Çakır'ın ardından Damla da uzun süredir yapmadığı bir şeyi yaptı ve huzurlu, rahat bir şekilde uykuya daldı. Damla için huzur o kadar yabancı bir duyguydu ki anlatması ve anlaması imkansız bir durum. Damla'nın bildiği yegane duygu öfkeydi. Damla'nın annesinden sonra öfke, hırs, acı ve intikamdan başka hissettiği hiçbir duygu yoktu. Yıllarını annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu İmral ve İmral gibi olan diğer insanların yaşadığı dünyayı yerle bir etmeye hatta gezegeni kökten yok etmeye adamış birisinin farklı bir duyguyu tanıyor olabileceğini düşünmek de pek mantık çerçevesi içinde bir düşünce olmazdı zaten. Damla'nın genç kalbi yıllardır intikam hırsından başka bir şey hissetmiyordu. Yatağa başını koyup düşündüğü ender zamanlarda tek hissedebildiği intikamdı, başka bir şey değil. Ama bugün, bu gece durum öteki günlerden, öteki gecelerden farklıydı. Damla bu gece ilk defa yastığa başını rahat bir şekilde koydu. Damla bu gece başını yastığa koyduğunda içi huzur doluydu. İmral ve Çakır'ın aksine o mücadeleye girecekleri örgütün üssünün olması muhtemel yerini gitmekten ve gireceği mücadeleden korkmuyor, çekinmiyordu. İçinde hiçbir tedirginlik yoktu. Damla'yı Damla yapan temel özelliklerden birisi de buydu zaten. Hatta en temel özellik buydu. Damla asla mücadeleden kaçmıyordu. Asla geri çekilmiyordu. Yer yüzündeki her şeye meydan okuyabilecek kadar cesur adeta çelikten bir yüreğe sahipti. Bu özelliği onu bu zamana kadar hayatta tutmuştu. Bu yüzden Damla kimsenin karşısına almak kimsenin düşman olmak isteyeceği türden bir insan değildi. Yapabileceği şeyleri, yapmaya kalkışabileceği şeyleri kestirebilmek, önceden tahmin etmek imkansıza yakındı. Neler yapacağını bilemediğiniz bir insana karşı önlem almak da bir o kadar zordur. Hatta imkansızdır. Bu yüzden Damla ile düşman olmak bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri.
Çakır ise Damla ile benzer şeyler yaşamasına rağmen, tıpkı Damla'nın annesini kaybettiği gibi o da babasını kaybetmişti ama asla Damla gibi intikam ateşi ile yanıp kavrulmadı onun yüreği. Çakır babasının kaybını hala yüreğinde saklıyor. Onu hala yüreğinde, kalbinin en derinliklerinde yaşatıyor ama asla kimseden ölümü için intikam almaya kalkmadı. O daha çok sessiz sessiz, için için kaybına üzüldü. Kaybına ağladı. Çakır ile Damla'yı ayıran temel fark buydu. Onun dışında Çakır sakin bir insandı. Kaba kuvvet uygulamaktan asla hoşlanan biri değildi. Bu çelimsiz ya da korkak olduğundan dolayı değildi. Çakır'ı korkak görmek ona yapılmış bir haksızlık olur. Çakır, İmral için bir çok fedakarlık yaptı. Onu yangından kurtarmak için ölmeyi göze aldı. Daha sonrasında da İmral için fazlasıyla fedakarlıklar yaptı. Çakır sadece kolay manipüle edilebilen birisiydi. Çakır'ı kandırmak kolaydı. Konuşmayı yeni sökmüş bir çocuk bile Çakır'ı biraz efor sarfederek kandırabilirdi. Zaten Damla'nın İmral'in elinden kurtulmak için Çakır'ı kullanmasından, ustaca cümleleri ile Çakır'ın aklına girip onu manipüle hatta hipnotize edip kendini serbest bırakmasından da bu anlaşılabilir ama artık bunlar geçmişte kalmıştı. Bu yüzden bunların üzerine düşünmek, ahlanıp vahlanmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek hiçbir şeyi geri getirmeyecekti. Bunun Çakır da, İmral de, Damla da farkındaydı.
İmral ise belki de bu üçlü arasında en tedirgin olandı. İmral her şey için endişelenmekle meşguldü. Kendisine ihanet eden Çakır için bile endişelenmekle meşguldü. Hatta bırakın Çakır'ı Damla için bile endişeleniyordu. Bir kaç saat sonra güneşin tepelerin ardından yavaşça doğmaya ve etrafı sıcak ışıklarıyla ısıtmaya başladığı dakikalardan itibaren birbirlerine emanet olacaklardı çünkü. Çıktıkları yolda beraber mücadele edeceklerdi çünkü. Ya beraber kazanacaklardı ya da beraber kaybedeceklerdi. Kaybettiklerinde ne olacağını ise hiçbiri bilmiyordu. Örgüt onları öldürür müydü, sonsuza kadar hapis mi tutardı yoksa çeşitli işkencelere mi maruz bırakırdı hiçbir fikirleri yoktu. Kimsenin yoktu çünkü örgütün eline geçen birinin şuana kadar geri döndüğü görülmemişti. İçeriden bu konuda herhangi bir bilgiye sahip değildi kimse. Bu yüzden her şey tam olarak bir belirsizlikler yığınıydı. Her şeyin iyi olmasını, herkes için güzel olmasını dilemekten başka yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Bunu herkes biliyordu. Gergin bir şekilde beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Bu yüzden herkes belkide son defa huzurlu bir uyku çekmek için kafasını yastığa koymuştu. Ertesi gün güneşin doğmaya yakın olduğu o en soğuk anla beraber tehlikeli bir yola çıkılacaktı ve yepyeni bir macera başlayacaktı.