Sabah uyandığımda tek başıma olmanın konforunu hissettim. Dedemle etrafı dolaşmak hoşuma gitse de her şeyimi tek yapmaya alıştığımdan özgürlüğüm önemliydi. Hızla yataktan kalkıp, aceleyle duş aldım sevgili kıyafetlerimi bir gecede özlemiştim. Hemen giyindim saçlarımı atkuyruğu yapıp, başıma şapka taktım.
Özgürlük muhteşem bir duyguydu, koruma kapıda beklediğinden arka kapıdan çıkarak insanların arasına karıştım. Körfez ülkesi Kuveyt’in sahil kesimi çok güzeldi, uzun süre yürüdüm yorulduğum yerde oturdum. Şimdi kahve zamanıydı, garsona siparişimi verdim gelen kahve bildiğimiz yeşildi. “Bunu istemiyorum, istediğim kahve…” dedim, adamın yüzü asıldı, “Kahvemiz bu, denemelisiniz”
“Türk kahvesi yok mu?”
“Bunu içmelisiniz.”
Adam kahveyi boğazımdan aşağı dökecek gibi bakıyordu. “Evet, bu kahveyi içmelisin, içmezsen mekân sahibine hakaret etmiş olursun.”
“Yine mi siz?” Kaid, bu sefer siyahlar içindeydi, biraz ileride benzer kıyafetli adamlar dikiliyordu. “Bugün evinize teklif götürülecek.”
“Niye olduğunu anlamasam da benim evim burada değil”
“Dedenin evine, deden kararını hemen versin.”
“Ne kararıymış bu?”
“Öğreneceksin, tek dolaşmamayı da öğrenmelisin. Her an başına bir şey gelebilir.”
“Beni rahat bırak Calud oğlu Kaid”
“İnadını kırmak zevkli olacak, vahşi kısrakları evcilleştirmeye bayılırım.”
Elimle etrafımı gösterdim “Burada sadece misafirim, birkaç gün içinde gideceğim. Bu yüzden bana bulaşmayın.”
“Al Harafi’nin torunusun, misafir değil, bizdensin.”
Sağ elimle kulağımı çektim, parmağımı üç kez masaya vurdum, Kaid ilk kez şaşkın görünüyordu “Ne yapıyorsun sen?”
“Allah korusunun diyorum, yeşil kahvenizde sizin olsun.” Veda etmeden yerimden kalktım önümden geçen taksi kurtuluşumdu. Adam kötü yönde tüylerimi diken diken ediyordu.
****
Evin önüne geldiğimde dedemi turalarken gördüm. Bir ileri bir geri yürüyüp duruyor, kenarda başı önünde duran korumaya bağırıyordu. “Dede geldim, adamın bir suçu yok bağırıp durma.”
“Neredeydin sen, telefonun niye açık değil?”
Telaşla çantama baktım “Şarjı bitmiş.”
“Tehlikede olduğumuzu söylemedim mi? Khalifa aşiretinin tehdidini kendi kulaklarınla duymuşken bu nasıl bir düşüncesizliktir.”
“Haklısın ama kendimi koruyabileceğimi unutuyorsun.”
“Onlarca adama karşı tek başına hiçbir şey yapamayacağını da sen unutuyorsun.”
“Haklısın Kaid peşimdeydi, saçma sapan konuştu.”
“Ne dedi?”
“Evine teklif götürülecekmiş, kararını hemen vermeliymişsin. Dede ben gitmek istiyorum daha fazla burada kalmak istemiyorum”
Dedemin telefonu çalınca sözlerim arada kaynadı “Pislikler yine başladılar.”
“Ne oldu?”
“Petrol kuyularımızdan birine saldırı olmuş.”
“Kim yapmış? Neden?”
“Kesin Khalifa aşiretinin işidir, akılları sıra bana gözdağı vermeye çalışıyorlar.”
Dedem sakin durmaya çalışsa da endişesi belliydi. Tekrar telefonu çaldı. “Efendim anne, ne oldu dedin… İmkânsız. Hayır, asla kabul etmiyorum hemen kendilerine ilet defolup gitsinler evimden.”
“Yürü Simay burada tek başına kalamazsın, evde daha iyi korunursun.”
“Ah yeter dede, niye korunuyorum?”
“Khalifa aşiretinin kadınları evimize gelmişler.”
“Niye?”
“Niye olacak seni Kaid’e istemeye.”
“Hiç güleceğim yoktu…”
*****
Dedemin telefonu susmak bilmiyordu “Fayed’lerin petrol tesislerinden birine de saldırı olmuş, yangın başlamış… Pislik herifler bizi mecbur bırakmak için işlerimizi sabote ediyorlar.”
“Kral niye engel olmuyor, sizleri niye tek başınıza bırakıyor”
“Başına bela almamak için, güçlerini üzerine gönderse, Calud ülkeyi mahveder. İşler sarpa sarar.”
“Sizler korktukça, o herif daha çok azacak. Dur diyen biri olmalı.” Yukarı çıkıp eşyalarımı topladım bu lanet ülkeden bir an önce gitmeliydim.
Dedemin evine hareket ettiğimizde, sabah Kral’la yaptıkları toplantıyı sordum… “Fayed’lerle aramızdaki düşmanlığımızı bitirmemiz, birleşerek bazı güçlere karşı birlikte durmamız gerektiğini söyledi”
“Fena fikir değil, tabi Kral otursun siz uğraşın.”
“Kral tüm ülkeyi düşünmeli, Fayed’lerle ayrı düşmemiz yıpranmamıza neden oluyor. Khalifa aşireti ülkenin gizli silahı, biz birleşirsek onlara karşı durabiliriz.”
“Birleşin işte ne duruyorsunuz.”
“Yılların düşmanlığı öyle hemen geçmiyor.”
****
Petrol rafinerisindeki yangın gittikçe büyüyordu. Dedemin evine geldik; annesi yani büyük büyükanne beni yine beş karış suratla karşıladı. “Gelir gelmez başımızı belaya soktu.”
“Anne ne diyorsun sen?”
“Ne demeyeyim, Khalifa aşiretinin kadınlarının evimizde ne işleri var? Ne zaman gördüler de oğulları Kaid’e kız istemeye geldiler.”
“Torunumu suçlama bu derdi ben sardım başına.”
“Reddettiğimi söyleyin olsun bitsin.”
Yaşlı cadı, kınayan gözlerle bana baktı “Buralarda bu işler böyle olmuyor, kadınların söz hakkı yok. Büyüklerden istenir büyükler karar verir.” diyerek, fikrini beyan etti.
“Ben buradan olmadığıma göre baskı yapamazlar.”
Kadın ne demek istediğimi anlamıyordu, önüme geçti, ellerini beline dayadı,“Fark etmez bizim torunumuz olduğuna göre bizdensin, kurallarımıza uyacaksın demektir. Hem kadın kısmı fazla konuşmaz sus bakayım.”
Zavallı büyükannem bu kadına nasıl dayanmıştı, artık susmayacaktım“Vallahi siz motor takmış gibi konuşuyorsunuz.”
“Terbiyesiz seni, Cavidan’dan betersin.” dedi, dedeme baktı. “Kabul edelim aşiretin teklifini, bu edepsizin hakkından anca onlar gelir.”
Dedemin telefon konuşmaları devam ediyordu, “bir saniye” dedi, ahizenin üzerini eliyle kapattı… “Sus yeter artık anne, Allah aşkına bir sus. Benim hayatımı mahvettiğin yetmiyormuş gibi şimdi de torunumun hayatını mı mahvetmeye çalışıyorsun?”
“Annene nasıl karşı çıkarsın, nasıl cevap verirsin bu ne terbiyesizlik, sütüm haram olsun.”
“Merak etme oldu, hem sütünü vermediğin için haram etme hakkında yok, bunca senedir bu sözlerini dinledim durdum. Bir sütannem olduğunu çoktan öğrenmiş bulunuyorum. Şimdi az müsaade et… Müsaade etki Kral’ımızın sözcüsüyle konuşabileyim.”
Yaşlı cadı kendini koltuğa attı, eliyle kendini yelpazeliyor aklınca oğluna tavır yapıyordu.
Dedem, Kral’ın acil çağrısıyla tekrar saraya gitti, yanıma gelen hizmetkârlardan biri, kalacağım odayı gösterdi. Yaşlı kadın, oğlu çıkar çıkmaz koltuktan doğrulmuş gayet sağlıklı bir şekilde, yüzüme bakmadan salondan çıkmıştı.
Verilen oda kocamandı. Yüksek yatak cibinlikle çevrelenmiş, renklerin en cafcaflısı kullanılmıştı. Hizmetkâr oldukça yaşlıydı, anneannemi hatırlar mıydı acaba. “Cavidan hanımı tanıyor musunuz?”
“Tanımaz mıyım?” dedi, eliyle ağzını kapattı. “Büyük hanım adının anılmasını yasakladı.”
“Kimse duymaz, kapı kapalı, hadi anlatın.” Hizmetli, yere oturmak için çömeldiğinde koltuğu gösterdim. Çekinerek ucuna ilişti…
“Efendi, küçük hanımı kaçırıp getirdiğinde hepimiz çok şaşırmıştık. Büyük hanım oğluna demediğini bırakmadı ama iş işten geçmişti. Ah hanımım. Cavidan Hanım güneş gibiydi, beni hizmetine vermişlerdi… Efendi çok mutluydu, hanımımın üzerine titriyor, bir dediğini iki etmiyordu. Hanımım geldiği günden gittiği güne kadar ağladı durdu.”
“Niye bu kadar mutsuz oldu?
“İlk günler, çok küçük olduğundan ağlıyor, buralara alışamıyordu. Efendi Aziz ona hediyeler, çiçekler getirip gönlünü yapmaya başlayınca ağlamaları kesildi… Ah ev cıvıl cıvıl olmuştu çifte kumrular gibiydiler, imrenirdik hallerine. Çok kısa zaman sonra küçük hanımım tekrar ağlamaya başladı. Büyük hanım her yaptığına karışıyor olur olmaz zamanda oğluyla birlikte olmasını yasaklıyordu. Bir ara küçük hanımımın sarı saçları çok göze batıyor diye kesmeye çalıştı. Tek oğlan olduğundan, büyük hanım oğlunu paylaşamıyordu. Kıskanıyordu. Yani bu biz hizmetkârların düşüncesiydi. Ne yaptı ne etti oğlunu küçük hanımımın odasından çıkardı. Küçük hanımım çok daha mutsuz oldu. Hele efendiye yeni eşler geldikçe gecesi de gündüzü de gözyaşı oldu. Hamile kaldı. Biz, erkek çocuk doğurur, büyük hanım da onu rahat bırakır diye düşünürken, ne yazık ki kız bebek oldu. İşte sonrasında da küçük hanımımın üzülmesine daha fazla dayanamayan efendi Aziz; hanımımı gönderdi. Efendi Aziz küçük hanımım gittikten sonra odasından çıkmadı, yemeden içmeden kesildi… Hastalandı, karısının resmine, geride bıraktığı elbiselerine sarılır sarılır ağlardı. Yıllar yılları kovaladı, annesi kimi bulduysa reddetti. Yirmi yaşından sonra da bir daha evlenmedi. Hâlâ küçük hanımımın odasına gider, yatağına yatar… Büyük hanım odayı boşaltmaya, tüm eşyaları yakmaya çalıştığında, beyimizin nasıl delirdiğini görecektiniz. Yer gök inledi, canına kıyacağını söyledi… Büyük hanımda korkusundan bir daha lafını bile etmedi, ettirmedi… Ta ki Bennu Hanım, eşiyle gelene kadar.”
“Neden?”
“Çok istediği erkek torunu doğuran olmadı, hep kız torunları olduğundan herhalde… Efendi ısrarla evlenmeyip erkek torun isteğini geri çevirince yapacak hiçbir şeyi kalmadı diye düşünüyorum.”
“Niye ısrarla erkek çocuk istiyor, istedi.”
“Bizde kız çocuklar makbul değildir, erkek çocuklar çok istenir. Hatta kaç çocuğun var diye sorulduğunda, beş kız çocuğu bir erkek çocuğu olan aileler, bir çocuğumuz var derler.”
Konuşup dinlerken bir yandan soyunup geceliğimi giymiştim. Hizmetkâr “iyi geceler” deyip, odanın kapısını kapattı. Uyku tutmuyordu. Dedem ne yapıyordu, ya petrol kuyuları hâlâ yanıyorlar mıydı? Ayağa kalkıp pencereden baktım gökyüzündeki olağan dışı kızarıklık ve kara dumanlardan, hâlâ yandıkları belliydi. Borkan kuyuların başında olmalıydı, yaralı veya ölü var mıydı acaba?
Tekrar yatağın içine girdim. Evimi özlemiştim, işimi, arkadaşlarımı özellikle büyükannemi özlemiştim. Gider gitmez ilk işim dedemi anlatmak olacaktı. Belki, belki…
*****
Sabah oda kapımın tıklatılmasıyla gözümü açtım “Girin.” Hizmetkâr kadındı. “Büyük hanım kalkmanızı söyledi.”
Saatime baktım çok erkendi, benim uykumla milletin ne alıp veremediği vardı anlayamıyordum. “Henüz kalkmaya hazır değilim uykum var.” Yastığımı kabartıp tekrar içine gömüldüm…
“Kalkmalısınız Kerima Hanım geldi”
“O da kim?”
“Kuzeniniz, efendi Aziz’in ikinci hanımından olan torunu.”
Karılar bol olunca torun ve çocuk tanıtımının da sıraya göre olması normaldi. İkinci eşin kızı, üçüncü eşin oğlu. Hizmetçi kadını gönderdim ama uykum açılmıştı, biraz sağa sola döndüm yok uyuyamayacaktım. Söylenerek kalkıp duşumu aldım, dedem olmadan onlarla birlikte olmayı canım istemiyordu. Yine de merakım üstün geldi, tek çocuk olmak her zaman yalnız hissetmeme sebep olmuştu. Kerima nasıl biriydi?
Kısa sürede merakım sona erdi… İnce uzun, sülün gibi, ben yaşlarda; güzel, oldukça güzel bir kızdı. Büyükanne torun oldukça samimi görünüyorlardı. Bana cadı gibi davranan kadın bu torununa karşı gayet samimiydi. Henüz geldiğimi fark etmemişlerdi, benimde işime geliyordu.
“Ya büyükanne sen yaparsın.”
“Nasıl yapayım kızım?”
“Ne yap ne et beni Borkan’la karşılaştır.”
“Deden duyarsa öldürür seni.”
“Hiç de değil, düşmanlıklar geçmişte kaldı. O adam benim olmalı, ilk karısı olsam ne güzel olur.”
“Hayal kurma, birbirimizden kız alıp vermediğimizi çok iyi biliyorsun.”
“Beni severse neden olmasın, yeter ki karşılaşayım.”
“Dur bakalım bir şeyler ayarlamaya çalışırım.”
“Dedeme çok kızdım, Kral’ımızın doğum gününe içimizden birini değil, hiç tanımadığı torununu götürdü. Kaç senedir Borkan’ı görmüyorum, gerçi internetten neler yaptığını takip etsem de gerçeğini görmek gibi olmuyor.”
Vay bir Borkan hayranı daha, kadınlar ne buluyorlardı bu adamda anlamıyordum. Hah anlamıyormuş muşum; adam gözdeydi, bunu görmemek için kör olmak gerekirdi. Genç, yakışıklı, üst düzey bir ailenin evladı… Kadınlar boşu boşuna peşinden koşmuyorlardı. Arap olmasaydı muhtemelen ben de çok fena şeyler düşünebilirdim. Uçakta gördüğüm rüya aklıma geldikçe hâlâ kanım kızışıyordu. Adam baştan ayağa kadar seksiydi…
“Günaydın” diyerek içeri girdim…
“Seni çağırttıralı bir saat oldu, günaydın mı kaldı?” Of bu ne nursuz kadındı. “İstiyorsanız tünaydın diyeyim. Ben tatildeyim hatırlatırım.”
Kahvaltı masası hâlâ kurulu haldeydi, Kerima sessiz duruyor beni inceliyordu, ben de onu incelemeye başladım bir süre bakıştık… “Bizlere benzemiyorsun?”
“Ne gibi?” Sanki uzaylıydım…
“Saçların siyah olsa da tenin çok beyaz, nasıl bir krem kullanıyorsun.”
“Hiçbir şey kullanmıyorum” Kız selam vermeden bodoslama konuya girmişti. “İnanmıyorum.”
“Sizi inandırma mecburiyetim yok.”
“Bunun anneannesi, sarışın beyaz tenliydi ona çekmiş.”
“Bunun mu? Anneannesi mi? Tanıtma sözleriniz çok itici, adım Simay, anneannemin ismi de Cavidan… Niye buraya gelmemi istediğinizi hiç anlamış değilim, ayrıca birkaç gün sonra gideceğim, rahat edersiniz”
“Oğlum ısrar etti, annen para için yalvardı, sadece düşüncesizce yapılmış borç için değil, yüksek meblağlarda para istedi,”
Annem adına utanmıştım.“Niye bu kadar düşmanlık besliyorsunuz?”
“Neden mi? Nasıl bu soruyu sorarsın? Oğlumu, benim bebeğimi elimden aldı. Oyuncağı haline getirdi. O geldi, oğlum benden uzaklaştı. Varsa yoksa Cavidan, hayatını Cavidan’ın çevresinde oluşturdu. Beni görmez oldu.”
“Kısaca kıskandım deseydiniz bile sizi anlardım, erkek çocukları büyür ve annelerinden başka bir kadını, kadın olarak severler. Anneler evlatları mutlu olunca sevinir, sizin çocuğu mutlu olunca sevinen annelerden olmadığınız belli.”
“Benim oğlumu kimse elimden alamaz, alamadı da zaten. Defolup gittiği gün kurbanlar kestirdim.”
Kadın tüm sinirlerimi harekete geçirmişti, bu ne biçim bir düşmanlıktı söylediği sözlerle alev gibi olmuştum “Hayvanları boşuna öldürmüşsünüz. Zaten iki kurbanınız olmuş dedem ve anneannem… Sizin gibi acımasız biri nasıl can verir bilemiyorum.”
“Seni terbiyesiz, defol git bu evden… İstediğiniz paranın fazlasını vereceğim, aç gözlü sefiller.”
Bu kadar hakaret işitmem yeterliydi, açlıktan ölsek bile bu iblis kadının bir kuruşunu almayacaktım. Odama çıktım, bavulumdan çıkardığım birkaç kıyafeti tekrar geri koydum.
“Simay lütfen sakin ol”
Arkamı döndüm Kerima gelmişti “Sakinim o kadar çok sakinim ki anlatamam.”
“Ninem çok kıskançtır, benim anneanneme de az etmemiş, diğerleri de çok çekmiş. Anlatılanlardan bildiğim kadarıyla en fazla senin anneannene zulmetmiş. Dedemizin en sevdiği eşi olması, ninemiz için kıyamet. Biraz suyuna gitmek gerek, biz torunlara iyi davranır aslında.”
“Bana davranmayacağı kesin, büyükannemden ölesiye nefret ediyor.”
Kız eteklerini toplayarak teklifsizce yatağımın üzerine oturdu. “Simay, kutlamada Borkan’ı gördün mü?”
Bunun derdi de belli olmuştu… “Kim, Borkan kim?”
“Ya nasıl fark etmezsin, partideki en yakışıklı adam olmalı.”
“Tüm erkekler; kıyafetleri dâhil birbirlerine benzediklerinden özel biri gözüme çarpmadı.” Borkan’ı tanıdığımı söyleyerek konuşmayı uzatmak istemiyordum. Telefonum çaldı, büyükannemdi…
“Simay sen neredesin?” Sesi öfkeliydi “Ne oldu büyükanne? Antalya da bir arkadaşın evindeyim.”
“Çabuk bana adresini ver yanına geliyorum.”
Eyvahlar olsun şimdi ne söyleyecektim?
“Gelmene gerek yok anneanne, ben yarın geliyorum.”
“Nerede olduğunu söyle.”
Sesi sanki nerede olduğumu biliyormuş gibiydi, “Niye böyle suçlar gibisin?” Şüphelenmişti. Kesin bir şeyler olmuş veya oluyordu.
“Simay düşündüğüm yerdeysen hayatının hatasını yaparsın.”
“Nereden çıktı bu?”
“Nereden mi çıktı, evimizin etrafında ilginç tipli adamlar dolaşıyor.” dedi, beynimin içinden bin bir düşünce aynı anda geçti… Tutukladığım adamlar olabilir miydi, çoğu katildi… Bilerek cana kıymış canavarlardı.
“Nasıl adamlar?”
“Düşünmüş olduğum kişilere benzeyen adamlar.”
“Düşünmüş olduğun gibi adamlar kimler, Allah aşkına kelime oyunu yapma. Korkutmak istiyorsan başardın.” Sesini çıkarmayınca endişem daha çok büyüdü… Çantamı koluma taktım, “Geliyorum büyükanne sakın kimseye kapıyı açma. Polat’a telefon açacağım gelip yanında kalacak.”
Hiç kimseyi bekleyecek halim yoktu, bilet bulabilirsem üç saat sonra İstanbul’a varmış olurdum. Evin kapısından çıkmaya çalışırken Kerima ardımdan bakakalan cadıya açıklama yapıyordu. Kadının “Gebertseler de kurtulsam” dediğini duydum… Ne sefil yaratıktı.
Korumalar önüme geçti “Dışarı çıkamazsınız, beyimizin kesin emri var.”
“Çekilin önümden, zararlı çıkarsınız.”
Taş gibi kıpırdamıyorlardı, “Çekilin dedim” Eh günah benden gitmişti, kimse beni istemediğim yerde zorla tutamazdı. İlk adama çelme takıp yere düşürdüm, benden böyle bir saldırı beklemediğinden yere yıkılması kolay olmuştu. Belindeki silahı kaptım, “Şimdi beyler, benden uzaklaşın yoksa canınız fena yanar.”
“Simay kızım ne oldu?”
Dedem bir korumalarına bir elimdeki silaha bakıyordu. “Büyükannem tehlikede”
“Nasıl?” diye soru soran dedemin rengi kireç gibi oldu.
“Evimizin çevresinde tanımadığı adamlar dolaşıyormuş, gitmeliyim. Sakın beni durdurmaya çalışma. Buraya gelmem hataydı zaten.”
“Yürü birlikte gidiyoruz.”
“Bana bilet bul yeterli.” Büyükanneme bir şey olacağı endişesiyle elim ayağım dolaşmış haldeydi. Hemen Polat’a telefon açtım, “Polat yurt dışındayım bilet bulabilirsem üç saate oradayım. Hemen bizim eve git, büyükannem…”
“Tehlikede mi doğru dürüst anlatsana?”
“Evin çevresinde dolaşan yabancı adamlar varmış. Lütfen hemen git, gider gitmezde beni ara.”
Endişeden delirmek üzereydim, “Dede lütfen bilet istediğimi söyledim. Çabuk ol!”
Ana kapıdan çıktım, dedem telefonla konuşarak korumaya arabayı hazırlamasını söyledi. Hızla havaalanına doğru yola çıktık. İçim içime sığmıyordu tekrar telefon açtım “Büyükanne iyi misin?”
“Yanlış gördüm herhalde… Birkaç adamı devamlı evin önünde görünce telaşlandım. Oldukça esmerlerdi, aklıma Araplar geldi.”
Rahatlamıştım, evimizin çevresinde Arapların ne işi vardı. Kesin büyükannem hayal görmüştü. “Geliyorum, birlikte tekrar tatile çıkarız.” Anneannem “Çok sevinirim, bekliyorum” dedi telefonu kapattı. Polat’a telefon ederek yanlış alarm olduğunu, gitmesine gerek kalmadığını söyledim… Tatilimi büyükannemle geçirmek benimde çok hoşuma gidecekti.
Dedemin beyazlayan rengi tekrar yerine gelmişti. “Seni tanıdığıma memnun oldum dede, misafirliğim buraya kadar.”
“Seni tanıdığıma ben de çok memnunum.”
Havalimanına gitmeden dedeme gelen telefon tüm hayallerimi yıktı. Petrol kuyularındaki yangın büyümüş; dumanlar hava sahasının görüş alanını kapattığı için bir süre uçakların iniş kalkışı yasaklanmıştı.
“Beni havalimanına bırakın, beklerim.”
“Söz, geri getireceğim, kalkışlara ne zaman izin verileceği belli değil, saraya gelmek ister misin?”
“Neden?”
“Kral yangınlar yüzünden toplantı istedi, birkaç saat sürer. Uçakların kalkışına izin verildiği anda gidersin.”
Olur, demekten başka çarem yoktu, ha havaalanında ha sarayda beklemişim aynı şeydi. Hem orada neler olup bittiğini daha çabuk anlayabilirdim.
Sarayda hizmetliler tarafından karşılandık. Dedem ayrı odaya buyur edilirken ben kraliçenin huzuruna çağrıldım. Salon kadar büyük odaya girince şaşırdım. Cadı, büyük büyükanne ile Kerima da kraliçenin yanındaydı.
“Gel Simay” Kraliçe kibarca elini uzatıp en yakınındaki koltuğu işaret etti. “Ülkemizden ayrılıyormuşsun.”
“Bu kadar misafirliğin yettiğini düşündüm.”
“Bizler senin misafirliğinden çok hoşnut kaldık.”.
Bir an gözlerim cadıya takıldı, kadın resmen küçümsercesine yüzünü buruşturdu. “Kraliçem Kerima’yı hatırlarsınız çocuklarınızla oynamaya gelirdi.” diyerek, Kerima’yı dürttü, kız otuz iki diş sırıttı, “Evet gelirdim.”
Kraliçe şöyle bir Kerima’ya baktı, “Hatırlıyorum, çok büyümüş güzel bir hanım olmuş.” diyerek tekrar bana döndü. “Büyük büyükannen Khalifa aşiretinin teklifinden bahsetti.”
“Beni hiç ilgilendirmeyen bir teklif efendim.”
“Zorlu aşirettir, tekliflerinin reddedilmesinden hoşlanmayacaklardır.”
“Bu asla benim sorunum değil.”
“Ailenin sorunu olacak hale getirebilirler.”
“Efendim, ben ülkenizin vatandaşı değilim, onlar istedi diye evet diyecek de değilim. Benim ailem Türkiye’de, burada olanlar sadece akrabalarım.”
“Dede; büyük büyük dede ve büyük babaanne en yakın akrabalardan, bizim ülkemizle sizin ülkedeki akrabalık basamaklarının farklı olmadığını biliyorum.”
“Doğru biliyorsunuz, ama ben buradaki akrabalarımın varlığını bile yeni öğrendim, her hangi bir sorumluluk hissetmiyor olmam gayet doğal.”
“Aziz kabul etse, bu baskıları da biter değil mi Kraliçem?” diyen cadıya inanamayarak baktım. “Aslında Aziz’e de gerek yok, babası Abdül daha ölmedi, büyük olarak teklifi kabul edebilir böylece rahatlarız.”
Yerimden fırladım, “Siz ne diyorsunuz, benim namıma nasıl karar vermeye çalışırsınız. Ortaçağda yaşamıyoruz. Bana gelene kadar yanınızda oturan Kerima var.”
“Kerima’yı istemediler her nedense seni istediler, hem Kerima iyi yerden teklif bekliyor.”
“Tabi Kerima’nın teklif beklemeye hakkı var ben hiç tanımadığım kişilerin teklifini; hiç istemesem de sizlerin emriyle kabul edeceğim ha. Yok böyle bir dünya…”
“Otur Simay,” Kraliçenin sesini duydum eğer emir verir tonda olsaydı kimseyi dinlemeden çıkıp gidecektim. Yüzünde hafif bir tebessümle rica eder gibiydi. “Lütfen rica ediyorum otur,” deyince doğru hissettiğimi anlayıp oturdum. Cadı beni sinirden öldürecekti. Büyükanneme olan düşmanlığı inanılmaz boyutlardaydı. Çantam neredeydi benim, girerken hizmetkârlara bıraktığımı hatırlayınca tekrar yerimden kalktım. Telefonum çantamdaydı anneannemi aramalıydım. “Çantam…”
“Hizmetçime söylerim getirir,”
Kraliçe yanındaki yüksek sehpanın üzerinde duran minik zili aldı, şöyle bir elinde salladı, çıkan ses az olsa da hemen kapıda hizmetlilerden biri belirdi. “Misafirimizin çantalarını getirin.”
İki dakika sonra çantam yanımdaydı. El çantamı açtım telefonuma uzandım, bir daha büyük çanta taşırsam iki olsundu. Çantamın içi pazar yeri gibiydi, “Pardon” diyerek içindekileri çıkartmaya başladım. Kitap, mendil, pasaport, sakız, cüzdan, ikinci cüzdan, tokalar, pet… Daha fazla rezil olmadan ikinci kitabın altında kalmış olan telefonuma ulaştım. Ya ben düzgün koymuştum… Utançla Kraliçeye baktım , “Rahat ol, benim de çantamın seninkinden çok bir farkı olmaz.”
He eminim olmazdı, bunca hizmetçinin içinde benden daha dağınık çantası oluyorsa Kraliçe pasaklının teki olmalıydı. “Bir dakika müsaade” diyerek koltuktan kalkıp yanlarından uzaklaştım. Anneanneme uçağı kaçırdığımı, bilet bulduğum anda geleceğimi haber verdim. Tekrar kraliçenin yanına döndüğümde muhabbet koyulaşmıştı. İçeri giren hizmetçi kraliçeye duyulmayacak şekilde bir şeyler söyleyip gitti. “Simay, deden seninle görüşmek istiyor, hemen yandaki odaya geçebilirsin.”
Ne olmuştu da dedem beni çağırıyordu, uçakların havalanmasına izin verildiğini söylemesi için dua ederek odaya girdim. Minik bir çalışma odasıydı, büyük salonları, odaları gördükçe bizim evimizin salonu ölçüsünde olan odayı minik görmem doğaldı. Dedem bir ileri bir geri yürüyüp duruyordu. Endişeli gibiydi…
“Ne oldu dede?”
Dedemin yüzü asıktı “Gel Simay sana söylemek istediğim şeyler var.”
“Kerima ile annenizde kraliçenin yanında.” Kadına büyükanne demek içimden gelmiyordu…
“Haberim var, davet edildiler, otur istersen.”
Koltuğun ucuna iliştim… Karşımdaki koltuğa geçti, oturdu.“Kızım Fayed’lerle aramızda olanları biliyorsun, Kral düşmanlığımızın sona ermesini istiyor.”
“Tabi, iyi olur, geçmişte olanlar bu günü etkilememeli. Fayed’lerin düşüncesi ne?”
“Fayed’lerden daha çok Kralın düşüncesi ve Khalifa aşiretinin yaptıkları önemli. Petrol kuyularımızı kundakladılar. Sana evlilik teklifi göndererek sınırlarını aştılar, her yerde her şeyde hak iddia ediyorlar. Teklifi kabul etmemem onları daha çok kızdırdı.”
“Böyle saçma bir teklif tabi ki kabul edilemezdi.” Dedem suskunlaşmıştı,“Sonuç ne dede, neye karar verildi?”
“Fayed’lerle evlilik yoluyla birleşme olursa kuvvetleneceğimize.”
“Kerima bu yüzden mi geldi?”
“Evet, Borkan beğenirse… Onu seçerse…”
Niye içim bir fena olmuştu ki “Kerima güzel kız, hem Borkan’a âşık bu işi oldu bil, üzülme.”
“Sadece Kerima’nın istemesiyle olmuyor, seçim hakkı Borkan’ın. Ya sen Simay, evliliği düşünmez misin?”
“Hayır dede düşünmüyorum, ilk fırsatta ülkeme gidip buraya geldiğimi unutacağım.”
“Khalifa aşireti peşini bırakmayacaktır.”
“Onların boruları ülkelerinde öter, benim ülkemde baskı kuramazlar.”
“Kollarının nerelere uzandığını bilsen şaşarsın.”
“Merak etme dede ben kendimi korurum.”
“Toplantıya devam etmeliyim, beni bekliyorlar, karar verilecek.” dedi aceleyle çıktı. Kraliçenin yanına geri döndüm, kraliçe yardımcılarından biriyle görüşüyordu. Oturdum. Büyük cadıyla keyifsiz oturuşumuz fazla uzun sürmedi. Kraliçenin yüzü gülüyordu, güzel haberler aldığı belliydi.
“Hanımlar, erkeklerin toplantıları çok uzun sürecekmiş; yakın dostlarımdan birinin kadınlar gecesi var, birlikte gidelim. Simay bizimle gelmeni rica ediyorum, eğlencelerimizi görürsün.”
Eh boş boş oturacağıma gidebilirdim. Başımı olumlu anlamda salladığımda kraliçe zili çaldı, giren hizmetçilerine “Misafirimize bizim kıyafetlerimizden birini verin, eğlenceye uygun olsun”
“Üzerimdeki kıyafetin nesi var?” desem de kraliçenin yardımcıları, çoktan kolumdan tutmuşlardı. Kerima “Ben de üzerimi değişmeliyim” diyerek peşime takıldı… Çok uzakta olmayan odalardan birine götürüldük… Devasa bir gardırobun içine girmiş gibiydim. Rengârenk gök kuşağının tüm renklerini barındıran şifonlar, satenler. Şallar, tunikler uçuşan tülden elbiseler…
“Karnavala mı hazırlanıyoruz?”
Kerima çoktan elbiselerin içinde kaybolmuştu. “Hepsi şahane… Kadın kadına düzenlenen gecelerimiz çok renkli geçer. Ben yeşil elbiseyi giymek istiyorum, sen de bunu giy.”
Uzattığı elbise kırmızıydı; Kraliçe yanıma geldi, Kerima’nın elime tutuşturmaya çalıştığı elbiseyi iteledi “Beyaz sana çok yakışmıştı. İşte bu, bunu giy lütfen.”
Beyaz ipek elbisenin üzeri işlemelerle doluydu… “Ama bu bana daha çok yakışırdı…” Kerima dudağını sarkıtmış Kraliçenin bana verdiği elbiseye bakıyordu. Büyük cadı “Kerima’ya daha çok yakışır, değil mi kraliçem?” dedi. Kraliçe, “Yakışacağını düşünseydim ona teklif ederdim, müdahale etmeyin lütfen,” deyince yüreğimin yağları eridi. Büyük cadı resmen morarmış halde kalakaldı.
Elbiseyi giydim, yumuşacıktı. Üzerimden çıkardıklarımı hizmetçilerden birinin eline tutuşturdum. Bavulumun üzerine koymasını söyledim, bir daha bu odayı bulabileceğimi sanmıyordum. Hizmetçi, beni önünde ayna olan koltuğa oturttu, elindeki sürmeyi gözüme çekti, bu gece ortama uymamın bir sakıncası yoktu. Yanaklarım renklendirildi, mercan rengi ruj sürüldü. Saçlarım defalarca fırçalanıp birkaç beyaz çiçekle süslendi. Kollarıma bilezikler ayak bileğime halhal takıldı. Elbiseye uyan, yumuşak beyaz babetler giydirildi. Aynadaki görüntüm inanılmazdı; tam anlamıyla Arap prensesleri gibi olmuştum.
Kerima, ilk şikâyet etse de yeşiller içinde çok güzel görünüyordu. Kraliçede bu arada üzerini değişmiş altın rengi kıyafet giymişti. “Hadi gidelim; Evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz kızlar?” Kraliçenin sorusuna, Kerima kıkırdayarak “Çok istediğim biri var ilk fırsatta evlenmek istiyorum.” diye cevap verdi.
“Ya sen Simay?”
“Henüz evlenmeyi düşünmüyorum.”
“Hıı, iyi, eğlenceye geç kalmayalım.”
Odadan çıktığımızda erkek gurubuyla karşılaştık. Kral, dedem, Borkan ve babasıyla birlikte olan birkaç adam daha. Yabancı adamlar bizi görünce hemen bakışlarını yere eğdiler. Kerima neredeyse bayılacak gibiydi. Kolumu sıkıca tuttu, “İnanamıyorum, nihayet Borkan’ı yakından görebildim” diye fısıldadı…
Borkan da bize bakıyordu, Kerima’yı biraz öne iteledim. Bellimi olur, Borkan bey belki istenen eşi burnunun dibinde bulmuş olurdu.
Kraliçe, Kral’la duyamayacağımız şekilde konuşurken beklemek zorunda kaldık. Kendimi huzursuz hissetmeye başlamıştım. Tüm grubun yüzlerinden düşen bin parçaydı, özellikle dedemin yüzü sanki hastalanmış gibi bembeyazdı. Yanına gidince gruptan ayrıldı. “Neyin var dede çok solgun görünüyorsun.”
“Önemli değil, biraz yoruldum, toplantı bitince gelir seni görürüm.”
Erkekler geldikleri gibi gittiler, Kerima ateşler içinde kalmış gibi kendini elleriyle serinletmeye çalışıyordu. “Ah Simay, Borkan’ın bana bakışlarını gördün mü? Beni beğendi hayallerim gerçek olacak.”
Aman olsun, çok da umurumdaydı kadın delisi adama, erkek delisi Kerima yakışırdı…
Hazırlanmış limuzine binerken arkama baktım. Borkan, sarayın kapısındaydı, ellerini ceplerine sokmuş bizim ardımızdan bakıyor, çok düşünceli görünüyordu. Tabi petrol kuyusunda ki yangın devam ettikçe paraları eksiliyordu, o üzülmeyecek de ben mi üzülecektim. Kerima kıkırdadı, “Bak dedim, beni beğendi peşimizden ayrılmıyor, ne yakışıklı değil mi?”
Kraliçe konuşmalarımızı dinliyor olacak “Simay; Borkan’ı sen de Kerima gibi beğeniyor musun?” diye sordu…
Şimdi ben bu kadına nasıl cevap verecektim, büyük cadı baykuş gözlerini bana dikmişti…
“Kızlar olur olmaz yerde erkekler hakkında fikir beyan etmez, ayıptır.”
Ah bu kadın artık canıma yetmişti, “Kerima konuşabiliyor da ben niye konuşamıyorum… Evet, Borkan çok yakışıklı, kadın olarak beğenmemek mümkün değil…”
Kraliçe gülümsedi, uzanıp elimi tuttu, “Kapalı bir ortamda yetişmiş olsak da kadınlar arasında fikirlerimizi söylememizin hiçbir ayıbı yok.”
Kerima “Ben beğenmeyi geçtim, bayılıyorum Borkan’a. Keşke beni karısı olarak seçse,” dedi. Kraliçe kaşlarını çattı,“Tabi büyüklerin yanında bu kadar açık açık söylenmesi hoş değil.”
Kerima bozulmuş, ben içten içe sevinmiştim, koca delisi dedikleri bu olmalıydı…
******