Elif, aynanın karşısında durduğunda kendine yabancı hissettiğini fark etti. Üzerindeki elbise sade ama özenle seçilmişti; ne fazla dikkat çekici ne de görünmez. Bu konakta her şey gibi kıyafetler de bir mesaj taşıyordu ve Elif yanlış bir şey söylemek istemiyordu. Saçlarını ensesinde topladı, yüzünü açık bıraktı. Saklanmak istemiyordu.
Kapı tekrar tıklatıldı.
— Hazırsan inebiliriz, dedi Baran’ın sesi.
Bu kez kapıyı açtı. Baran karşısındaydı. Koyu renk takım elbisesi içinde her zamanki gibi kontrollüydü ama bakışlarında alışık olmadığı bir dikkat vardı. Elif’i baştan aşağı süzmedi; sadece yüzüne baktı.
— Uygun, dedi. Tek kelimeyle.
Elif başını salladı. Yan yana yürümeye başladıklarında aralarında neredeyse hiç mesafe yoktu ama temas da yoktu. Bu denge, ikisini de tetikte tutuyordu.
Salon kalabalıktı. Baran’ın ailesi, akrabaları, tanıdık yüzler… Elif içeri adımını attığı anda bakışların ona çevrildiğini hissetti. Fısıltılar vardı ama açık bir merakla değil; ölçülü, tartan bakışlarla.
Baran’ın eli, Elif’in beline çok yakın bir yerde durdu. Dokunmadı. Ama varlığı hissediliyordu.
— Hoş geldiniz, dedi yaşlı bir kadın, gülümseyerek. — Demek Elif sensin.
Ses tonu yumuşaktı ama gözleri keskin.
— Hoş bulduk, dedi Elif. — Tanıştığımıza memnun oldum.
Kendine şaşırdı. Sesi titrememişti.
Akşam ilerledikçe sorular başladı. Nerede okuduğu, ne okuduğu, ailesi… Elif cevapları kısa tuttu. Baran, gerçekten de bazı soruların önüne geçti. Konuşmaların yönünü ustalıkla değiştirdi. Elif bunu fark ettiğinde, içindeki gerginlik bir nebze gevşedi.
Bir ara, masanın ucundaki adam söze girdi.
— Bu evlilik ani oldu, dedi. — Elif Hanım, uyum sağlamak zor değil mi?
O an salondaki hava değişti. Elif cevap vermek üzereydi ama Baran ondan önce konuştu.
— Kimseye uyum sağlamak zorunda değil, dedi sakin ama sert bir sesle. — Biz de öğreniyoruz.
“Biz” kelimesi masada yankılandı. Elif’in kalbi hızlandı. Baran ona bakmadı ama Elif, o kelimenin bilinçli seçildiğini anladı.
Yemek bittiğinde Elif kendini yorgun hissediyordu. Gülümsemek, sınırları korumak, tetikte olmak… Hepsi üst üste binmişti. Salondan çıkmak üzereyken Baran’ın annesi yanına geldi.
— Zor bir eve geldin, dedi alçak bir sesle. — Ama güçlü duruyorsun.
Bu bir iltifat mıydı, yoksa uyarı mı, Elif anlayamadı.
— Teşekkür ederim, dedi sadece.
Odaya çıktıklarında Elif derin bir nefes aldı. Ayakkabılarını çıkardı, yatağın kenarına oturdu.
— Bugün… dedi, duraksadı. — Yardım ettiğin için teşekkür ederim.
Baran kapının yanında duruyordu. İçeri girmedi.
— Gerekliydi.
— Gerekli olanla istediğin şeyler arasındaki farkı merak ediyorum, dedi Elif, istemeden.
Baran’ın bakışları ciddileşti.
— Ben de, dedi. — Ama bazı soruların cevabı zaman ister.
Elif başını salladı. Bu cevabı kabul ettiğini fark etti.
Kapı kapandığında Elif yalnız kaldı. Ama bu kez yalnızlık, ilk geldiği geceki kadar ürkütücü değildi. Aşağıda bir yerde Baran vardı. Aynı evde, aynı karmaşanın içinde.
Ve Elif, bu birlikteliğin artık sadece bir anlaşma olmadığını, ama hâlâ neye dönüşeceğini bilmediğini hissetti.
Gece ilerledikçe konakta ışıklar tek tek söndü. Elif yatağa uzandığında bedenindeki yorgunluk nihayet kendini hissettirdi ama zihni hâlâ uyanıktı. Aile yemeğinde söylenen her cümle, her bakış zihninde yeniden şekilleniyordu. Baran’ın “biz” deyişi, annesinin ölçülü yaklaşımı, masadaki sessiz kabuller… Hepsi, bu evliliğin yalnızca ikisi arasında yaşanmadığını acı bir netlikle göstermişti. Burada attığı her adım, yalnızca kendi hayatını değil, başkalarının beklentilerini de ilgilendiriyordu.
Yatağın diğer tarafına baktı; boştu. Bu boşluk, anlaşmanın bir sonucu olmasına rağmen Elif’te tuhaf bir his uyandırdı. Yalnız değildi ama paylaşım da yoktu. Belki de bu evliliğin en zor tarafı buydu: aynı çatı altında, paralel hayatlar sürmek. Gözlerini kapatırken, yarının neler getireceğini bilmemenin huzursuzluğu ile uykuya teslim oldu. İçten içe, bu evin ve bu adamın hayatında bırakacağı izin sandığından çok daha derin olacağını hissediyordu.
Sabaha karşı Elif, rüyasız ama huzursuz bir uykudan uyandı. Saatin tik takları odanın içinde yankılanıyordu. Konak, gündüzkünden daha çıplak bir sessizliğe bürünmüştü; sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu. Elif doğruldu, su içmek için ayağa kalktı. Koridora çıktığında ışıklar kısılmıştı. Adımlarını yavaşlattı; bu evde ses, yanlış yere çarpabilirdi.
Merdivenlerin başında durdu. Aşağıdan loş bir ışık geliyordu. Salonun lambası yanıyordu; Baran oradaydı. Elif tereddüt etti. Geri dönmek en kolayıydı ama içindeki merak ağır bastı. Aşağı indi. Baran kanepenin köşesinde oturmuş, gömleğinin kollarını sıvamıştı. Elinde bir dosya vardı; sayfaları çevirmiyor, bakıyordu. Daha doğrusu bakar gibi yapıyordu.
Elif’in adımlarını fark ettiğinde başını kaldırdı.
— Uykun mu kaçtı? dedi.
— Evet, dedi Elif. — Senin de.
Baran dosyayı kapattı.
— Bazen geceler daha dürüst olur.
Elif karşısındaki koltuğa oturdu. Aralarında yine mesafe vardı ama bu kez sessizlik rahatsız edici değildi. İki yabancının değil, iki uykusuz insanın paylaştığı bir an gibiydi.
— Ailenle ilgili mi? diye sordu Elif.
Baran kısa bir duraksamadan sonra başını salladı.
— Her şey onlarla ilgili gibi görünür ama değil. Daha çok… beklentilerle.
Elif bunu anlıyordu. Üniversitede de beklentiler vardı; ailesinin, çevrenin, hatta kendi içindeki seslerin. Ama Baran’ın dünyasında beklentiler daha ağırdı, daha köklü.
— Bugün senin için zor geçti, dedi Baran. — Teşekkür etmen gerekmiyordu.
— Gerekiyordu, dedi Elif. — Çünkü bunu yapmak zorunda değildin.
Baran ona baktı. Uzun, ölçen bir bakıştı bu. Sonra başını hafifçe yana eğdi.
— Zorunda olduğum şeyler var, dedi. — Ama seçtiklerim de var.
Elif bu cümleyi zihnine kazıdı. Seçmek… Bu evlilikte en eksik olan buydu. Ayağa kalktı.
— Ben odama çıkıyorum, dedi. — Yarın erken dersim var.
— Şoför seni bırakacak, dedi Baran alışkanlıkla.
Elif gülümsedi. Bu kez daha yumuşak bir gülümsemeydi.
— Kampüs içinde yalnız kalabilirim.
Baran karşılık vermedi. Ama başını salladı.
Elif merdivenleri çıkarken sırtında bir bakış hissettiğini sandı. Odasına girdiğinde kapıyı kapattı, anahtarı çevirmedi. İlk kez.
Sabah, güneş perde aralığından sızarken Elif daha dinç uyandı. Hazırlanıp aşağı indiğinde Baran’ı masada buldu. Bu kez kahvaltı daha kısaydı, daha az resmî. Elif çantasını alırken durdu.
— Bugün geç kalabilirim, dedi. — Kütüphanede çalışacağım.
— Haber verirsen yeter, dedi Baran.
Bu da yeni bir şeydi. Sormuyor, izin istemiyor, sadece bilmek istiyordu.
Üniversitede gün hızlı geçti. Dersler, notlar, kahve molaları… Elif kendini normale yakın hissediyordu. Ama akşamüstü telefonuna düşen bir mesaj, bu hissi dağıttı. Bilinmeyen bir numaradan gelmişti.
“Bu evlilik düşündüğün kadar basit değil.”
Elif’in kalbi hızlandı. Ekrana baktı, cevap yazmadı. Bir mesaj daha geldi.
“Dikkatli ol.”
Ekranı kapattı. Etrafına baktı. Kampüs kalabalıktı ama bir an için her şey uzaklaştı. Baran’ın dünyası, onun sandığından daha karmaşıktı. Ve o dünya, yavaş yavaş Elif’in hayatına sızıyordu.
Akşam konağa döndüğünde Baran’ı salonda buldu. Elif tereddüt etmeden telefonu uzattı.
— Bunu aldım, dedi.
Baran mesajı okudu. Yüzü değişmedi ama gözlerindeki sertlik belirginleşti.
— Kimden geldiğini biliyor musun? diye sordu.
— Hayır.
Baran telefonu geri verdi.
— Bu evlilik basit değil, dedi. — Ama seni bu işin ortasında bırakmam.
Elif derin bir nefes aldı.
— Beni ortasında bırakan sensin zaten, dedi. — Ama artık bilmek istiyorum. Ne oluyor?
Baran bir an sustu. Sonra başını salladı.
— Zamanı gelince, dedi. — Her şeyi.
Elif bu cevaptan hoşlanmadı ama ilk kez bir şey fark etti: Baran kaçmıyordu. Saklıyor, erteliyor, ama kaçmıyordu.
Bu evlilikte belirsizlik çoktu. Ama Elif, artık sadece mecbur olduğu için değil, merak ettiği için de burada kaldığını kendine itiraf etti.