36

2033 Kelimeler
“Kafa dağıtmak mı? Cidden kulağa hoş geldiğini söyleyebilirim. Çok da isterim seninle birkaç saat vakit geçirmeyi fakat evde Damla’yı tek başına bırakmak sence ne kadar doğru?” Evet, bu sorunun cevabı çok önemliydi çünkü benim aklımda Damla’yı dizginleyecek hiçbir şey yoktu. Eğer evden bir süreliğine de olsa ayrıldığımızı anlarsa bu bizim yapacağımız en büyük hata olur. Eğer dışarıya çıkarsak Damla’nın, bizim evden çıktığımızı anlayacağı kesindi. Bu süre zarfında elinden geleni yapacağına o kadar emindim ki. O çok sinir olduğum kıvrak zekâsını kullanarak kendince hemen bir plan yapar, hatta bir değil birden fazla plan yapar ve bu planları uygulamaya geçirmek için elinden geleni ardına koymazdı. Benim bu yolda inatçı olduğum kadar Damla da inatçıydı. İşte bu yüzden evden çıkmak, onu burada yalnız bırakmak pek mantıklı gelmiyordu. Verdiği cevapla böyle düşünen tek kişinin ben olmadığını anladım. Çakır da benim gibi düşünüyordu, onu evde yalnız bırakmak bir intihardan farksız olduğunun bilincindeydi.  “Çok doğru söylüyorsun, zaten ben dışarı çıkma fikrini düşünürken bu durumu da değerlendirdim İmral. Kesinlikle Damla rahat durmayacaktır bizim çıktığımızı anlarsa. O yüzden birkaç plan yaptım, bilmiyorum senin düşüncelerin neler olur bu konu hakkında.” Bu ince düşünceleri yüzünden beni kendisine daha fazla bağlıyordu. Onun bu kadar düşünceli olması, düşüncesini dile getirirken aldığı ciddi hâl ve tavrı beni benden alıyordu. Ciddi yüz ifadesi ile uyguladığı yüz hareketleri ve mimikleri beni ciddi anlamda etkiliyordu. Tüm bunları geçmiştim, hiçbir şeyi kendi kafasına göre yapmıyordu. Her zaman ne yapacaksa fikrini belirtiyor ve benim de isteyip istemediğimi soruyordu. Ben bir fikir ortaya koyduğumda beni büyük bir dikkat ve ciddiyetle dinliyor ve önemsediğini hissettiriyordu. Benim için bunun değerini anlarsanız bir gün beni de anlayacaksınızdır. Çok basit gibi görünen bir şey olsa da bu durum artık bu kadar ince düşünceli insanları bulmak çok zor, hele de size gerçekten değer veriyorsa… “Merak ettim gerçekten, nedir planların? Eminim bu konuyu açıklığa ulaştıracaktır planların.” “Ben de öyle düşünüyorum. Çözüm bulacaktır bu soruna düşündüğüm küçük planlar. Şimdi şöyle yaptığım plan öyle çok büyük bir şey değil, çok klasik ve herkesçe bilinen planlar. Peki, Damla bunları biliyorsa plan suya düşmez mi dersen şunu söyleyebilirim. Normal şartlar altından geçmiyoruz. Zaten Damla içeride eli kolu bağlı uyuşuk bir şekilde boş boş duruyor. Sen daha iyi bilirsin, sessiz bir şekilde hiçbir şey yapma imkânı olmayan bir insan bir süreden sonra uyuşur ve bir amacı kalmadığından algıları açık olsa bile bilinci yerinde olmaz. Verimli ve doğru şekilde düşünemez. O yüzden bu yaptığım planları uygulamaya dökeceğimi anlayacağını ya da fark edeceğini hiç zannetmiyorum.” “Evet ben de sana katılıyorum Çakır, zaten dediklerini bizzat yaşadım.” Çakır’ın bu hissi bu kadar iyi bir şekilde tarif etmesi beni gerçekten biraz tuhaf hissettirdi. Ben yaşadıklarımı Çakır’a anlatmıştım anlatmasına ancak bu kadar ayrıntısına girmemiştim. Bu durumu eğer benden anlatmamı isteseydi ancak bu kadar anlatabilirdim. Bu kadar ayrıntılı ve doğru bir şekilde anlatması gerçekten garipti. Aklıma şöyle bir şey geldi doğru olmamasını dileyerek. Acaba Çakır da bir başkası tarafından kaçırılıp bir odaya kitlenmiş miydi? Bu hisleri bu kadar ayrıntılı ve doğru anlatmasının tek bir anlamı olabilirdi. Aynı şeyleri kendisi de yaşamış olabilirdi. Bu durumlar televizyondaki dizi ya da filmlerde öğrenecek türlerden şeyler değildi çünkü. Neler olduğunu anlayamamıştım. Bunun cevabını gereksiz bir şekilde çok ama çok merak etmiştim. Ona sormak için can atıyordum fakat hiç ortamı değildi. Şimdi ben bu soruyu yöneltirsem eğer ona, onu dinlemediğimi böyle şeyler düşündüğümü düşünebilirdi. Belki de ben çok paranoyaca bir düşünce sistemine sahiptim. Bu durumları herkes biraz düşündüğünde anlayabilirdi belki de. Şimdi bu konuyu gereksiz yere açarak, varsa onu eski kötü zamanlarını hatırlatmak istemiyordum. Bunun ile birlikte merakım da devam ediyordu. Eğer uygun bir ortam olursa bu konuyu açacağım ve bana çekinmeden anlatmasını isteyeceğim.  “Planlarıma geleceksek olursak. Dediğim gibi çok klasik sakın gülme tamam mı?” “Gülmem canım neden güleyim? O kadar düşünmüşsün ve planlamışsın. Hadi meraktan çatladım anlat bakalım.” “Evet başlıyorum ilk önce ilk klasik planımı anlatmaya. Saat 13’e geliyor ve bugün Damla’ya hiçbir şey vermedik yemek olarak. Acıktığını ikimiz de biliyoruz. Şimdi küçük bir ekmek arası yapsak yanında su ve meyve suyu versek. Bu iki içeceğe de uyku ilacı damlatsak ve uyutsak iyi olmaz mıydı? En az beş ya da altı saat uyuyacaktır. Zaten vücudu yorgun ve dirençsiz, buna dayanabileceğini hiç düşünmüyorum. Beş altı diyerek de az bile söylemiş olabilirim. Zaten normal bir insana verildiğinde bu uyku ilacı, gün boyunca uyuyabiliyor. Bir de Damla’nın vücut direnci düşük, saatlerdir aynı pozisyonda elleri ve kolları bağlı bir şekilde oturduğu için uyuşuk bir halde. Bunlardan dolayı uyku ilacını vereceğimiz içecekler ile içerse belki bir gün bile uyuyabilir. Hatta senle kafa dağıtmak değil de küçük bir şehir dışı turu bile yapabiliriz.”  Ah ince düşünceli dert ortağım benim! Böyle güzel hayaller kurarak beni de bu hayallere sürüklüyor. Şimdi şehir dışı turu dedi ve hayaller silsilesine başlamama neden oldu. Tam hayal kurmaya başlayacakken; “Ne oldu? Neden cevap vermedin yoksa beğenmedin mi planı?” “Hayır tatlım, çok güzel bir plan. Her ayrıntısına kadar ince bir şekilde düşünmüşsün. Çok teşekkür ederim bu plan için işimize yarayacağına kesinlikle eminim. Bu plan tutar diğer planın da vardı onu da anlatmak ister misin? “Olur, hemen şimdi onu da anlatayım, ama izninle bir lavaboya gidip gelsem olur mu?” “Nasıl istersen bende zamandan bol ne var?” dedim gülerek  Benim şu düşünceler denizine düştükten sonraki halim ne olacak ya? İnsan şu denize düştükten sonra hiç mi kendisine hâkim olamaz. Kendine hâkim olamadın diyelim, o zaman dalgalara hükmet. Yok, ikisini de başaramıyorum. Kendimi dizginleyememek bir yana bir de akıntıya kapılarak denize açılıyorum. Böyle açılmaya başladıktan sonra da düşüncelerde boğuluyorum. Bunu bir çözüme kavuşturmalıyım, şu olaylar bir bitsin. Gerçi şöyle düşününce şu olaylar ne zaman bitecek ki? Mezara gidince mi? Bunları düşünmeden edemiyordum. Düşünmek demişken en son ne düşünüyordum ben? Evet, şimdi hatırladım; Çakır ile şehir dışına çıkıp orada gezip tozmak. Allah’ım ne güzel olurdu. İlk önce yol için üç dört çeşit poğaça, börek, kurabiye ve tatlı çeşitlerini hazırlar ve paketlerdik. Sıcak suyumuzu da yanımıza alırdık, istersek kahve istersek çay içebilirdik. Yola çıkmadan önce kendimiz için bir müzik listesi oluşturup yol boyunca onu dinlerdik. Zaten bizim Çakır ile müzik zevklerimiz de uyuştuğu için, bu müzik listesi yapma işinden çok zevk alacağımıza adım kadar emindim. Bunun ile birlikte yolda seçtiğimiz müzikleri bağıra bağıra büyük bir tutku ile söyleyebilirdik. Yorulduğumuz zaman arabayı bir kenara ya da bir dinlenme tesisine çekip orada az da olsa vakit geçirirdik. Götüreceğimiz pek kimse yok ama hediyelik eşya bakabilirdik. Dinlenme tesislerinde reyonların başladığı yerde hep pelüş ayıcıklar olur, belki Çakır bana pelüş ayıcık alırdı. Sonra yine yola koyulup gezmek istediğimiz şehre gelirdik. Bu şehri uzun uzadıya gezer, tarihini öğrenirdik. Oraya özgü yemeklerini tadardık. En güzelini sona sakladım. Tüm bu yaptığım aktiviteleri video kaydına alırdık. Tüm bu gezimiz bittikten sonra, bilgisayar başına geçerek hepsini izlerdik. Hatta şunu bile yapardık; video kolajı. Çakır da ben de bilgisayardan ve programlardan anlayan insanlardık. Bu çektiğimiz videoları birleştirip güzel bir hatıra bırakabilirdik. Fotoğraflarımıza ise çeşitli montajlar yaparak fotoğrafçıdan bu fotoğrafları çıkartabilirdik. Hepsi çok ama çok güzel fikirlerdi. Keşke tüm bunları yapma ihtimalimiz olsa. O kadar çok isterdim ki… Tam bu düşüncelerim biterken Çakır geldi ıslak ellerini üstüne kurulayarak. Yüzünün de ıslak olduğunu gördükten sonra, yüzünü kurulamayı unuttuğunu söyledim. Elleriyle yüzünü silerek elini ıslattı ve bu elindeki damlacıkları parmakları aracılığıyla benim yüzüme doğru fışkırttı. Bu tür yaramazlıkları hiç sevmedim fakat Çakır yaptıktan sonra garip bir şekilde hoşuma gitmişti. Bu küçük yaramazlıktan sonra yine yanıma oturdu ve o ciddi tavrına büründü.  “Nerede kalmıştık? Hah, evet ikinci planımız. İkinci planımız ise bir küçük tiyatro gösterisi diyebiliriz.” Böyle yapmasının tek sebebi vardı, beni meraka düşürmek fakat onun bu tatlı oyununa gelip tiyatronun ne alaka olduğunu sormayacaktım. “Bu küçük tiyatro gösterisi ise şöyle uygulanacak. Damla’nın odasında bildiğin gibi cam var o yüzden bu anlatacağımı ikimizden birisi inandırıcı yapmak zorunda. Damla’nın odasına girip odanın ne kadar havasız ve kötü koktuğuna onu inandıracaktık. İlk önce karşı çıkmaya çalışacaktır fakat bunu engellemek gayet kolay çünkü onun ipleri bizim elimizde. Kolları ve elleri bağlı olduğu için söz hakkına sahip değil. Ağzı da bağlı olduğu için konuşma imkânı yok. İlk önce penceresini açacağız, penceresinin ardında demir parmaklıklar da olduğundan dolayı oradan kaçma ihtimali yok eğer kediye dönüşme ihtimali yoksa. Bir süre oda havalandıktan sonra ben odadayken sen geleceksin ve burası ne kadar kötü kokuyor diyeceksin. Bende havalandırdığımı söyleyeceğim istersen iki çeşit koku spreyi var onu sıkalım mı diyeceğim. Sende getirmemi söyleyeceksin. Bu kokuların birisi gül birisi ise limon kokuyor. Bu kokuların özelliği ise insanları bayıltması. İçinde yine uyku getiren birkaç karışım var bu sayede her koku nefes olarak vücuda çekildiğinde işe yarayacaktır. Çok değil on beş yirmi dakika sonra bayılacaktır. Sence bu fikir nasıl iş yapar mı? “Yine kusursuz düşünmüşsün Çakır. Hangi sıra düşündün bunları sen? Gerçekten tebrik ederim. Bu iki plan da olur bence ikisini de gerçekleştirmekte sorun yaşamayacağız bundan eminim. Peki, benim aklıma şu geldi; bu dediğin iki planı birlikte uygulasak işi iyice garantiye almış olur muyuz sence?” Son zamanlarda Çakır ile bu kadar konuşmamıştık. Ortak bir plan da yaptığımız için bu durum benim çok hoşuma gidiyordu. Az önce düşündüğüm şehir dışı turu da beni çok etkilemişti. Bunun hazırlık aşamasını da Çakır ile yapmak çok keyifli olacaktı buna gerçekten tüm samimiyetim ile inanıyordum. Yaptığımız plan güzel olunca, planı yapma sürecimiz de çok keyifli oluyordu ve planı hayata geçirme hazzı gittikçe artıyordu. Çakır'ın teklifi çok ilgi çekiciydi. Dışarı çıkmak dolaşmak zaman geçirmek eğlenceli olabilirdi ama bu durumdayken eğlenmek isteyip istemediğimden emin değildim. Sanırım eğlenmeyi başka zamana bırakabilirdim. Çünkü Damla'nın yaptığı o kötü karakter konuşması hiçbir şekilde aklımdan çıkmıyordu. Kulaklarımda yankılanıp duruyordu sürekli. Ne kadar nefret ediyor da olsam o benim aynı babadan kardeşimdi ve söylediği şeyler hem çok korkunç hem de çok üzücüydü. Çakır'dan özür dileyerek dışarı çıkmak ya da kafa dağıtmak istemediğimi aksine bu konunun üzerine gitmek ve şarkının sözlerine Damla'dan önce sahip olmak istediğimi söyleyerek odaya çekildim ve kapıyı da kapatarak yalnız kalmak istedim. Kendimle başbaşa kalmak ve düşünmek. Tüm bu başımdan geçenleri düşünüp bir yol haritası belirlemek istiyorum. Çünkü Damla her geçen saniye her geçen dakika daha da tehlikeli bir hale bürünüyordu. Utanacak ya da sıkılacak bir şeyim yok. Damla'dan ciddi manada korkuyorum ben. Bu yüzden ona karşı gardımı düşürmemeli ve bir şeyler yapmalıyım. Şarkı sözlerini ondan önce yazmam gerek ama nasıl? Önüme kalem ve kağıt alıp ilham perilerinin gelmesini mi bekleyeceğim? Ne zaman gelecekti bu ilham perileri belli değildi. Gelecekler mi o da belli değil. İlham perisi diye bir şey var mı yoksa bizim uydurmamız mı o da belli değil. Sanırım biz insanların bir uydurması. Ben yinede yanıma kalem ve kağıt aldım ne olur ne olmaz diyerek. Belki aklıma gelir sözler. Belki bir kıta, bir mısra da olsa bir şeyler yazarım diye yanımda hazır bekletiyorum bir kalem ve bir kağıdı. Şarkı sözleri bir yana Damla'nın bize söylediklerini düşünürken aklıma bazı yerleri takıldı söylediklerinden. Annesiyle beraber mutlu bir hayat yaşamasına izin vermediğimizi, bu koca dünyaya her şeyi sığdırdığımızı ama annesini ve Damla'yı sığdıramadığımızı söyledi. Acaba haklı olabilir mi? Damla'nın annesinin ölümü kaza değil cinayet olabilir mi diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım ama aklıma her seferinde tek bir soru takıldı. Damla'nın annesini kim neden öldürmek istedi? Bu soru kafamın içinde dönüp duruyordu ve açıkçası bir cevap da üretiyordum. Aklıma bir fikir geliyordu ama bu fikir çok uçuk ve açıkçası doğru olma ihtimali bile kanımı donduran bir fikirdi. Bu yüzden bu fikri düşünmek istemiyordum ama acaba babamın Damla'nın annesinin ölümünde bir etkisi olabilir miydi? Damla'nın annesinin ölümünden babam sorumlu olabilir miydi? Damla asla doğrudan birini suçlamıyor. Her zaman genel konuşuyor. Tüm insanlığı suçluyor. Bu yüzden bütün bu dünyanın yok olmasını istiyor. Acaba o da annesinin gerçekten neden öldüğünü bilmiyor olabilir mi? Damla da birisi ya da birileri tarafından kullanılıyor ya da yanlış yönlendiriliyor olabilir mi? Sanırım şuanda ona karşı biraz fazla yufka yürekli davranıyorum. İçimden bir ses onun iyi biri olabilme ihtimaline en azından bir şans vermek istiyordur belki de bu yüzden öyle düşünüyorumdur ama Damla asla öyle bir karakter değil. Damla'yı yönlendirmek onu etki altına almak veya ona şantajla bir şey yaptırmak kolay bir şey değildi. Onun çelikten daha sağlam bir iradesi vardı ve bu iradeyi söküp atmak kesinlikle kolay değildi. Bu yüzden Damla'nın da yönlendirildiği ihtimalini kafamdan silip atmak akıllıca olacaktı. Kötülüğün sorumlusu başkası değil bizzat kendisiydi. Düşünceler denizinde yelken açmış ve rüzgarı da iyice arkama almışken gittikçe kendimden geçtiğimi ve gözlerimin istemsizce kapandığını hissettim ve bu tedirgin düşünceler arasında uykuya daldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE