Hüma'nın Anlatımından Devam
Kıyafetlerimi yerleştirdikten sonra akşama kadar odanın içinde dönüp durmuştum. Akşam yemeğinde Buket abla pat diye odama girmişti.
"Gelin hanım?" dedi alayla gülümseyerek. Bu konaktakilerin kapıları çalmadan içeri girmek gibi bir problemleri vardı. "Yemek vakti." deyip odayı süzdü.
Bıkkınlıkla nefesimi bıraktım. "Buket abla, lütfen bir daha odamıza girmeden önce kapıyı çal." önce bu konuda anlaşmak istedim.
"Niye kız? Sanki kocanın odana girdiği var." deyip dalga geçti. "Nasıl bir his? Taşkın şirketinin yarısına sahipsin ama daha kocanı elinde bile tutamıyorsun." güldü. "Gerçi Leyla gelmese bile onu elinde tutamazdın ya."
Kollarımı bağladım. "Odamızın içinde ne yaptığımız seni ilgilendirmez abla." dedim.
Yüzünü astı. "Bana abla deme. Sanki aramızda kaç yaş var." dediğinde güldüm.
"Muhtemelen altı ya da yedi yaş. Abla demekte bir sorun olacağını düşünmüyorum."
İyiden iyiye bozuldu. "Her neyse. Sen yine de bana Buket de." diye mırıldanıp bakışlarını odada gezdirdi. "Odamızın içinde ne yaptığımız derken ne kast ettin?"
"Neden merak ediyorsun?"
"Eh..." deyip gülümsedi. "Belki yakında sen de bize bir bebek haberi verirsin."
Gülümsemesi öylesine yapaydı ki ona Alaz ile aramızda bir şey olmadı demek istemedim. Sanki bu onu daha çok mutlu edecek gibi, sanki ağzımı arıyordu.
"Özel şeylerimizi konuşmak istemiyorum. Yemek için gelmiştin değil mi? Hadi gidelim. " deyip elimle kapıyı işaret ettim.
Gerçekten de bozulmuştu. Arkasını dönüp giderken yumruklarını sıkmıştı. Canını sıkan şeyin ne olduğunu merak etsem de sormadım. Yakında öğrenirdim zaten.
Odadan çıktıktan sonra avluda masa kurulmuştu. Herkes masaya yerleşmişti. Hatta Leyla bile masadaydı ama Alaz yoktu.
"Alaz nerede gelin?" diye sordu Kadriye hanım. Bakışları benim üzerimdeyken sorusuna diyecek hiçbir cevabım yoktu. Alaz neredeydi bilmiyordum çünkü.
"Alaz akşam yemeğine katılmayacağını söyledi." deyip gülümsedi Leyla. "Çalışma odasında."
"Ben sana sormadım. Bir daha sana konuş demeden konuşma." diye mırıldandı Kadriye hanım. Nefretle bakıyordu Leyla'ya ama Leyla sadece gülümsüyordu.
"En son benim yanımda olduğu için ben cevap vermek istedim."
Kadriye hanım nefret dolu bakışlarını bu kez bana çevirdi. Sanki bir şey yapmışım gibi bakıyordu bana. "Hüma, kızım git kocanı yemeğe çağır. O gelmeden kimse yemeğini yemeyecek."
"Peki." deyip ayaklandım. Leyla'nın bakışlarını üzerimde hissediyordum ama aldırış etmedim.
Çalışma odasının önünde durup kapıyı tıklattım. "Gelme." dediğinde kapıyı açıp içeri girdim. Önündeki dosyaya bakıyordu. Başını bile kaldırmadı.
"Yemek hazır. Seni bekliyorlar."
"Yemeyeceğim."
"Babaannen seni çağırmamı istedi. Sen gelmeden başlamayacaklarmış."
"Çok da umrumda değil." dediğinde nefesimi bıraktım.
"Leyla hamile ya hani. En azından onu düşünüp gelemez misin? Yemeğini yerdi. Bebeğin sağlıklı olması için yemeğini yemesi gerekiyor."
"Benim bebeğimi sen düşünmek zorunda mısın?" dedi başını kaldırmadan.
"Sen neden düşünmüyorsun? Aç mı kalsın insanlar senin yüzünden?"
"Kimse aç kalmaz. Kimse beni beklemez. Ha, diyelim beklediler ve aç kaldılar." deyip başını kaldırdı. "Mutfak aşağıda Hüma. Herkes gidip karnını doyurabilir."
"Ben doyuramam ama. Çok açım ve yemeğimi yiyemezsem aşağı inip de gidip bir şeyler yiyemem."
"Ne diye? Sen bu evin gelinisin. Gidip aşağıda bir şeyler yemene kimse bir şey demez." tekrar önüne döndü.
"İki günlük gelin. Babaannen bana nefretle bakıyor. Baban duvar gibi. Yengen iğneleyip duruyor. Bakışları bile dalga geçer gibi. Abin sessiz sakin ama içten içe bana acıyor. Bir de yetmezmiş gibi şimdi Leyla çıkageldi. Karnında senin bebeğini taşıması bile benim suçummuş gibi bakıyorlar bana." derin bir nefes aldım. "Ben bu evde rahat değilim ve odamdan bile çıkmak istemiyorum. O yüzden benden bir şey isteme. Şimdi kalk, gel yemeğini ye. Beni de sinir etme."
Parmaklarını masaya vurup ayağa kalktı. Tam karşıma geçip durdu. "Babaannemin seni ezmesine izin verme. Abim pısırığın tekidir. Yengem tam bir şeytan. Babam da sana ağzını bile açmaz." başını eğdi. "Leyla'yı da bebeği de düşünme sen." nefesini bıraktı. "Bu seferlik senin için geliyorum. Benden bir daha bir şey isteme."
Kadriye hanım ile bir kez daha kavga etmek istemiyordum açıkçası. Açlık falan da umrumda değildi ama söylediklerim işe yaramıştı en azından. "Gidelim o zaman." deyip arkamı döndüm. Kapıyı açtığımda peşimden geldi.
Yemek masasına beraber döndüğümüzde yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu. "Akşam yemeğine gelmemezlik nedir Alaz efendi?" dedi babaannesi. Şimdi bir de ona çatacaktı. Kadın hiç durmuyordu ya.
"İnsanda iştah mı bırakıyorsunuz?" diye mırıldanıp çatalını eline aldı. Yemeği yiyeceğinden değil. Öyle oynayıp dururken babası da sinirle ona bakıyordu.
Sabahki tartışmadan beri Alaz babasının yüzüne bakmıyordu. Canı sıkkındı. Yediği tokadı hazmedememişti.
"Yarın akşam Halil ağa yemeğe gelecek." dedi Murat bey. Bakışlarımı ona çevirdim.
"Annem de gelecek mi?" dedim heyecanla.
"Bir hizmetçi parçasını evimde ağırlamam Hüma."
"O benim annem yalnız. Bir hizmetçi parçası değil."
"Halil ağa ve Gülendam gelecek yalnız." karısına döndü. "Hazırlıklar görülsün." tekrar bana döndü. "Sen de babanın elini öp. Halil ağa kızıma karşılık hem seni verdi hem de iş ortağımız olacak. Babana iyi davran."
"O adam benim babam değil. Ben de mal değilim."
"Sen bir bedelsin Hüma. Babanın ölümü yerine bedel olarak seni verdiler. Kendini iyi bir halt sanma."
"Baba yeter." dedi Alaz. İlk kez o zaman babası ile konuştu. "Karım hakkında doğru konuş."
Babası cevap vermeden önce Leyla lafa atladı. "Sanane Alaz. Baban haklı değil mi? Berdel yüzünden evlendiğin karını fazla önemsemiyor musun?"
"Leyla. Sen karışma." dedi ama babası da Leyla'ya katıldı.
"Bu kız bir bedel sonucu verildi bize Alaz. Karına sen saygı duyuyorsan duy. Ama bana da bir daha onun için sesini yükseltme."
"Oğlum tamam." dedi Kadriye hanım. Kafam yavaştan yanıyordu. "Alaz karısını seviyor ve sayıyor. Karışmayın onlara." derken benimle Alaz'ın arasını yapmaya çalışıyor gibiydi.
"Babam haklı ama babaanne. Sonuçta bu kız iki günlük bir yeni gelin. Hoş, gelinimiz olmuş bile sayılmaz. Onlar daha karı koca bile olmamış ki."
Buket de konuştuğunda gözlerimi kapattım. Her kafadan ayrı ses çıkarken titrediğimi fark ettim sinirimden titriyordum.
Bir taraf benden nefret ediyor. Bir taraf da, ki bu Kadriye hanım oluyor, torunundan çocuk yapmam için aramızı yapmaya çalışıyordu.
Ama ben bir bedel, bir mal değildim. Önce bunu anlamaları gerekiyordu.
Ayağa kalkıp Murat beye döndüm. "Yarın annem de gelecek. Siz davet etmiyorsanız eğer ben arayıp haber veririm. O hizmetçi parçası dediğiniz kişi benim annem." derin bir nefes aldım. "Halil ağanın elini öpmeyeceğim. Hayatımı mahveden bir adama da asla baba demeyeceğim. Bunu böyle bilin Murat bey." kaşlarını çattı.
"Sen benim sözümün..."
"Daha bitmedi." dedim. "Daha bitmedi. Ben bir mal değilim. Oğlunuzun karısıyım. Ben size saygı duyacağım, siz de bana. Aksi takdirde benden size saygı duymamı beklemeyin."
Sırada Leyla vardı. Ona döndüm. "Evlenene kadar kocamdan uzak dur. Bir dahaki sefere bu kadar sakin olmam."
Başımı eğip Alaz'a döndüm. "Yürü Alaz." dediğimde başını kaldırıp bir kaç saniyeliğine gözlerime baktıktan sonra ayağa kalktı. "Odamıza." deyip sandalyeyi geri çektim.
Adımladığımda onun da arkamdan geleceğini ümit etmiştim. Bütün karizmamı çizme ve beni takip et Alaz. Lütfen ya. Bir kereliğine yap bunu.
Ama hayır. Öyle olmadı. Odaya girip bir süre kapı açık bekledim. Başımı çevirdiğimde arkamda Alaz yoktu.
Kapıyı kapatıp hızlıca adımladım. Yatağın üzerine oturup gözlerimi kapattım. "Aptal. Ne diye ona da gel dedim ki?" sevdiği kadını, ailesini bırakıp benim yanıma mı gelecek sanki?
Elimi saçlarımdan geçirip başımı eğdim. Her neyse. En azından Murat bey beni anlamış olmalıydı.
Kapı açıldığında gözlerimi araladım. Kimin geldiğine bakmak için başımı kaldırdım. Alaz içeri elinde bir tepsi ile girdi. "Karıcım?" deyip ayağıyla kapıyı kapattı.
"Alaz?"
"Açım demedin mi? Yemeğini yemeden nereye gidiyorsun?" tepsiyi yatağın üzerine bıraktı.
"Sen kızmadın mı bana?" dedim merakla.
"Kızmadım." güldü. "Babama kafa tutman hoşuma bile gitti de belli edemedim işte."
"Ya Leyla?"
"Leyla takılmaz. Boşver." dedi. "Sen yemeğini ye. Babama da bakma. Annen de gelecek yarın."
"Teşekkür ederim." diye mırıldandım. Başımı eğip yemeğe baktım. "Çok aç değilim aslında."
"Ye şu yemeğini Hüma. Bayılıp kalırsan seninle ilgilenemem."
"İlgilen diyen de yok zaten."
"Ye."
"Yemeyeceğim."
"Zorla mı yedireyim istiyorsun? Ye şu yemeği." derin bir nefes aldı. "Kokusu da çok güzel." deyip ekmeğe uzandı. Bir parça koparıp yemeğe bandırıp ağzına attı. "Yemezsen hepsini ben yiyeceğim."
"Ye." deyip omuz silktim. Sahiden de güzel kokuyordu. Etli kuru fasulye... Off, açım ben ama bir kere yok dedim. Geri dönemem.
"Aç ağzını Hüma." dediğinde ona döndüm. "Aç." ekmeği yemeğe bandırıp bana uzatmıştı.
"Git sevgiline yedir sen." deyip elinden ekmeği aldım. "Benim elim ayağım tutuyor." deyip ekmeği ağzıma attım.
"Dilin de tutuyor, dikkatimden kaçmadı. Herkese cevap yetiştiriyorsun maşallah."
"Sırada sen varsın. Ayağını denk al." deyip kaşığa uzandım. Başladık bir yere, yiyelim madem.
Güldü. "Öyle olsun." diye mırıldandı. Yemeğimi yemeye odaklandım sadece. Saçlarımı kulak arkası yapıp karnımı doyurdum. "Bir de istemem diyorsun. Sıyırdın tabağını."
Bakışlarım onu bulduğunda ağzımdaki lokmayı yuttum. "Ne var ya? Ben israf olmasın diye yiyorum." boğazımı temizledim. "Sen aç değil misin? Sen de yesene."
"Ben acıkınca yerim bir şeyler." deyip arkasını yaslandı. Yatağa bıraktı kendisini. "Sen ye. Doymazsan yine getiririm ben sana."
"Doydum." dedim. Suyumdan bir yudum alıp tepsiye bıraktım ve ayağa kalktım. "Ben bunu bırakıp geleyim."
"Bir şey demesinler sana." deyip ayağa kalktı.
"Kim bana ne diyebilir? Bırakıp geleceğim." hatta biri bana bir şey desin de ben şu içimdeki yükten bir kurtulayım. İçim soğumadı benim. "Hemen gidip geliyorum."
Odadan çıktım. Avluda çay içenlerle muhatap olmadan aşağı inip tepsiyi mutfağa bıraktım.
Mutfaktan çıktıktan sonra Leyla ile karşılaştım. Kaşlarını çatmıştı. "Demek evlenene kadar kocandan uzak durayım ha? Bebeğimin babasından uzak duracağım yani?" deyip kollarını bağladı.
Oldukça sinir bozucuydu. "Kocamdan uzak duracaksın." dedim. Kuma olmayı bile kabul etmek istemiyordum zaten ama ortada bir çocuk vardı. Ama en azından evlenene kadar gururumu ayaklar altına almayacaktım.
"Kocan her gece benim odama gelecek. Bunu biliyorsun değil mi?" deyip güldü. "Alaz benim, Alaz yalnızca benimdir Hüma. Hep öyle kalacak."
Alaz hele bir odadan çıksın bakalım. Asla izin vermem buna. Tükürdüğümü yalamam. Asla. "Öyle mi?" deyip bir adım attım ona. "Gör bakalım, kocam bugün koynumdan çıkıp yanına geliyor mu, gör." gülümseyip yanından ayrıldım.
"Hüma!" bağırdığında ona döndüm. Sinirden kudurmuş gibi görünüyordu. "Alaz asla senin koynuna girmez. Onu tanımıyor muyum sanıyorsun?"
"Onu tanıyor olabilirsin ama beni tanımıyorsun. Ben kocamı asla yedirmem. Benimle evliyken asla bir başkasına göndermem onu."
"İyi bakalım. Gece uzun." deyip güldü. "Yenildiğini izleyeceğim."
"Görelim." deyip hızlıca adımladım. Merdivenleri çıkıp doğrudan odamıza girdim. Alaz ceketini giyiyordu.
"Nereye?"
"İşim var." dedi yüzüme bakmadan.
"Gidemezsin. İzin vermiyorum." dedim hızlıca. Başını çevirip yüzüme baktı.
Kaşlarını kaldırdı. "İzin vermiyor musun?" güldü. "Senden izin istediğimi hatırlamıyorum."
"Gitmeyeceksin dedim Alaz!" bağırmamı beklemiyordu. "Kimse benim gururumu ayaklar altına alamaz! O kadına gitmene izin vermeyeceğim."
"Bu konuyu konuşmuştuk." dedi sakince. Karşısına geçip dikildim.
"Konuştuk. Evet konuştuk ama Leyla burada değildi. Şimdi konakta ve sen her gece onun odasına gidemezsin. Ben kimsenin arkamdan konuşmasını istemiyorum. Benimle dalga geçmelerini de istemiyorum. O yüzden en azından evlenene kadar hiçbir yere gitmiyorsun."
" Hüma saçmalama."
" Saçmalamıyorum!" yumruklarımı sıktım. "Günlerdir işitmediğim şey kalmadı. Ben bir de senin yüzünden laf işitemem. Gitmeyeceksin o kadına."
"Hüma, buna karışmaya hakkın yok."
"Ne demek yok ya? Alaz ne demek yok? Benim gururum hiç mi umrunda değil?"
"İnan bana, şu saatten sonra hiçbir şey umrumda değil."
Başımı eğip gözlerimi sıkıca kapattım. "Gitmene izin vermiyorum." dedim sessizce.
"Öyle mi?" deyip başını eğdiğinde başımı kaldırıp yüzüne baktım. "O halde gidişimi izle Hüma." deyip geri çekildi.
Odadan çıkıp giderken gerçekten de gidişini izlemiştim.
Yatağa oturup nefesimi bıraktım. Adamı sevdiği kadından nasıl ayıracaksın ki sen zaten Hüma? Aptal mısın kızım sen?
Leyla ile böyle bir yarışa nasıl girersin zaten? Senin gururun falan kimsenin umrunda değil. Hele de Alaz'ın...
Ben zaten Alaz'ın neden umrunda olayım ki? Babasına hayır dedim ama Alaz için bir bedelden öte değildim.
~ ~ ~ ~ ~