Gece uykuya daldıktan sonra ya da yere düşüp bayıldıktan sonra zihnimizin bize oynadığı bizim ise bazen hatırladığımız bazen unuttuğumuz, bazen ise etkilendiğimiz denk geldikçe de korkup "Bu gördüğüm iyi ki gerçek değil!" dediğimiz oyunlar oynar. Bazıları buna rüya bazıları ise kabus der. Ben ise bir rüya gördüm. Rüya gördüm dediğime bakmayın uykuda değildim, bayılmadım da. İmral sesi ile başladı her şey, bir kelimenin bu kadar güçlü olması inanılmaz bir haz veriyor insana. Burada güç veren şey söylenilen isim değil, söyleyen kişinin ses tonu. Harflerin ses tellerinin yardımı ile dil ile işbirliği yaparak ağızdan çıkması ve sonunda bir ezgi oluşturması. Sanırım bu dünyanın en güzel ezgisiydi. Bu ses Çakır'a aitti. Tam da ben aynaya bakarak kendimle yüzleşirken, ona en ihtiyaç duyduğum anda yine çıkıp gelmişti. Kim bilir belki yine yaralarıma çare derdime derman olacaktı. Çakır zaten bunun için hayatımda değil miydi? Evet tüm yaşananlar rüya gibi geliyordu bana. Kim tahmin edebilir ki bu kapanda, kapalı kutuda çaresiz bir şekilde nefes almaya devam eden kızı kahramanı kurtaracak? Bunu ben bile tahmin edemezdim. Çakır'ın sesini duyduğum an ki mutluluğumu şöyle tarif edebilirim. Günlerce bisiklet almak için bir dükkanda çırak olarak çalışan bir çocuğun günler sonrasında bisiklet alacak parayı toplaması ve istediği model bisikleti kendi emeği ve parası ile alması. Gözünüzde çocuğun mutluluğu canlandı değil mi? Evet işte benim ki de böyle bir mutluluktu. Kanımın daha hızlı aktığını, kalbimin ise daha hızlı çarptığını hissettim.
"İmral?!"
Bu sefer sesin tonu biraz daha tedirgin gelmişti artık şoktan çıkıp kahramanıma cevap vermeliydim.
"Senin burada ne işin var? Nasıl buldun beni?"
Evet, yine aklıma gelen ilk cümleyi söylemiştim. Bu odaya geldiğimden beri bana bir şeyler olduğu kesindi. Ben dilime gelen her şeyi söyleyen bir kız değildim. Sanırım çok yoruldum ve düşünmeye enerjim, halim kalmadı. Burada ne işin var cümlesini yanlış anlamasından çok korktum cümleyi söyledikten sonra. Sanki kötü bir iş yapıyormuşum da Çakır tarafından yakalanmış gibi bir izlenim oluşturmuştum. Halbuki şu an ona çok ama çok ihtiyacım vardı. Çakır beni iyi tanıyan bir insandı. Buraya nasıl geldi beni nasıl buldu bilinmez fakat bildiğim bir şey var o ise beni çok iyi tanıdığıdır. Benim savsakladığımı, ruhen anlamda iyi bir durumda olmadığımı anlamıştır.
"Kötü mü yaptım? Aynaya dönüp bakar mısın kendine, yüzünün haline!"
Evet beklediğim Çakır tam da buydu işte. Beni gelip bu dipsiz kuyudan çekip kurtaracaktı. Tüm bunları yaparken de halimden anlayıp benim derdimi paylaşacaktı. Tam arkamı aynaya bakmak için döndüğüm sırada birkaç adım attı ve bana arkamdan sarıldı. Barıştan her şeyi beklerdim fakat bunu beklemiyordum. Bu ciddi ortamda sarılması bana çok içten gelmişti. İnsanların sarılışından ne kadar samimi olduğunu anlayabilirsiniz. Sarılışını nasıl tarif ederim bilmiyorum ama sanki kendi enerjisini benim bünyeme aktarıyormuş gibi geldi. Ona sarılınca tüylerim diken diken oldu ve bir güven geldi kendime. Çakır'ın varlığını varlığında hissettiğim sürece sadece Damla'yı değil tüm dünyayı karşıma alabilirdim. Çakır'ın bana verdiği bu güven duygusu umarım ileri süreçte ters tepmezdi. Çünkü Damla, yaman bir insandı. Kendine dediğinin olması, kendi isteğini yaptırmak onun için öncelikle şeylerden birisiydi. Karakterinde en sevmediğim özelliği de sanırım bu olabilirdi. İnsanların düşüncelerini bırak saygı göstermeyi dinlemiyordu bile. Böyle bir insan ile nasıl aynı kandan geliyordum aklım almıyor. Müzik notalarını benden almak için tüm varlığını bu yolda dökecektir, bunun için çalışıp çabalayacaktır. Kim bilir kendisi şu an ne sinsice planlar yapıyordur beni alt edip notaları almak için. Çakır yokken bunu yapamayacağını zaten biliyordum fakat artık Çakır da yanımda. Çakır varken müzik notlarını almak ancak rüyasında olabilir. Onu da bilinç altına ilmek ilmek işlemesi gerek ki rüyasına girsin.
Çakır sarılmayı kesti, bende kendimi geriye çektim. Gözleri gözlerimin içindeydi. Dilimiz işlevini yerini getirmiyordu bu görevini gözlerimize emanet etmişti. Gözlerimiz adeta konuşuyordu. Ben ona minnet ile bakıyordum. Resmen teşekkür ediyordum benim yanıma gelip imkansızlıklar içerisinde kurtardığı için. Yaşamıma anlam kattığı için ona ihtiyacım olduğunda düşünmeden beni aramaya kalkıp bulduğu için minnetimi belirtiyordum. O ise benim gözlerime sevgi dolu bakıyordu. Hayatında duymadığı sözleri, görmediği saygıyı, hissetmediği sevgiyi; tüm bunları yaşattığım için... Sevgi dolu bakmak fiili tam da bu olsa gerek. Bazen bir hastayı doktorun verdiği ilaç iyileştirir. Bazen ise değer verdiğimiz bir insanın söylediği bir söz, attığı bir bakış iyileştirir ya da buna yardımcı olur. İşte tam da birbirimiz için vardık. Artık bu düşünceleri bir kenara koymanın vakti gelmişti. Çakır'ın buraya nasıl geldiğini Damla ile karşılaşıp karşılaşmadığını sormalıydım.