarkıya vermem gerekiyordu ama nasıl olacaktı ki bu? Bir türlü şarkıya odaklanamıyordum. Kendimi zorluyordum ama bir türlü sözleri yazamıyorum. Aklım bir yandan da İstanbul'daki o büyük depremdeydi. Eğer ölen insanlar olursa dolaylı yoldan benim de suçumdu bu. Kendimi asla affedemeyeceğim sanırım. Bunların olacağı, felaketlerin başlayacağı çok belliydi. Damla'nın intikam peşinde koşmasından şikayet ederken ben de onun gibi intikam peşinde koşar oldum ve asıl yapmam görevi unuttum. Benim intikam peşinde koşmaktan ya da bana ihanet edenleri cezalandırmaktan çok daha önemli bir görevim vardı. O da şarkının sözlerini tamamlamak ve şarkıyı sahneleyerek bu dünyanın masum insanların felaketlerden ve nihayetinde yok oluştan korumak. En büyük motivasyonum bu olmalıydı. Başka şeylerle ilgilenmemem, meşgul olmamam gerekiyor. Sanırım bu deprem aklımı başıma almama, gözlerimin önündeki perdenin kalkmasına sebep oldu. Perde kalktıktan sonra gördüğüm ilk şey de şarkı olmuştu. Bir an önce şarkıyı tamamlamalıyım. Bir an önce.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE