Bölüm 32:"Geçmişin Külleri"

2710 Kelimeler
Psikolojik analiz dersinden çıkmıştık ve kızlarla kantinde oturuyorduk. Uzun ve yorucu bir dersti. Dersten çıktıktan sonra tabiri caizse belli bir süre bilincimizi kaybediyorduk. Çok yoğun terim ve bilgi yüklenmesine maruz kalıyorduk çünkü. Bu yorulmuş ruh halinden çıkıp olağan hayata geri dönebilmenin tek yolu da kantinde oturup etraftan geçen diğer kızların giydiği kıyafetleri yorumlamak, yanımısdan geçen sevgili çiftlerin birbirine yakışıp yakışmadığını tartışmak ve tabii ki okuldaki dedikodulardan konuşmak. Sanırım bu derse katlanıyor oluşumuzun en büyük sebebi de buydu. Dersten sonra kantinde oturup yaptığımız saatler süren o eğlenceli sohbetler. Kahvelerimizi ve kurabiyelerimizi aldık ve her zaman oturduğumuz köşeye oturduktan sonra başladık sohbete. Biri bir şey anlatıyor diğeri ona bir şeyler ekliyor ben bir yorum getiriyorum vs derken çevremizle bağımız kesiliyor koyu ve derin bir muhabbetin içine dalıyor ve gidiyorduk. Bazen hava kararıyor farkında bile olmuyorduk ve hızlıca kalkıp son trene yetişmeye çalışıyorduk. Kampüsün öbür ucundaki metroya yetişmeye çalışırken adeta maraton koşucusu oluyorduk. Her zamanki sohbetimizi yaparken ben bugün bütün odağımı sohbete ve arkadaşlarıma veremiyordum. Çünkü okulda bir süredir gördüğüm ve son derece ilgimi çeken bir çocuk vardı. Her gördüğümde ilginç bir şekilde yüzümde bir gülümseme beliriyordu. Bir kaç sefer göz göze de gelmiştik ama öyle özel bir şey değildi. O da benim gibi etrafı süzüyordu zaman zaman. O şekilde göz göze gelmiştik. Yine aynı benim gibi o da arkadaş grubuyla dersten sonra kantinin diğer ucunda oturuyor ve sohbet ediyorlardı. Erkek milleti ne konuşuyor olabilirler ki? Futbol, araba yarışları, siyaset ve kadınlar. Erkeklerin sohbet anlayışı genelde bunlardan ibaretti. Oturuyorlar çay, kahve eşliğinde bunlardan konuşuyorlar, gülüp eğlenip dağılıyorlardı ama dediğim gibi benim ilgimi çeken sadece bir kişi vardı. Konuşurken gülümseyen, el kol hareketleriyle anlattığı olaya öylesine dalan çok samimi gelen bir kişi vardı aralarında. İşte o kişiydi ilgimi çeken. Kantine ne zaman otursak gözlerim onu arar olmuştu son zamanlarda. Henüz ne adını biliyordum ne de okuduğu bölümü ama sanki çok yakınmış gibi hissediyordum birbirimizi. Siyah saçlı, beyaz tenli, gülünce bir yanağında gamzesi ortaya çıkan ve spora gittiği çantası her daim yanında olan yakışıklı bir erkekti. Her kızın ilgisini çekebilecek seviyede biriydi ama yanında şuana kadar hiç kız görmedim. Görmedim demek abartı olur arkadaşlarıylayken kızlar da oluyor yanında hatta konuşuyor gülüşüyorlar ama özel olarak sadece bir kızla görmedim onu hiç . Bu durum da hoşuma gitmiyor değil açıkçası. Çünkü yanında hiç kız görmüyor olmam okuldan bir kız arkadaşının olmadığı anlamına geliyor. Umarım okul dışında da durum böyledir. Çünkü okul dışında henis hiç görmedim. Sanırım pek yakın muhitlerde oturmuyoruz. Bugün de dersten sonra oturup sohbet ederken ara ara kantini süzüyor gelene gidene bakıyor henüz adını bilmediğim bu kişinin gelip gelmediğine bakıyordum. Henüz görebilmiş değildim. Bu da demek oluyor ki ya hala derste ya da dersi çoktan bitti ve gitti. Gitmiş olacağını pek düşünmüyorum çünkü gitmiş olsaydı önceki haftalarda da gitmiş olmalıydı ama önceki haftalarda kantinde aynı anda bulunuyorduk bu da demektir ki muhtemelen hala derste. Bir şekilde kızlardan ayrılıp ders programlarına bakıp şuanda hangi sınıfların dersinin olduğuna bakıp en azından okuduğu bölüm hakkında bir fikir sahibi olmam mümkün olabilir diye düşündüm. Kızların yanından ayrılmak için ne bahane uydurabilirim diye düşünürken dünyanın en klasik en bayağı yalanı geldi aklıma. Lavaboya kadar gidip geleceğim. Kızlara bu bayat yalanı attıktan sonra doğruca kampüs bilgisayarına doğru gittim ve şuanda derste olan bölümlere baktım. Bizim fakültede şuanda dersi olan hiçbir bölüm yoktu. Ama hemen yanımızdaki mühendislik fakültesinde dersi olan bir bölüm vardı: makine mühendisliği. Eğer bu henüz adını dahi bilmediğim adam dersteyse bu bölümde okuyor olması yüksek ihtimaldi ama bu yüksek ihtimalle yetinemezdim. Bir şekilde bu ihtimali kesin bir sonuca bağlamak istiyordum. Bu yüzden de fakülte binasına gitmeye karar verdim ama fakülte binasının önünde kart basmamız gereken yerler vardı. Ben o fakültenin öğrencisi değilim ki nasıl basabilirim kartımı diye düşünürken neden güvenliklerin yerlerinde olmadığını gördüm ve hızlı adımlarla binanın girişine doğru yürüdüm şans yüzüme gülmüştü ve fakülte binasına girmiştim. Doğruca dersin işlendiği sınıfa doğru yürüdüm. 4. kattaki amfide işleniyordu ders. Heyecandan aklıma asansöre binmek gelmemişti ve 4. kata kadar yürüyerek çıktım ve dersin işlendiği sınıfın önüne geldim. Geldim gelmesine de şimdi ne yapacaktım? Doğruca sınıfa dalamazdım ama burada da yardımıma sınıfın kapısındaki cam yetişti. Kapıdaki camdan hocaya ve sınıftakilere yakalanmadan gizlice bakış atmaya karar verdim. Böylece bu bölümde olup olmadığını öğrenecektim. Belki böylece tanışma imkanım olabilirdi. Hiç olmazsa onun hakkında bir şeyler öğrenirdim. Hiç yoktan iyidir. Yavaş adımlarla kapının arkasına yanaştım ve kafamı yuvarlak camdan uzattığımda ilk gördüğüm o oldu. En önde oturuyor bazen yanındaki arkadaşına bir şey söyleyip gülüşüyorlar. Hocaları sınıfa doğru dönünce hemen susup derse odaklanıyorlardı. Güldüğünde ortaya çıkan gamzesi benim de istemsiz bir şekilde sırıtmama sebep oluyordu. Yuvarlak camdan onu izlerken daldığımın yaklaşık 3 dakikadır orada olduğumun farkına varmamışım. Bir anda kafasını kapıya doğru çevirdi ve saniyeden bile kısa bir süreliğine göz göze geldik daha ve hemen kafamı kaçırdım. Aman Allahım beni görmüş olabilir mi? Eğer beni gördüyse ne yaparım tam bir bir rezillik olur bu. Yaptığım şeyden bir anda çok utandım. Ama hiç değilse bu haftalardır dikkatimi çeken çocuğun okuduğu bölümü öğrenmiştim bir ilerleme sayılırdı bu da. Geldiğim yoldan hızlı ve büyük adımlarla fakülte binasının dışına çıktım ve arkadaşlarımın yanına geri döndüm. Geri dönüş yolunda bir tarafım göz göze geldiği için utançtan yorganın altına saklanmak isterken diğer tarafım en azından artık onu nerede aramam gerektiğini bildiği için mutluluktan havaya uçuyordu. Hemen kızlara anlatmak istiyordum ama anlatırsam kızlar bin tane soru soracaktı ve ben bu soruların altında ezilecektim. Daha ortada hiçbir şey yoktu ki. Onlara ne anlatacaktım? O yüzden kızlara hiçbir şeyden bahsetmemeye karar verdim şimdilik. Hızlı adımlarla geçtim ve arkadaşlarımın yanına geri oturdum. Günün geri kalanında normalde olduğu gibi geyik muhabbeti ile geçirdik ve akşam olduğunda son trene kalmadan durağa gittik ve oradan hepimiz evlerimize dağıldık. Eve gittiğimde Akşam yemeğini yedim ve daha sonra anneme babama ödev yapmak için odama çıkmam gerektiğini söyledim ve hızlı adımlarla üst kata odama çıktım. Daha sonra tabletimi elime aldım ve okulun sosyal medya hesabına girdim. Sanırım aklım hiç başımda değildi okulun binlerce on binlerce öğrencisi vardı o kadar öğrencinin arasından onu bulman mümkün bile değildi yani aslında mümkündü teorikte ama pratikte böyle bir şeyin gerçek olması ciddi manada zordu. Ben de arama çapını birazcık daraltmak için okulun mühendislik fakültesinin sayfasına girdim. Oradan da makine mühendisliği sayfasına girdim ve öğrencilerin yaptığı projeleri incelemeye başladım. Eğer bir proje yaptıysa orada belki ismini bulmam mümkün olabilirdi. Sayfaya girmiştin ve duyurular projeler kısmından yapılan projeleri okulun sayfasının yaptığı duyuruları inceledim. Fakat hiçbir yerde ne onu resmini ne de ismini görememiştim. Hayal kırıklığı içinde geçen iki saatin ardından daha fazla uğraşmanın boşuna olduğunu düşünerek tableti yerine bıraktım ve hayallerimin arasında uykuya daldım. Öylesine deliksiz ve güzel bir uyku çekmiştim ki en son nasıl ne zaman bu şekilde uyuduğumu hatırlamıyorum sanırım bebekkendi. Sabah dinç uyanmıştım her zamankinden aksine normalde uykuyu çok seven bir insan olduğum için sabahları kalkmak benim için tam bir zulüm tam bir eziyet oluyordu fakat bu sabah öğle olmamıştı gayet mutlu gayet dinç bir şekilde uyanmıştım. Elimi yüzümü yıkadım aynada birazcık kendime baktım daha sonra yavaş adımlarla kahvaltı için mutfağa annem ve babamın yanına indim. Annemi ve babamı öptükten sonra sofraya oturdum ve her zamanki klasik kahvaltı larından birini yaptım ama bugün öylesine haz almıştım ki o kahvaltıdan sanki ilk defa yiyordum yediğim yemekleri her zaman yediğim mısır gevreği de işte farklı bir şey değildi. Kahvaltımı yaptıktan sonra okul için hazırlanmak üzere odama geri çıktım kıyafetlerimi giydim çantama birkaç parça kitap ve defter koyduktan sonra trene binip okula gitmek üzere her zaman arkadaşlarımla buluştuğum yer olan tren istasyonunun önüne gittim ve bir bankta oturup diğer arkadaşlarımın gelmesini bekledim. Normalde bu bekleme işinden çok sıkılır arkadaşlarıma hep sitem ederdim lütfen erken gelin lütfen erken gelin lütfen erken gelin ama bugün hiç de öyle olmamıştı. Bank oturduktan sonra daha adını bile bilmediğim o adamı düşünüyordum düşünüyordum düşünüyordum ve kendi kendime gülümsüyordum. Kendi kendime gülümser kendine etrafından geçen insanların bana bakmasını önemsiyor ne de arkadaşlarımın geç kalmasını önemsiyordum. Zaman akıyor ve geçiyordu arkadaşlarım gelmişti bir yarım saat daha geç gelseler hiç sorun etmezdim çünkü hayal kurarken onu düşünürken o kadar mutluydum ki kelimelerle anlatması pek mümkün olan bir durum değildi bu. Yaklaşık 20 dakikalık yolculuğumuz boyunca arkadaşlarımla her zamanki sohbetlerimiz ettik her zamanki gibi okuldaki kızlardan okuldaki çiftlerden bahsettik onlar hakkında söylenen söylentilerden bahsettik yani klasik sohbetlerimizden biriydi çok da farklı bir şey olmamıştı. 20 dakikalık yolculuğun sonunda okula varmıştık duraktan çıkıp kampüse girdiğimde hemen gözlerimi tabiri caizse 360° moduna almış ve etrafı kolaçan etmeye etrafı süzmeye başlamıştım belki onu görürüm diye. Sınıfa doğru yürürken etrafı mı hala da süzüyordu fakat onu görebilmiş değildi ya bugün dersi yoktu okula gelmemişti ya da dersi vardı ama benden önce olduğu için erkenden gelmiş ve sınıfın daydı ya da benim miyop gözlerim onu görüyor ama seçemiyordu bu da üçüncü bir ihtimal de umarım bu 3 ihtimal doğru değildir. Çünkü onun gibi birini görüp fark edememek hiç hoş bir davranış olmazdı herkesin dikkatini çekebilecek kadar yakışıklı ve hoş bir insandı. 1 saniyeden bile kısa süren o göz göze geldiğimiz an kalp atışımı hızlandırmaya midemi ilginç bir şekilde kasılmaya gitmişti. Kampüsü boydan boya geçerken sürekli etrafımı süzmüştüm ama hiçbir şekilde onu fark edememiştim görememiştim onu. Biraz hayal kırıklığına uğradım desem yalan olmazdı bütün yol boyunca onu göreceğimi düşünerek kendime avutmuştum. Birkaç saat boyunca dersim vardı dersten çıktıktan sonra her zamanki gibi kızlarla kantinde birazcık oturup sohbet etmeyi planlıyorduk ama henüz kesinleştirilmiş de değildik bazen derslerden sonra çok yorgun olduğumuz için doğrudan evlerimize gidip kendimizi yatağımıza atmak için dakikaları hatta saniyeler bile saydığımız oluyordu. Birkaç saat geçtikten sonra dersler bitmişti ve biz birer kahve içmek için kantinde oturmaya karar vermiştik. Yavaş adımlarla güle eğlene arkadaşlarımız da beraber kantine geçtikten sonra ben yine eşek koy olmuştum ve kantini süzmeye başlamıştım belki onu görürüm diye. Ve dileğim de gerçek olmuştu o da aynı şekilde arkadaşları ile beraber kantinin diğer ucunda oturuyordu acaba ne konuşuyorlardı çok da merak ediyordum. Ama ne konuşuyor olabilirlerdi ki klasik erkek muhabbeti futbol araba yarışı yada kadınlar başka ne olabilirdi ki? Keşke şu anda yanıma gelip bana ismini soy ismini ve sosyal medya hesaplarını ya da telefon numarasını verseydi o kadar çok isterdim ki. Arkadaşlarımla güya sohbet ediyordum ama hiç oralı değildim benim şu andaki tek odak noktam oydu ve onun ne yaptığını izliyordum. Bir an o da kafasını çevirdi ve yine saniyeden bile kısa bir şekilde göz göze gelmiştik ama sanki geçen günkü göz göze gel işimizin de farkındayımmışçasına bana hafif bir gülümseme hafif bir sırıtma şekli yapmıştı. Aman Allah'ım heyecandan çıldırmak üzereydim gerçekten farketmiş miydi yoksa bir anlık denk gelmek miydi bu düşünce beni yiyip bitirebilirdi. Göz göze geldiğimiz an hemen arkadaşlarıma dönmüştüm. Sanki hiç göz göze gelmemiş gibi yapmaya çalışıyordum. Ama İçim içimi yiyordu acaba gerçekten fark etmiş miydi? Yaklaşık 1 dakika arkadaşlarıma döndükten sonra bir anda omzumda bir el hissettim omzumdan tutmak denemezdi buna hafifçe omzuma dokunmak denebilirdi ancak. Daha sonra dönmüştüm ve ne göreyim karşımda geçen gün göz göze gelip gözlerimi kaçırdığım daha doğrusu kaçtığım, bir dakika önce de göz göze gelip gözlerimi kaçırdığım adam karşımda duruyordu sırıtarak. Cebinden bir şey çıkarttı ve bana verdi. Verdiği şey benim okul kimlik kartımdı. "Sanırım geçen gün bizim fakültenin önüne gelmişsin ve bunu orada düşürmüşsün. Okul kimlik kartı önemli bir kart olduğu için bunu sana getirmek istedim İmral." dedi. Adımı söylediği an şok olmuştum. Adımı da nereden biliyordu bunu ona soracaktım fakat daha sonra kendi kendime ah ne kadarda salağım okul kimlik kartımın üzerinde adım yazıyor zaten demiştim. Teşekkür ettim ve hemen oradan uzaklaştım. Artık adımı biliyordu ama ben onun adını hala bilmiyordum ve heyecandan çıldırmak üzereydim. Son derse kalmadan doğrudan eve gittim. Direkt odama çıktım ve yatağıma uzandım ama İmral deyişi aklımdan çıkmıyordu. Sürekli aynı ses tonu ile bu sözcük kulaklarımda çınlıyordu. Sanki yıllardır bildiğim ismimi yeniden öğreniyor gibiydim, bu şekilde uykuya daldım. Birisi beni dürtüyordu, annem olduğunu zannederek beni akşam yemeğine çağırmak için uyandırmaya çalışıyor sanmıştım. Fakat annem falan değilmiş, Çakır başımda duruyordu. İmral, İmral, İmral diyerek beni dürtüyor ve uyandırmaya çalışıyordu. Uyandığım an anladım şu ana kadar gördüklerim meğerse sadece rüyadan ibaretmiş. Herkes gibi normal bir hayat yaşadığımı sanmıştım ama onlar sadece rüyadan ibaretmiş. Az önce yangından şeytani kız kardeşimi kurtarmış ve ciğerlerime çektiğim karbon monoksitin etkisiyle bayılmıştım. Uyandığımda ilk gördüğüm kişinin Çakır olması benim için her zaman bir hayalden ibaretti bunu inkar edemem. Fakat bu hayalimin gerçeğe dönüşmesine tam anlamıyla sevinememiştim. Çok kötü birkaç gün geçirmiştim, kendimle savaşmıştım. Bunların hepsini geçtim bir yangın felaketi atlattım. Tüm bu yaşadıklarımdan sonra bir de gördüğüm rüya. Bir insan gördüğü rüyayı kıskanabilir mi? Ben kıskandım, neden mi kıskandım sizce de cevabı belli değil mi? Normal bir hayat istiyorum, herkesin yaşadığı sıkıcı hayatı istiyorum. Evden okula okuldan eve gidip arada arkadaşlarımla vakit geçirmek istiyorum. Kendime göre bir kişi bulup ergen aşıklar gibi takılmak, mesajlaşmak ve aşk yaşamak istiyorum. Bu istediğim şeyler büyük masraflı şeyler mi? Asla değil! Tüm bu isteklerim, zihnimin kuytu köşelerinde birikmiş ve bilinç altıma yansımış durumda. Tam olarak rüyamda yaşadığım hayatı yaşamak istiyorum. Bu yaşadığım hayat beni çok yordu. Tüm bunları silip atmam için bana yardımcı olacak tek kişi vardı, o ise Çakır'dı ve şu an karşımda duruyordu. O yumuşak bir o kadar da kaslı kollarına kafamı yaslamıştım. O güzel gözleriyle endişeli gözlerle bana bakıyordu. Beni merak ettiği, benim için endişelendiği o kadar belliydi ki kolları titriyordu. Bunu hissetmem benim için büyük bir mutluluktu. "İmral? İyi misin güzelim bak korkmaya başlıyorum artık, lütfen artık düşüncelerinden kurtar kendini bana odaklan. Bak artık temiz havadasın çevremiz hep ağaç. Burnundan nefes al ağzından ver, daha iyi olacaksın. Haydi İmral!" Ağlayacaktım. Cidden ağlayacaktım. Ağlama sebebim tüm bu yaşadığım kötü badireler değil yanlış anlaşılmasın sakın. Dökeceğim göz yaşlarının temel sebebi ise sadece mutluluk ve o odadan kurtulma sevincimdi. Ben babamdan hatta annemden bile bu derecede ilgi ve alaka hiç görmemiştim. Benim bünyem bu duruma hiç ama hiç alışık değildi. Çok korkuyorum bünyem bu ilgiye yenik düşecek diye. Bir insan bazen karşıdaki kişiye sevdiğini dil aracılığı ile söyleyemeyebilir. Nasıl sevdiğini kanıtlar karşıdaki kişiye, bakışları ile ilgi ve alakasıyla bunu kanıtlar. Çakırı da buna örnek gösterebilirim. Hayatımda iyi ki var diyebileceğim sadece birkaç kişiden birisi. "Bilmiyorum Çakır, bilmiyorum." Tüm her şeyi anlatacaktım fakat kurduğum bu birkaç kelime için bile nasıl pürdikkat bakıyordu bana. Bu kadar çok ilgili olması bana karşı çok iyi hissettiriyor. "Eğer kendini iyi hissedeceksen anlat, seni bunu anlatman için zorlayamam. Eğer anlatmak istemiyorsan bile anlatma. Tüm her şey geçti, tüm bunlar bitti. Artık ben varım, sen sakın korkma bunları geri bırak." Bu kadar düşünceli olmak bir insana fazla değil mi diye düşünmüyor değilim. Ben bu günüme kadar düşünceliyim diye geçiniyordum fakat Çakır'ı gördükçe ve onu yaşadıkça ona karşı saygım artıyor. "Dediğim gibi anlatmak tabii ki istiyorum, yaşadıklarımı sen de bilmelisin. Belki bana vereceğin kendi çapında tavsiyelerin vardır. Fakat ayrıntısına çok da girmek istemiyorum, canımın daha çok yanmasını istemiyorum." Çakır'a karşı şeffaf olmak benim için öncelikli işti. Güven bir ilişkide olması gereken ilk maddedir bana göre. Acaba Çakır da benim gibi mi düşünüyordu? Onun verdiği güveni göz önüne aldığımda bunu sorgulamak cidden saçma geldi bana düşündüğümde. Sırtımı Çakır'a dayayıp gözüm kapalı kendimi ona bırakabilirim. "Anlatmak istiyorum tabii ki de Çakır. Sana anlatamayacağım da kime anlatacağım. İzninle başlıyorum anlatmaya. Damla'nın oyununa gelerek ormanın derinliklerinde bu binanın içine sürüklendim. Bilmiyorum sen, fark ettin mi ama son günlerde ben psikolojik olarak hiç sağlıklı değilim. Yaptıklarımı şöyle bir düşününce bu ben miyim diye düşünüyorum. Duruyorum kendimi sorguluyorum. Maalesef sürekli düşüncelere dalıyorum, bu ne zamana kadar böyle sürecek merak ediyorum. Daha sonra bu binaya girdikten sonra ikinci katta bir odaya girdim ve orada kilitli kaldım. Damla'nın bana karşı oynadığı oyunu ciddi anlamda gördüm. Korkum yoktu fakat Damla'ya harcayacağım vakit beni yıpratmıyor değildi. Daha sonrasında ise beni buraya kitlemesinin sebebini öğrendim, müzik notlarını almakmış. Müzik notalarını ona vereceğimi zannetti herhalde. Neden durduk yere tüm evreni riske sokayım ki? Sen beni tanıyorsun ben öyle bir insan mıyım? Neyse ne ben tabii ki vermedim notaları. Ona direndim, bana çeşitli işkenceler yaptı. Şiddet içermiyordu bu işkenceler fakat ruhumun derinliklerinde hissediyordum. Sessizlikte boğuldum şu süreçte. Çok küçük bir tıkırtıyı duymak için bile nelerimi vermezdim. Bir de tüm bunlar olurken senim geldiğini şimdi olduğu gibi bana destek olduğunu gördüm. Ne kadar mutlu olmuştum bir bilsen. O kadar gerçekçiydin ki bir an gerçekten buradan kaçıp kurtulacağız sanmıştım. Fakat beni yüz üstü bıraktın gittin. Sana kızdığımı düşünmeni istemem. Sonuçta psikolojim iyi değildi. En son da yaşanan yangın felaketi. Kapıyı açık buldum, kapıdan çıktıktan sonra ise Damla'yı yerde gördüm. Onu sırtıma alıp çıkarırken ayağım kaydı ve en aşağı kata yuvarlandık. En son üstüme düştüğünü onu kaldırmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Sonrası ise bende yok, büyük ihtimalle bayılmıştım."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE