Yavaş yavaş doğruldum ve Çakır'ın arabasına doğru yöneldim. Çakır da hala baygın olduğu için Damla'yı kucağına aldı ve arabaya taşıdı. Damla tehlikeli bir insandı. Ayıldığında ne yapacağını bilemezdik. O yüzden Çakır'ın fikri ile Damla'nın ellerini bağlamaya karar verdik. Çakır, Damla'yı arabaya yerleştirirken ben de arabanın bagajından ipleri alıp geldim. Damla'yı sıkıca bağladık ve arabanın arka koltuğuna doğru yatırdık. Ben de ön koltuğa Çakır'ın yanına oturdum. Hala tedirginim. Acaba Damla'nın ayaklarını da mı başlamalıydık diye düşünmüyor değilim ama Damla her ne kadar korkutucu bir insan olsa da Çakır'ın yanımda oluşu korkumu bir nebze bastırmama sebep oluyordu. Çakır direksiyona geçti ve arabayı çalıştırdı. Bu korkutucu yerden uzaklaşırken içime ferahlık geliyordu. Şu dünyada görmek istemediğim bir yer varsa orası tam olarak bu yerdi. Tam olarak bu ev. O tek pencereli odaydı. Sanırım hayatımın geri kalanında kâbuslarımın geçeceği mekân olmuştu burası. Burasının aklımdan çıkması pek mümkün olmayacaktı. Arabanın içi ürkütücü bir sessizliğe bürünmüştü. Arada bir dikiz aynasına göz atıyor ve Damla'nın hala baygın olup olmadığına bakıyordum. Bir anda uyanıp her şeyi yapabilirdi. Baygın gibi görünüyordu hala ama uyanık olduğu halde baygın numarası yapıyor da olabilirdi. Damla bu. Her şey beklenir ondan. Bu kız beni paranoyak yaptı. Umarım hayatımın geri kalanında da böyle paranoyak olmam. Araba kullanırken ya da araba içinde bulunduğum sürece hep bir şarkı, türkü ya da bu tür bir şey olmasını isterdim. Bunların hiçbiri olmasa bile boş muhabbetler yapan radyo programının olmasını yeğlerdim. Buğun farklı bir şey vardı. Ne Çakır şarkı açmayı teklif etti ne de ben rica ettim. Arabanın yolda metre metre ilerlerken çıkardığı ses ile Çakır’ın burnundan nefes alıp verme sesi bana bir huzur veriyordu. Bunun sebebi belli değil miydi? Günlerdir hiçbir insan görmemiştim. (Damla’yı insan yerine koymuyorum.) Aynada kendimi görüyordum fakat konuşmak hiç içimden gelmiyordu. Konuşsam bile ağzımdan bir iki cümle ya çıkıyor ya çıkmıyordu. Saatlerce bir ses duymak için varımı yoğuma katıyordum. Koridordan gelen bir tıkırtı sesi bile beni bir nebze de olsa rahatlatmaya yetiyordu. Damla’nın gelişini saniyeler öncesinden fark ediyordum ve ona göre bir hal durumu alıyordum. Onun geldiğini anlayınca kendime çeki düzen verip daha güçlü ve daha dingin bir role bürünüyordum. Bezmiş, korkmuş bir insanı ikna etmek bunun ile birlikte ona hüküm etmek çok daha kolay değil midir? İşte tam da bu yüzden en küçük sesi bile takip ediyordum. Bir ses duyamadığımda hissettiğim yalnızlığı düşünmelisiniz. Tahta yer altından geçen farenin hızlı tıkırtı sesi bile ürpertmiyordu beni tam tersi içimi bir huzur kaplıyordu evrende benden başka bir canlının da yaşadığını duyduğum için. Tüm bu anlattıklarım normal yaşantı sahibi insanlara belki anlamsız gelebilir ancak bu kötü olaylar benim için kötü de olsa bir deneyim oldu. Bu yüzden olabilir arabada giderken bir ses olmasını değil sessizliği tercih ettim. Sessizliğe bünyem alıştığı için bir ses duymak garip geliyordu. Tüm bu düşüncelerimi sonlandırıp yola odaklanmak istedim. Ormanın yeşilliği, doğanın güzelliği. Kim bilir bu güzelliğin içinde nice canlılar yaşıyordur ve nice hayatlar vardır. Sanki dünya sadece bizim etrafımızda dönüyor gibi hisseder bazen insan. Fakat öyle değil. Dünyada var olan her varlığın (bu varlık canlı da olsun cansız da olsun fark etmez) bir amacı vardır. Bu amaç doğrultusunda gününü geçirirler. Bir bebeksen büyümek, eğlenceli vakit geçirmek yaşam amacıdır. Lisede okuyan genç isen derslere çalışıp arkadaşlarla vakit geçirmek kendini geliştirmek yaşam amacıdır. Bir araba isen, gün içinde sahibi olduğun kişiyi bir yerden bir yere götürürsün budur amacın. Bir ağaç isen fotosentez yapıp dünyaya oksijen üretirsin. Herkesin ve her şeyin bir amacı vardır. Yolu izleyerek tüm bu düşünceleri zihnimden geçirdim ve gözlerim yavaş yavaş kapandı. Yol sesi ve temiz hava eşliğinde uyku, gerçekten iyi gelecekti. Arabada yaptığım küçük şekerleme sonrasında Çakır'ın evine geldik. Şehrin biraz dışında kalan Çakır’ın evi iki katlıydı. Zemin katın sol tarafında araba garajı vardı. Bu garajı tıpkı yabancılar gibi çok amaçlı kullanıyordu o da. Çeşitli kullanılmayan eşyalar oradaydı. Birtakım tamirat aletleri de orada mevcuttu. Çakır arabayı garaja park ettikten sonra Damla'yı aldı ve önümden evin kapısına doğru yürümeye başladı. Ben de hemen arkasından onu takip ediyordum. Bir yandan da Damla'yı kontrol ediyordum sürekli. Ayılma ihtimaline karşı bir gözüm sürekli ondaydı. Damla öyle bir kızdı ki elleri bağlı olmasına rağmen elleri hayatta en çok korktuğum eldi. Neyse ki korktuğum olmadı. Çakır’ın varlığının verdiği güven içinde eve girdik. Damla'yı içi sadece yerde yatağı olan renksiz ve zevksiz bir odaya kapattık ellerini ise sıkıca tekrar bağladıktan sonra ayaklarını da bağladık ve kapıyı da üzerine kilitledik. Çakır ile birbirimize baktık, onun kaçabilme ihtimalinin olmadığının fikrine sahip olunca beraber odadan çıktık. Günlerdir doğru düzgün bir şey yememiştim, arabada yolda gelirken birkaç defa karnım guruldamıştı. Günlük yaşantımda yanımda birisi varken karnım guruldadığında kendimi tutamayıp gülerdim. Fakat kendimde karın gurultusuna gülecek morali bulamıyordum. Uzun süredir duş da almamıştım. Kötü kokuyor ve yağlı saçlarımla kötü göründüğümü hissediyordum. Çakır da bunu fark etmişçesine “Duş almak istersen banyo şu tarafta, duşa kabinin içinde 3 farklı şampuan var hangisini istersen çekinmeden kullanabilirsin. Temiz havlular var yatağımın altında onları çıkarıp vereyim bir kendine gel. Sana uyar mı bilmiyorum ama bir eşofman ve tişört de verebilirim.” bu teklifleri kesinlikle geri çevirecek durumda değildim. Hemen kabul ettim ve kendimi sıcak suyun altına attım. Üstümden çıkan kirli iç çamaşır ve kıyafetleri banyoda bulduğum poşete koydum ve eve gidince bunları yakmaya küllerini ise toprağın altına gömmeye karar verdim. Suyun ısınması fazla uzun sürmemişti. Sıcak su tenimle buluştuğunda tüylerimin diken diken olduğunu gördüm. Vücudum günlerdir sanki bu anı bekliyormuş. Bir oh çektikten sonra, Allah'ım işte yaşamak diye buna derim dedim kendi kendime. Tekrar yaşadığımı benim de bir insan olduğumu hissettim. Ölmeyi o kadar kabullenmiştim ki şu 10 dakikalık duş bana yeniden doğmuş gibi hissettirmişti. Nane aromalı şampuan ile iki kere başımı ve tüm vücudumu temizledim. Lif ile vücudumdan akan şampuanları tenime işledim. Nane aromasının hücrelerime kadar işlemesini istiyordum. Daha sonra duşun başlığı ile vücudumu iyice duruladım ve suyu durdurdum. Temizlenmiş olmanın verdiği mutlulukla saçlarıma havlu sardım ve ardından Çakır'ın verdiği kıyafetleri giyip banyodan çıktım. Dakikalardır sıcak su ile seviştiğim için banyonun içi buhar altı olmuştu. Bunu banyo yaparken ya da duşa kabinden çıktıktan sonra değil de banyodan çıktıktan sonra koridora yayılan buhardan anladım. Kapıyı açık bıraktım banyonun havalanması için. Çıktığımda Çakır mutfaktaydı. Bu sıcak ve güzel duştan sonra en çok ihtiyacım olan şeyi yapıyordu. Yemek. Mutfaktan mis gibi krep kokusu yayılıyordu evin içine. Bu kokuyu tekrar alabileceğimi hiç düşünmezdim. Krep kokusu hep bana maziyi hatırlatır. Annemin Pazar günleri bize yaptığı kahvaltı çeşitlerinden sadece birisiydi. Krepi özellikle vişne ve çilek reçeline batırıp yemek benim değişmez hareketlerimden birisiydi. Babam da reçele batırıp yemeyi çok severdi fakat onun daah çok sevdiği bir şey vardı. Sıcak krepi ikiye katlardı ve arasına bir bıçak aracılığı ile çikolata sürerdi. Normal zamanda krepi kendim yapıp arasına çikolatayı ben sürsem ve lokmaları ağzıma götürsem çikolatalı krep tadı alırdım fakat krepi anne elinden arasındaki çikolatayı ise babamın yardımı ile babamın elinden yediğimde bu yediğim şey krep olmaktan çıkıyor, dünyanın en güzel yiyeceği haline dönüşüyordu. Bundan dolayı krep için sabırsızlanıyordum. O yüzden hızlı bir şekilde mutfağa Çakır'ın yanına gittim. Gülümseyerek kıyafetler sana benden daha çok yakışmışlar dedi.
"Ya, ya ne demezsin içlerinde kayboldum."
"Maalesef en küçük bedenli kıyafetlerim bunlardı. İdare etmek zorundasın."
Şaka yapıyordum. Şu anda o kadar mutluyum ki kıyafet düşünecek halde değilim. Gözüm sürekli Çakır'ın pişirdiği kreplere gidiyordu. Açlıktan midem kazınıyordu. Daha fazla dayanabilecek gibi hissetmiyordum kendimi. O yüzden kreplerden 1 tane alıp yemeye başladım. Çakır yüzüme tatlı sert bir bakış attı ama yapacak bir şeyim yoktu. Biraz daha aç kalırsam midem sırtıma yapışacaktı. Hem altı üstü bir tane almıştım bir tanecikten ne olurdu ki sanki? Çakır dolaptan bal, reçel ve çikolatayı alıp sofraya götürmemi söyledi. Ben de söyleneni aynen yaptım. Daha sonra birer tane tabak birer tane çatal ve birer tane de bıçak götürdüm ve oturup beklemeye başladım. Hemen ardımdan Çakır da koca bir servis tabağı ve üstünde bir sürü kreple beraber geldi. Gözü dönmüş gibiydim. Yaşadığım tüm o kötü anları bir anda unuttum. Şu kreplere boğulup patlayana kadar yemek istiyordum. O kadar mutluydum ki Damla'nın hemen arka odada kilitli olduğu aklımdan uçmuş gitmişti.
Yemeği yedikten sonra üzerime bir uyku hali bindi resmen. Uzun süredir duş almamış ve yemek yememiştim. Şimdi bir anda ikisini de yapınca vücudum haliyle bir de güzel bir uyku istiyordu. Çakır da esnediğimi duyunca bana kendi odasını ve kendi yatağını göstererek;
"Yastığı, yorganı ve çarşafı sen duştayken değiştirdim. Sen git de birazcık uyu. Ben Damla'yı beklerim."
Ne kadar nazikti. Günlerce bana ulaşmak için uğraşıp durmuştu. Şimdi de bana yatağını veriyor ve kendisi uyanık kalıp nöbet tutacaktı. Keşke durumumuz şu anki gibi olmasaydı normal hayatlarımız olsaydı. Belki o zaman onunla çok mutlu bir ilişki yaşayabilir çok mutlu bir hayat sürebilirdik. Kim bilir belki gelecekte bunları hala yapabiliriz. Başımızdaki bu şeytani kardeşim Damla sıkıntısından kurtulabilirsek tabi. Ne güzel düşünceler geçiyordu aklımdan. Damla nereden geldi aklıma şimdi? Kimi kandırıyorum ki? Damla'dan o kadar çok korkuyorum ki asla çıkmıyor aklımdan. Umarım yarın sabah olduğunda uyandığında onunla konuşma fırsatım olur. Umarım onu o yangından kurtarmış olmam bir nebze de olsa onun aklını başına getirir de şarkının sözlerinin peşinde koşmaktan vazgeçer. Beni ve yaşayan diğer insanları ölüme mahkûm etmekten vazgeçer. Pek umudum yok ama yine de umarım vazgeçer. Artık düşüncelere ayıracak bile enerjim kalmamıştı. Beynim kendini dinlenme ve uyku moduna almıştı. Günler sonra ilk defa yavaş yavaş uykuya daldığımı hissediyorum.
Sabah olduğunda uyandığımda güneşin henüz yakıcı olmayan ışıkları yüzüme vurmaya başlamıştı. Başka zaman olsa sanırım sinirden deliye dönerdim. Erken uyanmak hiç sevdiğim bir şey değildi. Uyumak hayatta yemek yemekle birlikte en çok zevk aldığım şeylerin başında geliyordu. Çakır'ın büyük beden eşofmanlarının kolları ve paçaları sarkar şekilde banyoya doğru yürüdüm. Elimi yüzümü yıkadım ve aynada kendime baktım. Yüzümde son bir kaç günde yaşadığım zorlukların ve eziyetin izleri vardı. En basitinden gülümsememi kaybetmiştim. Eskisi gibi içten eskisi gibi samimi gülümseyemiyordum. Damla benden şarkının sözlerini almayı başaramadı ama benden gülümsememi almayı başarmış gibi duruyor. Her ne kadar elinden kurtulmuş olsam da bana dair bazı şeyler kurtulamamış sanırım. Aynada kendime bakıp düşüncelere dalmaya daha uzun süre devam edebilirdim. Kendi kendime konuşur giderdim. Saatlerce devam ederdim buna ama Çakır içeride mutfakta bir şeyler yapıyordu. Sesi buraya kadar geliyordu. Ayrıca tanımlayamadığım müthiş derecede lezzetli bir koku da geliyordu mutfaktan buraya. Çakır'ın tüm gece uyumadığı yetmezmiş gibi bir de bana ve tabii benim şeytani kız kardeşim Damla'ya yemek hazırlıyordu. Damla beni açlık ve susuzluk ile sınamıştı ama ben onu aynı şey ile sınamayacağım. Ona kapana kısılmış bir deney faresi gibi davranmayacağım. Çünkü bana yaptıklarını ona yaparsam eğer ondan bir farkım kalmaz. Bu yüzden yemek, su ve lavabo gibi insanı ihtiyaçlarını karşılamasına müsade edeceğim. Geri kalanını ise sonradan Çakır ile düşünürüz muhtemelen. Keşke şu şarkı sözlerinin peşinde koşmaktan vazgeçse de onu serbest bıraksak ve benden olabildiğince uzak olsa. Şuanda hayatta en çok istediğim şey benden olabilecek en uzak noktada olması. Onu hayatımdan çıkarabilmek için her şeyimi verirdim sanırım. Güya az önce her zamanki gibi daldığım düşünce aleminden çıkıp Çakır'ın yanına gidecektim ama Damla aklıma ve bedenime öylesine büyük bir etki bıraktı ki onun hakkında düşünmeye başladığımda başka hiçbir şeyi düşünemiyor ve başka hiçbir şey yapamıyordum ama artık gerçekten Damla'yı bir kenara bırakıp Çakır'ın yanına gitmem ve ona nezaketen de olsa yardım etmem gerekiyordu. Bu yüzden mutfağa doğru yöneldim. Çakır güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Tek yapılması gereken kahvaltılıkları masaya götürmekti. Cevabını bilmeme rağmen ona yardım edilmesi gereken bir şeylerin olup olmadığını sordum. O da yorulmuş olmalı ki tahminim aksine yardımımı kabul etmişti ve tezgaha koyduğu kahvaltılıkları masaya götürmemi ve üstteki raftan 2 tane tabak ve çatal, bıçak götürmemi de ilaveten söylemişti. Söylediklerini eksiksiz bir şekilde yapmak için özel bir çaba sarfetmeden yavaş yavaş her şeyi masaya koydum. En son Çakır elinde bir tepsi ve bizimkilerden ayrı kahvaltıkların olduğu kaselerle gelmişti. Tahmin ettiğim üzere Damla'ya verecekti bunları. Kapının kilidini dikkatli bir şekilde açtıktan sonra kapının hemen kenarındaki komodine bıraktı tepsiyi ve tekrar kapıyı kapatıp hızlı bir şekilde kilitledi. Ona Damla'nın ne yaptığını sorduğumda şimdi Damla'yı boşvermemi ve kahvaltımı yapmamı söyledi. Açıkçası ben de şuan Damla'yı düşünmek istemiyordum zaten. Önümdeki bu leziz kahvaltı tabaklarındaki her şeyi tatmak her şeyden yemek istiyordum. Bu yüzden Çakır'ın dediğini yaptım ve Damla'yı boşverdim.