''Belayı Bulmak''

2788 Kelimeler
20.Bölüm: ‘’Belayı Bulmak’’ Aybige ''Dün temizlik yaparken oraya kaba bir kadının geldiğini gördüm. Yanında da muhtemelen bunayan annesi vardı. Kim olduklarını sordum, sonuçta apartmana yabancı girmemesi için dikkat ediyoruz ve Sergen Bey evine kimseyi yaklaştırmaz genelde. O kadın ise beni tersledi ve söylene söylene anahtarla eve girdi. Ne olduğunu merak edip bir süre kapının önünde bekledim.'' Kadın yaptığından utanıyor olacak ki son cümlesinde boğazını temizleyip gözlerini kaçırmıştı. Meraklı ve konuşkan bir kadın olduğu zaten dağ gibi ortadaydı bu yüzden pek de şaşırmamıştım. 'Devam edin' dercesine başımı sallarken kadın da başıyla onayladı ve hevesle gözlerini büyülterek anlatmaya devam etti. ''İçeriden ses gelmeyince tam temizliğe devam etmek üzere uzaklaşacaktım ki içeriden kırılma sesleri gelmeye başladı. Sanki birileri bilerek yere tüm mutfaktaki bardağı çanağı kırıyordu. Bir süre sonra ses kesildi ve ufak bir çığlık sesinden sonra ev tamamen sessizliğe büründü. Korkup topladığım çöp poşetlerini de alıp beyime haber vermeye aşağı kata gittim. Beyimle beraber iyi olup olmadıklarına bakmak için yukarı kata çıkacaktık ki asansörden dış kapıya doğru belirli aralıklarla giden kan lekelerine benzeyen izlere rastladık. Çöp poşetlerinden bazen damlamalar olabiliyor bu tarz o yüzden fazla takılmasak da o çığlık ve kırılma seslerinden dolayı telaşlandığım için de o izlerin kan olduğunu ve daireyi ters ettiklerini düşündüm.'' Kadın aralıksız konuşmasına bir nefes molası verirken kaşlarım iyiden iyiye çatılıyordu. O evde neler olmuştu öyle? Kadın soluklandıktan sonra eliyle yüzünü yelleyip kapı kenarına tutundu ve anlatmaya devam etti. ''Necmi ile kapılarına gittik ve çaldık. Kadın yüzündeki dümdüz ifade ile bize baktı ve biz de iyi olup olmadıklarını sorduk. İçeride son seste televizyon sesi açıktı ve gözlerimi gezdirdiğimde kırık hiçbir şey görememiştim. Kadında da hiç korku, sinir hali gibi bir durum yoktu. Bir şey olmadığını, annesinin duymakta zorluk çektiği için televizyonun sesini son ses açtığını söyledi. Biz de daha fazla sorgulamadık ve geri evimize gittik ama o kadın çok korkunçtu. Bakışları bakış değildi yani Savcı Hanım! Necmi sen de söylesene!'' Kadın kocasının da dürterken kocası da tedirgince başını salladı. ''E-evet Savcı Hanım, tuhaftı.'' ''Peki şüphelendiniz madem, kamera kayıtlarına falan bakamdınız mı?'' Nur'un sorduğu soruya karşılık kadın kocasını itip öne çıkarken şaşkınca kadına baktım. Bu kadın da resmen savcılar gelse de derdimi anlatsam diye bekliyormuş gerçekten evinde. ''Savcı Hanım vallahi ilk şüphelenecek bir şey olmadığına karar verdik, televizyon sesi gayet mantıklı bir açıklamaydı ve biz de sorgulamadan evimize döndük. Temizlik malzemelerini toparlayıp koridordaki lekeleri temizlemeye çıktığımda lekelerin çöpten damlayan diğer sıvılara göre daha yoğun olduğunu ve zor temizlendiğini fark ettim. Biz okumamış etmemiş insanlarız Savcı Hanım, nereden bilelim. Ekmek parası işte, işimi yapıp temizliğimi bitirdim. Kamera odası da hep kilit altında ve biraz karanlık olunca da korktum inmeye, kocama söylemeyi de unuttum. Siz sorunca aklıma geldi. Zaten gitsem bile anlamayız biz, ona bakan başka bir genç oluyor.'' ''O bahsettiğiniz genç, dün ya da bugün uğradı mı buraya hiç?'' Barış'ın sorduğu soruyla karı-koca sanki olayın üzerinden bir gün değil de bir ay geçmiş gibi düşündü. ''Ben görmedim, sen gördün mü Necmi?'' ''Dün akşam vakti işi bir başkasına devredeceğini ve birkaç eşyasının kamera odasında kaldığını söyleyip odaya girdi bir ara.'' Necmi Bey, sonunda daha dün gece yaşanan vukuatı hatırlayıp bizi cevapladığında tekrardan ben, Nur ve Barış arasında bir bakışma gerçekleşti. Kamera odası ne bilmiyordum açıkçası fakat güvenlik gibi bir şeydi anladığım kadarıyla. Ya da bir gözlem evinin daha gelişmiş hali? ''Sanırım görmeyi beklediğimiz görüntüleri göremeyeceğiz.'' Nur bana doğru fısıldarken kapının önünde gözünü belerterek başını bize doğru uzatmış, bizi duymaya çalışan kadına tuhaf tuhaf baktım. ''Her neyse teşekkür ederiz. Bize şu kamera odasını açabilir misiniz, Necmi Bey?'' ''Buna izniniz var mı beyim? Terbiyesizlik olsun diye demiyorum yanlış anlamayın. Genelde polis beyler bu işleri yürütüyor da.'' ''Merak etmeyin Necmi Bey, buna tam yetkimiz olduğuna emin olabilirsiniz.'' Barış, Necmi Bey'i rahatlattıktan sonra Necmi Bey duvarda asılı olan anahtarlardan birini aldı ve kapının önündeki terliklerden birini ayağına geçirip önümüzden geçerek koridora doğru çıktı. Karısı arkamızdan merakla bakmaya devam ederken Nur ayıp olmasın diye kadına veda etti, ben ve Barış da kadınla daha fazla muhattap olmadan önümüzden ilerleyen adamı takip etmeye başladık. Adam savsak adımlarla bir aşağı kata, karanlığa doğru ilerlerken Barış elindeki telefon denen aletin ışık saçmasını sağladı. Demek ki böyle maharetleri de vardı bu aletin... Her gün yeni bir şey öğreniyordum ve bu biraz yorucu oluyordu ama öğrenebildiğim için de kendimi özel ve şanslı hissediyordum. Sonuçta kaç Uygur döneminden kalmış insana bu medeniyet seviyesine ulaşmak nasip olurdu ki? Telefonumdaki titreşimle beyaz renkli kabanımın cebinden çıkardığım telefonun ekranına baktım. Giray Ramsay'dan bir mesaj vardı anlaşılan. Son birkaç gün içinde bunlardan daha önce de atmıştı. Tabii ben cevaplamayı bilmediğim için sadece görmekle yetiniyordum ve benden cevap alamayıp deliren Giray da en son beni aramak zorunda kalıyordu. Neyse ki arama cevaplamayı biliyordum. Mesajda yazanları anlamak için yavaşça okudum. 'Güvenlik kameralarını ne olur ne olmaz kontrol edin.' Gözlerimi devirdim. Bize onu bunu yapın diyeceğine sen kontrol etsen ya bay bilge? Mesajın üzerine basmamla altında yanıtla diye bir seçenek çıkmasıyla ağzım aralandı. Demek böyle cevap yazabiliyordum! Bunu daha önce neden görmemiştim ki? Çıkan kutucuğa tek tek harfleri yazmaya çalışırken ilk biraz zorlansam ve yavaş yazsam da parmaklarım bu duruma alışmaya başladı. 'Şu an onu yapmaya çalışıyoruz. Hem bu kadar araştırma yapmışsın, sen neden bakmadın?' Mesajı zorlukla tamamlayıp gönderdim ve derin bir nefes bırakıp Giray'dan cevap beklemeye başladım. Karanlık koridorda Barış'ların biraz gerisinde kalmıştım mesaja odaklandığım için fakat ilk defa biriyle mesajlaşıyor olmak beni heyecanlandırmıştı ve çağın ötesinde hissettirmişti. Dudaklarımı heyecanla dişlerken Giray'dan gelen yeni mesajla kesik bir nefes daha verdim. 'Karşı tarafın avukatı olarak Sergen'in aleyhine olan bir kanıtın peşinde görülmeyecektim elbette. Seni arayacağım, dikkatli ol.' Mesajı okurken son cümlede parmağımın ucunu gezdirdim. Kalbimin manasız hızlanışına karanlıkta yalnız kalmam sebep olmuştur diye düşündüm ve mesajına cevap vermeyerek telefon ekranını önüme doğru tuttum. Barış'lara yetiştiğimde Necmi Beyin de yavaşladığını görebilmiştim. Adam sonunda kapısında 'personel harici giremez' yazısı olan bir odanın önünde dururken biz de boncuk gibi kapının önüne dizildik. Adam aynı uyuşuk hareketlerle anahtarı kapının deliğine yerleştirdi ve kapıyı açtı. Sadece bilgisayar ekranlarının ışık kaynağı olduğu karanlık odayı odanın lambasıyla aydınlattı. ''Bize dün olayın yaşandığı saatlerin olduğu kaydı bulmanız mümkün mü?'' Nur'un kibar ses tonu sessiz odada yankılanırken adam bize karşı başını iki yana sallarken dudaklarını birbirine bastırdı. ''Ben ne anlarım bu işlerden Savcı Hanım? Benim buradaki işim çöp toplamak, sipariş almak gibi rutin işler.'' Adamın çaresiz sesine karşılık onu daha fazla zorlamadık. Barış içimizde bilgisayardan en anlayan kişi olduğu için o koltuğa geçti. Nur ve ben de iki yanına geçerken Necmi Bey arkada sıkılgan bir ifadeyle bizi izlemeyi tercih etmişti. Barış bilgisayar içinde birkaç yere girdikten sonra sarı dosyalar şeklinde dizilen bir sürü dosyadan dünün tarihinin olduğu son dosyadan bir önceki dosyaya girdi. Dosyaya büyük bir merakla bakmaya çalışırken 'bu klasör boş' yazısıyla karşılaşmamızla kaşlarım çatıldı. Sanırım bu zaten beklediğimiz bir şeydi. Eğer biri yerde kan izi bıraktıysa bunun görülmemesini de sağlayacaktı elbette. Tabii arkalarında bıraktıkları kan lekelerini temizleyen kapıcının karısını hesaba katmamışlardı. Olası bir şahit gerekme durumunda bu binaya tekrar uğramamız gerekecekti anlaşılan. ''Amanın! Görüntüler nasıl olmaz? Hay Allah!'' Necmi Bey'in şaşırmasının bitmesini beklerken üçümüz birbirimize baygın birer ifadeyle baktık. Diğer ikisi de dosyanın boş olacağını bekliyor olacak ki onlar da benim gibi şaşırmamışlardı. Barış bıkkın bir ifadeyle dosyayı kapattı ve ekranları eski ayarına geri getirdi. ''Savcı Bey, vallahi benim bu görüntü olayıyla bir alakam yoktur. İlk defa görüyorum ben de.'' Adam kendisinin suçlu olmadığını bize adeta yalvararak anlatmaya çalışırken Barış adamın ellerini elleri arasına alıp iki defa destek olurcasına vurdu. ''Biliyoruz Necmi Bey. Muhtemelen dün işten ayrılan çocuk eşyalarını toplamaya değil, yarım kalan bir işi tamamlamaya gelmişti. Tahmin ettiğimiz bir şeydi zaten. Yeterince yardımcı oldunuz, siz de eşiniz de. Sağolun.'' Necmi Bey Barış'ın telkinine karşılık ona minnetle baktı. Barış da ona karşı şefkatle bakmıştı bir an. Bu haline gülümsemek istedim. Barış buraya geldiğimden beri genelde alaycı bir tavır içinde, lakayık davranan bir çocuktu fakat görev içindeyken bambaşka birine dönüşüyordu. Gayet ciddiydi işine karşı, sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyordu ve bu halini takdir ettim. İşle özel hayatındaki tavırları arasındaki dengeyi güzel koruyordu. Bu hali bir kez daha bana Rona'yı hatırlatırken yüzümde buruk bir gülümseme oluşmasına engel olamadım. Rona da iş dışında oldukça nazik, düşünceli, eğlenceli ve sanat ile doğaya aşık bir insandı fakat konu sorumlulukları olunca bambaşka bir insana dönüşüyor, gözü görevinden başka bir şey görmüyordu. Bu onda en sevdiğim özelliklerden biriydi. Aynı zamanda en özendiğim özelliklerindendi de diyebilirdim çünkü ben işle özel hayat dengesini kurabilen bir insan hiçbir zaman olmamıştım. Görevlerimde nasıl bir çehreye, harekete sahipsem özel hayatımda da aynı ketum tavırları sürdürürdüm. Renklerim yoktu benim, en çok da ara renklerim yoktu. Ya siyahtım ya beyaz. Benim hayatımda grilere yer yoktu. Bilgisayarın büyük ekranının köşesinde gördüğüm hareketlenmeyle gözlerim büyürken hızla bilgisayara doğru atıldım. ''Bekle!'' Ekrana doğru minik bir çığlık atmamla diğerleri de hızla ekrana doğru döndü. Ekranda görünen Canan Hanım, telaşlı hareketlerle etrafına bakındı ve devasa kol çantasına silahıymışçasına tutunup apartman kapısından dışarıya çıktı. ''Bir iş çevirmeye gidiyor, yetişelim.'' Barış'ın bizi yönlendirmesiyle hızla odadan çıktık ve karanlığa alışan gözlerimiz ile telefon ışığı ile uğraşmadan üst kata koşturarak çıktık. Dış kapıdan da aynı şekilde çıkarken arkamızda kalan Necmi Bey'i çoktan unutmuştuk. Beyaz arabasına binmek üzere olan Canan denen kadını son anda Barış bağırarak durdurdu. ''Canan Hanım! Durun!'' Canan Hanım, beyazlamış yüzünde oluşan ufak bir afallamadan sonra ağzının içinde bir şeyler mırıldandı ve bizi umursamadan arabasının ön koltuğuna yerleşip kemerini bağladı. Bu ne saygısızlıktı böyle! Kadını zorunda olmadığımız halde kovalıyor, peşinden koşturuyor üzerine de umursanmıyorduk bile. Kadın sanki bizimle oyun oynuyordu. Ayrıca annesi de yanında yoktu. ''Lanet olsun!'' Barış bağırarak arabasını çalıştırmak üzere olan kadına bakarken Nur da sinirle saçlarını karıştırıyordu. Bu böyle olmayacaktı. Kadın arabasını çalıştırmak üzereyken ön kapıyı açıp atik bir hareketle kendimi içeriye atarken yaptığım hareketin ne kadar saçma olduğunu arabanın içine binince fark etmiştim Canan kocaman gözleriyle bana şaşkınca bakarken ben yüzsüzce bakışlarını aynı onun bize yaptığı gibi görmezden geldim ve kemerimi bağlayıp sıkıca ona tutundum. Sanki ondan destek alıyordum. ''Sen... Sen ne yaptığını zannediyorsun?'' Kırklı yaşlarının sonundaki kadının titrek sesine karşılık omzumu silkerken yüzüne bakmama eylemimi sürdürdüm. Canan bir cevap almadan inmeyeceğimi fark etmiş olacak ki dişlerini birbirine sürttüğünü belli eden sesle beraber arabayı hareket ettirdi ve beklediğimden daha hızlı bir şekilde dar yolda sürmeye başladı. Arkamızdan Nur ve Barış'ın bana bağırarak seslendiğini duyabiliyordum. Kemer elverdiğince arkamı döndüm ve arka camdan gözüken meslektaşlarıma onları rahatlatmak için gülümsedim. ''Gülümsemeye devam et. Sen ne yaptığının farkında değilsin. Hala aynı baş belasısın, hala aynı salak, hastalıklı ve mıymıntı kızsın Şafak. Uslanmıyorsun ve sen uslanana kadar seni ezmeye devam edeceğim.'' Canan Hanım'ın ağzından kibirle çıkan laflara karşılık kollarımı birbirine bağladım ve kırışmış yüzündeki tiksinç ifadeye arsızca gülmekle yetindim. ''Sen de hala aynı kibirli, hala aynı iğrenç, korkunç ve boş insansın. Bir ayağın mezarda ama hala birilerinin köpekliğini yapıyorsun. Sen busun işte, hayatın boyunca boş havlayan bir köpek olmaya mahkum aptal bir insanoğlu. Uslanmıyorum öyle mi? Sen bir de beni bundan sonra izle. Ezmek için can attığın o kızın seni nasıl ayakları altında ezdiğine sen de şahit ol. Ol ki haddini bil.'' Canan'ın şaşkınlıktan dili tutulmuştu. Öyle bir tutulmaydı ki bu konuşmak için ağzını açıyordu açmasına ama nasıl konuşacağını unutmuşçasına dilinden tek kelime dökülmüyordu. Yüzümde zaferle harmanlanmış bir gülücük belirdi. ''Zamanında ezdiğin, ezdirdiğin kızın nasıl güçlü bir kız olduğuna daha yakından şahit olman için elimden geleni yapacağım. Gün yüzü görmek için her gün yalvaracaksın bana çünkü o hapsolacağın karanlık kuyuda tek bir ışık tanesi olmayacak. Kendi karanlığında boğulacak, ışığa susayacaksın. Susuzluktan ölme vaktin geldiğinde ise sana tek bir damla su niyetine ışık göstermeyeceğimden emin olacağım.'' Arabanın yönünü kontrol eden çemberi tutuşu sıkılaşırken onu rahatsız ve sinir etmenin zevkiyle yerime iyice yerleştim ve koltukta kaykıldım. ''Savcı oldun diye kendini çok bir şey sanmaya başlamışsın bakıyorum ama sen o yetimhane köşesinde kitapları yere dağıldığı için zırıl zırıl ağlayan, dağınık saçlarından yüzü gözükmeyen o pasaklı, aptal kızsın Şafak. Geçmişini, nereden geldiğini ve ne olduğunu unutma. Belki de ne olacağını?'' Son cümlesinde yüzünde pis bir gülümseme oluşurken ne demek istediğinden emin değildim. Çok takılmadım, bu kadının ağzından her çıkan kelime birer zehirli meyveden farksızdı benim için. ''Ben geçmişimi unutmuyorum Canan. O küçük kızın neden öyle olduğunu sen çok iyi biliyorsun ve az kalsın o küçük kıza neler olacağını da. Mesela Basri Ramsay'dan bahsedelim, beni koruyucu ailem olarak alan adam. Hayatına böyle ufak değişkenler girdiğinde başkalarının senin üzerindeki planları 'puf' diye uçabiliyor, öyle değil mi?'' Canan'ın iyiden iyiye gerildiğini hissettim. ''Sen ve annen. Cezanızı çekeceksiniz Canan. Onca çocuğa, Sanem'e ve bana yaptıklarınızın bedelini en ağır şekilde ödeyeceksiniz. Bu bir savaş haline geldi artık Canan, öldürmekse kişisel değil. Ne ben eski benim, ne de sen benim gözümde eski sensin. Sadece üstüne basılması gereken ufak bir böcekten farksız, acizsin. Sergen Turna için çalıştığın her gün için bin kez, yüz bin kez batacaksın o çamurdan çukura. Kurtulmak için debelendikçe daha da batacaksın. O çamurla dolmuş olan çukur senin mezarın olacak. Kuşandığın kibirden yapılma maske senin kefenin, aldığın onca insanın ahı ise mezarının üzerine yıkılmaz gibi bir set gibi koyulacak olan mezar taşı olacak.'' Söylediğim sözler birer ok gibi ona saplandı. Ruhu ona çektireceğim azap için bas bas bağırdı. Yüzünce işkence çekermişçesine acı bir ifade belirdi, bundan ölümüne zevk aldım. Şafağın ruhuna attığı her çentik için bedeninden bir uzvunu çalacaktım ondan. Döktüğü tek gözyaşı için vücudunu içinde su kalmayana kadar kurutacaktım. Ben Aybige, Şafağın bedeni ile ruhum tek bir sıfatta bir nabız gibi atacaktı. Bu dava artık onun ya da benim değil, ikimizin davası olacaktı. Ben kimdim, neydim, nereden gelmiştim ya da nereye gidiyordum bilmiyordum, hiçbir fikrim yoktu fakat gittiğim yol doğruydu, ben doğruydum, biz doğruyduk, biz gerçektik ve sonuna kadar gerçeği kovalayacaktık. Düşüncelerimden arınırken son hızda, nereye doğru gittiğimize bakmak şimdi aklıma geliyordu. Gözlerimi bilmediğim yollarda sakince gezdirdim. Ben şimdi nereye gidiyordum bu kadınla? Binerken bunu hesap etmemiştim oysa... Telefonumun rahatsız edici cızırtısı ceketimin içinden duyulurken gözlerimi hafifçe Canan'a değdirdim. Sertçe karşısına bakmayı sürdürüyordu fakat aramayı açıp açmayacağımı ve kimin aradığını merak ettiğini biliyordum. Aklıma Giray'ın beni arayacağı gelirken dudaklarımı endişeyle dişledim. Telefonu açamazdım. Giray'ın bizimle görüştüğünü ve yardım ettiğini bilmiyorlardı, onu ifşa edemezdim. Telefon sustuğunda derin bir nefes verirken tekrar çalmaya başlamasıyla erken rahatladığım için kendime lanet ettim. O sırada Canan’ın bir yandan arabayı kullanıp bir yandan da hava temizleyici diye bir aleti ön camın köşesine koyduğunu görebilmiştim. Bana doğru hafifçe eğildiğinden telefona bakmaya çalıştığını düşünüp ekranı görünmeyecek şekilde kucağıma bıraktım. ''Açmayacak mısın, biri seni oldukça merak ediyor anlaşılan. Yoksa o sümsük arkadaşların mı?'' Canan'ın dudağındaki itici ve küstah gülümsemeye burnumu kırıştırdım. ''Bu seni ilgilendirmez, önüne bak.'' ''Bana emir vermeye kalkma seni böcek! Emin ol gittiğimiz yerde bana yalvaracaksın.'' Söylediğine karşılık kaşlarım çatılırken daha fazla sinirlenmemek adına kırışık, aptal suratına bakmadım. Bu kadın ciddi manada özgüven problemi çekiyor ve acısını Şafaktan çıkarıyordu kesin. Şafak bu kadına nasıl yıllarca katlanmıştı aklım almıyordu bir türlü. Ben birkaç dakika aynı arabada kalmaya tahammül edemiyordum. Farkında olmadan büyük bir bağışıklık kazanmıştı da haberi yoktu bu kızın. Ayrıca bu kadın neyden bahsediyordu? Neden ona yalvaracaktım? Yoksa bana işkence mi edecekti? Hele bir denesin! Telefon birkaç kez daha titrerken dayanamadım ve telefonu kapatmaya yaradığını bildiğim tuşa kapanana kadar basılı tuttum. Kapandığından emin olduktan sonra da telefonu tekrar cebime yerleştirdim. Telefonu kapatarak iyi mi yapmıştım emin değildim gerçi. Başıma bir şey gelmesi durumunda elimin altında olacak olması işime gelebilirdi fakat eğer yapacağını düşündüğüm şeyi yaparlarsa telefonumdaki aramalara bakabilirlerdi ve bu da Giray'ın ifşa olması demekti. En iyisi şimdi kapalı kalmasıydı, daha sonra duruma göre bir çözüm üretebilirdim. ''Arabaya düşünmeden bindin bir anlık cahil cesaretinle. Bildiklerin ve söylediklerinle seni öylece bırakacağımı mı sanıyorsun?'' Canan'ın ağzından kocaman bir kahkaha yükselirken çıkan sesin rahatsız ediciliğine doğru öğürmek istedim. ''Kulağımın dibinde çiftleşme çağrısı için böğüren geyikler gibi gülmezsen sevinirim.'' Ettiği tehdidi umursamadığımı, ondan korkmadığımı görsün ve bilsin istedim. Bu yüzden ona en umursamaz, vurdumduymaz ve alaycı tarafımla yanaşıyordum. ''Bu alaycı tavrını birazdan gideceğimiz yerde de sürdür. Sürdür ki sen ezmek için daha çok sebebim olsun. Aptal kız. Hala yaptıklarının neye mal olacağını hesap etmiyorsun. Eskiden de sonunda ne olacağını düşünmeden yetimhaneden kaçardın. Ne olurdu peki? Benden sopa yediğinle kalırdın. Aptalsın, en önde gideni hem de.'' Yanımda oturan kadının vicdansızlığına ve iğrençliğine karşılık midemin bulandığını hissettim. Damarlarımda akıp giden kanın fokurdadığını, beynimdeki sinirlerin birer nabız gibi attığına şahit oldum kendi içimde. Korkma Şafak, ben yanındayım. Üzülme, o sopaların açtığı tüm yaraları ben saracağım. Başka kimseye muhtaç kalmayacaksın. Her şeyin en iyisini hak ettiğini sana kanıtlayacağım ve en iyilerini sana sunacağım çünkü sen buna değersin Şafak Akova. Bil ki ben, Uygur Kağanlığının baş muhafızı Aybige, ruhumun her bir zerresini senin hayatına adayacak, ikimizi de iyileştireceğim. Ne demişti Giray? Adalet biraz yavaş da yürüse sonunda gideceği yere varır. Onlar için, senin için ve biz için o adaleti ellerimle boğazından yakalayacak ve zorla da olsa gideceği yolda hızla ilerletecektim. Elimde kapalı bir şekilde tuttuğum telefonu yavaşça, dikkat çekmeyen hareketlerle arabanın ön koltuğuyla orta kısmı arasında dışardan bakıldığında bir şey görünmeyen boşluğuna bıraktım. Telefon koltuk arasında bir yerlerde görünmeyecek şekilde yerini bulurken rahatlamış bir şekilde arkamı yaslandım. Ben Aybige, benim sözlerim kelimelerden ibaret değil, bunların hepsi birer yemin ve ben yeminlerimi tutmaya yemin etmiş cesur bir askerim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE