50

1305 Kelimeler
Gökyüzünün maviliği onu büyülüyordu. Sonsuz, uçsuz bucaksız semanın, tüm sırları kapatacak aydınlığı kararmaya başlamıştı. Gözlerini güneşin göğü harladığı o ufuk çizgisine dikti. Havaya yayılan kızıllık gözlerine vuruyor, tüm güzellikleri yok ediyordu. Gözlerini kırpıştırarak göğe baktı. Yanında az önce tanıştıkları hiç konuşmayan bir kız vardı. Suratına bakılacak olursa pek arkadaş canlısı birisine benzemiyordu. En iyisi etrafı izlemekti. Bu kadar sıkıcı bir insan olduğunu bilseydi, bunu İmral'e yutturabilirdi. Ama şimdi onu evine götürmek, tam bir çile gibi görünmüştü. Yapraklar, botlarının altında ezilmeye devam ederken aralarındaki sessizlik bir çığ gibi büyüyordu. Sinir bozucu hışırtıları duymamaya çalıştı. Bu fazlasıyla rahatsız ediciydi. Gözlerini kızın kumral saçlarına dikti. Ellerinde kuruyan çamurlara ve saç diplerindeki yapraklara rağmen güneşin kutsal kızıllığında kız fazlasıyla güzeldi. Ama şu an için bunu umursamıyordu çünkü amaçları bambaşkaydı.  "Ormanda ne geziyordun ?" dedi merakını daha fazla bastıramayarak. "Bu seni ilgilendirmez !" Böyle bir tepki beklemediği açıkça ortadaydı. Utançtan kızaran yanaklarını hafifçe yere eğdi. Bu şekilde yürümek Çakır için en iyisiydi. "Tamam, özür dilerim." dedi. "Biraz fazla meraklı olduğumu kabul ediyorum." "Dürüst olmana sevindim." Bunun üzerine kız hafifçe gülümsedi. Dudaklarındaki alaycı kıvrılış Damla'nın sinirlerini bozmuştu. "Ama gün içinde kimin üzerine ormandan bir kız kapaklanır ki ?" Çakır yolu döven adımlarını birkaç saniyeliğine durdurup yanlarındaki kıza baktı. "Sana bağırdığım için özür dilerim ama lütfen biraz sessiz olur musun? Başım ağrıyor." "Peki." Bunu söyledikten sonra ortamı tekrar bir sessizlik kaplamıştı. Bu kız garipti ve bu gariplik Damla'nın sinirini bozuyordu. "Evin daha uzakta mı ?" dedi ortamı rahatlatmak ister gibi. "Hayır birkaç mil ötede..." "Burada okuyor olmalısın." "Evet burada okuyorum. Yaşım 21. Adım Elif. Sanırım sorularını biraz cevaplamışımdır." Bunun üzerine Damla gözlerini devirdi ve adımlarını hızlandırdı. Bu sonbaharın derin soğuğunda daha fazla dışarıda kalmak istemiyordu. 'Keşke bu kızla karşılaşmamış olsaydık' dedi içinden. Meraklı bir baş belası yüzünden tüm planlarının suya düşmesi istediği son şeydi. Ceketini unuttuğunu hatırladığında dudaklarından kesik bir nefes alarak ciğerlerini rahatlattı. Boğazı iyice kurumuştu. Kazağının içinde kalan kolu fazlaca ağrıyordu. Kolunun yarıldığı o dakikaları anılarından hiç silemiyordu. Çakır ona yetiştiğinde donuk bakışlarını ona yönlendirdi. "Tamam." dedi Damla. "Daha fazla bu kızı yanımızda gezdirmek istemiyorum." "İyi." "Şey." diye mırıldandığında gözlerini şaşkınlıkla araladı."Kolun kanıyor sanırım." Damla'nın gözleri sımsıkı tuttuğu koluna döndüğünde, bir kırmızılık kızın kolunu yutmak üzereydi. O da fazlasıyla endişeleniyordu lakin şimdi hislerini belli etme zamanı değildi. Sadece işlerini hızla halledip eve gitmek istiyordu. "Endişelenme." dedi. "Düştüğümde yaralamış olmalıyım." "İstersen yardım edebilirim." "Hayır, iyiyim. Sadece eve gidip dinlenmem lazım. O kadar." Kızın soğuk tavrı Elif'i fazlasıyla endişelendiriyordu lakin bu kızda bir şeyler vardı. Ondan nefret edemiyordu. Sadece sinirliydi ve sırlarını kaptırmak istemiyordu. Bu yüzden konuşmuyor olmalıydı. Ayakları iyice yorulmuş olan Damla merakla etrafına bakınıyor, dipteki mahzenlerin ne tarafta olduğunu tahmin etmeye çalışıyordu. Gözlerini diktiği her ev bir aile barındırıyordu. Günahsız ruhlara ya da şeytanlaşmış bedenlere ev sahipliği yapan taştan duvarlar... "İşte geldik." dedi Elif. Yorgun parmakları bir yere uzandı. Elif, saçları kirlenmiş ve yağlanmış, kolu kanayan bu kızdan o anlığına korktuğunu hissetti. Gözlerini onun gösterdiği tarafa çevirdiğinde az önce gördüğü taştan ve kerpiçten evler yerine, daha modern ve küçük bir evle karşılaştı. Evin garipliği bakar bakmaz hissediliyordu. Bu ev kesinlikle yanındaki garip kızla eşleşiyordu. "Demek burada yaşıyorsun." dedi Damla önüne bakmaya devam ederken. "Evet, her geldiğimde burada kalırım." Elif kızın az önceki soğuk tavırlarına karşın, şimdiki sıcaklığına anlam verememişti. Bu kızda garip bir şeyler olduğunu kabul ediyordu. "Her geldiğimde derk-" Lafının boğazına tıkılmasına aldırmadan uzaklaşan kıza baktı. Adımlarını biraz hızlandırarak yetişmeye çalıştı. Soğuktan uyuşmuş parmaklarını montunun cebine soktu. Sıcak bir kahve iyi gelirdi lakin ormanda karşılaştıkları bu kız hiç davetkâr bir insana benzemiyordu. "Peki siz nereye gidiyordunuz." diye sordu kız. Bunun üzerine Damla ve Çakır birbirine baktı. İkisi de nereye gittiklerini biliyorlardı ama ikisinin de söylemeye niyeti yoktu. Damla küçük bir el hareketinin üzerine adımlarını devam ettirerek ilerlemeye başladı. Çakır da küçük bir selam vererek kızın yanından uzaklaşmış ve kızın hızla kapıdan girerek eve girmesini izlemişti.  Çakır Damlanın ardından giderken yaptıkları şeyi düşündü. Bunu neden yaptığını ve bu yaptığının nelere mal olabileceğini. Kimin haklı olup olmadığı konusunda içinde beliren tüm duyguları bir kenara atmak istiyordu ama yapamıyordu. Koca bir vicdana sahip olması onun belki de en zayıf yanlarından birisiydi. Biraz daha hızlanırken ilerideki sıralı binalara baktı, onları da geçeceklerdi ve sonunda dipteki mahzenlere ulaşaklardı ama ondan sonra neler olacağı hakkında hiçbir fikri yoktu.  Onu bekleyen şey ya koca bir başarı, ya da fazlaca kötü bir yanılgıydı.  * Damla için ise durum bambaşkaydı. O ne yaptığını ve ne istediğini biliyordu. Yüz yaşında bir kahin gibiydi. Her şeyi biliyor gibi davranıyordu. Neyi nasıl, ne zaman yapacağını ve başaracağından da kesinlikle emindi. Bu yüzden Çakır ve Damla siyah ve beyaz gibiydi. Birbirlerinin zıttıydılar ama Damla hep yaptığı şeyi yapmıştı: Bir insanın aklına girmek ve bedenini yönetmek. Bu şekilde Çakır'a kendini serbest bıraktırmış ve kendi tarafına zoraki olarak geçirmiş ve gönüllü olarak geçtiğine inandırmıştı. Damla'yı tehlikeli yapan en önemli şey de buydu zaten. Damla insanları manipüle etmek konusunda öyle başarılıydı ki isterse karşısındakinin kişiliğini bedeninden söküp alır ve oraya kendi tasarlayıp oluşturduğu bir kişiliği koyardı ve bu onun için hiç de zor olmazdı.  Sessiz ve gergin yürüyüşün sessizliğini bozan Damla olmuştu. İmral ile arasında çekimin gelecekte belki bir ilişkiye dönme ihtimalini ortadan kaldıran kişi olarak kendisiyle gurur duyuyordu çünkü. Bu yüzden arkasından onu takip eden Çakır'a dönerek: "Eee, İmral ona ihanet ettiğinin farkına varıp suratına tükürdü mü? Eğer aptal değilse farketmiş ve yüzüne tükürmüştür. Bir de sesini titreterek bir şeyler söylemiştir sana. Bir takım zırvalar. Duygusal, acıklı zırvalar. Sana kendini kötü hissettirmek için. Ahh, ondan nefret etsem de aynı kanı taşıyoruz. O da benim kadar olmasa da iyi bir manipülatör. O da insanları manipüle etmeyi iyi beceriyor." "Bu durumdan zevk alıyorsun farkındayım ama üzgünüm malesef seni daha fazla keyiflendirecek bir şeyim yok. İmral henüz ona ihanet edenin ben olduğumu çözemedi. Ya da belki çözdüyse de bilerek bilmiyormuş gibi yapıyor emin değilim. Hiçbir şekilde renk vermiyor." Damla Çakır'ın konuşurken sesindeki mod düşüklüğünü anladığı için Çakır'ı kızdırmak istedi: "Tamam tamam, üzülme bu kadar. Belki her şey bittikten sonra İmral ile beraber mutlu yarınlara koşmak için bir şansınız olur" Damla amacına ulaşmıştı. Çakır'ı sinirlendirmeyi başarmıştı. Çakır kontrolden çıkmışçasına bir hararetle Damla'yı sağ el bileğinden tutup duvara yasladı. "Eğer istersem hemen şimdi boğazını sıkıp nefesini kesebilirim. Her şeye burada son verebilirim. O zaman görürsün mutlu yarınları. Seni serbest bıraktıysam şu anda seni öldürmüyorsam bundan dolayı bana minnettar olman gerekirken beni sinirlendirmeye çalışıyorsun. Daha fazla zorlama beni Damla. Çünkü artık karşında kaybedecek bir şeyi kalmamış bir Çakır var. Elleri zaten kirlenmiş bir Çakır var. Bu yüzden zaten kir bulaşmış ellerime bir de kan bulaşmasından hiç rahatsızlık duymam emin ol. Hemen şuan bunu yapabilirim. Bu yüzden şansını daha fazla zorlama." Çakır farkında değildi ama zaten Damla'nın boğazını sıkıyordu onunla konuşurken ve Damla'nın nefes alamadığı için yüzünün rengi değişmeye başlamıştı. Çakır'ın eline vurmaya başladı ve Çakır bir anda Damla'nın yüzünün aldığı hali farkedince hemen ellerini çekti. Damla nefes nefese kalmış halde yere kapaklandı. Çakır anlık öfke patlaması ile kendinden geçmişti ne ara boğazını o kadar sıktığını hiç farketmemişti ve kontrolünü kaybettiği için kendinden korkmuştu da. Damla'ya doğru eğilip omzuna dokundu. "İyi misin? Bir anlık öfke patlaması ile oldu Damla özür dilerim." "Çek elini. Dokunma bana seni aptal. Bir daha sakın böyle bir şeyi deneme. Seni pişman ederim. Aptal aptal tepemde dikilmeyi bırakıp arkana bakacak mısın artık? Zindanların olduğu kalenin dış surlarına geldik. İçeri nasıl gireceğimiz bulmamız gerek. Biraz etrafta gezin de belki bir şekilde girecek bir yer buluruz. Bu gece o'na ulaşmamız şart." Çakır az önce yaptığı şeyin de mahçupluğu ile Damla'nın sözlerine itiraz etmeden kalenin duvarlarının etrafında dolaşmak için yola çıktı. İçeri girmenin bir yolunu arıyordu. Kalenin duvarları hemen hemen 4 metre idi. Oraya tırmanmak mümkün değildi. Tek çare kapıdan geçmek gibi duruyordu. Başka geçiş yolu görünmüyordu ama kapıdan nasıl geçebilirlerdi? Kapıda nöbet tutan askerler vardı. Geçmenin bir yolunu bulmak zorundaydılar. O'na ulaşmak ve onu bu zindanlardan çıkarmak zorundaydılar. Hem de bu gece. Güneş dağların ardından tüm sıcaklığı ile yükselip her yeri aydınlatmadan önce o'na ulaşmalı ve o'nu buradan çıkarmalıydılar.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE