11.BÖLÜM

4793 Kelimeler
Ben kapıdan çıkana kadar araç gelmişti, Nebi kapının önünde mi yatıp kalkıyordu… Arabaya biner binmez düşüncemi söyledim. Nebi, “Evet koruma olduğum için araçta yatmam çok doğal.” diye cevap verdi… “Tek başına zor oluyordur, kaç gece daha dayanabilirsin?” “Başka adamlarda var tek değilim.” Bilmeliydim, tek korumayla olacak iş değildi. Ne zaman kurtulacaktık pisliklerden, geleceğimi şimdiden karartmışlardı önümü göremez olmuştum. “Aşiretten bir haber var mı?” “Kral’ımız arabuluculuk yapmaya çalışıyor.” “Bu ne biçim krallık anlamadım, bizim padişahlarımızdan biri olaydı çoktan o aşiretin kökü kazınmıştı.” “Eskiden olsa haklısınız ama şimdi olaylar bu yönde ilerlemiyor. Mutlak gücün yerini politika aldı. İşe yarar insanları kullanmak, emir altında çalıştırmak için bazı tavizler veriliyor.” “Bazen bu gibi kişilere, gruplara o kadar çok taviz veriliyor ki bir zaman sonra başa bela oluyorlar.” “Haklısınız, verdiğiniz adrese geldik.” ***** Nebi’ye veda ederek araçtan indim, birkaç araç sonra park etmiş olan dinleme aracımızın yan kapısını vurdum açıldı. Atilla ile selamlaştık, hemen kulaklıkları taktım, bakalım adamımız neler yapıyordu? Müzik sesi dışında bir şey yoktu, bir süre sonra sıkılmaya başladım oturmaktan belim ağrımıştı. Atilla’nın termostan koyduğu bayat kahveyi yudumlamak ağzımı acıttı, midemi kavurdu. “Yiyecek bir şeyler var mı?” deyince, burnumun ucuna yarım paket bisküvi uzatıldı, içinden birkaç tane aldım belki ağzımın acılığını giderirdi. Yemekte yediğim muhteşem vişneli sufle hâlâ aklımdaydı. Kulağıma gelen iğrenç geğirme sesiyle midem kalkar gibi oldu. İşimizin hoş olmayan taraflarından biriydi bu, her türlü sesi duyuyorduk hah şimdi tam olmuştu adam yüksek sesle gaz çıkarmıştı. “Ne yedi bu herif?” Kapı zili duydum, eve kim gelmişti acaba? “Atilla, binaya giren oldu mu?” “Hayır.” Binanın içinden birileri olmalıydı, daha iyi duyabilmek için kulaklıkları sıkıca bastırdım. Yere sertçe vurulan adım sesleri, topuk tıkırtıları işitiliyordu. Gelen kadın olmalıydı… Adamın sesini duydum, “Sana gelme demedim mi ben, ya gören olduysa?” “Dikkatli oldum. Benimle konuşmuyorsun, yüzüme bile bakmıyorsun.” “Kocanı öldürme suçuyla sorgulandım, polisin gözü hâlâ üzerimde olmalı, gelmemeliydin.” “Neden gelmemeliydim, kocamla ortaktınız her zaman konuşurduk. İlgini çabuk kaybettin bakıyorum.” Kadının sesi tizleşmişti. “Atilla çabuk diğer kulaklığı al, bir şeyler yakaladık galiba” Sesler bir yükselip bir yok oluyordu. Hareket halinde oldukları belliydi. Kadın “Bana cevap ver Can” dedi, sesi oldukça yüksek ve sinirliydi. “Bebeğim, tehlikede olabiliriz aşkım, senden uzak kalmayı ben de istemiyorum güzelim. Özledim seni bir tanem.” Vay be, adam bir cümle içinde tüm aşk sözcüklerini birden kullanmıştı. Sesi kadını yumuşatmak ister gibi özenliydi… Yeniden çalan kapı ve ardından kopan çığlık üzerine Atilla ile birbirimize baktık, hemen telsizle en yakın karakola haber verdim. Atilla merkezi bilgilendiriyordu. “Seni alçak, başka kadın ha… Seni mahvedeceğim, tüm paraları üzerine geçirmek için kocamı öldürdüğünü söyleyeceğim.” Kadının sesi çığlık çığlığaydı… “Bana yardım eden, kocamı öldürelim paraların üzerine konalım, diyen sendin… İğrenç yaşlı karı, tiksiniyorum senden her zaman tiksindim. Bir eksik bir fazla…” Boğuşma sesleri, başka bir kadının çığlığı… İşte şimdi tam olmuştu, polisler geç kalmıştı, Atilla ile hemen dışarı fırladık apartmana doğru koştuk, asansör gelecek gibi değildi, merdivenlere yöneldim. Basamakları ikişer üçer çıkmaya çalışıyordum. Atilla da benden farklı değildi. Nihayet kapılarının önüne geldik, sağlı sollu sırtımızı duvara dayadık. Merdivende Nebi’yi gördüm “Sakın Nebi, sakın olaylara karışayım deme, git buradan.” dedim. Çığlıklar hâlâ devam ediyordu… Kapıya hızlıca vurdum, “Polis, açın!” diye bağırdım. Çelik kapıyı kırmamızın imkânı yoktu, çilingir çağırıp gelmesini beklerken içeride birbirlerini öldürmelerine de izin veremezdik. Bildirim yaptığımız polislerde gelmişti, tam o anda kapı ardına kadar açıldı gençten bir kadın kanlar içinde önümüze yığıldı… Hemen silahlarımızı doğrultup içeri girdik. Can denen adam ellerini kaldırmış halde bizi karşıladı, ellerinin havada olmasının nedeni biz değil, ilk önce yağlayıp balladığı, sonrada yaşlı karı dediği kadının elindeki silah yüzündendi. “Bu manyağı tutuklayın ne olur.” diye yalvarmaya başlayan adam titriyordu… Kadın sanki bizi fark etmemişti “Yaşlı kadın ha, koca karı ha?” dedi ve silahı ateşledi… Acemi polislerden biri aynı anda ateş edince, kadının silahının atış menzili şaştı “Kahretsin” diye bağırdım, kolumdaki yanma inanılmazdı. Bu arada şaşıran kadını hemen etkisiz hale getirdiler. Gelen polisler tarafından iki ayrı araca bindirildiler. Diğer kadın için ambulans çağırılmış ama ne yazık ki geç kalınmıştı, görevli umutsuzlukla başını salladı. İki cinayet işlenmiş, olay sonuca varmış, olanda yine benim koluma olmuştu. Ateş eden çaylak, kendini nimetten sayıyor ortalıkta böbürlenerek dolaşıyordu. Hırsla yanına gittim, sağlam kolumla tam çenesinin ortasına yumruk attım. “Bunun hesabını vereceksin, ani hareket etmen içimizden birinin ölümüne neden olabilirdi.” “Sen bana nasıl vurursun, siz dururken suçluyu ben yakaladım.” “İyi halt ettin, biz orada zevkimizden duruyorduk sanki. Senin üstünüm, ben emir vermeden ateş edemezsin. Ceza alman için ne mümkünse yapılacaktır.” diyerek arkamı döndüm kolum yanıyordu. Ambulans görevlilerinden biri pansuman yaptı, niye hep aynı kolum yaralanıyordu ki. Yaram sarılırken, amire telefon açıp durumu ve yaralandığımı bildirdim. Dosya işlemleriyle uğraşacak halim yoktu… Nebi, kolum sarılana kadar sessizce yanımda bekledi. **** Sanki biri, bana bak, der gibiydi. Tüylerim ürperdi aniden başımı kaldırdım. Borkan, karşı kaldırımda ellerini ceplerine sokmuş şekilde duruyordu. “Sen mi haber verdin Nebi?” “Ne olursa haber vermem emredildi,” derken yüzü ifadesizdi… O da emir kuluydu, azarlamamın anlamı olmayacağını biliyordum. Ağır adımlarla Borkan’a doğru yürüdüm yerinden kımıldamadan bakıyordu. Birden sendeledim, günün yorgunluğu üzerine bu kadar koşturma fazla gelmişti. Nebi kolumdan yakaladı. “Bırak.” Borkan nerdeyse uçmuş olmalıydı, birden yerden havalandım. Kucağına aldı “Yapma Borkan, sert kadın imajıma zarar veriyorsun.” “Olma, bu gece sert kadın olmanı yasaklıyorum. Kolunu boynuma sar.” Ses etmedim, tek kolumu boynuna sarıp başımı omzuna yasladım. Sıcacıktı, güçlüydü, uyumaya ihtiyacım vardı. Nebi arabanın kapısını açınca, Borkan ağır hareketlerle beni yere indirip binmemi sağladı. Azıcık hareket bile canımın daha çok acımasına neden olmuştu. Hemen başımı koltuğun arkasına yasladım, dinlenmeli bu aciz halimden kurtulmalıydım. Borkan yan kapıdan biner binmez yanıma doğru kaydı, “Bana yaslanabilirsin.” “Gerek yok böyle de rahatım.” “Demin ben sana ne dedim?” “Mız mız olmaya alışık değilim.” “Simay tırnağın kırılmadı, kolunu kurşun sıyırdı. Hem de ciddi bir sıyrık, inat etme artık. Arada bir yardım almak, pek kıymetli imajını bozmaz.” “Bana sözünü dinletmeye bayılıyorsun değil mi?” “Eh hoşlanmadığımı söyleyemem. Hadi yaslan omzuma.” Zaten canım yanıyordu, dediğini yapmak daha kolay geldi. Araba hızı engellemek için yapılan yükseltilerde hopladıkça inlememi engelleyemiyordum. “Nebi yavaş sür, bir daha sözümü tekrarlatma.” Borkan’ın sert sesle uyarmasını, Nebi’nin özür dilemesini hayal meyal duydum. ***** Dilim damağım kurumuştu, “Su,” “Hadi iç,” Enseme dolanan el, başımı kaldırdı. Dudaklarıma bardakla su uzatıldı, yatağımdaydım. Ne zaman geldiğimi bilmediğim yatağımda… Birkaç yudum su içtim geri çekildi, “Daha,” “Ağrı kesici alman gerek,” Borkan’ın sözünü sessizce kabullendim, canım çok yanıyordu. İlaçla birlikte suyu içtim, başım tekrar yastığa kondu. Gözlerimi kapattım… Bölük pörçük uykumun arasında gözlerimi her açtığımda Borkan yatağımın yanına çekmiş olduğu koltukta yarı yatar haldeydi. Kımıldadığımı hissettiği anda gözünü açtı. “Ağrın devam ediyor mu?” “Daha iyiyim, iki büklüm uyumaya çalışma odana git.” “Rahatım, uyumana devam et.” “Borkan,” “Efendim,” “Sen iyi bir adamsın.” “Çabuk karar verme sabaha yine fikrin değişir.” diyerek koltukta biraz daha kayıp gözlerini kapattı. Gün aydınlanıyordu, bir süre sessizce yattım. Uykum kaçmış, ağrı kesicilerin verdiği uyuşma hali geçmiş, kolum yine sızlamaya başlamıştı. Borkan’ı daldığı derin uykudan uyandırmamak için dikkat ederek yataktan kalktım. Ayakucumdaki pikeyi üzerine örttüm, uyanınca hem beli hem boynu oldukça ağrıyacaktı. ***** Mutfağa geçip suyla birlikte iki ağrı kesici daha alıp, kendime kahve yaptım, başımın sersemliği belki geçerdi. Kıyafetlerim hâlâ üzerimdeydi, bir banyo için neler vermezdim. Ama şu anda tek başıma soyunmak zor olurdu. Yine de banyoya girip tek elle yapabildiğim kadar kendimi temizlemeye çalıştım. Yan komşumuz Berrin ablaya hak verdim, kadıncağız kazara düşüp omzunu kırdığında, “Aylardır canım acıyor, doğru dürüst giyinip soyunamıyorum” diye anneme şikâyet ederken duymuştum. Zordu, insanın neresi acıyorsa canı oradaydı. Annemi özlemiştim, canım acıdığında veya evimden uzakta olduğumda tek özlediğim kişi anneannem olurdu. Doğru kişiyi özlemiş olduğumu fark etmek kalbimi sıcacık yapmıştı. Ufacık bir kızken düştüğümde yaralarımı öperdi, hemen acısının hafiflediğini bazen de geçtiğini fark eder ağlamayı keserdim. Şimdi öpse yine acım geçer miydi acaba? Anne sandığım ablamın sevgisiz davranışları sebep olmuştu belki de bu kadar katı olmama. Yalnızca o da suçlu değildi. Annem, babam ve ailesi, isteyerek veya istemeyerek gelişen şartlar bu duruma gelmemize neden olmuştu… “Niye uyumama izin verdin?” Borkan, saçı başı dağılmış halde mutfağa girdi. Bu halde bile çok yakışıklı görünüyordu. Sakallı erkek sevmiyorum düşüncem, çoktan rafa atılmış yok olmaya mahkûm olmuştu. Beni öperken, uzun olmayan dikkatle düzeltilmiş sakalların dudaklarıma yanaklarıma değmesini sevmiştim. “Bana bakmaktan uyuyamadın, yorgun görünüyorsun.” Eliyle yüzünü sıvazlayıp, saçlarını düzeltti. Kahve makinesinin yanına gidip bir fincan kahve koyup içine üç şeker attı. Mutfak tezgâhına yaslanıp, kahvesinden bir yudum alarak yüzüme baktı. “Dün gece sadece dinleme yapacağını söyledin, işler nasıl bu hale geldi?” Sesi sakin, gözleri buz gibiydi. Açıklama bekliyordu, işimizi bilmeyen birinin olaylara tepkili yaklaşması gayet doğaldı. “Benim işimde her şey olasılık dâhilindedir. Dinleme yaparsın, çatışmaya girersin, baskın yapmak için tam olarak hazırlanırsın elin boş dönersin.” “Onca polis ve ortağın olacak o aptal sen yaralanırken ne halt ediyordu?” “Sağımda solumda arkamda yerlerinde duruyorlardı. Onların suçu yok, fazla heyecanlanmış çömez polisin suçu. Emir almadan ateş etmesi yüzünden yaralandım. Allahtan içimizden ölen olmadı, ben işe gidiyorum. Görev sonrası bir sürü dosya işi olur.” “Bence dinlenmelisin, bu gün seni beklediklerini sanmıyorum.” “Gitmeliyim Borkan, beni götürmene gerek yok.” “Beş dakika bekle anlaştığımız gibi devam edeceğiz.” dedi arkasını dönüp çıktı. Ben de kahve fincanlarını çalkalayıp bıraktım. Zor olsa da üzerimi değiştirmeliydim. En iyisi önden düğmeli ince kot elbisemi giymek olacaktı. Canım acıyarak üzerimdekileri çıkardım, elbiseyi giyip tek elimle düğmelerini ilikledim. Düz babetlerimi giydim, elbisenin kemerini bağlamak işkenceydi. Koluma sarılı gazlı bezin üzeri hafifçe kanlandı. Şu an yapacak hiçbir şey yoktu. Odamdan çıktığımda Borkan beni bekliyordu, gözü koluma ilişti… Sesini çıkarmadan çıkış kapısına yürüdü, çantamı aldım peşine takıldım. Sessizdik, sessizlik sinirimi bozuyordu. “Bazı insanların para için yapamayacakları hiçbir şey yok. Adam ortağının hem parasını hem karısını almış. Sonrada ikisi bir olup adamı öldürmüşler. İşin komik yanı, cinayeti işleyen adamın bir sevgilisi olmasıydı. Para için işlenen iki cinayet, yıllarını hapiste geçirecekler.” “İnsanların doğasında aç gözlülük var, para için, kadın için, toprak için, güç için hep savaşılmış öldürülmüş.” “Aksanın olmasına rağmen çok iyi Türkçe konuşuyorsun.” “Sen nasıl yabancı dillere meraklıysan ben de öyleyim.” “Sen ağzında altın kaşıkla doğmuş diye tabir edilen insanlardansın, çok fazla zenginsin. Benim mütevazı evimde yaşamak zor gelmiyor mu?” “Şimdilik senin şartlarına uyuyorum, durumumuz belirsiz. Yurt dışında yaşarken bir süreliğine de olsa daha kötü yerlerde kaldım, senin evin onların yanında cennet gibi.” “Neden?” “Ailemin asi çocuğuydum… Geldik. Pansuman için hastaneye gitmen gerekli.” Ailesinin asi çocuğu olduğunu söyleyip sözünü kesmişti, belki sonra niye asi olup, parasal olarak zor durumda yaşadığının nedenini öğrenebilirdim. “Giderim, ilk önce iş…” dedim. Arkamı dönüp baktığımda, hâlâ park yerinde duruyordu. **** “Günaydın millet” diyerek arkadaşlarımı selamladım, birkaç kırık günaydın, üzüntülü yüzler, bakışları kaçırma hali… Ne oluyordu bunlara? Erdem’in yüzü de asıktı, “Ne oluyor, oğlun iyileşmedi mi?” dedim, sağlam olan kolumla koltuğumu çekmeye çalışırken Erdem en az suratı kadar keyifsiz sesiyle konuştu. “Simay, amir odasına gitmeni istedi.” “Neden? Dosya işlerini halletmem gerek.” “Bence gitsen iyi olacak.” “Erdem, ne olduğunu söylesen…” “Amirimiz açıklayacak.” Eh bu sözün üzerine, gitmekten başka çarem kalmadı. Kapıyı tıklatıp içeri girdim, amirim oturduğu masanın üzerindeki dosyayı karıştırmaya devam ederken yüzüme bakmıyordu. “Beni istemişsiniz efendim.” Başını kaldırdı, önce yüzüme sonra kolumdaki sargıya baktı, “Gel otur şöyle.” “Ne oldu amirim, siz dâhil tüm arkadaşlar bir acayip davranıyor.” Önündeki dosyayı itti, ayağa kalkıp karşımdaki koltuğa oturdu. “Açığa alındın Simay.” “Açığa mı alındım? Şaka yapıyorsunuz” Kolumdaki sargıyı gösterdim, “Önemsiz bir sıyrık, çalışmam için bir mahsur yok amirim.” “Biliyorum Simay, ne dediysem üstlerimi ikna edemedim.” “Anlamıyorum üstlerimizin bu olayla ne ilgisi var?” “Çok ilgisi var Simay, yumruk attığın memurun üst makamlarda tanıdıkları varmış. Açığa alınmanı emrettiler.” Birden yerimden fırladım, ani hareketimden canım acıyınca kolumu tuttum. “Haksızlık bu, emir almadan ateş etti… Açığa alınması gereken ben değilim, o aptal…” “Biliyorum.” Hatırlı dostlar, akrabalar yüksek mevkide olunca sözleri geçince suçluyken suçsuz duruma düşmek çok kolay oluyordu. Kızmıştım, moralim sıfırlanmış yerlerde sürünüyordu. “Ne kadar süre açığa alındım.” “Belirsiz bir süre… Bence boş ver, bu durumu kendi lehine çevirip iyice dinlen. Evliliğinin tadını çıkar. Gez dolaş, zaten evlilik iznin için plan yapıp duruyordum, her şerde bir hayır vardır.” Daha dünkü çocuk olan çömez, birkaç hatırlı adamın emriyle beni yenmişti. Amirimi daha fazla meşgul etmemin anlamı yoktu. Emir verilmiş cezam belirsiz bir süre olarak kesilmişti. Ayağa kalkıp elimi uzattım, yüzüm beş karış olmalıydı. “Simay, başvurmadığım makam kalmadı.” “Biliyorum amirim, surat asmam size değil, böyle bir haksızlığa…” diyerek, neredeyse ayaklarımı sürüyerek odadan çıktım. Arkadaşlarımın hepsi odanın önüne toplanmıştı. Çok üzüldük, üzgünüm, sakın kafana takma, yakında gelirsin, ben o çömezi görürsem, dinlen, keşke ben uzaklaştırılsaydım sözleri ile arkadaşlarımla vedalaştım. Hepsi kendince beni teselli etmeye çalışıyordu. Ana kapıdan dışarı çıktım, başımı gökyüzüne kaldırıp gözlerimi kapattım. Güneş, tüm sıcaklığını yeryüzüne gönderiyordu. Tenim ısınmaya, ısındıkça kolum daha çok sızlamaya başladı. Yanımdan geçip gidenler, korna sesleri, arabaların gürültüsü arasında uzaktan da olsa parktaki ağaçlarda uçuşan kuşların cıvıltılarını duyabiliyordum. Başımdaki dert olmasa annemin yanına gider uzunca bir süre dinlenirdim. Birden saçlarım karıştırıldı, gözlerimi açmadan gülümsedim, “Hâlâ beni çocuk gibi görmekten vazgeçmedin değil mi?” “Ne haber ufaklık?” Sırtımı döndüm gözlerimi açtım Polat tüm şirinliğiyle kocaman gülümsüyordu. “Neredeydin sen?” dedim. Daha çok sırıttı “Özledin mi beni?” diyerek elimi tuttu, gözlerinde merak vardı. Alyansı görmüştü. “Özledim tabi,” Elimi kaldırdı, yüzüğe dokundu. “Bu ne ya?” “Evlendim.” “Kiminle?” Bir anda kolum çekildi, elim Polat’ın elinden ayrıldı sıkıca tutuldu. “Benimle…” Polat’ın şaşkınlığı Borkan’ı görünce daha çok arttı. İkisi de birbirlerini ölçer gibi bakmaya başladılar… Polat’ın yüz ifadesi değişip kaşları çatıldı, bakışlarını bana çevirdi. “Ciddi misin sen?” Başımla onayladım, tekrar Borkan’a baktı. “Şaşkınlığımı mazur görün, Simay’ı evlenecek kadar tanıdıysanız neden hayretler içinde kaldığımı da anlamışsınızdır. Ve Simay sizi eş olarak seçtiyse gerçekten sevmiş olmalı. Umarım çok mutlu olursunuz, can dostu olarak her zaman yanınızda olduğumu bilin.” Polat çoğul olarak konuşsa da üstü kapalı olarak Borkan’ı tehdit ediyordu. Simay’ı mutsuz et bak sana neler yaparım, der gibi. “Merak etmeyin, Simay artık benim korumam altındadır. Saçının bir teline bile zarar gelmeyeceğinden, yardımınıza da ihtiyacı olacağını düşünmüyorum.” Borkan’ın dillendirilmemiş sözleri dahi anlayacağını tahmin etmeliydim. “Beyler,” dedim yan dönerek ikisinin de göğsüne elimi dayadım. Borkan, Polat’ın göğsüne dayadığım elime, Polat direk Borkan’ın yüzüne bakıyordu. “Beyler biriniz kocam, biriniz can dostumsunuz bu yüzden ikinizin çok iyi anlaşmasını istiyorum. Umarım, olursa, birbirinizi severseniz gibi sözcükler kullanmıyorum. Bu kesin isteğimdir bana değer veriyorsanız, birbirinizi seveceksiniz. Sevmeseniz bile anlaşmayı öğreneceksiniz. İkinizden de vazgeçecek değilim, bu böyle biline.” Bir adım geriye çekildim, ellerimi göğsümün altında kavuşturdum, kolumdaki sargı gerilince etimi sıkıştırdı inlememek için dudağımı ısırdım. Yine de ses çıkarmış olmalıyım ki Borkan koluma baktı. “Sabah doktora gitmen gerektiğini söylemiştim, inat ettin.” “Bizim kız inatçıdır, dediğim dedik bir kadınla evlendin. Allah yardımcın olsun.” İlk kez karşılıklı tebessüm ettiler. “Huyunu çok iyi biliyorum, böyle hoşuma gidiyor. Pasiflik Simay’a yakışmaz.” “Eh o zaman benim diyecek sözüm yok, sana sabır ve mutluluk dilerim. Seni deli edecek, zorda kaldığında bana telefon aç destek olmaya gelirim.” “Telefonunu alayım, ne olur ne olmaz.” “Yaaa. Ya dost olun dedim, ikiniz bir olup beni çekiştirin demedim.” “Erkek birliği kuruyoruz, bu arada koluna ne oldu ve niye içeride değilsin.” “Dün gece yaralandım, çok önemli değil kurşun sıyırdı. Ve açığa alındım.” İşte şimdi ikisi de bana bakıyordu, ifadeleri aynıydı… Kızgın ve öfkeli… Borkan, “Niye açığa aldılar, saatlerce beklemenin yaralanmanın ödülü bu mu?” dedi, sesi tehlikeli derecede soğuktu… Polat, Borkan’ın dediklerini onaylar gibi başını salladı. “Cevap ver Simay yine ne oldu?” “Çömezlerden biri emir almadan ateş etti, ben de onun çenesine vurdum. Yüksek makamlarda tanıdıkları varmış küçük bey’in, işte bu durumdayım.” Polat, “Pislik herifler, amirle konuşmaya gidiyorum. Canımızı dişimize takalım, ölüm ensemizde gezelim... Suçlu olan uzaklaştırma alacağına, yaralanan haklı olan, ceza alsın. Yok öyle yağma…” diyerek ana kapıya döndü. Borkan,“O herif tanıdıklarını araya soktuysa ben daha üst düzeye ulaşabilirim.” diyerek elini cebine sokup telefonunu çıkarttı. “Borkan dur,”, “ Polat gitme,” beni duymuyorlardı… İki parmağımı ağzıma sokup tiz bir ıslık çaldım, nihayet dikkatlerini çekebilmiştim. “Beyler, ikinizde hiçbir şey yapmıyorsunuz. Polat, amirimiz uğraşmış olmadı ve sen Borkan çok daha üst makamlara ulaşabileceğini en iyi bilenlerden biriyim ama o çömezin durumuna düşerim. Adam kullanmak istemiyorum, benim için bu olay kapanmıştır. Kesin kararımdır ikinizin de saygı duymasını istiyorum.” diyerek nefes aldım. Bir çırpıda söylediğim sözlerden tıkanacak gibi olmuştum. Aynı anda, olmaz, dediler… “Pekâlâ, istediğinizi yapın, ikinizde beni kaybedersiniz. Kliniğe gitmem gerek sizinle uğraşamayacağım.” dedim ve yürümeye başladım. Polat,“Senin dediğin olsun, sonra görüşürüz ufaklık.” diye arkamdan bağırdı. Borkan yanıma geldi arabaya doğru yürüdük. Kapıyı açıp binmemi sağladı. “En yakın hastane nerede?” “Caddeyi takip et.” Yarama pansuman yapılmış daha etkili bir ağrı kesici verilmişti. Biraz daha rahatlamıştım. Borkan, “Seni eve mi bırakayım, yoksa iş yerime gelmek ister misin?” diye sordu. “Şimdi vakit geçmek bilmez, iş yerine gidelim yorgun hissedersem eve dönerim.” “Kahvaltıyı da orada yaparız.” Başımla onayladım, sabah sadece kahve içmiştim. Borkan arabayı hareket ettirmeden telefon açıp kahvaltı hazırlanmasını söyledi. İşte patronluk böyle bir şeydi, emir ver yapsınlar. Maslak yönüne doğru yol almaya başladık. Zaten başka bir yer beklemiyordum. Yüksek, oldukça yüksek gökdelen tarzı bir binanın garajına girip park ettik. Asansöre bindiğimizde Borkan’ın bastığı numara en üst kattı. Tabi, kendisine daha aşağılarda ofis yakışmazdı. Ofise direkt açılan asansör kapısı ve tam önünde bekleyen güzel bir sarışın. “Hoş geldiniz efendim, kahvaltınız odanızda hazır.” Borkan, “Sekreterim Ayda, eşim Simay.” diyerek tanıştırdı. Kadın beni süzdü, pek beğenmiş gibi değildi. Borkan,“Eşime telefon numaranı ver, her ne isterse yapılacak.” dedi. Kadının yüzü hemen değişti “Hoş geldiniz hanımefendi, bir emriniz olursa hazırım.” Saçlarımı şöyle bir savurdum, ben patron karısıydım, patron. Hah şöyle yola gel seksi sarışın, geleceğinin benim ellerimde olduğunu unutma. Giriş güzel döşenmişti. Kızıl kahve ahşaptan masa, deri koltuk. Duvarlarda ortama uygun, yağlı boya olduğunu tahmin ettiğim manzara tabloları yine kızıl kahve dolaplarla çevrelenmişti. Işıklandırma çok iyiydi, bunca koyu renge rağmen hiç sıkıcı değildi. Yürüdüğümüz kısa koridor boyunca kapısı kapalı üç oda saydım. Ara koridor da vardı, aynı renkler burada da devam ediyordu. Seksi sekreter Ayda, kalçalarını hafifçe sallayarak yürüyor topuk sesleri yerdeki halının içinde boğuluyordu. Yan gözle Borkan’a baktım dümdüz ileri bakıyor kadının kalçalarının salınışını görmezden geliyordu. Sekreter önümüzdeki kapıyı açtı, içeri girdik. Kadın kapıyı kapattı… Of ki ne of ilk işim yerden tavana kadar olan pencerelere gitmek oldu. Tüm İstanbul gözlerimin önünde uzanıyordu. Borkan’ın özel ofisi de, deri ve ahşap kombinasyonuyla dekore edilmişti. Ciddi, iş bilen birinin görünüşünü yansıtıyordu. Ortadaki masanın üzerine kahvaltılıklar hazırlanmıştı, iki termos vardı. Biri çay, biri kahve diye tahmin ettim, tahminimde de yanılmadığımı üzerlerindeki etiketlere bakınca gördüm. “Hadi yiyelim, çay mı? Kahve mi?” “Tabi ki çay…” Masanın üzerinde bir kuş sütü eksikti; envai çeşit peynir, akla gelebilecek tüm zeytin çeşitleri, reçeller, kruvasanlar, ekmek çeşitleri, salam, sosis gibi et ürünleri. Öyle minik kaplarla servis yapılmıştı ki. Çeşit fazla ama tam iki kişilikti. Acıkmıştım, hiç konuşmadan yemeğe başladık. Evlendiğimiz gün yerde yediğimiz yemek aklıma geldi, bahçede dolaşmamız. İlk tanışmamız ve sonrası ve daha sonrası. Karşımda oturmuş yemek yiyen adam gerçekten benim kocamdı, onunla ilgili anılarım oluşmaya başlamıştı. Gece başımda beklemesi, şikâyet etmemesi, beni öpüşü… Ne zamana kadar kocam olarak kalacaktı, ona fazla alışmamalıydım. Birden iştahım kesiliverdi, kendime kahve koyarak koltukta arkama yaslandım. “Bir şey yemedin.” “Doydum, burada neler yaptığını anlat.” “Arazi bulmaya çalışıyorum. Bulduğum arazilerde imar izni çıkarmak için uğraşıp, mimarların çizimlerini inceleyip, mühendislerle konuşuyorum.” “Neden Türkiye?” “Birçok ülkede yatırım yapıyoruz, bu işlem biraz karşılıklı oluyor. Hem dünyaya açılmak hem de ülkemizi tanıtmak açısından önemli yatırımlar.” “Anladım.” Borkan da yemeyi bırakmıştı, kahve termosunu elime aldım hem kendi fincanımı hem de Borkan’ın uzattığı fincanı doldurdum. “Fena geçinmiyoruz ne dersin Simay?” “Evet, en azından konuşabiliyoruz.” Borkan elinde fincanıyla ayağa kalktı. “Mimarların çizimlerini görmek ister misin? Üç boyutlu olarak binaların görselleri var.” “İsterim” diyerek ayağa kalktım. Borkan bilgisayarını açarken kapı çalındı, sekreter içeri girdi. “Efendim bir bayan ısrarla sizi görmek istediğini söylüyor.” “Kimmiş?” “Melissa Ceja” Borkan’ın elindeki fincan yere düştü kırıldı… “Defet gitsin, benim bu isimde bir tanıdığım yok.” “Ama efendim…” “Ayda bir söz daha edersen sen de defolup gidebilirsin.” “Omar,” diyen kadına şaşkınlıkla baktım, kadın birden ellerini ağzına kapadı gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ellerini ağzından çekip öne doğru uzattı, Borkan’ın tutmasını bekler gibiydi. Kadın “Mi amor” dedi, boğuk bir ses tonuyla, neredeyse fısıldayarak söyledi… Bildiğim birkaç İspanyolca kelimeden biriydi söylediği. Amor. Aşk… Aşkım? Borkan, buz kesmiş gibi kıpırdamadan duruyor, ellerini ona uzatmış ağlayarak yürüyen kadını öylece seyrediyordu. Kadın sendeledi, Ayda kolundan tuttu. “Özür dilerim efendim hemen dışarı çıkarıyorum.” **** Gece gibi siyah saçları esmer pürüzsüz teni modelleri kıskandıracak şekilde mükemmel vücuduyla kadın çok güzeldi. Borkan hakkında araştırma yaptığımda bahsedilen İspanyol kadın bu olmalıydı. Çantam koltuklardan birinin üzerinde duruyordu, yürüdüm burada fazlalıktım. “Gitme Simay.” Elimle kadını gösterdim,“Halletmen gereken şeyler var gibi görünüyor.” Omuzlarını silkti, bir adım bile atmamıştı. “Dram oynamaya bayılır, döktüğü timsah gözyaşlarına çoktan bağışıklık kazandım.” “Aşktan bahsettiğine göre sana bir şeyler anlatmaya çalışıyor olmalı. Bu senin meselen beni dâhil etme.” Tekrar, gitme, dedi ama onu dinleyecek halim yoktu. Geçmişten gelen hayalet tüm duygularımı alt üst etmişti. Çantamı koluma taktım, adım attığım anda Borkan koluma sıkıca yapıştı. “Sana gitme dedim.” Çantamı kolumdan çıkarıp tekrar koltuğun üzerine attı. “Ne yapmaya çalışıyorsun?” diye bağırdım. “Karımsın hem de iki kez nikâhlandığım karım. Bu yüzden yanımda olman gerek, eşim gibi davranmayı öğrenmeye başlamalısın.” Hırsla kolumu çektim, tekrar tuttu. “Kolumu bırak Borkan, sabrımı zorluyorsun. Eski sevgilinle aynı odada birlikte olmamı nasıl düşünebilirsin.” “Olmalısın, çünkü sen benim karımsın. O bir hiç!” “Bu kadar kızgın olmanın nedeni o… Demek ki senin için hâlâ önemli biri, işte bu yüzden eski sevgilinle ne halin varsa gör.” “Ya senin bu kadar kızmana ne demeli, ben sana o kadın bir hiç diyorum. Yoksa bana âşık mı oldun? Kıskançlığından mı gitmeye çalışıyorsun?” Sesi alay eder gibiydi, kanım beynime sıçradı. “Tabi ya, sana o kadar aşığım ki seni öldürebilecek kadar aşığım. Kendi pisliğini kendin temizle beni alet etme.” Hâlâ kolumu bırakmamıştı kızgın gözlerle yüzüme, tam gözlerimin içine bakıyordu. “Melissa, İngilizce konuş neden geldin?” diye bağırdı. “Seni görmek gerçekleri anlatmak için geldim.” “Gerçekler için on sene geciktin, evlendim. Şimdi, daha önce çıkıp gittiğin gibi yine defol git hayatımdan,” “Ama bizi ayıran ailelerimiz,” “Ama mı? Evet, bizi ailelerimiz ayırdı. Benim ailem para verdi, senin ailen bu parayı kabul etti. Sen de bu olanlara göz yumdun.” Borkan kadına asla bakmıyor, gözlerini benden ayırmıyordu… Kolumu sıkışından nasıl sinirlendiğini anlayabiliyordum. Parmakları kolumda iz bırakacaktı. “Fakirdik ailemin o paraya ihtiyacı vardı. Şimdi kimsenin parasına ihtiyacım olmayacak kadar ünlüyüm. Mankenlikten, dansçılıktan çok kazanıyorum, sana geri geldim. Yeniden başlayabiliriz, önümüzde hiçbir engel yok.” “Beni ne zaman kaybettiğini biliyor musun? Parayı kabul ettiğinde kaybetmedin, ailenin durumunu biliyordum. Çocuğumu, bebeğimi aldırdığında benim için bittin, düşürdüm diyerek yalan söylediğin için beni sonsuza kadar kaybettin. Defol git ve bu sözümü bir daha tekrarlatma yoksa adamlarımla dışarı attırırım seni.” “Bir kere dinle!” Kadın yalvarırcasına söylediği sözler karşısında, Borkan’ın gözleri fırtınalı bulutlar gibi karardı. Böylesi kararmış gözleri sevmiyordum, baktığında beni görmediğinin de farkındaydım, sadece bakıyordu. Öfkesini, kızgınlığını bana bakarak dizginlemeye çalışıyordu. Tekrar güzel gözlerine pırıltılar getirmeyi istedim, söze girmemin zamanı gelmişti. Bakışlarımı Borkan’dan ayırmadım,“Melissa, Borkan sana evli olduğunu, gitmen gerektiğini söylüyor. Evli olduğunu bilerek hâlâ ısrar ediyorsun üstüne üstlükte karısı yanındayken yapıyorsun bu rezilliği. Eğer gönül rızanla gitmezsen ben seni bir güzel paketleyip dışarı atacağım ve epeyce yaran olacağını garanti edebilirim.” “Sen karışma, Kerima zorla evlendirildiğinizi söyledi. Ben Borkan’ın ilk aşkıyım, aramızdan çekilirsen kaldığımız yerden devam ederiz.” Ah Kerima, bu işte birilerinin parmağı olduğu belliydi. Borkan’ı yazılı ve görsel basından devamlı takip eden Kerima’nın ilk sevgili haberini bilmesi gayet doğaldı. Kadın ünlü olunca da ulaşmak sorun olmamıştır tabii.“Ben de son aşkı olmaya niyetliyim. Şimdi kocamın dediğini yap ve çık git hayatımızdan. Bir kez daha gelecek olursan benimle karşılaşacaksın ki hiç tavsiye etmem. Polis olduğumu ve uzak doğu sporlarını bildiğimi öğrenmen yararına olur.” “Sana çok para veririm, hayatta sahip olamayacağın kadar çok para.” “Beni duydun ve vermek istediğin o paraları rulo haline getirip ne yapman gerektiğini göstermemi istemiyorsan koşarak gidersin. Yoksa durumun çok fena...” Kapının kapanma sesini duydum, Borkan bir kez bile başını çevirip bakmamıştı. Birden kahkahayla gülmeye başladı. “Senin gibi bir kadın tanımadım, beni bile korkuttun karateci kız. Para rulosu ha...” “Korkman gerekir küçük prens.” Elini kolumdan ayırdım, etimde beş parmağının izi çıkmıştı. Ovuşturdum. Bıraktığı izleri fark etmişti elini uzatıp sanki iyileştirmek ister gibi dokundu. “Bu kadar sıktığımı fark etmedim, özür dilerim.” “Önemli değil geçecektir ama senin kalp acın geçmemiş gibi.” “Geride kalan biri…” “Kalmamış Borkan, yüzüne bile bakamadığın bir kadın geride kalmamıştır.” “Aşkta ne zaman bu kadar bilgili oldun?” “Sadece kadınsal içgüdü desem senin için yeterli olmalı. Bu kadınla yüz yüze konuşmalı, eğer istiyorsan geride kalanları bitirmelisin. Yoksa hep seninle kalacak… Evcilik oyunumuz bittiğinde gitmekte serbest olduğunu da bilmeni isterim.” “Hiç mi ilgini çekmiyorum Simay?” “Birçok kadın tarafından ilgi gördüğünü biliyorsun, isteyip de elde edemeyeceğin bir kadın olmadığının da farkındasın. Çekicisin, karizmatiksin, maddi ve görsel tüm olanaklara sahipsin. İlgimi çektiğini çok iyi biliyorsun ama bu benim için yeterli değil. Seni tanımıyorum sen de beni tanımıyorsun. Bir ilişki birkaç güne sığdırılıp devam ettirilemez, seneler öncesinden gelen kadınla ben bir değilim. Onu sevmişsin.” “On sekiz yaşındaki yeni ergen biri ne kadar severse o kadar sevdim. Aşk mıydı, yoksa sadece cinselliğin rahat yaşanmasının getirdiği özgürlük hissi miydi veya tüm erkeklerin dikkatini çeken bir kızı elde etmenin gururumuydu bilmiyorum.” “Bu kadar çelişkideysen neden o kadının yüzüne bakmadın?” Birden elini masanın üzerine vurdu, öfkesinden yüzü kızarmıştı. “Neden mi? Kusmak istemedim, yüzünü görürsem onu öldüresiye döverdim. O fahişeye saldırmamak için kendimi zor tuttum. Düşürdüm dediği bebeğimi, dört aylık hamileyken izbe bir ameliyathanede aldırmış. Can bulmuş bebeğimi parçalayarak öldürmüş. Benim için o pislik bir katil, nedeni de manken olma hevesi. Aldığı paralar ne kendine ne de aç gözlü ailesine yeterli gelmemiş.” Borkan’ın o kadına olan nefretinden rahatlamış mıydım? Evet. Ama kalbim rahatlasa da tam huzurlu değildi. O Kadının yüzüne bakmasını ondan sonra etkilenmemiş halini görmek istiyordum. Kadın fazlasıyla güzeldi, erkeklerin hayallerini süsleyecek kadar muhteşem vücutlu birini unutmak kolay olmasa gerekti. “Gidelim ikimizin de nefes almaya ihtiyacı var.” diyerek tekrar çantamı koluma taktım. Bu sefer çıkarmamıştı. Odadan çıktığımızda sekreter hemen ayağa kalktı, bize bakamıyordu. Borkan hiçbir söz söylemeden yanından geçince, sarışının rahatlamış gibi nefesini bıraktığını duydum. Asansöre bindik, ayrı duvarlara yaslandık. “Böyle kötü bir sabah yaşattığım için üzgünüm.” “Bu gün başından beri kötüydü zaten. Günü iyileştirmek bizim elimizde. Gidelim, düşünceleri geride bırakalım, güzel bir gün yaşayalım.” İkimize de iyi gelecekti bu. “Nereye gidelim?” diyerek sözüme devam ettim. “İstanbul’un görmediğini düşündüğüm birçok güzel yeri var.” “Sen nereyi istersen gidebiliriz, burası senin ülken. Benden daha iyi bildiğin kesin.” “İnsanların fazla olmadığı bir yer olsun, ses kaldırabilecek durumda değilim.” “Denize ne dersin?” “Hafta arası olsa da sahiller kalabalıktır, hem kolumdan denize giremem.” Asansör durdu, Borkan elini uzattı. “Hadi ben yalnız kalacağımız bir ortam biliyorum” dedi. Bir an eline bakakaldım, tutsam mı tutmasam mı ikilemi içindeydim. Daha fazla düşünmeme gerek kalmadan Borkan elimi yakaladı sıkıca tuttu. Bu adamın da ikide bir bana dokunma hastalığına çok kızıyordum. Yok canım ne kızması bayılıyordum… Yine de elimi çeker gibi yaptım bırakmayınca hiç ısrar etmedim… Tabi el ele yürümemiz kısa sürdü, Nebi’nin kullandığı arabaya bindik. “Nereye efendim, eve mi gidiyoruz?” “Marinaya gidelim, kaptan teknede mi?” “Evet efendim.” “Biz gidene kadar erzak tedarik edilsin, son kontroller yapılsın.” Vay paralı adamla evlenmekte böyle oluyormuş, tekneyi hazırla, yemeği tedarik et, arabayı getir. Parmağının bir hareketiyle her istediği oluveriyordu. Kendimi Sindirella gibi hissetmeye başlamıştım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE