Her ne kadar ertelesem de boş versem de eninde sonunda korkularımın en büyüğü ile yüzleşmek zorunda kalacağım. O yüzden kahvaltıyı olabildiğince yavaş ve uzun yapmaya çalışıyordum. Damla'nın yüzünü tekrar görmek, sesini tekrar duymak vücudumda ve ruhumda açtığı büyük tahribatın kabuk bağlayıp ortadan kaybolmasına engel oluyordu. Ne kadar ertelesem de her geçen saniye daha da yaklaşıyordum bu ana. Allah'ım bu resmen bir zulüm. Dayanılmaz bir zulüm hem de. Keşke bir dakika daha, bir saat daha, bir gün daha, bir ay, bir sene derken sonsuza kadar ertelemenin bir yolu olsa Damla'yı tekrardan görmenin. Şuana bundan daha fazla istediğim hiçbir şey yok kesinlikle. Ama o korkunç yüzleşmenin vakti gelmişti. Çakır başıyla Damla'nın kilitli olduğu odayı göstererek;
"Hadi artık kahvaltını bitirdiysen Damla ile konuşalım. Ne yapabiliriz bir bakalım."
"Biliyor musun Çakır? Şuan da bana yapabileceğin en büyük kötülüğü yapıyorsun. Beni Damla ile aynı odaya sokarak. Tam şuracıkta öldürsen bu kadar büyük bir kötülük olmazdı. Onun adını duymaya bile tahammülüm yok iken onun sesini duyacağım. Sesini duymayı geçtim onu canlı canlı göreceğim. Iyyy! Düşüncesi bile bütün tüylerimin ürpermesine, midemin bulanmasına sebep oluyor. Tüm hücrelerim tüm moleküllerimle ondan nefret ediyorum."
Çakır çaresiz ve biraz da sitemkar bir ses tonuyla:
"Ben de çok farklı değilim İmral. Ben de Damla'yı evimin bir odasında tutmaktan hiç hoşnut değilim. Ben de onun gibi kötü biri ile muhatap olmaktan hoşnut değilim. Ama bunu daha ne kadar erteleyebiliriz ki? Eninde sonunda onunla yüzleşmemiz gerekecek. Belki de adamlarından sağ kalanlar vardır. Belki de şuanda patronlarını arıyorlardır. Belki de bizi bulmuş bile olabilirler. O yüzden kaybedecek fazla zamanımız yok. Onunla ne kadar çabuk konuşursak kendimize o kadar çabuk bir yol haritası çizebiliriz.
Çakır'ın söyledikleri mantıklıydı ve doğruydu. Ama küçük bir kız çocuğu şımarıklığıyla kabullenmek istemiyordum. Fakat nafileydi öyle ya da böyle Damla ile yüz yüze gelmek zorundaydım. O yüzden daha fazla direnmek de boşunaydı. Çakır'a önden onun girmesini söyledim. Çakır da hafif sitemkar bir şekilde kafasını sallayarak odanın kapısına doğru yöneldi. Sanki bir gerilim filminde gibi hissediyordum kendimi. Filmlerde olur ya hani. Katil kapının arkasına saklanır ve kurbanın kapısını açmasını bekler. Kapıyı açtığı an kurbanı öldürür. Öyle hissediyordum. Damla'nın elinde şuan da bize zarar verebileceği bir şey yoktu. Zaten elleri ve ayakları bağlıydı ama bu Damla'ydı. Damla gibi saf kötü bir insan her türlü durumda kötülük yapabilme potansiyeline sahip biri bir şekilde bir şeyler yapardı. Hiç bir şey yapamasa saçma sapan konuşarak can sıkar, moral bozardı. Zaten kötü insanların en büyük silahlarından birisi de buydu: dilleri. Konuşarak karşısındakini manipüle ederlerdi. Karşısındakinin umutsuzluğa, mutsuzluğa, bu durumdan kurtulamayacağım hissine kapılmasını isterlerdi. İsterlerdi ki kurban olarak seçtikleri kişi gardını düşürsün. Ruhen zayıflasın. Bir insan ruhen zayıf duruma düşmüş ise fiziki gücünün ne kadar olduğunun hiç bir önemi yoktur. Ruhen güçsüz birinin bir mücadeleden galip ayrılma ihtimali yoktur. Damla da bana onu yapmaya çalıştı. Bana öylesine kötü davrandı ki beni ruhen çökertmeye çalıştı. Başarmak üzereydi de. Kendimi ruhen güçlü zannederdim ama değilmişim. O fırtına çıkmamış o yıldırım düşüp evi yakmamış olsaydı. Ben oradan kurtulamamış olsaydım eğer, tamamen Damla'ya teslim olmak üzereydim. Şükürler olsun ki o fırtına çıkmış. Şükürler olsun ki o yıldırım düşüp evi yakmış ve ben çıkan o yangın sayesinde kurtulabilmişim. Yoksa şuan bunları düşünecek kadar ruh sağlığına sahip olmam dahi mümkün olmazdı muhtemelen. Yine düşüncelere dalıp gitmiştim. Çakır kapıyı açmış bana bakıyordu. Peşimden gel der gibiydi. Ah Çakır ah. Keşke anlasan beni bu kızı görmek istemiyorum.Görmek istememenin de ötesinde var oluştan silinmesini istiyorum. Dünyada bıraktığı tüm izler silinsin istiyorum. Onun varlığının başta ben olmak üzere onu tanıyan tüm insanların hafızasından silinmesini istiyorum. Keşke elimde bir sihirli değnek ya da Alaaddin'in Sihirli Lambası gibi bir lamba olsaydı ve içinden çıkan cin dile benden ne dilersen deseydi. Kesinlikle ilk dileğim Damla'dan önce benim sonra da tüm insanlığın kurtulmasını isterdim. O zehirli bir yılandan daha zehirli bir yılandı. Çakır'ın gittikçe sertleşen bakışlarına daha fazla dayanamadım ve arkasından ben de bir adım attım odanın içine doğru. Kafamı kapıdan içeri doğru uzattım ve o karşımda duruyordu ama o eski yüz halinden eser yoktu. O şeytani bakışlı kız yoktu yüzünde. Acaba dedim insan olmaya mı karar verdi? Yoksa bu da bir çeşit oyun muydu? Bizi iyi olduğuna inandırıp yine kuyumuzu kazmaya mı çalışacaktı şarkı sözlerini almak için? Belki de kendi kafamda kuruyorumdur ama mesele Damla gibi biri olunca kafada kurmamak mümkün değildi kesinlikle. Bu kadar paranoyak hale gelmiş olmamın sorumlusu ben değildim. Tam tersine o'ydu. Kızılması, cezalandırılması gereken birisi varsa bu Damla'ydı. Çakır yanına doğru yaklaştı ve nasıl olduğunu bir şey isteyip istemediğini sordu. Konuşmaya çalışmıştı ki muhtemelen yangında çok fazla soluduğu karbon monoksitten dolayı daha ağzından tek kelime çıkmadan öksürmeye başladı. Bir süre öksürdükten sonra kesildi ve konuşmaya başladı.
"Sayenizde iyiyim. Beni hanginiz kurtardı?"
Çakır konuşmadan gözleri ile beni işaret etti. Farkettim bunu. Ben de küstah bir şekilde:
"Ben kurtardım. Çıkıp kurtulabileceğim o evden beni günlerce alı koyan beni ve bütün bu dünyayı işlemediğim işlemediğimiz bir günahtan dolayı cezalandırmaya çalıştığın kardeşin olarak ben kurtardım seni. Hem de canımı tehlikeye atarak."
Damla'nın yüzünde ufak da olsa bir mimik oynamıştı. Şaşırmış gibi duruyordu sanırım ona karşı bu kadar gür ve kendinden emin bir şekilde konuşmuş olmam beklemediği bir durumdu. Aslında bu durum benim de beklemediğim beni de şaşırtan bir durumdu.
"Eee.. Bir şey söylemeyecek misin?"
"Ne söylememi bekliyorsun boynuna mı sarılayım? Sarılırdım ama ellerim ve ayaklarım bağlı pek hareket edebilecek durumda değilim."
"Şu durumda espri yapabileceğini, komik olduğunu falan mı zannediyorsun? Sen hastalıklı bir insansın. Toplumun ve kendi sağlığın için herkesten soyutlanmalısın. Canlı olan hatta cansız olan her şey herkes için tehlike arz ediyorsun sen. Sen bir virüssün. Hastalıklı, kanserli bir dokusun. Kesilip atılman ve sonrasında dağlanman gerekiyor ancak bu şekilde huzura erebilir herkes."
Damla şaşırmıştı. Bu sefer cidden şaşırmıştı bunu gözlerinden okuyabiliyordum ama hiç bozuntuya vermemeye çalışarak:
"Bak, bak, bak küçük hanıma da bak sen. Durumlarımız tam tersine dönünce pek de bir uzamış dilin. Beyaz atlı prensinin gölgesindeyken öz güvenin tavan yapıyor gördüğüm kadarıyla."
Çakır tepkisiz bir şekilde dinliyordu Damla'nın söylediklerini. Bu tepkisizliğine kızmalı mıyım yoksa kızmamalı mıyım pek karar verememiştim. Tekrar Damla'ya dönerek:
"Neden yapıyorsun bunu? Hayatını kurtarmış olmamın dahi hiçbir önemi yok mu gözünde? Bir insanın iyiliğine karşılık iyilik yapmak yok mu senin lügatında? Birisi sana iyilik de yapsa kötülük de yapsa sen hep kötülükle mi karşılık verirsin onlara? Sen bu musun? Bu kadar aciz misin?"
"Evet ben buyum. Beni siz bu yaptınız. Şuan karşında gördüğün Damla'yı sen ve senin gibi olan bu halk bu hale getirdi. Bana ve anneme sıradan bir yaşamı çok gördünüz. Bize bir ucube gibi davrandınız halbuki hiç kimseyle derdimiz yoktu. Bu koca gezegende annem ve ben bir kköşede tek başımıza yaşayıp gidiyorduk. Buna izin vermediniz. Madem siz bizim bu hakkımızı elimizden aldınız ben de aynısını size yapacağım. Ben de sana ve senin gibilere bu hakkı tanımayacağım. Çünkü haketmiyorsunuz. Biz nasıl bize yapılanı haketmediysek siz de annemin olmadığı bu hayatta mutlu olmayı, sevmeyi, sevilmeyi haketmiyorsunuz. Bu yüzden bunların hepsini sizden alacağım. O gülen suratlarınızdan mutluluğunuzu alacağım. Sevdiğiniz insanları sizi seven insanları bir bir sizden alacağım. Ömrümün sonuna kadar uğraşmam gerekse bile bunu başaracağım. Hangi dünyaya gidersen git peşinde olacağım. O şarkı sözlerini senden alacağım. Gerekirse beynini açıp içinden harf harf, kelime kelime, satır satır sökeceğim ve bundan asla kaçamayacaksın. Eninde sonunda bu savaşın bir kazananı olacak ve emin ol. Emin ol o kazanan ben olacağım. Beni o yangında bırakmalıydın. O yangında ölmeme izin vermeliydin. O yangında ölmeme izin vermeyerek, sırf beni kurtardın diye senden af dileyip amacımdan vazgeçeceğimi düşündüğün için sana acıyorum. Gerçekten acıyorum. Öfke ve nefret dolu kalbimde sana acıyan küçük de olsa bir odacık var ama bu odacık sana bu kadar saf ve salak olduğun için acıyor. Sen bu kadar salak olduğun sürece seni alt etmem çok daha kolay olacak. Seni kesinlikle yeneceğim İmral ve seni de beyaz atlı küçük prens ve bu dünyadaki herkesi. Anneme ve bana yaptıklarınız asla yanınızda kar olarak kalmayacak. Beni durduracak hiçbir şeyiniz yok. Hepinizden akıllıyım. Hepinizden güçlüyüm bütün bu dünya bir araya gelseniz dahi beni durdurmanız mümkün değil. Bu savaşın sonu çoktan belli oldu. Bu savaşı ben kazandım göreceksiniz. Göreceksiniz buradan da çıkacağım. Beni burada tutamayacaksınız. Çıkacağım buradan. Buna gücünüz yetmez. Ne senin yeter İmral ne de senin beyaz atlı "küçük" prens. Hiçbiriniz benimle boy ölçüşemez."
"Şovunu yaptıysan artık o sesini kesme zamanın geldi buzlar kraliçesi. Elin ve ayakların bağlıyken buradan nasıl çıkacaksın bu bol keseden savurduğun tehditlerini nasıl gerçekleştireceğim merak içindeyim açıkçası."
dedi ve elindeki koli bandı ile Damla'nın ağzını da bantladı. Duyduklarım karşısında dehşete düşmüş bir şekilde odadan dışarı çıktım. Damla'nın neden bu kadar tehlikeli bir insan olduğunu onun neden herkesten her şeyden uzaklaştırılması gerektiğini düşündüğümü şimdi bir kez daha anlamıştım.
O gerçekten hasta bir insandı. Odada söylediklerini dinlerken ruhum çekildi. Bir an beni o evde rehin tutarken yaşattıkları gözümün önünden film şeridi gözümün önünden geçti. Çakır'a şimdi neden o odaya gitmek istemediğimi anladın mı, dedim. Çakır anlamışçasına kafasını salladı.
"Bu kız gerçekten hastalıklı. Amacına ulaşana kadar duracak gibi de durmuyor. Çok dikkatli olmamız lazım. Mücadeleden asla geri kalmamamız lazım. Damla'nın yapabileceği hamleleri düşünmeli, hesap etmeli ve ona karşı hamle yapmalıyız."
"Evet ama ne yapacağız? Onun kadar gaddar olabilecek miyiz? Onun bize karşı yapabilecek bir o kadar çok hamlesi var ki düşünmekle bitmez. Gerçekten korkuyorum ondan. Ondan ve onun yapabileceği şeylerden korkuyorum. Çok gözünü karartmış. Resmen filmlerdeki kötü karakterler gibi."
Çakır'a da söylediğim gibi onun yapabileceklerinden ciddi manada korkuyordum ama ona karşı mücadele etmekten de gerim kalmaya hiç niyetim yok. Çünkü böyle bir kötüye karşı mücadele etmek her insanın insanlık görevlerinden biriydi. Bütün bu dünyayı ve beni işlemediğimiz günahtan dolayı cezalandırmasına izin vermeme konusunda kesinlikle kararlıyım. Annesini bir kazada kaybetmişti ve bu kazada ne benim ne de diğer insanların suçu vardı. Yangın kendiliğinden çıkmıştı. Damla bunu kabul etse de etmese de gerçek olan buydu. O yüzden asla ama asla onun bu dünyayı yok etmesine izin vermeyeceğim. Çakır yanımda olduğu sürece sonuna kadar ona karşı mücadele edip bu savaşı kazanmaya kararlıyım. O şarkının sözleri gerekirse benimle beraber ölecek. Gerekirse benimle beraber sonsuza kadar meçhul olarak kalacak ama asla Damla'nın eline geçmeyecek. Buna kararlıyım ve bu yolda bütün varlığımı ortaya koymaktan asla çekinmeyeceğim. Çünkü Damla gibi insanlar asla kazanamaz. Her zaman her savaşın sonunda iyiler kazanır, kötüler kaybeder.
Çakır ile Damla’nın odasından çıktığımızdan beri aramızda bir sessizlik hâkimdi. Kötü bir durum yoktu fakat Damla ile konuşmadan önce aramızda bulunan enerjini yerini kara bulutlar almıştı. Bunu fark etmek zor olamazdı çünkü benim de bütün keyfim kaçmıştı, yüzünden anlaşılan Çakır’ın da keyfi kaçmıştı. Birbirimize kırılıp gücenmedik fakat aramızdaki bu kötü görevdeşlik benim hiç hoşuma gitmemişti. Sanki Damla onun ile geçirdiğimiz beş dakikada büyü yapmıştı bize. Bu büyü aramıza kara bulutların girmesine sebep olmuştu. Bu Damla şeytanın sekreterliğini yapan birisi olduğu için ondan her şeyi beklerim. Buna büyü de sihir de bu tarz ne varsa dâhil. Fakat hiçbir şekilde Çakır ile aramızda kötü bir durum olacağını düşünmüyorum. Tek korktuğum şey göz göre göre Damla’nın eline koz verip kendi bacağımıza hatta kafamıza kurşun sıkmak. Bu hatayı yapmadığımız takdirde Çakır ile aramızda hiçbir problemin olacağını düşünmüyorum. Çakır benim de moralimin düştüğünü aramızdaki havanın ise bozulduğunu anlamış olacak ki yanımdan kalkıp önüme geldi ve diz çöktü.
“Gel birlikte birkaç saat bir şey yapalım. Kafa dağıtalım, eminim bunu isteyeceksindir. Şahsen ben çok istiyorum. Çünkü kafa dağıtmaya çok ama çok ihtiyacımız var. Özellikle senin kafa dağıtmaya ihtiyacın olduğunu hissediyorum. Hislerimde yanılıyor muyum sence?”
Evet, Çakır’ı gerçekten ama gerçekten çok iyi tanıyordum. Onu iyi tanıyordum fakat o beni benden iyi tanıyordu. Onun da moralinin bozulduğunu modunun düştüğünü fark etmiş, hissetmiştim. O da kendisi ile aynı durumda olduğumu fark etmiş, bunun ile birlikte kafa dağıtmaya ihtiyacım olduğunu söylemişti. Ben bile ne istediğimi tahmin edemezken, Çakır’ın tam isabet nokta atışı yapması beni çok mutlu ediyordu. Çakır’a karşı gerçekten hislerimin olduğunu bu tür hareketlerinden sonra kalbimin atış ritminin değiştiğinde anlıyorum. Sadece kalbimin atış ritmi değil bunun ile birlikte nefes alış verişlerim de sıklaşıyordu. Bu durumu fark ediyor muydu merak etmiyor değildim ancak eğer fark ediyorsa da benlik bir durum yoktu. Fark ettiğini fark etseydim onun davranışlarını gözlemleme yoluna giderdim. Acaba onun da kalp atışı heyecan ile hızla artıyor muydu nefes alıp verişi değişiyor muydu? Bunları hep merak ederdim ancak Çakır ile bunları konuşmak şu an için erkendi yani en azından ben şu anlık öyle düşünüyordum. Temeli sağlam olan dostluğumuzu aşk denilen kavrama sıkıştırılıp bir hiç etmeye hiç ama hiç niyetim yoktu. İlişkimiz zaten sağlam temeller ile atılmıştı, bu yaşadığımız iyi-kötü olaylar da ilişkimizi kuvvetlendiriyordu. Bunu şahsen ben hissediyordum ki Çakır’In da hissettiğine adım gibi eminim. Bu sebepten dolayı ona hislerimi açma konusundaki görüşlerim şimdilik bunlar. Zamanı gelir de karşılıklı bir şekilde bu konuda oturup konuşursak ilişkimizde bir şeylerin adını koymayı çok isterim.