51

1424 Kelimeler
Çakır ile Damla arasında Çakır’ın yaptığı hareket sonrasında soğuk yeller esiyordu. Çakır yaptığı hareketten dolayı çok pişmandı fakat bir yandan da neden pişman olayım diye kendi kendini sorguluyordu. Pişman olmamalıyım diye düşünüyor, Damla’nın kendisini kışkırttığını ve bunu hak ettiğini düşündü. Bu güne kadar İmral’e hep dostça yaklaşmış onun dışında hiçbir his beslememişti. Fakat beslediği bu dostça hisler gerçekti hiçbir yanılsaması yoktu bu konuda, bir o kadar da vicdanı rahattı. Damla’nın bu kışkırtması sinirini çok bozmuştu Çakır’ın, bunun sebebi ise bu evrende en sinir olduğu şey iftiradır. Küçük büyük hiç fark etmez, iftiranın her türlüsünden nefret ederdi. İftira konusu geçtiğinde bir ciddileşir ve o neşeli tavrı bir anda kaybolurdu. Bunun sebebi geçmişte yakın çevresi tarafından yaşadığı çaresizliklerden birisi olabilirdi. Yaşadığı o kâbus gibi günleri düşününce bir irkildi ve kendi kendisine söylendi. Bir an Damla’ya doğru dönüp, “Bir daha İmral ile beni o şekilde düşünürsen ya da herhangi bir iftirada bulunursan aramız cidden bozulur ve bu savaşta büyük bir yara alırsın, sana şimdiden söylüyorum.” Demek istedi ancak daha önce verdiği tepki çok aşırıydı. Biraz daha zorlasaydı eğer Damla’yı boğarak öldürebilirdi. Bu durum da kendi aleyhinde sonlanabilirdi, verdiği tepki aşırıydı. Şimdi bir de bu cümleleri kurup tekrardan Damla’yı sinirlendirmenin ve kışkırtmanın bir anlamı yoktu. Ancak Çakır, aralarında esen bu soğuk yelden hiç hoşnut değildi. Damla’dan öyle çok da haz almıyordu ancak şu an onunla bir iş birliği içindeydi ve bu iş birliğini bozmaması gerektiğini gayet net bir şekilde biliyordu. Aralarında oluşan bu soğukluğu gidermeyi istedi bir an. Nasıl gidereceğine dair birkaç düşünce belirdi zihninin derinliklerinde.  “Bu surları aşmamız için bir fikrin var mı? Görünüşte tek kapı var gibi, orada da gözüktüğü gibi askerler var. Oraya girersek çıkamayız.” Çeşitli planlar yapıp içeriye girmenin bir yolunu düşünebilirlerdi. Çakır’ın her duruma uyum sağlayan yapıs, Damla’nın ise kimsenin aklına gelmeyecek şekilde bulduğu pratik çözümler bu işi kolaylaştırabilirdi. Birlikten kuvvet doğar diye bir söz var, kesinlikle o ikisi de bu sözün hakkını sonuna kadar verebilecek kişilerdi. Zaten Damla’nın Çakır’ı yanına çekmesinin bir sebebi olduğu aşikârdı. Damla Çakır’ı keyfi öyle istediği için İmral’in yanından çekip alamdı. Böyle işbirliği gerektirecek durumlarda kendisine yardım edecek, zekâsına zekâ katacak birisi lazımdı. O kişi de Çakır’dı işte. Her şey ama her şey planlıydı Damla tarafında. Sadece Çakır’ı yanına çekmek değildi planlı olan. İmral’İn babasını çıkaracakları yere nasıl gidecekleri, oradan nasıl çıkaracakları de belliydi. Hepsini Damla tek tek düşünmüş, defalarca planlar yapmıştı. Her ne kadar çok kez kendi içinde planlarının bir çıkmaz sokağı olsa da birden fazla da yan yol oluşturarak kendi çapında işini garantiye almıştı. Günlerdir hatta ve hatta haftalardır Damla bu anı bekliyordu. İçi içine sığmıyordu aslında, ancak bu Damla’ydı. Kendi içinde beslediği duyguları asla ama asla dışarı yansıtmazdı. Çünkü annesi ya da babası da olsa karşısındaki insandı. İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. Her an ve her zaman karşısındaki aldatma kapasitesine sahiptir. Damla da zamanında bunu gayet net bir şekilde yaşadığı için gerekli dersleri almıştı. Şimdi de kontrolü elden bırakmıyor Çakır’a hislerini belli etmeyerek. Tüm bu birlikteliğin dışında bir soruna sahiptiler. Zamanları çok dardı… Damla bir an Çakır’ın söylediklerini dinledikten sonra kendisini tutmasaydı eğer bir haykırış patlatabilirdi. Çakır’ın ne kadar masum olduğunu, kendisinin buraya hiçbir araştırma yapmadan, olayı doğal akışına bırakarak geldiğimizi sanıyordu. Hakikat çok başkaydı, Damla burayı defalarca sosyal ağlardan, internetten ve kitaplardan araştırmıştı. Tüm bunlar yetmemişti bir de buraya çok kez gelip dürbünü ile çeşitli gözlemler yapmıştı.  “Dört duvarı olan bir mekânın asla tek girişi yoktur!” Demişti Damla tavırlı bir ses ile Çakır’a. Çakır bu tavırlı sesi anında anlamıştı. Çakır Damla’nın çok saplantılı birisi olduğunu düşündü. Damla’nın kafasının hâlâ biraz önce yaşanan olayda kaldığını böyle çocukluk yapmasının anlamsız olduğunu düşündü. Ancak gerçekler başkaydı. Damla tamamen kendisini yaptığı plana vermişti zihninde daha öncesinde tasarladığı planı kendi kendisine oyuyordu. Hangi durumlar karşısında neler olur tam da bunu düşünüyordu ancak Çakır… Çakır yaşanan olaydan hâlâ çıkamamıştı. Çakır’ın sorunu tam da buydu işte. Kendisinin yaptığı şeyleri sanki başkası yapıyor gibi düşünüyor gereksiz yere karşıdaki kişi hakkında yargılara varıyordu üstelik bu yargıların hiçbir anlamı yoktu. Çakır halen de Damla’nın bu kadarcık bir olayı şişirip şişirip büyütmesine ve tavırlı sözler söylediğini düşünüyordu. Ancak Damla bu tavırlı sesi az önce yaşanan kötü badireden dolayı değil Çakır’ın kendisini basit gördüğü için öyle çıkmıştı. Damla’ya göre ise basit olan hatta ve hatta amatör olan kişi Çakır’dı. Tamam, kendisi tam bir takım oyuncusuydu, verilen her görevi layıkıyla yerine getirebilirdi bu yüzden yanına çekilmişti Damla’nın fakat bu kadar çocukça ve basit düşünmesi Damla gibi sabırsız bir insana yapılacak iş değildi. Zaman ile bunu öğrenecekti Çakır ancak buradaki sorunun zamanlarının olmamasıydı. Çakır’ın verdiği cevap Damla’nın sabrının sınandığını net bir şekilde gösteriyordu.  “Damla? Ne oluyor sana! Senin ile bir iş üzerindeyiz sen ise hâlâ da az önce yaşanan olayda kalmışsın belli ki.” “Sen neden bahsediyorsun be? Kapandı gitti konu daha ne açıp duruyorsun bunu, canının yanmasını mı istiyorsun?” “Ben mi açıyorum yoksa sen mi? Gereksizce tavırlı yanıtlar veren kim? Ben miyim yoksa sen mi?” Damla’nın sinirleri tepesine çıkmıştı. Başına bir sancı girmiş gibi hissetmişti, hatta bu sancının gözlerine vurduğunu ve kendisini rahatsız hisseti. Hepsi Çakır’ın söylediği saçma zırvalıklar yüzündendi. Neden akıllısı beni bulmaz ki diye geçirdi içinden. Haksız olduğu konularda Damla laf dalaşına asla girmezdi, daha çok karşısındaki kişiyi kışkırtma onları söylediği sözlerle yıldırıp haklılık koltuğuna otururdu. Ancak haklı olduğu konularda laf dalaşına girmekten çekinmez, ağzına ne gelirse onu direkt karşı tarafa aktarırdı. Haklı olduğu konularda Damla kendisinin kaybettiğini görmemişti. Hiçbir güç haklı olduğunda Damla’yı yıldıramazdı. Damla’nın sinirlendiği konu Çakır’ın hazırladıkları plana kafasını yormamasıydı ve hala bunları düşünmesiydi. Üstelik kendisinin yaptığı şeylerden Damla’yı suçluyordu. “Tamam, artık yeter! O fındık kadar olan beynini bu saçma olaya yormaya bırak. Artık kapansın bu konu. Eğer bunu sürdürürsen veya bir daha açmaya çalışırsan seni pişman ederim. Şimdi kendini şu plana ver, çünkü zamanımız azalıyor.” Her zamankinden farklı bir Damla vardı. Kendisinin haklı olduğu bir konuda laf dalaşına girmedi. Üstelik laf dalaşına girmediği gibi haklılık koltuğuna oturmak için de herhangi bir girişimde de bulunmadı. Bu yaptığı hareket gerçekleştirmek istediği plana ne kadar bağlı olduğunu gösteriyordu. O adamı o lanet yerden çıkarıp bir an önce işini görmesi gerekiyordu. Tüm bunların yolunda gitmesini hatta yolunda gitmek bir yana Çakır sayesinde daha da çabuk halledeceklerini düşünürken Damla, Çakır’ın bu planın önüne taş koyduğuna şahit oldu. Planın daha çabuk işlemesi gerekirken Çakır sayesinde bir adım bile ilerleyemediğini düşündü, tam o sırada Çakır’dan cevap geldi.  “O zaman sorduğum sorulara adam akıllı cevap ver sende? Madem benden yardım bekliyorsun, beni önemse ve yardımcı ol bana. Sorduğum soruyu tekrarlamamı ister misin? ‘Bu surları aşmamız için bir fikrin var mı?’ Hatırladın değil mi sorumu?” Çakır, Damla’nın ne kadar bencil, ne kadar sığ düşünceli birisi olduğunu düşünmeye başlamıştı. Adam akıllı sorular sormuştum fakat kibrinde boğulan Damla Hanım beni takmayıp halen de laf sokma çabasındaydı, diye geçirdi içinden. Daha sonra bir de suçlu olan kişi ben oluyordum, bu ne saçmalık! Eğer İmral’e haksızlık etmeseydim şu an ona yapacağımı bilirdim de ben neyse… Kendim ettim kendim buldum. Ne vardı o düşünceli melek gibi olan kızı bırakıp bu bencil ve şeytan olan sözde akıllı kızın yanına geçtim. Düşünceler silsilesine kaptırmışken kendisini Damla’nın ağzından dökülen kelimelere kulağı takıldı. “Evet gayet iyi hatırladım, hatırlatmana gerek yoktu. Sence bir fikrim var mı benim? Sakın yanlış anlama senin ile laf dalaşına girmek için değil, sadece merak ettiğim için soruyorum. Bu surları ve askerleri aşmamış için benim bir fikrim var mıdır?” Damla tam da istediğini almıştı bu soruyla. Eğer istediği cevap gelirse Çakır’ı zihninde oluşturup düşündüğü düşünceleri yakalayıp onu onlar ile boğacaktı. Bu soruyu sorarken o kadar keyiflenmişti ki bir an kafasını kesmek ve alnından öpmek istedi kendisini. Bu konuda kendisinin üstüne tanımıyordu. Eğer haklı olduğu bir konu varsa, üstte her zaman kendisi vardır. Çakır ‘a laf dalaşına girmek istemediğini söyledi fakat yaptıkları ya da yapacakları resmen bir laf dalaşıydı. Damla da bundan zevk alıyordu, bunu söylediği sözlerden ve yüz mimik hareketlerinden rahatlıkla anlayabilirdiniz.  “Bence fikrin vardır. Böyle bir yere en az bir kere gelmişsindir ve burayı kontrol etmişsindir. Ayrıca bunları düşünmeyecek kadar da aptal olduğunu sanmıyorum. Haksız mıyım?” Çakır içinden bir gülüş attı. Laf dalaşına girmek istemiyormuş da öyleymiş de böyleymiş de. Zevk alıyor bundan resmen. Damla’nın ciddiyetsizliğini gördükten sonra da Çakır’da da tüm ciddiyet bozuşmuştu. Resmen birbirleri ile dalga geçiyorlardı fakat ikisi de zamanın akıp gittiğinden şikâyetçi gözükmüyorlardı. Şimdiye kadar bu laf kalabalığı yerine bu surlara nasıl gireceklerini, girdikten sonra nasıl bir yol izleyeceklerini konuşsalardı. İkisi de ortak bir paydada buluşabilirler ve bir sonuca varabilirlerdi. Fakat zor varken neden basiti seçsinler ki. İnsanlara her zaman zor yol daha çekici gelir ve o yolu seçmek kendilerini cezbeder. Çakır’da da Damla’da da bu durum tam anlamı ile geçerliydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE