10.BÖLÜM

4695 Kelimeler
Sabah, mis gibi kahve kokusunun burnumdan içeri sızmasıyla uyandım. Uyandım desem de tam gözlerim açılmamıştı. Kokuyu bir kez daha içime çektim. Kahveyle birlikte kızarmış sucuk kokusu… Sanki hücrelerim sevinmişti mutluluk hormonu salgılıyorlardı. Yataktan kalkıp soluğu mutfakta aldım… Evet, kahve makinesi çalışıyor, ocağın üzerinde yumurtalı sucuklar mis kokularını salıyorlardı. Hazırlanmış masanın üzerinde simit bile vardı. Hemen biraz koparıp ağzıma attım, sıcacıktı… İşte hayat buydu, midem katılırcasına sevinçle guruldadı. Alışveriş edecek görevlimiz olmadığına göre alt sokaktaki fırına gidip almış olmalıydı. Petrol kuyularının varisi fırına gitmişti, bir an gülesim geldi… “Günaydın,” Lokma ağzımda kalakaldım. Adam takım elbisesinin içinde sabahın erken saatinde bile bir içim suydu. Telaşla üzerimdeki ince sabahlığın kuşağını bağlamaya çalıştım… İçimde kısacık şort, üstünde yıkanmaktan rengi atmış kolsuz tişört vardı… Saçlarım kesin kuş yuvası gibi darmadağınıktı. Elimle, saçımı düzeltmemek için savaş yaşadık. Ben kazandım, tepkisiz kalmalıydım… Yakışıklı bir erkek görünce saçını başını düzelten, kıkırdayan kızlardan değildim… Ancak her an olabilirdim Borkan iki uzun adımda yanıma geldi, arkama uzanarak sabahlığımın kuşağını buldu önümde bağladı… “Sabah insanı değilsin.” “Asla olmadım, uyanmam için zaman gerek.” “Belli,” deyince hemen arkamı döndüm adam beni küçümsemişti, banyoya gidip elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştim. Saçımı tarayıp sıkıca atkuyruğu yaptım, eh şimdi düzgün görünüyordum Yatağın üzerindeki pikeyi şöyle bir düzeltip tekrar mutfağa geçtim. Borkan çay fincanlarını dolduruyordu. Ev sahibi ben, misafir olan oydu ama tam tersi gibi görünüyorduk. Kızarmış ekmekleri masaya koydum, “Kahvaltı hazırlamana gerek yoktu, zahmet olmuş, sen misafirsin.” “Misafir değilim karıcığım, ben erken uyandım hazırladım bir dahakine sen hazırlarsın veya sabah kahvaltı benden akşam yemeği senden. İkimiz de çalıştığımıza göre iş bölümü yapabiliriz.” “Bana böyle hitap edip durma, bu iş uzun sürmeyecek.” Üzerine tereyağı sürdüğü kızarmış ekmeği tabağıma bırakıp benim önümdeki ekmeği aldı tereyağını sürüp ısırdı.“Hadi ye Simay, işlerimize geç kalıyoruz.” Bundan sonra ne vardı? Birbirimizi kapının önünde öpüp, hayırlı işler sevgilim, falan mı diyecektik? Borkan kahvaltı ederken çıkardığı ceketini tekrar giydi, kravatı yamulmuştu. Sanki otomatik pilota bağlanmış gibi hareket eden elim, boynuna uzandı. Borkan şaşkın gözlerle bakıyordu. “Kravatın yamulmuş” dedim, düzelttim… Elimi tuttu bırakmadı, çekmeye çalıştım… Elini ceketinin cebine sokup çıkardı. Avucunun içinde alyans vardı, başımı olmaz gibilerden salladım. Yüzük parmağıma taktı, ne büyük ne küçük, tam olmuştu… Elimi bırakıp, tekrar ceketinin cebine soktu, ikinci yüzüğü çıkarıp kendi parmağına taktı. “Evli olduğumuza inandırmanın başka bir yolu…” “Birçok kişi artık evlilik alyansını umursamıyor.” Yüzük, parmağımı yakıyor gibi hissediyordum, beyaz altın üzerinde sarmaşık motifleriyle süslenmişti. Benimkinin üzerinde aralıklı olarak minik pırlantalar vardı, Borkan’ın yüzüğünde taş yoktu… Kahvaltılıkları buzdolabına koyuyordu, sırtı bana dönüktü yüzüğü parmağımdan çıkarmaya çalıştım kendimi evli hissetmeme neden olmuştu. “Çıkarma Simay, yoksa parmağına yapıştırmak zorunda kalırım. Benim olduğunu herkes bilmeli… Özellikle Atilla denen adam.” Adamın sırtında gözü vardı herhalde, dolabın kapağını örtüp geri döndü“Senin değilim.” dedim omuzlarını silkti, “Bunu sen ve ben biliyoruz, başkalarının bilmesi gerekmez” dedi… Bakışları sertti, sıkıysa o yüzüğü çıkar, der gibi bakıyordu. Sabah sabah canım kavga etmek istemiyordu, kahvemin son yudumunu içip fincanı çalkaladım bulaşık makinesine yerleştirdim. “Gidelim.” Kapının önüne çıktım arabamın anahtarlarını elimden aldı, binip kemerini takıp çalıştırdı. “Hayırdır? Evime el koyduğun gibi şimdi arabama da mı el koyuyorsun?” “Hayat müşterek, senin neyin varsa benim, benim neyim varsa senin karıcığım.” Yanına binip kemerimi bağladım, “Of Borkan of, beni çok fazla zorluyorsun.” “İnan başlamadım bile, zorladığım anda bunu bilirsin.” Sesi sertti, sözlerinin doğruluğu sesine yansımıştı. Tavırlarından, beni baskı altına almaya çalışmasından zaten zorlanıyordum. Daha fazlası olursa ne yapardım bilemiyordum… Adresi bile sormadan sürüyordu, evimi bildiği gibi iş yerimi de bildiği belliydi. “Bak ben polisim, zamanım çalışma saatlerim belli olmaz. Bazen erken çıkarım bazen çok geç saatlere kadar çalışabilirim, olur olmaz zamanda emir gelir olay yerine gidebilirim…” “Biliyorum ve telefonun her an açık olacak, her hangi bir durumda bana haber vereceksin. Böylece sorun kalmaz, bu arada benimde işim çıkarsa sana haber vereceğim.” Tam laf söyleyecekken son anda söylediği sözlerle sustum kaldım. Yan gözle baktım sırıtıyordu, benim baktığımı fark edince yine yüzünü astı. Nabza göre şerbet vermek diye buna derlerdi. Emniyetin önüne geldik, araba anahtarımı teslim etmesi için elimi uzattım. “Bana lazım, işim bitince ve senin işin bitince gelir alırım.” Dedi, güldüm… “Yapma Borkan komik oluyorsun, Nebi’nin kullandığı son model araban arkamızda.” “Nebi koruma olarak peşimizde dolaşıyor.” Yok, anlaşılan anahtarımı alamayacaktım, kapımı açmak için döndüm cam tıklatıldı. Ender camı açmamı işaret etti dışarı çıktım… Amirim yeni gelmiş olmalıydı henüz binaya girmemişti, beni görünce durdu… Haber çabuk yayılmış olmalıydı, nöbet değişimi yapanlar, yeni gelenler binaya gireceklerine bize bakmayı tercih etmişlerdi. Borkan arabadan çıkınca bakmayanlar bile bakmaya başladı… Donmuş gibiydim amirime ne söyleyecektim, çokbilmiş Esen alkışlamaya başlayınca tüm arkadaşlarımda ona katıldılar. İşte şimdi tam olmuştu, sağır sultan bile evli olduğumu öğrenmiş olmalıydı. Amirim ağır adımlarla bize doğru yürüdü, bakışları buz gibiydi. Borkan’ı detaylı olarak inceliyor bunu da saklamaya çalışmıyordu. Önümüze gelince elini uzattı Borkan’la tokalaştılar, güç gösterisi yapar gibi hâlâ elleri ayrılmamıştı. “Tebrik ederim ben baş komiser Fuat Yalçınkaya” “Omar Borkan Al Fayed” “Omar Borkan birimimizin en değerli elemanlarından biriyle evlilik yapmışsın. Kimsin nesin sormama gerek yok geçmişin temiz olsa iyi olur didik didik edileceksin.” “Araştırabilirsiniz efendim, korkum yok.” “Olmasa iyi olur bizler böyle paldır küldür kız vermeyiz.” diyerek gülümsedi. “Bir şey daha söyleyeyim biz burada kocaman bir aileyiz, kızımızı üzersen karşılığını misliyle alırsın.” “Merak etmeyin efendim biz birbirimizi severek evlendik.” Hah severek evlenmişiz, nasıl evlendiğimi bile bilmiyordum. Nihayet milletin merakı bitmiş, amirimin eli Borkan’ın elinden ayrılmıştı. Hayat yine rutin haline döndü, arkadaşlar işlerine geri döndüler, amirim toplantı yapacağını çabuk olmamız gerektiğini söyledi. Borkan’la baş başa kaldım. “Beni düşürdüğün hali görüyor musun? Amir dediğini yapıp hakkında araştırma yapacak olursa, evli olmadığımız meydana çıkacak. Nasıl cevap vereceğim söyler misin bana?” “Kolay, senin şartlarınla bir kez daha evleniriz olur biter, atacağımız bir imza.” “Yok artık, ben senin nikâhından kurtulmaya çalışıyorum, sen olayı resmiyete dökmeye çalışıyorsun.” “Düşün Simay amirin hakkımda araştırma yapacak gibi duruyor, ayrılık diyorsan senin istediğin gibi resmi nikâhla da ayrılırız. Zor bir şey değil hele bizim şartlarımızda çok kolay olur.” Ne yapmalı nasıl hareket etmeliydim, hiçbir şey demeden arkamı dönüp binaya girdim. ***** İş koşuşturması başlamıştı. Öğle tatiline kadar başımı dosyalardan kaldırmadım, okuyordum okuduğumdan da hiçbir şey anlamıyordum. Faili meçhul cinayetler ilgi alanımdı, öldürüp kaçan insanların ceza almamasına katlanamıyordum. Bir suç işlendiyse cezası olmalıydı… Öğle tatilinde dışarı çıktım. Esen, benimle gelmek istese de işim var diyerek kabul etmedim, bir süre yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacım vardı. Yakındaki büfeden soğuk sandviç alıp, parka giderek banklardan birine oturdum. Hava sıcacıktı, güneş ısıtıyor hafif esen rüzgâr aşırı sıcağı dağıtıyordu. Yaşlı insanlar banklarda muhabbet ediyor, anneler çocuklarını salıncağa bindiriyor kum havuzunda oynatıyorlardı. Ortam gürültülüydü yine de seslere kulaklarımı kapadım. Düşüncelerim çok daha önemliydi, sandviçimin strecini açtım, canım yemek istemiyordu ama bir lokma ısırdım. Çevrem sadece dini nikâhla evli olduğumu öğrenirse çok kötü olacaktı. Araplarda bunun yeterli olması onları ilgilendirmezdi, Türkiye’de Arap kanunları geçerli değildi. Borkan’a ailemdeki büyük değişimi anlatmaya hazır değildim daha babam; babam olduğunu bilmiyordu. Sandviçimi yine ağzıma götürdüm, alyans gözüme çarptı, bakmak istemediğim yüzük parmağıma yapışmış gibiydi… Şöyle veya böyle evlilik yüzüğü parmağıma geçmişti. “İçecek, hanımım.” diyen sesi duyunca Nebi’yi gördüm… “Senin burada ne işin var,” “Koruma olarak yanınızdayım,” “Gerek yok Nebi ve lütfen bana hanımım deme çünkü değilim,” “Siz kabul etmeseniz de öylesiniz,” Nebi ayakta duruyordu.“Otur Nebi.” “Yakışık almaz hanımım, içeceğiniz yok diye getirdim.” “Otur dedim ve ismimin Simay olduğunu biliyorsun. Ya böyle hitap et ya da git.” Nebi bankın ucuna ilişti, “Nebi aklım karmakarışık, senin burada üniversiteye gittiğini söylediğini hatırlıyorum.” “Doğru han… Efendim.” “Of Nebi neyse… Sizin kanunlarınız burada geçerli değil, bizim kanunlarımızın sizde geçerli olmadığı gibi.” “Evet,” “Kimseyle konuşup gerçeği anlatamıyorum, tüm arkadaşlarım evli olduğumu sanıyorlar, dini nikâhla evli olduğumu öğrenseler rezil olurum. Gerçeği anlatsam her kafadan bir ses çıkar. Khalifa aşiretinin henüz harekete geçmediği olay yüzünden tüm arkadaşlarım diken üzerinde olur veya onları da tehlikeye atarım. Binadan çıktığımız anda biz de diğer insanlar gibiyiz, polis olmamız bir şeyi değiştirmez, birçoğunun ailesi çocukları var. Khalifa aşireti anladığım kadarıyla belden aşağı vuruyor. Teke tek değil aileleri tehdit ederek terör estiriyorlar.” “Doğrudur.” “Bu evlilik işi beni yoruyor, bana uymuyor. Hiç tanımadığım huyunu suyunu bilmediğim bir adamla sizin şartlarınızla evlilik yapmaya mecbur edildim.” “Efendim çok iyidir, merttir, özü sözü birdir, merhametlidir.” “Saydığın özellikler gayet güzel ama onu sen tanıyorsun ben değil.” “Evli olmak istemiyorsunuz değil mi?” “Evet, tanımadığım biriyle. Hele bu şartlarla evlilik bana çok ters.” “Bu efendim içinde geçerli ama haddim olmayarak bizim şartlarımızın oluşturduğu evliliği sizin şartlarınıza uygun hale getirmek için yasal yoldan imza atın. Boşanma gerçekleşirse her halükarda boşanırsınız. Böylece gerçeği öğrenirlerse ne söylerim endişesine de girmemiş olursunuz. Siz kendinizce evli olmadığınızı düşünüyorsunuz ama Milletlerarası özel hukuk kurallarına göre yabancılık unsuru içeren bir evliliğin geçerli olması, evliliğin yapıldığı yer hukukuna bağlıdır. Eğer evlilik gerçekleştiği ülkeye göre geçerlilik unsurlarına sahipse Türk hukuku açısından da geçerli bir evlilikten söz edebiliriz. Kuveyt de geçerli şekilde yapılan evlilik Türk kanunları içinde geçerli bir evliliktir.” “Bunları söylemeni efendin mi tembihledi, aynı onun gibi konuşuyorsun.” “Aklın yolu bir efendim.” Öğle tatilim bitmişti. “Peşimde dolaşma Nebi, arkadaşlarım mutlaka fark ederler niye korumaya ihtiyacım olduğunu didiklemeye başlarlar.” “Merak etmeyin efendim hayalet gibi olacağım.” İyi adamdı, dış görünüşü çok düzgün ve oldukça yakışıklıydı, yanından geçtiği iki ergen kızın birbirlerini dürtükleyerek kıkırdamaları kadınlar tarafından ilgi gördüğünün göstergesiydi. Aynı yaşlarda olmamız, Türkiye’de yaşamış olması, kendimi ona yakın hissetmemi sağlıyordu. ***** Gün, istediğimden de çabuk geçti, olay olmamış rahat bir gün geçirmiştik. Böyle günlerde bütün birim seviniyorduk. Borkan’ın telefon açıp, işin bittiyse almaya geleyim, sözüne olumlu cevap verdim. Amirim; Simay odama gel, deyince kurbanlık koyun gibi ayaklarımı sürüyerek yürüdüm. Araştırıp gerçeğe ulaşmış olabilir miydi? Masasında oturuyordu eliyle önünde duran koltuğu işaret etti. “Evliliğin biraz ani olmuş herhalde.” “İlk görüşte aşk amirim.” İçimden kahkaha atsam da yüz ifadem değişmemeliydi… Amirim koltuğunda geriye yaslandı gözleri geçmişe bakar gibiydi. “Seni çok iyi anlıyorum, ben de ilk gördüğüm anda Nilgün’e âşık olmuştum. Tabi senin gibi bir ay içinde evlenmedim. Ailesi oldukça süründürdü. Polise kız vermeyiz kelle koltukta yaşıyorsun, dediler ama neyse ki sonunda evlendik. Senin evliliğini kutlamalıyız, birimdeki tüm arkadaşlar gün içinde gelip kutlama yapmak istediklerini söylediler.” İçim rahatlamıştı şimdilik kimse şüphelenmiyordu. “Ne gerek var amirim?” “Olmaz öyle, düğün görmedik zaten. Kocanla konuş yer ayarlayıp evliliğini kutlayalım.” “İşleri çok fazla ama konuşayım amirim” demekten başka söyleyecek sözüm yoktu… Odadan çıkarken, amirin söylediği sözleri duymak hoşuma gitmedi: Bakalım bizim damat kimmiş? Binanın elektrik şalterinin nerede olduğunu düşünürken şükürler olsun ki telefonu çaldı “Geliyorum karıcığım” dediğinde içim rahatladı. Bir ara interneti kontrol edip ne tür haberler var bakmalıydım. Borkan arabamın başında beni bekliyordu,“Geç kaldın arkadaşların çıktı.” Anneannem of annemden başka birinin beni merak etmesi değişik gelmişti.“Sana da selam, amir çağırdı,” dedim arabaya binip kemerimi taktım. “Niye çağırmış, üzücü bir haber mi? Suratın asılmış.” İlgileniyordu, yüz ifademi yorumluyor soru soruyordu.“Evliliğimizi kutlamak için parti vermek istiyorlarmış.” verdiğim cevaptan biraz utanmıştım, olmayan evlilik kutlaması… “Gün söyleyin ben yer ayarlarım,” “Onlar yapmak istiyorlar,” “Olmaz, evlilik bizim evliliğimiz, davet edilen biz değil arkadaşların olmalı. Merak etme, sana iş düşmez sekreterim ilgilenir. Kerem’le Hasret’in düğününün olduğu otele ne dersin?” “O salon çok büyük, geçen geceki bar olabilir.” “Fena fikir değil, günü belirle benimde davetlilerim olacak.” “Senin de mi? Burada kimi tanıyorsun ki?” “İş bağlantısında olduğum kişiler var. Bunların başında Kerem ve Hasret, mimar Nur eşi Karhan. Özgür ve Hale çifti... Tabi otelinde kaldığım zaman içinde iyi arkadaş olduğum Servet ve eşi Kevser.” “Bir Cihan amcayla Firuze teyze eksik kaldı. Tüm takım tamamlanmış.” “Onları da davet ederiz.” Eve yaklaşmıştık, dün her şey apar topar olmuştu. Şimdi sanki gerçekten evliymişim gibi bu erkekle aynı eve girmekten çekiniyordum. “Dışarıda yemeğe ne dersin?” “Evde yemeyi seviyorum, yoksa yemek yapmayı bilmiyor musun? Hani kahvaltı benim akşam yemeği senindi?” “Yemek yapmayı bilmem, ütü yapmaktan hiç anlamam, temizlik hak getire… Anlayacağın hiçbir işe yaramayan biriyim. Ama çok iyi dövüşür, silah kullanır, iyi koşarım.” “Evet, bunlar evlilik hayatımızda çok işimize yarayacak özellikler; silah kullanmak, dövüşmek ve koşmak.” Aslında çok iyi yemek yapardım, annem bir kadının tam donanımlı olması gerektiğini söyleyerek her boş vaktimde bildiklerini bana da öğretmişti. Borkan’ın bunları bilmesi gerekli değildi… “Eh ne yapalım başa gelen çekilir, iki kızdan beceriksiz olanı seçmek kaderimde yazılıymış.” Yüzüne baktım, gözleri yoldaydı çok ciddi görünüyordu, beni seçtiğine çoktan pişman olmuş olmalıydı. “Çok geç değil, Kerima güle oynaya seninle evlenir.” Ters ters baktı “Evlilik imzasını düşündün mü? Kararını verdiysen her şey hazır…” “Nasıl yani? Kimliğim olmadan işlemler nasıl yapılabilir?” “Bazı avantajlarımı kullandım, sadece senin onayın gerek. Evet dediğin anda imzamızı atacağız.” “Senin derdin ne? Bırak inceldiği yerden kopsun. Aşirete karşı aciz olmayacağım, öyle bir kadın olmadığımı çok iyi biliyorsun. İmza atarak iyice bağlanmak istemendeki ısrarı da anlamıyorum.” “Bunları konuştuk, biz zaten evliyiz sadece sana göre evlilik yapacağız. Sen benim karımsın seni korumak benim görevim. Bu işler böyle devam eder, iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta, ölüm bizi ayırana kadar sözü Hıristiyan evliliklerinde kullanılsa da biz Müslümanların evliliğine de çok güzel uyuyor.” “Ölüm bizi ayırana kadar mı? Sen süreyi iyice uzattın.” “Ölümün ne zaman geleceğini biliyor musun?” “Hayır.” “İşte bu.” “Gel şu anlaşmayı aşiret belasından kurtulana kadar yapalım.” “Bana uyar, kararını verdin mi?” “Bir imza değil mi, nereye atmıyorum ki?” dememle Borkan arabayı sağa çekti telefonunu çıkardı birileriyle konuşmaya başladı. Nikâh işlemleri hakkında konuşuyordu.“Tamam Kral’ım, kabul etti. İşlemler tamam mı? Hemen gidiyoruz, Simay size ve Kraliçe’mize saygılarını sevgilerini yolluyor.” “Hiçbir şey yolladığım yok, beni kandırdınız. Kraliçeye de size de küstüm.” diye bağırdım… Telefondan gelen kahkaha sesi çok yüksekti. Adam hâlâ gülüyordu, Borkan’ın tebessümü gittikçe genişledi, “Teşekkür ederim Kral’ım ülkeye döndüğümüzde mutlaka sizi ziyarete geliriz.” diyerek telefonu kapattı. Arabayı çevirdi… “Nereye gidiyoruz?” “Konsolosluğumuzda işlemler hazırlanmış. En yüksek yerden emir gelince işlemler jet hızıyla oluyor.” “Belli, arkadaşımın evine bağlanacak olan doğalgaz bile aylardır sürüncemede, git gel. Gerekli yerlerde adamın varsa günlerce sürecek dosya işlemleri bir çırpıda halloluyor.” Olayı nereden nereye bağlamıştım saçmalamaya başladığımı biliyordum. Borkan’ın yüzündeki hafif tebessüm bunu doğrular haldeydi. Akatlar’a doğru yol alıyorduk, trafik vardı, biz gidene kadar kesin kapanırdı. Bir gün daha bekâr olabilirdim imzaların atılması beni huzursuz ediyordu. Kendimi iyice evli hissedecektim. Ya annem bu duruma ne diyecekti… Telaşla telefonumu çıkardım… “Kime telefon açıyorsun?” “Anneme,” Borkan arabayı park etmişti, geldiğimizi bile fark etmeyecek kadar düşüncelere dalmıştım. Omuzlarını silkti “Boşanacağımız için bence söylemene gerek yok, hadi gel konsolosu görevlileri bekletmeyelim. Vakit geç oldu.” Haklı mıydı? Anneme söylesem telaş yapacak hemen gelmeye çalışacak benimde aklım onda kalacaktı. Arabadan inip kapımı açtı, inmem için elini uzattı. Yine dolduruşa mı geliyordum acaba? “Borkan,” “Yeter düşündüğün, beynindeki karmaşayı ben bile görebilecek hale geldim. İmza dedin, nasıl açıklarım dedin, ya öğrenirlerse dedin… İmzalarımızı atalım bu iş bitsin artık.” Elimden tuttu dışarı çekti, inatla inmedim. “Sorularıma cevap istiyorum Borkan.” “Sor Simay, sor da bu eziyet bitsin artık.” “Bak işte, sen de eziyet olduğunun farkındasın. Neden bende bu kadar ısrar ediyorsun, nedeni sırf aşiret mi? Dedemin ısrarımı? Aileler arası ittifak mı? Bu ben olmasam da olurdu Kerima ile evlenirdin olur biterdi…” “Bana ne söyletmeye çalıştığını anlamıyorum, okyanusun ortasında iki yabancı gemiydik kendi rotamızda giderken fırtına çıktı yan yana geldik. Kurtulmak için birbirimize yardım etmek zorundaydık, yoksa batacaktık. Bu kadar basit! Ayrıca ailemin emirlerinden bıktım, hayatıma müdahale etmelerinden çok sıkıldım. Kerima denen kadında ısrar edip durdular, deden senin tehlikede olduğunu söyledi. Ailem daha çok karşı çıktı ve sonuçta seni seçtim.” Arabadan indim konsolosluğa doğru yürüdüm, yanıma geldi, dediği gibi birbirinin yardımına muhtaç iki gemiydik. Batacağını düşünmeden ailesine karşı gelmek için beni seçmişti, kolay karar değildi bir imza için bu kadar sorun çıkarmamda doğru değildi. İçeri girdik, gerekli işlemler hemen yapıldı. Resimlerimiz hazır bulunan fotoğrafçı tarafından çekilip beş dakikada getirtildi. Türk nikâh memuru da hazırdı, imzaları attık ve çıktık. Kırmızı evlenme cüzdanı çantamın içindeydi. Yan yanaydık, ne bir tebrik ne bir sevinç hiçbir şey yoktu. Sanki anlaşmış gibi birbirimize dokunmadan yürüyorduk. Üzerimde ağır bir yorgunluk hissettim. Halimden anlamış olmalıydı ki durdu, “Şu ilerideki parkta biraz oturmaya ne dersin?” Çevreme bakındım Ulus parkına gelmiştik, İstanbul’un en güzel manzaralarından birine sahipti, boğaza tepeden bakıyordu. Hava kararmış manzara daha da güzel hale gelmişti, İstanbul’un gece görünüşü muhteşemdi. İçinde bulunan kafeteryaya oturduk, bir süre sessiz kaldık. Park ve kafeterya kalabalıktı. Konuşanlar, bizim gibi sus pus oturanlar, bağıran çocuklar, birbirine sarılmış sevgililer, yürüyenler, gece koşusuna çıkanlar… Şu an yalnız kalmak istemiyordum kalabalık iyi gelmişti. Garson siparişimizi almak için geldi, bir şey istemiyorum desem olmayacaktı. Borkan yüzüme bakıyordu, “Çay lütfen” dedim, aslında içmek istediğimden değildi. “Aç değil misin?” “Şimdi yemek istemiyorum, belki sonra.” dedim. Sandalyesinden kalkıp kolumdan tuttu “Hadi gidelim, benim karnım aç, iyi bir yemeğe ihtiyacım var.” Karşı çıkmadım, parktan çıktığımızda çok yürümemize gerek kalmadı. Birkaç adım sonra Nebi, Borkan’ın arabasının arka kapısını açtı. Bindik ikimizde aynı koltukta birer uçta oturduk. Sessizliğimiz devam ediyordu. “Tebrik ederim efendim nikâhınız sorunsuz geçmiştir umarım.” Nebi’nin tebrik sözüne ses çıkarmadım. “Sağ ol Nebi, senin sayende olaylar çabuklaştırıldı. Şu an Simay’ın istediği gibi hem resmi hem de dini şekilde evliyiz.” Her nedense kalbimi kırılgan hissediyordum, sanki cam gibiydi bir anda dağılacak paramparça olacaktı. “Ben hiçbirini istemedim ya, hadi neyse…” diye mırıldandım. ****** Etiler’e geri döndük, Nebi oldukça şık bir restoranın önünde durdu. Kapıları açtı, ben daha adım atmadan Borkan yanıma gelip elimi tuttu. Kapıda karşılandık, ismimiz soruldu. Rezervasyonla yer ayırtılan restoranlardan olmalıydı. Burayı biliyordum sosyetenin uğradığı mekânlardandı. Benim memur maaşımın bir günde yendiği yerlerden olduğundan, hiç ilgimi çekmemişti. Görevli kız garsonlardan birine işaret ederek masamıza götürülmemizi istedi. “Ne zaman hallettin?” diye sormaktan kendimi alamadım. “Sık sık lavaboya gittiğin anlardan birinde aklıma geldi.” İşlemler hazırlanırken, endişelerimden dolayı ikide bir lavaboya gidip gelmiştim. Garson, masamızı gösterdiğinde ilk kez yüreğim ferahladı. Masada oturanları görünce mutlu olmuştum, özellikle Hasret’i… Borkan, onlara değil bana bakıyordu. Yüz ifademin değiştiğini görünce gülümsedi. Hasret, beni görünce ayağa kalktı sevgiyle sarıldık. Kulağıma “Seni içten pazarlıklı, biliyordum Borkan’a âşık olduğunu” diye fısıldadı. Ne diyebilirdim? Borkan bize bakıyordu, gülümsedim. Masaya oturduk. “Nasıl şaşırdım bilemezsiniz. Kerem arayıp hazırlan Borkan’la Simay evlenmiş, kutlamaya gidiyoruz dediğinde inanamadım. Şaka yapıyor sandım.” Hasret devamlı konuşuyordu, garson gelip menü bıraktığında rahat bir nefes aldım. Menüyü açtım yüzüme tuttum biraz arkasına saklanmak iyi gelecekti. Hiç acele etmeden menüdekilerden birini seçtim, ben seçim yapana kadar bizimkiler isteklerini belirtmişlerdi. Yemeklerimiz çok bekletmeden geldi. Borkan, Kerem’le konuşuyor ben Hasret’in meraklı bakışları altında lokmalarımı yutmaya çalışıyordum. İki masa arkamıza gelenler dikkatimi çekti, ikide bir bizim masaya bakıyorlardı. Erkekler siyahlar giyinmiş Araplardı, yanlarındaki kadınların açık saçıklığından ne olduklarını tahmin etmek zor değildi. Kadının biri kıkırdayınca adamlardan biri sertçe azarladı. Onlardan olabilirler miydi? Borkan’ın masanın üzerinde olan elini tuttum. Ne oluyor, der gibi yüzüme baktı. Eğilip “Elimi öp” diye fısıldarken şüphelendiğim masayı işaret ettim. Borkan elimi dudak mesafesine kaldırırken, yan gözle dediğim yöne baktı. Elimi çevirerek, avucumun içine uzun bir öpücük kondurdu. Onlardan mı, dercesine baktım. Sanki sesli söylemişim gibi “Bilmiyorum” diye cevap verdiğinde, şaşırdım. Adam aklımı okuyor gibiydi. “Simay, lütfen evlenmeye nasıl karar verdiğinizi anlat.” Hasret’in sorusuyla tüylerim diken diken oldu… Ne anlatacaktım, Borkan yüzüme düşmüş bir tutam saçımı kulağımın arkasına koyarken, “Kılık değiştirmekte, rol yapmakta ustasın sakin ol” diye fısıldadı… “İşte, ne bileyim, birden bire oluverdi. Hani kuşlar kelebekler karnında pır pır eder misali…” dedim, Borkan dâhil gülmeye başladılar. “Benim karım asla romantik bir kadın olamayacak, şansım mı şanssızlığım mı bilemiyorum.” “Ya dalga geçme,” Borkan durumu kurtarmıştı ama bir şeyler anlatmak zorundasın der gibi bakıyordu. “Hani sana anneannemin hikâyesinden biraz bahsetmiştim, bu iznimde Kuveyt’e giderek dedemi tanımak istedim. Gittim, gittikten birkaç gün sonra Kral’ın doğum günü partisi oldu, dedem beni de götürdü, birde ne göreyim Borkan orada değil mi. İlk önce çok şaşırdım ama sonra tek tanıdığımın o olduğunu fark etmenin sıcaklığı sardı kalbimi. Biliyorsun, sizin korumanız olduğumda ve sonra Borkan’ın ailesinin korumalığını yaptığımda az da olsa zaman geçirmiştik. Ne bileyim, belki de kocama ilk âşık olduğum an oteldeki kurtarma anıydı. İlk kez kalbim bu kadar çok çırpınmıştı. O andaki hislerimi hiç unutamamıştım. Borkan’ı tekrar gördüğümde bu hislerim fazlasıyla alevlendi. İşte ne bileyim siz de severek evlendiniz, nasıl duygular olduğunu biliyorsunuz. Yıldırım çarpması, şimşek düşmesi gibi aniden kalbime girdi. Aileler sanki evlenmemizi bekler gibiydi hemen hazırlandılar ve sonunda birbirimize kavuştuk.” “Ya sen Borkan? Simay’ın daha o zamanlardan sana ilgisi olduğunu hissetmiş kendine de söylemiştim ısrarla reddetmişti.” Borkan benden gözlerini ayırmadan sözlerimi dinlemişti, ne zaman göz göze gelmiştik ki… Bakışlarımı kaçırmaya çalıştım, çenemden tutup, yüzümü kendine doğru çevirdi. “Ben de belki ilk anda Simay’dan çok hoşlandım, etkilendim ama ona ne zaman âşık olduğumu soruyorsan… Uçakta, o uyurken, onu seyrederken, hissettiklerimin hoşlanma değil aşk olduğunu anladım. Simay’ı zorluyordum, devamlı yanımda olmasını istiyordum. İşte aradığım kadını bulmuştum, kalbimin sahibi oydu. Kuveyt’te sadece rastlantı sonucu karşılaştığımızda aşkım daha çok alevlendi ve mutlu son. İnanılmaz değil mi?” Gözleri hâlâ gözlerimdeydi, gerçekten sever gibi, gerçekten âşıkmış gibi, gerçekten karısıymışım gibi, gerçekten doğru söylüyormuş gibi… “İnanırım hem de nasıl inanırım ben rüyalarımda gördüğüm kıza âşık oldum, gerçeğini bir ağaç tepesinde buldum o günden beridir Hasret’in aşkından deli divaneyim.” Kerem’in karısı için söylediği sözlerle kendime geldim, bakışlarımı Borkan’dan zorlukla ayırdım. Hasret’le Kerem sevgiyle birbirlerine bakıyorlardı… Gerçek mi, diye düşünmeden saf aşkla gözleri birleşmişti. Yemek bitmiş arada yapılan sohbetlerle gecem çok güzel geçmişti. Şüphelendiğim adamların herhangi bir teşebbüsü olmamıştı… Yine de tüm hislerim alarm durumundaydı. Günlerin getirdiği duygusal karmaşadan ruhum yorulmuştu. Hiçbir şey düşünmeden geçirebileceğim birkaç gün için neler vermezdim. Bu ruhumu dinlendirme olayı şimdilik imkânsız görünüyordu. Her an tetikte olmak zorundaydım. Üstelik inkâr etmeye çalışsam da Borkan’a duyduğum istek fazladan gerilmeme neden oluyordu. Şu an bile, parfümle karışık erkeksi kokusunun, içimi titretmesini engelleyemiyordum. Parmağımdaki yüzük, çantamdaki evlenme cüzdanı açıkça gösteriyordu ki, şu an istesem de istemesem de tam anlamıyla kocamdı. Masamız dikkat çekiyordu, özellikle kadınların göz hapsindeydik. İki yakışıklı adam, biri kumral, biri esmer… Bazı kadınların yakışıklı erkek görünce yanlarında eşi varmış yokmuş umursamadan göz süzmelerine anlam veremiyordum. Bu kadının bu adamın yanında ne işi var, ben ondan daha iyiyim, benim neyim eksik, diyen bakışları inanılmazdı. İlk önce adamı süzerler sonra yanındaki kadını ayrıntılı olarak incelemeye başlarlardı. Eksikler fazlalıklar değerlendirmeye alınır, hoşlanmadıkları bir yön mutlaka bulunarak gözler erkeğe dikilir. Bak ben daha iyiyim mesajı verilmeye başlanırdı. Erkek bir şekilde bu bakışları fark ederdi, yanındaki kadından memnun değilse, bakışlar karşılık bulurdu. Bakan kadın erkeğin ilgisini çektiği için tatmin olurdu. Tabi erkeğin yanında olan kadın, açıkgözse ve olayı fark ederse kavga kaçınılmazdı. Masamızda olan erkekler çok uslu görünüyordu, hele Borkan ummadığım kadar usluydu, sağına soluna bakmıyor, sadece sohbet ediyordu. Erkeklerin bol olduğu yerde çalışınca, kadından çok erkek arkadaşım olunca bu tür olaylara aşinalığım fazlaydı. Hasret’in “Lavaboya gidelim mi?” demesiyle ayağa kalktım. Erkekleri tatlı seçimiyle baş başa bıraktık. Borkan “Nasıl bir tatlı istersin?” diye sorarken, Kerem “Canım, sevdiğin dondurmadan ve meyve siparişi veriyorum.” dedi… Hasret, eşine güzel bir tebessüm gönderdi… İşte buydu, eşler birbirlerinin yemek zevklerini bilirlerdi… Biz ise Borkan’ın baharat sevdiği benim pek haz etmediğim haricinde hiçbir huyumuzu, zevkimizi, isteklerimizi, gelmişimizi, geçmişimizi bilmiyorduk ve evliydik, ne kadar süreceği de muammaydı. ***** “Hadi çabuk anlat, hiç yeni evli gibi durmuyorsun.” Sorguya çekileceğimi biliyordum, bile bile Hasret’in peşine takılmıştım… Tuvalet kabinlerinden hoş bir kadın çıkıp ellerini yıkayıp rujunu tazeledi. Vakit kazanmak için kabinlerden birine girdim. İşimi bitirip çıktığımda Hasret, benden kaçışın yok, der gibi bakıyordu. Ellerimi yıkadım acaba ben de o kadın gibi rujumu tazelese miydim? Çantamı açtım, ruj sürmemiştim zaten, neyi arıyordum ki… “Gerçekten yeni evliyim, çiçeği burnunda denilen türden. İnanmazsan evlilik cüzdanımı gösterebilirim.” “Ben sana evli değilsin demedim, öyle durmuyorsun dedim.” Hasret’i bile inandıramamışken, peşime düşmüş olan adamları nasıl inandıracaktım. Saçımı düzelttim, şu an gerçekleri anlatmak işime gelmiyordu. Zamanı gelince ne olduğunu söyleyecektim ama şimdi değil… “İşini bırak diyor, biraz huzursuzum.” “İşin zor Simay, hele Borkan gibi bir erkekle evli olup işini devam ettirmen çok zor.” Asıl olaydan uzaklaşmıştık, Hasret attığım yeni yutmuştu. “Neden zor? Ben ona işini bırakmasını söylüyor muyum?” Hasret gülmeye başladı, “İlahi Simay, adam petrol kuyularının sahibi. Dünyaya petrol satıyor ve sen onun işini kendi işinle bir tutuyorsun öyle mi?” “Vay, Hasret Hanım’a bak sen! Kerem, veterinerliği bırakmanı istiyorum, dese ne yapardın?” “Olur mu öyle şey?” “Sana olmuyor da bana niye oluyor?” “Senin işin tehlikeli ve başka iş kurma şansına sahipsin. İlle çalışmak istiyorsan başka alanda yani sana yakın olan alanlardan seçim yaparak iş kurabilir yönetici olabilirsin.” İçeri girenler olunca konuşma sona erdi, rahatlamış olarak masaya döndüm. Biraz daha samimi olmalıydım, koltuğuma oturmadan Borkan’ın yanağından hafifçe öptüm. “Çok bekletmedik değil mi aşkım?” Öpüşüme şaşırsa da renk vermedi. “Senin için vişneli sufle söyledim.” “Ay nasıl karısının zevklerini bilirmiş benim kocişkom.” Tanrım, iyice sapıtmıştım, neydi bu şimdi? Dalga geçtiğim taze gelinlerin durumuna düşmüştüm. Borkan’ın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Kaşlarımı uyarır gibi kaldırınca, yüz ifadesi eski haline geldi. Gülmemek için çabaladığını hissedebiliyordum… Hasret kıkırdadı, “Şimdi gerçekten evli olduğuna inandım Simay, senin gibi sert huylu bir kadının ağzından böyle bir söz çıkıyorsa, bunun sebebi ancak aşk olabilir.” Borkan kendini tutmaktan vazgeçti. Kerem, karısını “Hadi sen de bana kocişkom de,” diye sıkıştırıyordu. Gülüşmelere ben de katıldım. En sonunda birbirine deli gibi âşık bir çift olduğumuza onları inandırabilmiştim. Yemekten kalktığımızda mutlu ve keyifli olduğumu fark etmek iyi geldi. Sert kadını canlandırmak mesleğim için gerekliydi ama bir müddet sonra bu oyun gerçeğe dönüşüyor huy haline geliyordu. Borkan elimi tutunca, hiç karşı çıkmadan kabullendim. Hasret’le Kerem de el ele tutuşmuşlardı. Lokantanın kapısında Nebi bizi bekliyordu. Hasret’le daha sonra görüşmek üzere vedalaşarak araçlara bindik. Nebi eve doğru sürmeye başlayınca arabamın konsolosluğun önünde olduğunu hatırladık… Geri döndük, araba değiştirerek tekrar hareket ettik… “Masada niye birden değiştin?” Söylediğim söz aklıma gelince kıkırdadım, kendime inanamıyordum, kıkırdamıştım. Borkan’ın da yüzünde tebessüm oluştu… “Hasret’i evliliğimize inandırma çabaları, biraz ileri gittiğimi kabul ediyorum… Tanrım ben, ben kocişkom dedim…” kıkırdamam kahkahaya dönüştü… “Senin gibi bir kadının asla kullanmayacağı bir sözdü çok şirindin.” Borkan karakterimi tanımaya başlamıştı, ya ben onu tanımayı başarabilecek miydim? Ya da bunu istiyor muydum? Başımızdaki bela düzelince zaten ayrılacaktık. Nihayet eve geldik, içeri girdiğim anda telefonum çaldı, Erdem arıyordu. “ Simay, dinlemekle görevli olan arkadaşlar küçük bir kaza geçirmişler, bildiğin dava… Amir bizim devralmamızı söyledi. Adresi sana mesaj olarak atıyorum.” “Tamam, hemen çıkıyorum sen orda mısın?” “Ben gelemeyeceğim, amire söyledim oğlan ateşlendi şu an acildeyiz.” “Nişanlıma iyi bak, hemen gidiyorum.” diyerek telefonu kapattım, acele etmeliydim uzunca süredir peşinde olduğumuz adamdı. Ortağını öldürmekle suçlanmış, delil yetersizliğinden serbest kalmıştı. Evine dinleme cihazı yerleştirmiş, açığını bulmaya çalışıyorduk. Portmantodan ince montumu aldım her ne kadar kapalı araç içinde olsak da bir süre sonra gecenin serinliğinde üşüyordum. Borkan ifadesiz gözlerle beni izliyordu. Öylece çekip gidemeyecektim, açıklama yapmam gereken biri daha olmuştu. Niye şimdiye kadar evlilikten kaçmış olduğumu da bu sayede iyice anlamış oldum. “Gece gelemeyebilirim, sabah görüşürüz.” “Tehlike var mı?” “Hayır, sadece dinleme yapılacak.” “Başkasını bulamamışlar mı?” “Demek ki bulamamışlar Borkan.” Evin anahtarını da arabamın anahtarını da elimden aldı, “Ben seni götürürüm.” “Lütfen yapma bu benim işim, nasıl ben her dakika senin işine gelmeyeceksem sen de benimkine gelemezsin.” Yüz yüze duruyorduk, biraz eğildi gözlerimin içine baktı, “Ya ben götürürüm ya da Nebi, ikimizden birini seçmek zorundasın. Tek başına gitmene izin veremem.” “İzin veremez misin?” dedim sustum, erkeklik taslamıyor beni korumaya çalışıyordu. “Kocası getirdi demesinler, kimsenin karısı kocası abisi getirmiyor. Nebi ile giderim” “Anlaştık.” *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE