BÖLÜM 7

1078 Kelimeler
Konakta sabah, Elif için her zaman geceden daha zordu. Gece karanlığı saklar, sabah ise her şeyi görünür kılardı. Perdelerin arasından süzülen solgun ışık, odanın duvarlarına vururken Elif gözlerini açtı. Bir an nerede olduğunu anlamaya çalıştı; sonra yüksek tavan, ağır perdeler ve tanımadığı koku zihnini yerine oturttu. Bu oda hâlâ ona ait değildi. Belki hiçbir zaman da olmayacaktı. Yatağın kenarına oturdu, ayaklarını soğuk zemine bastı. Bugün nikâhtan sonraki ilk tam gündü. Resmî olarak evliydi. Kâğıt üzerinde. Kelimeler boğazında düğümlendi. “Evli” sözcüğü hâlâ yabancıydı; sanki başkasının hayatına iliştirilmişti. Aynaya baktı. Yüzü solgundu ama gözlerinde bir inat vardı. Bu inat, onu dün o salonda “kabul ediyorum” dedirten şeydi. Kendine söz verdi: burada kaybolmayacaktı. Kapı tıklatıldı. — Elif Hanım, kahvaltı hazır. Ses nazikti, mesafeliydi. Bu konakta herkes sınırları biliyordu. — Geliyorum, dedi. Aşağı indiğinde Baran çoktan masadaydı. Gazetesini kenara bırakmış, kahvesini içiyordu. Elif’i görünce ayağa kalkmadı ama bakışlarını kaldırdı. Kısa, ölçülü bir bakıştı. Sanki her sabah böyle karşılaşacaklarmış gibi. — Günaydın, dedi. — Günaydın. Elif masanın karşı ucuna oturdu. Aralarındaki mesafe bilinçliydi. Hizmetkârlar sessizce tabakları koydu, sonra geri çekildi. Konuşmalarının duyulmasını istemiyorlardı; bu da anlaşmanın görünmeyen bir parçasıydı. — Bugün üniversiteye gideceğim, dedi Elif, çatalını tabağa değdirmeden önce. — Programımı değiştirmeyeceğim. Baran başını salladı. — Şoför seni bırakır. — Gerek yok. Toplu taşımayla… — Gerek var, diye kesti Baran. Sesi yükselmedi ama netti. — Dün yaşananlardan sonra yalnız gitmeni istemiyorum. Elif çatalı bıraktı. Gözlerini ona dikti. — İstemiyorum kelimesini anlaşmadan çıkarmıştık. Baran bir an sustu. Sonra yumuşak ama geri adım atmayan bir tonla konuştu. — Bu, müdahale değil. Güvenlik. Elif nefes aldı. Tartışmayı uzatmanın faydasız olduğunu biliyordu. Şimdilik. — Tamam, dedi. — Ama kampüs içinde beni beklemeyecek. — Anlaştık. Kahvaltı sessizlik içinde bitti. Elif ayağa kalktığında Baran da kalktı. Bir an aynı anda kapıya yöneldiler. Omuzları neredeyse değecekti. Elif geri çekildi. Baran bunu fark etti ama yorum yapmadı. Araba yolculuğu Elif için garipti. Camdan dışarı bakarken İstanbul’un tanıdık sokakları akıp gidiyor, ama kendisi o görüntünün içinde yabancı kalıyordu. Kampüs kapısında indiğinde, şoföre kısa bir teşekkür edip arkasına bakmadan yürüdü. Arkasında bir gölgenin olmadığını bilmek istedi. Üniversite, onun nefes aldığı tek yerdi. Dersliklerin uğultusu, öğrencilerin telaşı, kahve kokusu… Burada Elif’ti. Birinin eşi değil. Ama dedikodular hızlıydı. Arkadaşlarının bakışları değişmişti. Sorular havada asılı duruyordu. — Elif, doğru mu? diye sordu yakın arkadaşı Zeynep, fısıltıyla. — Evlenmişsin? Elif dudaklarını birbirine bastırdı. — Uzun bir hikâye. — O adam kim? Elif cevap vermedi. Çünkü “kim” sorusunun bir karşılığı yoktu. Baran bir isimden ibaret değildi; bir dünya, bir ağırlıktı. Ders boyunca not almaya çalıştı ama aklı sürekli başka yere kaydı. Akşam konağa dönmek zorunda olması, içinde hafif bir sıkışma yaratıyordu. Kaçacak bir yeri yoktu; ama kaçmak istemediğini kendine itiraf edemiyordu. Akşamüstü, kampüs çıkışında Baran’ı görmeyi beklemiyordu. Arabadan inmişti. Siyah ceketinin düğmeleri açıktı, gömleğinin yakası gevşemişti. Elif’i fark ettiğinde yürüdü. — Burada ne işin var? diye sordu Elif, istemsizce. — Seni almaya geldim. — Şoför vardı. — Ben gelmek istedim. Bu cümle, Elif’in dengesini bozdu. “İstemek” kelimesi yine aralarına sızmıştı. — Gerek yoktu. — Biliyorum. Baran’ın bakışları kısa bir an için Elif’in yüzünde gezindi. Kalabalık arasında ona dokunmuyordu ama varlığı hissediliyordu. Elif’in kalbi hızlandı; bunun nedenini kendine açıklayamadı. Arabaya bindiklerinde sessizlik yine aralarına yerleşti. Ama bu kez farklıydı; daha yoğun, daha farkında. — Bugün zor muydu? diye sordu Baran, yola bakarak. Elif şaşırdı. — Neden soruyorsun? — Merak ettim. — Alışıyorum, dedi Elif. — Alışmak zorundayım. Baran başını salladı. — Zorunda olmak… kötü bir kelime. — Evet, dedi Elif. — Ama senin dünyanda çok sık kullanılıyor. Baran cevap vermedi. Konak göründüğünde Elif’in içindeki sıkışma geri döndü. Kapıdan içeri girerken, bu evin artık onun da adresi olduğunu düşündü. Bu düşünce ağırdı. Akşam yemeği resmîydi. Masada ikisi vardı ama sanki üçüncü bir varlık oturuyordu: suskunluk. Elif yemeğini bitirdiğinde ayağa kalktı. — Odama çıkıyorum. — Elif, dedi Baran. İlk kez adını bu kadar net söyledi. Elif durdu. — Yarın aile yemeği var. Elif döndü. — Kimin ailesi? — Benimkiler. Bu kelime, Elif’in omuzlarına yeni bir yük bindirdi. — Hazır değilim. — Olmak zorunda değilsin. Sadece… yanında durmamız yeterli. “Yanında.” Bu da yeni bir kelimeydi. — Denerim, dedi Elif. — Ama rol yapmayacağım. — Beklediğim de bu. Elif odasına çıktığında kapıyı kapattı ve arkasına yaslandı. Kalbi yine hızlı atıyordu. Bu evlilikte sınırlar çizilmişti ama her gün biraz daha silikleşiyordu. En tehlikelisi de buydu. Aynı çatı altında, aynı sessizlikte, iki yabancıydılar. Ama artık birbirlerinin yalnızlığına bakabiliyorlardı. Ve Elif, bunun geri dönüşü olmayan bir şey olduğunu hissetti. Elif yatağın kenarına oturduğunda odanın sessizliği kulaklarını doldurdu. Konak geceleri bambaşka bir hâl alıyordu; gündüzün resmiyeti yerini bastırılmış seslere, uzak adımlara ve duvarların arasına sinmiş geçmişe bırakıyordu. Pencereye yürüdü, perdeyi araladı. Avlu loştu, birkaç lambanın sarı ışığı taş zeminde soluk gölgeler oluşturuyordu. Kendini ilk kez gerçekten yalnız hissetti. Kalabalığın içinde değil, seçeneksizliğin içinde. Telefonunu eline aldı. Annesinin mesajı hâlâ okunmamıştı. “İyi misin?” diye soruyordu. Elif cevap yazamadı. İyi olmak, burada tanımı olmayan bir kelimeydi. Ekranı kapattı, yatağa uzandı ama gözlerini kapatamadı. Baran’ın kampüs kapısındaki hâli zihnine istemsizce yerleşmişti. Orada duruşu, kalabalığın içinde bile ona ait bir alan yaratışı… Bunu düşünmek istemiyordu ama düşünce, iradesinden hızlıydı. Kapıdan gelen hafif bir sesle irkildi. Bir tıklama. Ardından duraksama. — Elif, dedi Baran’ın sesi, kapının ardından. — Rahatsız etmiyorum umarım. Elif doğruldu. Bu saatte onu beklemiyordu. — Hayır, dedi. — Buyur. Kapı açılmadı. Baran içeride değildi; sınırı kapının eşiğinde tutuyordu. — Yarın için… dedi, kısa bir sessizlikten sonra. — Ailem kalabalık olur. Sorular sorarlar. Cevaplamak istemediklerini bana bırakabilirsin. Elif kapıya baktı. Aralarında hâlâ tahta ve mesafe vardı. — Bunu yapman gerekmiyor. — Biliyorum. Ama yapacağım. Elif’in boğazı düğümlendi. Bu, anlaşmada yazmayan bir şeydi. — Teşekkür ederim, dedi sonunda. Kapının ardında Baran’ın nefes alışını duydu. Sonra adımları uzaklaştı. Elif tekrar yatağa uzandı. Bu kez gözlerini kapattı ama uyku hemen gelmedi. Zihninde tek bir düşünce dolaşıyordu: Bu evlilikte en zor şey, mesafeyi korumak değil; mesafenin yavaş yavaş anlamını yitirmesiydi. Aynı çatı altında, aynı kurallarla yaşamaya çalışıyorlardı. Ama bazı sınırlar, konuldukları anda aşılmaya başlardı. Elif bunu hissediyordu. Ve hissetmekten korkuyordu. Gece ilerledikçe konağın sessizliği daha da derinleşti; Elif uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken içindeki huzursuzluk yavaşça başka bir şeye dönüştü. Korku değildi bu, daha çok tanımadığı bir beklentiydi. Hayatında ilk kez, kontrolünün dışında gelişen bir durumun onu tamamen ezmediğini fark etti. Belki de bu evlilik, düşündüğü kadar tek yönlü bir kapana kısılma değildi. Bu düşünceye tutunmak istemedi, ama zihninin bir köşesinde yer etti; yarın, Baran’ın ailesinin bakışları altında sınanacak olan şeyin yalnızca bir rol değil, kendi sınırları olacağını bilerek gözlerini kapattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE