Telefon sanki elimi yakıyordu, mesajları deli gibi merak ediyordum. Borkan ne yazmıştı, telefonum elimde titredi, arayan oydu. Son kez sesini duysam ne kaybederdim?
“Neredesin sen, ha, neredesin?”
“Merhaba Borkan.”
“Merhaba mı? Sen benimle dalgamı geçiyorsun. Nerede olduğunu söyle çabuk!”
Çok fazla öfkeliydi, kükrüyor desem yeriydi, sakinliğimi korumalıydım. “Senden çok uzakta olduğumu ve bu saçma sapan evliliği bitirdiğimi bilmen yeterli.”
“Simay sen ne kadar karşı çıksan da evliliğimiz gerçek. Sen benim karımsın tehlike geçene kadar da karım olarak kalacaksın.”
“Şu an olduğum yerde tehlike yok, yüksek duvarlar yok, baskı yok, istediğimi giyer istediğim gibi dolaşır hareket ederim. Hürüm Borkan hür… Ha unutmadan, üç kere ‘boş ol’ de ve bu saçma evliliği bitir kafanda. Sadece boş ol demek ve evliliğin bitmesi, bak bu bile tuhaf, ben size uymam her şeyiniz ters geliyor.”
“Kabul etmiyorum, karım olmaya devam edeceksin.”
“Kırmızı kar yağarsa belki fikrim değişir, hoşça kal benden kurtulduğun için sevin.” Hâlâ bir şeyler söylemeye çalışıyordu, dinlemedim, telefonu tümden kapattım…
****
Anne. Bu güzel, narin kadına anne demek ne kadar doğru geliyordu. Üzerini değişmiş, keten bir pantolonla ona uyan gömlek giyip yine saçlarını toplamıştı. Beni fark edince, çekinerek yüzüme baktı. “Biraz yürüyüşe ne dersin anneciğim.” Birden yüzü rahatladı, gözleri parladı “Biraz yürümek iyi olur kızım.” diyerek koluma girdi, ağır adımlarla yürümeye başladık.
“Elimi tutar mısın anne?”
“Koca kız, çocuk gibi elimimi tutmak istiyorsun? Küçükken hep tutardın.”
“Anneannem olarak tuttun, şimdi annem olarak tutmanı istiyorum.”
Sesini çıkarmadı. Olan biteni hazmetmeye çalışırken yardımına ihtiyaç duyduğumu anlamıştı. Uzandı, elimi tuttu, anne gibi… Sevgiyle.
Hislerimde çok değişiklik olmamıştı ama içimdeki sıcaklık çok daha fazlaydı. Elini sıktım, karşılığında o da sıkıp, uzanıp yanağımdan öptü. Bir süre sessizce yürüdük, “Dedemle, pardon babamla, yeniden bir araya gelmeyi düşünmelisin anne.”
“Olmaz kızım.”
“Senin gibi özgüveni yüksek, savaşçı bir kadın nasıl hemen vazgeçip meydanı o cadıya bırakır. Ben olsam, inadına kocamla birlikte olur kadını çatlatırdım.”
“Borkan,”
“Ne olmuş Borkan’a?”
“O genç adamdan hoşlandığın çok belli, sen niye çaba göstermeyi reddediyorsun?”
“Klişe bir söz ama biz ayrı dünyaların insanlarıyız, onların hayatını sevmiyorum. Hür doğdum hür yaşarım…”
“İşte ben de bu yüzden babandan vazgeçtim. Erkekler, hele ailesel olarak bağlı erkekler her nedense eşlerinin hayatını yok sayıp, kendilerine uymalarını, onların hayatlarında yaşamalarını doğal hakları olarak görüyorlar, hiçbir şekilde taviz vermiyorlar. Hep kadından fedakârlık yapması bekleniyor. Evlilik için sadece aşk yeterli değil, çevre faktörü ve ailelerde çok önemli. Evlendiğin zaman sadece erkekle evlenmiyorsun, ailesi de şu veya bu şekilde hayatına dâhil oluyor. Hele ben, birebir babanın ailesinin evinde yaşamaya zorlandım. Yaşadıklarım çok kötüydü, Aziz’in sorumluluklarından vazgeçmesi, benimde orada yaşamam mümkün değildi. O vazgeçemedi, ben de daha fazla dayanamadım.”
“Biliyorum çektiklerini, oradayken hizmetini gören kadından dinledim. Büyük cadının sana olan nefreti benim üzerimden devam etti. Ama artık çocuk değilsiniz, Kuveyt’le aramızda uçakla üç, bilemedin üç buçuk saat var. Babamı kabul etsen eminim her gün yanına gelir.”
Yine yüzü pembeleşmişti… “İşte bak sen de babamı seviyorsun, sevmesen bunca sene bu güzellikle bekâr kalmaz, çoktan başka koca bulurdun. Evlenmemenin nedeni, onu çok sevmen, gel inat etme… İlkbaharınızı kış etmişler, ikinci baharınızı yaşayın anne. Hem babam çok yakışıklı, hâlâ taş gibi adam.”
“Terbiyesiz kız, insan annesiyle böyle konuşur mu hiç?”
“Bak bak, yine kızardın… İyi düşün anne tek başına kaldığın yetmedi mi? Yaşa bundan sonra, hiç kimseyi düşünmeden yaşa. Babamın kollarına koşması için tek sözün yeter… GEL”
Annemle uzun süre el ele yürüdük, her yer yemyeşildi. Ağaçların meyvelerinden topladık, bazısını hemen yedik, birkaçını ceplerimize doldurduk. Tabiat o kadar canlı o kadar güzeldi ki böyle yerler bana çok iyi geliyordu. Karşımıza birkaç iri köpek çıkınca dönmeye karar verdik, bilmediğimiz yerlerde dolaşmanın anlamı yoktu.
Birlikte denize girdik, Geyikli’yi adım adım dolaştık. Bozulmamış, ranta kurban edilmemiş nadir yerlerdendi. Evler iki veya üç katlıydı, çoğunluğu da beyaz boyalıydı. Mis gibi havada dinlendiğimi, yenilendiğimi hissediyordum. Borkan’ı da aklımdan çıkarabilirsem tamamen huzura kavuşacak, eski halime dönecektim.
****
Olaylı tatilim nihayet bitmiş, iş başı yapmıştım. Annemin arkadaşı gelince kalması için ısrar etmiş, ben de bu baskıya katılmıştım. Ne olur ne olmaz işe gidince aklımın evde kalmasını istemiyordum. Annem gelmek istese de açıkça düşüncemi belirtmiş, bir süre daha tatiline devam etmesinin, ikimiz içinde iyi olacağını söylemiştim. Hak vermiş her gün telefon açma şartıyla kabul etmişti. Birkaç gün, eve yakın otellerden birinde kalmış eve giden gelen var mı diye takip etmiştim… Korkulan olmamış, Khalifa aşiretinden ses seda çıkmamıştı. Borkan da doğruyu görmüş beni bir daha aramamıştı. Böylece oyuna getirildiğim saçma evliliğimde bitmişti. Kerima ya da Henna ile evlenmiş olmalıydı belki de ikisini birden almıştı muhakkak. Bu ihtimal ikide bir aklıma geliyor, dönüp dolaşıp bunu düşünüyordum…
Annem, ısrarlarıma rağmen şimdiye kadar babamı aramamıştı. Daha fazla karışamazdım, hayat onların hayatıydı. Babam defalarca aramış ama cevap vermemiştim. Kızgınlığım henüz geçmemişti. Bir gün, gerçek kızı olduğumu söyleyip boynuna sarılacak, beni kucaklamasına izin verecektim, ama hemen değil.
****
“Pek tatilden gelmiş gibi durmuyorsun Simay.”
Okuduğum dosyadan başımı kaldırdım, Erdem elindeki kahveyi uzattı. “Oldukça hareketli geçti. Bir hafta dinlendim sayılır ama tabi yetmedi. Son dedikoduları anlatsana, birimde neler oldu?”
“Dedikodu mu? Kadına mı benziyorum?”
“Ah arkadaşım, dünya çapında yapılan araştırmaların sonucu erkeklerin kadınlardan çok daha fazla dedikodu yaptıkları yönünde.”
“Ben onlardan değilim; ha bu arada yeni bir komiser atandı. Fatih ve Esen yine didişip duruyorlar. Bir de Polat yeniden aramıza katılacak sanırım. Mahmut karısıyla kavga etmiş üç gündür eve gitmiyor, bence nedeni kıskançlık…”
“Ha ha ha, vay dedikodu yapmayan erkek seni…”
“Ne dedikodusu ya, sordun söyledim. Bak işte Atilla komiser.”
Sarışın uzun boyluydu, düzgün görünüşlüydü. “Hoş geldiniz” diyerek ayağa kalkıp, elimi uzattım. Gülümsedi “Hoş buldum, Simay olmalısın, bahsini çok duydum.”
“Bir ayda unutulmadığımı bilmek gözlerimi yaşarttı.”
“Haklılarmış unutulacak gibi değilsin.”
“Hop de Atilla, bir süre sonra Simay’ın dış görünüşünü fark etmeyeceksin. Huyunun sertliğiyle çarpacak seni.”
Bir şey söylememe gerek kalmamış, Erdem benim yerime konuşmuştu. Gerçekten sert miydim? Kadınsı görünüşümü sertliğin içinde yok mu ediyordum? Borkan, yumuşak kadınlardan hoşlanıyordu, sert kadınlar ona göre değildi. Bir daha hiç aramamasından zaten belliydi. Düşüncelerim bile saçma sapan olmuştu. Sanki arasın diye bekler gibiydim…
****
Belgrat ormanlarında, bir köpeğin toprağı kazarak ortaya çıkardığı cesedin bildirilmesi sonucu Sarıyer’e geldik. Haber veren adamların renkleri atmıştı, çevreyi hemen şeritle çevirdik. Toprak üzerinde, dışarı uzanmış bir kol vardı. Yanına gittim, henüz çürüme olmadığına göre yeni gömülmüş bir cesetti. Üstündeki toprak fazla derin değildi, hemen kazıldı. Gördüğüm manzara içler acısıydı kadın karnı burnunda hamileydi, canlı haldeyken gömüldüğü belliydi, topraktan çıkmak için çabalamıştı. Ambulansa bindirilmeden önce çevre araştırması yaptık. İki can birden alınmıştı, vahşet bazı insanların doğasında vardı. Sorgulama, araştırma sonrası şimdilik burada işimiz bitmişti. Kadını kim öldürdüyse bir an önce bulmak, gırtlağını kendi ellerimle sıkabilmek istedim. Ceset siyah naylon torbaya kondu, sedyeye alınıp ambulansa götürüldü. Araçlarımıza binerek olay mahallinden uzaklaştık. Elimizde kayda değer bir bilgi yoktu. Sigara izmariti, gazı bitmiş kırmızı çakmak, spor bir ayakkabının taban izi. Herkesin olabilirdi.
*****
Kadının görüntüsü gözümün önünden gitmiyordu. “Herhangi bir ihbar var mı Ender?”
“Şimdilik yok, adli tıptan haber geldi, maktul çok genç. Dokuz aylık hamile. Tahmin ettiğimiz gibi diri diri gömülmüş.”
“Kahretsin insanlık kalmadı artık, bunları görünce yaptığım işten nefret eder hale geliyorum.”
“Haklısın ben de seneler geçtikçe alışacağıma, daha çok üzülüyorum. Ya bir sapık çocuğumu eşimi öldürürse diye diken üzerinde yaşar oldum.”
Kayıp ihbarlarını araştırmaya başladık. Yüzlerce vardı, birçoğu yalan yanlış ihbarlardı. Çoğu insan sırf polisi işletmek adına gizli telefonlar açıyor, gerçek vakalara gidişimizi engelliyorlardı.
“Şuna ne dersin; Esma Sarıgöz, on sekiz yaşında, kayıp olduğu ihbarı yapılmış.”
“Kim tarafından?”
“Askerliğini Şırnak’ta yapan Mehmet Korhan, eşine ulaşamadığını bildirmiş.”
“İhbar değerlendirilmiş, dosyada verilen adrese gidildiği sağ olduğu yazılmış.”
Bir sürü dosyayı inceledik ama içim rahat değildi. Şırnak askeriyeye telefon açıp Mehmet Korhan’la görüşmek istedim. Görevde olduğunu söylediler, eşim dediği kadınla resmen evli olsaydı soy isimleri bir olurdu. Dosyada verilen adresi ziyaret etmek en iyisi olacaktı. Ender’le birlikte gittik, kapı duvardı. Komşulara sorduk, üç dört gündür evde kimsenin olmadığını, Esma’nın doğum yapmak üzere olduğundan hastanede olduğunu düşündüklerini söylediler. Alt komşusu daha önce polislerin geldiğini, kız kardeşinin soruları cevapladığını söyledi. Bu işte bir terslik vardı araştırma dosyasında adı geçen görevli arkadaşları aradım. Konuştukları kadının hamile olmadığını söylediler. Yardım gerekiyordu, araştırmayı genişletmemiz lazımdı. Ekibe haber verdim, sıkı bir araştırma sonucu kızın ailesine ulaştık. Gecekondu mahallelerinden birinde, derme çatma bir evde oturuyorlardı. Maktulün fotoğrafını, gelen arkadaşlardan biri yanında getirmişti. Genç bir kız bizi görünce telaşlandı, eve girdi. Peşinden girmek için yürüdüm kapıya iri yarı bir adam çıktı. Ne için geldiğimizi söyledim. Kızını reddettiğini, öyle biriyle işinin olmadığını bağırarak söyledi. Adam çok öfkeli görünüyordu, bizden korkusuna eve kaçan kızın ağlayan sesini duyabiliyordum. Kızı Esma’nın, diri diri gömülerek öldürülmüş olabileceğini söylediğimde adamın tepkisi inanılmazdı. “Hak etmişti geberdiği iyi olmuş” diyerek, kapıyı yüzümüze kapatmaya çalıştı. Ender kapıya yüklenince birlikte içeri girdik, adam hâlâ ağlayan kızına bir tekme savurdu. “Kancıklar sizin yüzünüzden başıma gelmeyen kalmadı” diyerek yumruğunu kaldırdı. Adamı hırsla yana ittim, kızın yüzü gözü mosmordu. “Korkma, ben yanındayım, bir daha sana vuramayacak.”
Adam öfkeden kıpkırmızı olmuştu. “İstediğimi yaparım, ben doyuruyorum bu köpeği.”
Kız birden yerinden kalktı, “Yeter, yeter artık, her şeyi anlatacağım, verdiğin bir lokma ekmeği her gün boğazımıza dizdin...”
“Senide öldürürüm…”
Olay çoktan açığa çıkmıştı, adam resmen cinayet işlediğini itiraf etmişti. Gözü o kadar dönmüştü ki ağzından çıkanlara dikkat etmiyordu.
“Bu adam, baba bile demeye tiksindiğim adam, ablamı başlık parasına, iki eşi olan çocuklu yaşlı bir adama kuma olarak satmaya çalıştı. Ablam kabul etmedi, sevdiği adama kaçtı. Babam ablamın sözünü dinlememesini hazmedemedi, izini sürdü. Ablamı buldu, beni de yanında götürdü. Ablam bizi görünce çok korktu, babam hayatında ilk kez çok iyi davranıyordu. Artık yapacak hiçbir şeyinin kalmadığını, nikâh kıyılırsa evliliklerini kabul edeceğini söyleyince ablam da ben de çok sevindik. Bilemedim, ablama zarar vermek isteyeceğini tahmin edemedim. Birkaç gün ablamın evinde kaldık, babam kıyafet almam için beni eve gönderdi, döndüğümde ablam evde yoktu. Babam ablamın hasta kaynanasına bakmaya gittiğini, geleceğini söyledi. Ertesi gün kapı çalındı polis olduğunu söyleyen adamları görünce şaşırdım. Ablamı soruyorlardı, babam sordukları kişinin ben olduğumu söyleyerek kapıyı kapattı sesimi çıkarmamamı söyledi. Eğer konuşursam ablamı da beni de öldüresiye döveceğini söyleyince korktum. Keşke o zaman konuşsaydım.”
Olay ortaya çıkmış, katil tutuklanmıştı. Namus cinayeti, diye bağırıyordu. Kızı onu dinlemediği, onun istediği gibi hareket etmediği için ölümü hak ettiğini, söylüyordu.
Borkan çok haklıydı, özgürlük var dediğim ülkede kadınlar bu şekilde öldürülüyor, kızlar baskı altında yaşatılıyor, dövülüyor, satılıyor, istemedikleri evliliklere zorlanıyor buna da namus deniyordu. Gencecik kız, doğmamış bir bebek, yoz düşünceli bir herifin kurbanı olmuşlardı. Tek tesellim diğer kızın kurtulmasıydı…
****
Cinayet vakasını çabuk çözmüştük, kutlama için her zaman gittiğimiz barda yer ayırttık. Keşke ölümler olmasaydı ama oluyordu, katili bulmak içimizi rahatlatıyordu. Her çözdüğümüz olayı buruk bir sevinçle kutluyorduk. Suçun cezasız kalmaması içimizi rahatlatıyordu.
Her zamanki grubumuzdu; Fatih, Esen, Erdem ve yeni gelen Atilla. Masaya gelen garson bizi tanıyordu ne istediğimizi sormadan, her zamanki içeceklerden atıştırmalıklardan getirmişti. Patates kızartmalarından minik sosislerden tabağıma tepeleme doldurdum buz gibi soğuk fıçı biramı yanıma çektim. Çatalımı patates dağına daldırdım, “Erkek arkadaşın var mı Simay?”
Atilla tam yanımda oturuyordu, oldukça da yakındı, “Biraz ileri git, rahat yiyemiyorum.” dedim ve elimle masadaki erkekleri işaret ettim “ Erkek arkadaş soruyorsan; gördüklerin sadece bir kaçı. Tüm birimdeki erkekler arkadaşım…”
“Öyle değil, yani gerçek erkek arkadaştan bahsediyorum, flört olarak.”
“Evli bir kadının, flört olarak erkek arkadaşa ihtiyacı yok.”
Patateslerim darmadağın oldu, tam arkamdan gelen sesi tanımamam mümkün değildi. Bütün arkadaşlarım şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı. Yere düşmekten son anda kurtulan sosise çatalımı batırdım. Resmen ellerim titriyordu.
Arkadaşlarım, hep bir ağızdan “Evli mi?” deyince, sosisi ağzıma atıp birkaç patates daha sokuşturdum…
“Belli ki sevgili karım, ağzı dolu olduğundan cevaplayamıyor. Ben Omar Borkan Al Fayed, Simay’ın kocasıyım, bir buçuk hafta önce evlendik.”
“İnanamıyorum Simay kocan Arap, ama sen Araplardan hiç hoşlanmaz… Ah niye tekmeliyorsun Fatih? Yalan mı söylüyorum, hepimiz biliyoruz.”
Borkan ağzı bir karış açık kalmış Atilla’yı kenara iteleyip yanıma oturdu, daha doğrusu yapıştı.
“Aşkım, açlıktan ölmüş gibisin, biraz bira iç…” diyerek kolunu omzuma attı. Diğer eliyle garsonu çağırıp masayı donatmasını istedi. Biraz daha sosisi ağzıma tıktım…
“Karım beni görünce heyecanlanmış olmalı, iş arkadaşları olduğunuzu biliyorum. Araplardan nefret ettiğini defalarca söylediğinden, arkadaşlarıma alıştırarak söylemek büyük konuşmamak gerekirmiş itirafını kendim yapmak istiyorum, diye rica etti. Ama ben biricik karımdan uzak kalmaya dayanamadım.”
Allah’ım, şimdi nasıl açıklama yapacaktım. Yalnızca dini nikâhla evliyiz desem, rezilliğim ortaya çıkacak tüm birimin, onu bırak tüm polis teşkilatının maskarası olacaktım. Yok, bu böyle olmayacaktı… Masada duran birayı bir çırpıda içtim, Borkan’ı kolundan yakaladığım gibi ayağa kaldırıp masadakilere hiçbir açıklama yapmadan dışarı çıkardım.
“Neden geldin?”
“Karımın yanına gelmem niye sana değişik geliyor?”
Saçımı başımı yolacaktım, Borkan sanki her şey normalmiş gibi kollarını kavuşturmuş olarak barın duvarına yaslanmış beni izliyordu. Önüne gittim ellerimi belime koydum, “Biz, karı koca değiliz, kaç kez söyledim. Şimdi sen paşa paşa evine mi oteline mi nerede kalıyorsan oraya gidiyorsun, ben de içeri girip senin şaka yaptığını söylüyorum…”
Belime dayadığım kollarımı dirseklerimden tuttu, kendine doğru çekti. Ne olduğumu anlamadan vücudum vücuduna yapışmıştı. Nasıl olmuştu, hangi ara duvara dayanmış kollarımı boynuna dolamış üstüne üstlük dudaklarının istilasına uğramıştım bilmiyordum. Bu seferki öpücük çok daha kötüydü, yangına benzin dökülmüş gibi tüm vücudum harlandı. Belimden aşağı alevler yürüdü. Dili ağzımı zorluyor, kendimi teslim etmemi sağlamaya çalışıyordu. Bir an beynim karıncalandı, onu kabul ettim. Ağzımın içinde oyunlar oynuyor, beni fazlasıyla etkiliyordu.
“Aman Allah’ım gerçekten evlenmişsin.”
Bu Esen’in çığlığıydı, birden dondum, Borkan kollarını bedenimden çekmeden hafif bir sırıtmayla bana bakıyordu. “Özellikle yaptın değil mi?”
Gülümsemesi genişledi, “Neyi?”
“Beni özellikle öptün, yalanlamama imkân bırakmamak için yaptın. Seni öldüreceğim…”
“Karımsın seni öpmemden doğal ne olabilir ki? Hadi içeri girelim karnımı acıktırdın.”
Ne diyordu bu adam? Kollarını belimden ittim, “Acıktırdım mı?”
“Sosis, kızarmış patates ve bira; tadın beni acıktırdı.”
“Ya ben seni gerçekten öldüreceğim.” Sırtımı döndüğüm anda elimi tuttu, bırakmaya çalışınca elimi daha çok sıkıp parmaklarını parmaklarımın içine geçirdi. “Arkadaşların bize bakıyor canım, yürü.”
En son lisedeki çocuk böyle tutmuştu elimi, çekiştirince yürüdüm. Erdem şüpheli, Esen bayılmış, Fatih neşeli, Atilla üzgün gözlerle bize bakıyordu… Utanmıştım, kızmıştım, alevlenmiştim her şeyi bir arada olmuştum. Tekrar içeri girip masaya yerleştik, tabaklar tazelenmişti. Borkan sosisle patatesi bir arada çatalına takıp ağzına attı üzerine bir yudum bira içti. “Bu üçlüyü ne zaman tatsam aklıma sen geleceksin.”
Esen, resmen kıkırdıyordu. “Ah eniştemiz çok romantik, yıldırım aşkı olmalı değil mi Simay?”
Yeni biramdan kocaman bir yudum aldım, benim tadım bira sosis patates üçlüsüyken, onun tadı çikolatalı pasta gibiydi, hem de en sevdiğim frambuazlı olanından.“Hıı yıldırım aşkı, ne olduğumu anlamadan evleniverdim. Evlenirken kendimde değildim desem yeridir.”
Esen, hayran gözlerle Borkan’a bakıyordu. “Tahmin edebiliyorum, çok şanslısın… Erkeklerin çoğu evlenmekten öcü gibi korkuyor. Yatalım kalkalım, sen sağ ben selamet diye yaklaşıyorlar… Bu kadar kısa sürede ayaklarını yerden kesecek ve evlenecek erkek bulmak mucize, hem de böylesini…”
Bu kız beni deli edecekti, gözleriyle Borkan’ı yiyip bitiriyordu… Borkan garsonu çağırıp, “En iyi şampanyanızı getirin. Evliliğimizi kutlayacağız.” deyince, Esen yine cıvıldadı…
“Ay ne ince düşünceli erkek… Keşke masadaki biride bu kadar ince düşünebilse…”
Bu kadar komedi yeterdi, ikinci kez ayağa kalktım. “Vakit çok geç oldu arkadaşlar, yarın iş var”
“Ama şampanya içecektik,”
Esen hâlâ mızıldanıyordu, Borkan da ayağa kalktı ,“Sevgili eşim çok haklı. Hem iş, hem ben oldukça fazla yoruluyor.”
İma etmeye çalıştığı sözlerden, kızarmayan yüzüm kızardı.“Borkan, yeter artık.”
“Tamam hayatım, bu gece istediğin gibi uyuyabilirsin ama sen ne dersen de bu gece şampanya patlatılacak. Arkadaşlar hadi bize gidelim, kutlarız, sonra dağılırsınız.”
Biz? Ne diyordu bu şaşkın… “Beni takip edin”, diyerek yine elimden yakaladı, diğerleri arabalarına doğru yürüdüler. Borkan, arabamın hangisi olduğunu biliyordu. Hakkımda bilmediği bir şey var mıydı? Araçlarımızı yan yana çektiğimizden bir şey söylemem onu tekmelemem mümkün değildi. Çantamı kolumdan aldı içini karıştırdı araba anahtarımı buldu kilidi açıp elime tutuşturdu. “Bak ne kadar medeniyim karıcığım, eşime izin veriyorum ille arabayı ben kullanacağım, kadın arabamı kullanırmış demiyorum.”
Sinirden ellerim titriyordu, anahtarı yere düşürdüm eğilip aldı. Dirseğimden tuttu kapıyı açıp koltuğa oturttu. Döndü arkadaşlarıma baktı, “Gördüğünüz gibi beni görünce çok heyecanlandı. Bu heyecanla araba kullanamaz.”
Arkadaşlarım, sanki tiyatro seyreder gibi bizi izliyorlardı. Benim oturduğumu görünce onlarda arabalarına bindiler. Borkan direksiyona geçip arabayı çalıştırdı, hızla yola çıktık…
“Sen ne yap…”
“Simay çeneni kapamayı dene, ses çıkarmıyorsam arkadaşların olduğundan, başımı ne kadar belaya soktuğundan haberin var mı senin? Suçum ne? Koruyabilmek için evlendim seninle. Ya sen ne yaptın? Kaçtın.”
“Anlamalıydın, kaçmamdan anlamalıydın, bu evlilik değil. Kabul etmediğimi söyledim, hem bak, hiçbir şey olduğu yok.”
“Sen öyle san, ortadan yok olduğun cümle âlemin dilinde. Sadece beni değil ailemi ve kendi aileni de küçük düşürdün. Calut’un adamlarının Türkiye’ye giriş yaptığını öğrendik, şimdi iyi kız oluyorsun sözümden çıkmıyorsun. Eğer bir kez daha karşı çıkarsan, seni kendi haline bırakacağım. Tek başına kalacaksın ve ne olduğunu umursamayacağım.”
“Hâlâ ne diye peşimdeler, bıktım artık.”
“Senin yüzünden olmasın? Bir süre birlikte olsaydık, evliliğimiz inandırıcı olacak peşini bırakacaklardı. Biraz nefes al diye sesimi çıkarmadım ama ailem istememesine rağmen deden peşine düşmemi istedi. Calut kendine oyun oynandığını anladı, daha da acımasız oldu…”
“Memlekette kadın mı kalmadı da benim peşime düştü?”
“Mesele sen değilsin. Kuvvetli gördüğü aileleri, kendine rakip olarak gördüğü bizleri yıpratma peşinde.”
“Aranızda kimvurduya gidiyorum, sizlerin savaşı bu, benim değil.”
“Aziz Al Harafi’nin torunu olduğun için ve şimdi benim karım olduğun için seninde savaşın. Adam bizleri nereden vurabiliyorsa oraya saldırıyor, ailelerimizi kullanıyor. Kaçışın yok Simay, bu olaylar durulana bir çıkış yolu bulana kadar nefret ettiğin adamın eşi olmaya katlanacaksın.”
Sesi öfkeliydi, yan dönüp baktım, yüzü yine asılmış kaşları çatılmıştı. Onun içinde zordu, benim için sadece beni tanıdığı için fedakârlık yapmıştı. Yoksa ona neydi, ha ben ha başka kadın, birini seçer rahatına bakardı. Benim ne olduğumu umursamazdı bile…
“Senden nefret etmiyorum.”
“Ne dedin duyamadım seni?”
Kısık çıkan sesimi düzeltmek için öksürdüm, “Senden nefret etmiyorum, Arap kimliğinden nefret ediyorum.”
“Doğacağım yeri ben seçmedim, seçim hakkım yoktu. Allah böyle istemiş. Kimliğimi yok edemem, istesem de istemesem de Arap’ım, bunu suç olarak görüyorsan senin sorunun.”
Arabayı evimin önünde park ederken, “Evet evimize geldik karıcığım, ilk misafirlerimizi ağırlama zamanımız.” dedi. Yüz ifadesini ne çabuk değiştirmişti, poker suratlı…
“Gülümse Simay!”
“Ben senin gibi değilim, öfkeden neşeye birdenbire geçiş yapamam.”
“Öğrenmelisin, duygularını belli etmemek çok işe yarar.”
Evet, yine haklıydı. Dudaklarıma minik bir tebessüm kondurarak arabadan inip misafirleri içeri davet ettim. Allahtan çıkarken evi derli toplu bırakmıştım. Borkan, hemen şampanya şişesini açtı. Kadehleri getirdim birer parmak içki koydu.
Esen, “Ay ne olur kollarınızı birbirine geçirin öyle için…” derken ellerini birbirine vurdu. Bu kız için hiç iyi şeyler hissetmiyordum. Kadehimi elime aldım, kocaman gülümsedim, yan dönüp kocama kolumu açtım. Kolunu geçirip kadehini dudağına götürdü. Onu taklit ettim, gözlerimiz buluştu. Berrak yeşil mücevher gibi parlayan gözlerinin içinde menevişler vardı… Ormanın içinden akan nehre yansıyan güneş ışıklarıyla, ağaçların gölgesinin suya yansımasının rengiydi. Takılıp kalmıştım… Flaş ışığıyla kendime geldim. Fatih peş peşe resmimizi çekiyor diğerleri bizi kutlamak için alkışlıyorlardı. Sersem gibi olmuştum, kadehimi başıma diktim köpükleri burnumu gıdıklamıştı hapşırdım. Borkan, “Beraber yaşayalım karıcığım” diyerek, elinin tersiyle yanağımı okşadı…
Bu adam… Bu adam… Bu adamdı işte! Tüm çekiciliğini yalanda olsa üzerimde kullanıyor, flört yoksunu beni sersemletiyordu.
Arkadaşlarım fazla durmadılar. Kapıdan çıkarken Erdem’in bakışları, yarın seninle konuşacağız, der gibiydi. Diğerleri de farklı bakmıyorlardı, nasıl açıklama yapacaktım. Arkalarından bakarken Borkan kolunu belime dolayarak, “Gülümse” dedi… Geri adım attım kolundan kurtulup kapıyı sertçe çarptım. “Gülümse, gülümse deyip durma, ben çok gülmem. İkide bir bana sarılıp dokunmaktan da vazgeç.”
“İyi, nerede yatıyoruz?”
“Yatıyoruz mu? İnanamıyorum, iyice çizgiyi aştın. Hadi git artık.”
“Burada kalıyorum. Sabah birlikte işine gideceğiz seni bırakıp, ben işlerimle ilgileneceğim. Mesain bitince haber vereceksin gelip seni alacağım.”
“Hadi ya!”
“Dediğimi dinle. Ya yatacak yer göster, ya da birlikte yatarız hangisi sana uygunsa…”
Gideceği yoktu, koltuğa oturup televizyonu açtı. O kanaldan bu kanala atlayıp duruyordu. Bir süre evin içinde dolaştım, kadehleri şişeyi kaldırdım, belki fikir değiştirip giderdi. Ne kadar oyalanırsam oyalanayım umurunda olmadı, üzerindeki ceketi çoktan çıkarmıştı. Sıfır yakalı beyaz tişörtü vücuduna yapışmış esmer ten rengi daha çok ortaya çıkmıştı. Her hareket ettiğinde kol kasları dalgalanıyordu. Mutfağa resmen kaçtım, kadehleri yıkamaya başladım yanıma geldi buzdolabını açıp peynir, domates çıkardı tezgâhın üzerine koydu. Ellerim sabunlu halde ona bakakalmıştım “Kendi evinde gibi hareket et, hiç çekinme.”
“Öyle yapıyorum zaten, senin evin benim evim demek. Ekmek var mıydı?”
Ay bu adam birde yüzsüzdü, hırsla kadehi daha çok sabunladım.
“Simay?”
“Orada kapının arkasında ekmeklik var, içinde…” dedim. Bir gün önceden kalan ekmeği poşetin içinden çıkardı. “Taze değil ama idare eder, sen de ister misin?”
“İstemiyorum, sana afiyet olsun.”
Borkan sandviçini hazırlarken, odasını hazırlamak için yanından ayrıldım.“Biber var mı?” diye bağırdı, hiç ses etmedim. Bana sormadan onu bunu bulduysa biberi de bulabilirdi. Misafir yatak odası uzun süredir kullanılmıyordu. Camları açıp havalandırdım, yeni çarşaf çıkardım. Kapı çalınca pencereden baktım, “Nebi senin ne işin var burada?”
“Beyimizin bavulunu getirdim” deyince, iyice şaşırdım. Adam enikonu evime yerleşiyordu. Hızlı adımlarla salona yürüdüm, Borkan bavulu almış kapıyı kapatıyordu. Elindeki bavula baktım, “Kıyafetlerimi değişmeliyim, çıplak yatmamı istiyorsan o başka tabi.”
Yutkunmaktan başka ne yapabilirdim? Tekrar odaya gelip beyaz çarşafı serdim, üzerinde çıplak Borkan’ın esmer vücudunun görüntüsü muazzam olurdu. Başımı salladım, bu düşüncelerden kurtulmalıydım. Peşimden odaya gelip bavulunu bıraktı, örtmeye çalıştığım çarşafın ucundan tuttu. Çarşafı dümdüz serdi, bir kırışık yoktu. “Hizmetkârlarla yaşayan biri için oldukça beceriklisin.”
“Uzun süre yalnız yaşadım.”
“Hııı anladım.”
Arkasındaki şifonyere dayandı, kollarını kavuşturdu “Anladığın ne Simay?”
Ne diye konuşmaktan çekinecektim ki? “Kadınların bir çırpıda evini topluyorlardır.”
Dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu, kendinden çok emin bir erkeğin gülümseyişiydi.
“Demek derdin buydu, o tür ilişkiler için oteller çok daha rahattır.”
Tabi adam için otel motel fark etmiyor olmalıydı. Evinde olmamasına her nedense sevinmiştim. Yine de sormam gerekiyordu, mecbur hissediyordum kendimi. Niyeyse!
“Hâlâ sevgililerin var mı?”
Yüzündeki gülümseyiş kayboldu, gözleri çok ciddi bakıyordu, sanki ruhumu okumak ister gibi.“Senin dediğine göre evli değiliz, var olmaları seni rahatsız eder miydi?”
Eder miydi? Evet ederdi. Benimle evcilik oynayıp başka kadınlara gitmesinden, onlarla sevişmesinden rahatsız olurdum. Yalandan da olsa koca kocaydı… Tabi bu düşüncemi ona söylememin bir anlamı yoktu.“Niye etsin canım? Dediğin gibi, evli değiliz, ama aşirettekiler yeni evli olmana rağmen sevgililerinle yatıp kalktığını duyarlarsa, evliliğinin yalan olduğu ortaya çıkmaz mı?”
“Şu anda oyunumuzu oynamaktan başka bir düşüncem yok ve sen de eş gibi davranmaya başlasan iyi olacak. Erkek arkadaşlarınla barlarda ben olmadan takılmayı bırakman gerek.”
Aksi olmamın anlamı yoktu “Peki, istediğin gibi olsun.” dedim…
Borkan birden başını iki elinin arasına aldı, hastalanmış mıydı bu adam. Yanına gidip kolunu tuttum, “Neyin var?”
Başını kaldırdı, resmen sırıtıyordu. “İnanamıyorum, Simay peki dedi, istediğin gibi olsun dedi. Başımıza taş yağacak.”
Telefonunu çıkardı, “Bu anı kesin ölümsüzleştirmeliyim.”
“Biraz daha devam et de tekrar hayır diyeyim.”Sözlerimi duymamış gibiydi, flaş gözlerimde patladı… Resmimi çekmişti, ayaklarımı vurarak odadan çıktım ve kapıyı sertçe kapattım. Borkan kahkahayla gülüyordu, kahkahası bile seksiydi, gırtlaktan gelen gülüşünü içime hapsetmek istedim. Azdın sen azdın kızım, adam yanında oldukça durumun çok daha vahim hale gelecek. Ve bir gece kendini onun esmer, kaslı kollarında bulacaksın. Evet, duş hatta soğuk bir duş beni kendime getirirdi. Odama girip hayatımda ilk kez kapımı kilitledim. Ona değil kendime güvenim yoktu, su oldukça soğuktu havluya sarıldığımda titriyordum. İşte şimdi kendime gelmiştim. Aman, hayatta tek Borkan mı vardı? Atilla da fena değildi, evcilik oyunumuz bittiğinde düşünebilirdim. Yok ya Atilla kısa sürede göbek bağlayacaktı, geleceği belliydi. Ne var canım biraz göbek hoş olabilir… Yok yok saçları da dökülmeye müsaitti, şimdiden alnı açılmaya başlamıştı. Atilla olmazdı… Karşımdaki odada Borkan gibi bir örnek varken asla olmazdı. Adam hayatıma girdiğinden beri beğeni çıtam oldukça yükselmişti. Çok uzun süre ineceğe de benzemiyordu…
****