12.BÖLÜM

4445 Kelimeler
Ataköy marinaya kısa sürede geldik, irili ufaklı yatların, teknelerin arasında yürümeye başladık. Bu görüntüye yabancı değildim, çok sık olmasa da bazen keyif için bazen de işim gereği yata binmişliğim vardı. Paranın rahatlık getirdiğini ama asla mutluluk getirmediğini en iyi bilenlerden biriydim. Benim ailem ve Kuveyt’te yaşadıklarım bu düşüncemin canlı örneğiydi. Mutluluk veya mutsuzluk tüm insanoğlu içindi ister zengin ister fakir olsun yaşananlar aynıydı. Çok fazla büyük olmayan yatın önünde durduk, Borkan önden binerek elini uzattı, tuttum. Deri ahşap ve metal karışımı olan yat çok hoştu. Orta yaşlarda bir adam tarafından karşılandık… “ İzzet kaptan bugün izinlisin, ben kullanırım.” Kaptan yattan aşağı inip, tekneyi limana bağlayan ipi çözdü. Borkan kravatını çıkarıp sandalyelerden birinin üzerine attı. Sırada ceketi vardı onu da çıkardı, gömleğinin manşetlerini çözüp kollarını birkaç kez katladı. Gözlerimi adamdan ayıramıyordum, tebessümünü fark edince gözlerimi hemen kaçırdım. Elimle kendimi serinletmeye çalıştım, tabi ne mümkün bir taraftan güneş bir taraftan Borkan canıma okuyordu. Eliyle koltukları işaret etti “Rahatına bak, susadıysan buzdolabında içecek bir şeyler olmalı. İstediğini al.” dedi, dümenin başına geçti. “Sen bunu kullanmayı bildiğinden emin misin? Sağa sola çarpmayalım.” “Üniversitede okurken yelken yarışlarına merak sarmıştım; derecem var.” “İyi yapamadığın bir şey var mı?” “Hamur açamam.” “Komik adam.” İlk önce ağır ağır geri giderek teknelerin arasından ayrıldık. Sonra hız yapmaya başladı, uçarcasına gidiyor gibiydik. Saçlarım uçuşmaya başlamıştı, Borkan’ın üzerindeki gömlek vücuduna yapışıyor her bir kası bir görünüp bir kayboluyordu. Serinlediğim rüzgârı hissetmez olmuştum. Beni soğuk su paklardı… İçeri girdim, burası da lüks mobilyalarla döşenmişti. Buzdolabı ağzına kadar doluydu. Suyu, meyveyi ve en önemlisi buzu aldım tekrar dışarı çıktım elimdekileri masanın üzerine bıraktım. Limandan oldukça uzaklaşmıştık, Borkan demir attı, motoru kapattı… Mutlak bir sessizlik; sadece denizin ve martıların sesleri muhteşemdi. Elbisemin bir iki düğmesini açtım, buzu boynumda ensemde gezdirirken huzurla gözlerimi kapadım. Gözlerimi açtığımda Borkan tam karşımda duruyor elimin hareketini izliyordu. Buz elimden düştü. “Çok sıcak ondan şey, yani…” Gözlerini zorlukla dekoltemden ayırdı, “Haklısın çok fazla sıcak, denize girmesen de içerdeki dolapta mayolar var. Serinlersin, elbisen oldukça kalın.” Birden soğuk duş yapmış gibi hissettim “Sevgililerinden kalma mayoları giyebileceğimi sanmıyorum.”Dedim. Borkan derin bir nefes alıp bıraktı… “Fesatsın Simay, ne olur ne olmaz diye bulundurulmasını istediğim erkek ve kadın mayoları. Bazen konuklarımla denize açılırız, denize girmek isteyen olur diye alınan kıyafetler. Kullandıklarını zaten kendilerine hediye ederim.” “Hıı” “Hıı ya, ben biraz serinleyeyim.” Gerçekten fesattım ama bunu hak ediyordu, bir sürü kadınla görmüştüm onu. Gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Göğsü santim santim açığa çıkmaya başladı, evet istemesem de izliyordum. Gözlerime, yasak, dedim ama beni takmadılar. Bu tüyler nereye kadar gidiyordu. Gömleğini çıkarttı tüylerin nereye gittiğini tahmin etmek zor değildi, azalarak aşağılara iniyor pantolon kemerinin içinde kayboluyordu. Elini kemerine atınca zorlukla arkamı döndüm. Güldü, evet güldü, beni etkilediğini biliyordu. Benim adım da Simay’sa bu adamın oyunlarına kanmayacaktım. Soğuk suyu bir çırpıda içtim… Bu ne biçim işti, onlarca, hatta yüzlerce erkekle bir arada ol, oku, çalış hiçbirine böyle yakıcı arzular hissetme, git elin Arap’ı için yan tutuş… “Simay…” Ah sesi ne güzeldi, ismimi beni aşka davet eder gibi ifade etmişti. Buradayım istiyorsan gel, der gibi… Asla hislerime yenik düşmeyecektim, masadan meyve sularından birini aldım sırtımı ona dönerek oturdum. Kuşlar bile çift uçuyordu… Hele kenara konmuş iki martı ağız ağzaydı “Sizi terbiyesizler, hem de benim önümde kış kış…” Borkan içeri gitmişti, adım seslerinden geri geldiğini anladım yine de inatla dönmedim. Denize girmişti geniş kulaçlarla yüzüyordu. Biraz açılınca hemen kamaraya girdim, birisi onun özel kamarası olmalıydı. Tahmin ettiğim gibiydi, ben Borkan’ın odasıyım dercesine gömleği yatağın üzerinde pantolonu sandalyenin arkasındaydı. Bir sonraki kapıyı açtım minik bir kamaranın köşesinde fazla büyük olmayan dolapta dediği gibi her çeşitten mayo, bikini, şortlar, plaj elbiseleri vardı. “Bu oyun karşılıklı oynanır küçük prens, dişe diş göze göz.” En mini minnacık bikinilerden birini seçtim, ya bu çok mu küçük olmuştu… Aman elin adamının yanında çıplak değildim ya, her yönden tasdikli kocamdı. İki renk bikini seçmiştim, geri bıraktım hiçbir zaman etimi teşhir etmeye meraklı biri olmamıştım. Saks mavisi rengindeki mayo en düzgünü gibi duruyordu. Yine de giyince göğüs kısmı çok açık geldi. Eh o kadar olacaktı. Belime bağlayacağım beyaz pareoyu göğsümden bağladım. Sanki kapanmıştı… Kabinden dışarı çıkmadan çantamdan iki ağrı kesici daha aldım. Borkan henüz denizden çıkmamıştı. Havluyu yer minderinin üzerine serdim, yüzüstü uzanıp kollarımı başıma destek yaptım. İki dakika sonra naylon kumaş bedenime yapışmaya başladı. Çıkardım kenara attım yüz üstü yattığıma göre çok bir yerim görünmeyecekti. Tekne beşik gibi hafifçe sallanıyordu gözlerimi kapayıp kendimi denizin ninnisine bıraktım… Gözlerimi açtığımda sıcaktan erimek üzereydim. Üstüm kocaman bir havluyla kapatılmıştı, başımı çevirdim Borkan yüzüstü yatmış benim gibi başını kollarına dayamıştı. Uyuyordu ve horluyordu. Vay, kusursuz prensimizin oldukça gürültülü bir kusuru vardı. Parmağımla yavaşça omzunu dürttüm, uyanmıyordu… Bu sesle asla uyunmazdı bir daha dürttüm sırt üstü döndü, horultusu kesildi yine kusursuz prens olmuştu. Derin soluklarla uyuyordu ilk kez çekinmeden seyredebilirdim. Gece siyahı ensesine değen dalgalı saçları, kadına yakışacak kadar uzun sık siyah kirpikleri vardı, gözlerinin altı Allahtan sürmeliydi… Çıkık elmacık kemikleri; Yüzünü hafifçe süsleyen sakalı, alt dudağı üst dudağından daha kalındı. Burnunun üst kemiği biraz bombeliydi bu ufacık yükselti ona çok yakışıyordu. Boynu ve âdem elması, omuzları ve daha aşağılar, karın kasları. Bir erkek bu kadar mükemmel olmamalıydı… Ama horluyordu değil mi? Mükemmel değildi oh rahatlamıştım. “Geçerli not aldım mı?” Yakalanmıştım, “Hayır çok horluyorsun, hem benim üzerimi niye örttün. Terden sucuk gibi olmuşum.” “Ben asla horlamam… Tenin çok beyaz, çabuk yanacağını düşündüğümden örttüm.” “Hah horlamazmış bir dahaki sefere sesini kaydedeceğim.” dedim yerimden doğruldum, eyvahlar olsun mayonun göğsünün bu kadar açık olduğunu unutmuştum. Borkan’ın gözleri hemen açıkta olanları fark etti. Havluyu aldığım gibi göğüslerimi örttüm, ayağa kalkmak için doğruldum, kolumdan tuttu kalkmamı engelledi. “Evliliğimizi gerçek bir evlilik haline getirmeye ne dersin?” Bu ne duygusuzca sorulmuş bir soruydu “Hayır derim, sinemaya gitmeye ne dersin, su içmeye ne dersin, yemek yemeğe ne dersin? Bu sorduklarım bile daha duygusal. Vay be sevişme teklifin bile itici.” “Simay birbirimizi istiyoruz, sakın bunu inkâr etme.” “Eee ne olmuş ben denize de girmeyi çok istiyorum ama kolum yaralı olduğundan giremiyorum. İstemek gerçekleştirmek anlamına gelmiyor ve nefret ettiğini söylesen de eski aşkını yeni görmüşken böyle itici bir teklifi kabul edebileceğimi düşünmen bile saçmalık.” Serseriye bak sen; ne bir güzel söz, ne bir ön hazırlık. Sanki bakkaldan ekmek istiyor, kadınlar bunu fazla şımartmış olmalı… Ayağa kalktım, havluya iyice sarındım, bu adama yumuşadığım ilk anda bir densizlik yapıyordu. Kahvaltı hazırlamasına, düşünceli davranmasına kandığıma inanamıyordum. Tabi onun bir parmak hareketiyle kucağına düşen kadınlardan olmamıştım. Kuyruk acısı vardı beyzadenin… Beni tanıdığı için korumayı kabul ettiğinden bile şüphe ediyordum. “Sakın Borkan sakın beni diğer kadınların gibi görmeyesin. Evlendik, hadi sevişelim ne demek, neden evlendiğimizi ikimizde biliyoruz.” Borkan da ayağa kalkıp karşıma dikildi gözlerinden ateş fışkırıyordu. “Senin gibi bir kadın hayatımda görmedim.” “Zaten göremezsin.” “Lafları tersinden anlamaya bayılıyorsun, her an diken üzerindesin. Bana ters söz söylemek hobin hale geldi. Sıkıldım bu hallerinden.” “Ben de senden sıkıldım.” “Asla ama asla bir daha böyle bir teklif duymayacaksın, sana parmağımın ucunu bile sürmeyeceğim. Yalvarsan bile dokunmayacağım.” “Rüyanda bile sana yalvardığımı duymayacaksın.” dedim hırsla içeri, kamaraya yürüdüm. Kapısını kilitledim, yatağa yattım. “Pis adam, lanet herif, şuna bak yalvaracakmışım.” Hava kararmaya başlamıştı, iyice acıkmıştım. Ne kadar süre kamara da kalabilirdim ki, kamaranın köşesinde biraz şişman olan hiç kimsenin sığamayacağı kadar küçük olan minik duşa girdim, kendimi ne kadar temizleyebilirsem o kadar temizledim. Tekrar kıyafetlerimi giydim… Dışarı çıktım beyzade nelerdeydi acaba, acıkmıştım, susamıştım. Mini dolapta ne arasan vardı. Salata kabı ağzına kadar doluydu, sadece sos dökülerek yemeğe hazır hale gelecek şekilde hazırlanmıştı. Mevsim sebzelerinden karışık kızartma, soğuk meze çeşitleri. Şarküteride gibiydim, hepsini masaya çıkarıp daha küçük tabaklara koydum. Güvertedeki masaya taşıdım, birkaç değişik içecek, bardak, çatal ve peçeteyle masa hazırlığı tamamlanmıştı. Borkan görünürlerde yoktu, denize girmiş olmalıydı. Biraz bekledim artık merak etmeye başlamıştım. Marmara denizinin çift yönlü akıntılarını bilmeyen kişilerin boğulmaları sık olurdu. Tekneyi çepeçevre turaladım, evet işte yüzüyordu. Rotası tekneydi… Elime soyulmuş havuçlardan birini alıp, merdivene sırtımı dönerek oturdum. Onu görmek istemiyordum. Kulaç seslerinin yakınlaşmasından, merdivendeki gıcırtıdan, teknedeki ayak seslerinden çıktığını anlamıştım yine de arkamı dönmedim. İçeri yürüdü, bir süre sonra çıktı… Havuç yeterli olmamıştı kemire kemire köküne kadar gelmiştim. Niye çekiniyordum ki, terbiyesizliği yapan oydu. Evliliği gerçek hale getirelimmiş. Tabi ya hemen, ne demek emrin olur sultanım. Sandalyenin çekilme sesini duyunca, ayağa kalktım masaya tam karşısına oturdum. İki huysuz çocuk gibiydik, ne o bana ne ben ona tek laf etmiyorduk. Borkan çatalını sertçe tabağına bıraktı, aşağı kalır mıydım ben de bardağımı sertçe masaya vurdum, biraz abartmıştım tüm su masanın üzerine döküldü. Hemen peçeteyi suyun üzerine kapattım… Borkan ağır ağır alay edercesine alkışlamaya başladı.“Aferin Simay, sakın benden aşağı kalma.” “Sen tepkini belli ediyorsun da ben niye edemiyorum?” “İntihar edeceğim desem, benden önce kendini öldürürsün.” “Yok o kadar da değil, canım oldukça tatlıdır. Bana tavır yapma, ilk önce dediğin sözlerin ne kadar itici olduğunu düşün.” “Düşündüm, seni arzuladığımı, seninde beni arzuladığını söyledim ne var bunda.” “Allah’ım hâlâ inat ediyorsun.” “Ben mi inat ediyorum? Başka erkek olsa…” “Zorlar mıydı? Bağırır mıydı? Hakaret mi ederdi ya da istediğini yapmayınca döver miydi?” “Ne saçmalıyorsun sen?” “Saçmalamak mı? Asıl siz erkeklerin yaptığı saçmalık, kaba kuvvetle zorlamayla bizi sindirmeye çalışıyorsunuz. Asla bir daha asla bir erkek beni sindiremeyecek.” Elim ayağım buz kesmişti… Borkan şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu, birden yüz ifadesi değişti. Öfkeliydi, yerinden kalkıp omuzlarımı kavradı. “Kimvurdu, kim seni olduğundan farklı biri haline getirmeye çalıştı?” Donmuş gibiydim, bir anlık boş bulunmayla olayları ne hale getirmiştim. “Kimse değil, lafın gelişi söyledim. Despot erkeklere, kadınları oyuncakları gibi gören erkeklere katlanamıyorum. Kadınları sadece cinsel obje olarak görenlere katlanamıyorum.” “Senin erkeklere bu kadar düşman olmana sebep olan kim?” “Ya sen, senin kadınları paçavra gibi kullanıp atmana sebep olan kim. Dur, dur biliyorum o kadın değil mi? Etkileneceğim diye yüzüne bile bakmaktan çekindiğin kadın.” “Sen benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun, sana olanı söyledim.” “Neden o zaman ha neden onca kadın. Saatlik ilişkiler, çoklu ilişkiler… Duygusuzca sevişme teklifi yapman, bunların olmasına sebep ne? Doyumsuz biri misin? Yoksa kuyruk acını diğer kadınları kullanarak mı unutmaya çalışıyorsun? ” “Çizgiyi aşıyorsun, ya sen, ya seni kim seni taciz etti? İş yerindeki erkekler mi? Eski sevgililerin mi? Yoksa daha yakın kişiler mi?” “Evime gitmek istiyorum.” “Hayır, bana cevap vereceksin.” “Evime gidiyorum ve sen eşiğinden adım bile atamayacaksın.” “Hayır dedim, yeter artık anlamsızca suçlamalarından bıktım usandım Simay. Ya adam gibi konuşursun ya da…” “Bu lafa sinir olduğum kadar hiçbir şeye sinir olmuyorum… Adam gibi konuşmak ne demek? Doğruyu, iyiyi, hakkı, hukuku, konuşmayı, insanlığı erkekler mi biliyor da adam gibi konuş deniyor?” “Of Simay buna da bir kulp buldun o zaman kadın gibi konuş.” “Konuşmuyorum, hiçbir şekilde seninle konuşmuyorum. Tekneyi çalıştır.” “Kadın milletini hiç anlayamadım, bu gidişle de hiç anlayamayacağım.” “Sen anlamazsan kim anlar çok meraktayım, kadın cinsi üzerinde profesörlük yapacak kadar deneyimin var. Aaaa tabi sen onları anlamaya çalışmazsın tak fişi bitir işi muhabbeti senin için yeterli.” Daha fazla bu adamı görmeye dayanamıyordum, hızlı adımlarla içeri yürüyüp kamaraya girdim. Ne kadar hızla itebilirsem kapıyı arkamdan ittim… Kapanmamıştı… Niye kapanmamıştı. Arkamı döndüm Borkan normal görünmüyordu, cehennem zebanisi gibiydi. Beni öldürecek gibi bakıyordu. “Çık, çabuk çık kamaradan.” “Senin bir derse ihtiyacın var” dedi. Bir anda kendimi kucağında buldum, yatağa oturmuştu dizlerinin üstünde yüz üstü yatıyordum adam şimşek gibi hareket etmişti. Bir koluyla sırtıma bastırıyordu, kolu mengene gibiydi. “Sakın Borkan sakın aklına geleni yapayım deme, seni perişan ederim.” “Gücün yetiyorsa yaparsın, şimdi cezanı çekeceksin.” Birden popoma bir şaplak indi. Hafifti, acımadı ki acımadı ki, diye çocuk gibi bağırasım geldi. “Beni deli ediyorsun, hiçbir kadına el kaldırmadım.” “Sırtıma basma, bak nasıl vurulur ben sana uygulamalı olarak öğreteyim.” “Delisin sen deli.” “Şimdi sen deli olduğunu söylemedin mi, ne zaman ben deli oldum.” “Ağzını, dilini başka türlü kullanmaya başlasan.” Of, ay, aman sözleri içimden geçiyor ağzımdan çıkmasın diye inat ediyordum. Borkan kalçamı, bacaklarımı okşuyordu. “Nasıl kullanacakmışım” dedim kendi sesimin tonundan kendim iğrendim… Neredeyse fısıldamıştım. “Bak sana göstereyim.” Adam benimle oyuncak bebekle oynar gibi oynuyordu. Yatağa boylu boyunca yatmıştım, tam üzerimdeydi. İki kolunu yanlarıma dayamış, bedeniyle kıpırdamamı önlüyordu. Dizinin tek hareketiyle bacaklarımı ayırıp kalçalarını bastırdı. Uyanışını hissetmemek mümkün değildi, canım acıyordu öyle tatlı bir acı hissediyordum ki. Geçmesi ya da daha fazlalaşması için her şeyi yapabilirdim. Alev alev yanan gözlerini benden ayırmıyordu, tecrübeliydi hislerimi anlamış olmalıydı. Dudaklarından çapkınca bir gülüş geldi geçti… Bedenim kendiliğinden ona doğru çekiliyor. Dünyanın en zevkli duygusunun girdabına kapılıyordum. Kurtulamazsam bu lezzetli, muhteşem duyguların içinde kaybolup gidecektim… Kurtulabilirdim, tüm gücümle çırpınmam bir işe yaramadı. Bedenini iyice üzerime bastırıp eliyle ensemdeki saçları yakaladı. Kara saçlı başını eğdi, dudaklarıyla dudaklarımı kavradı. Dişler birbirine çarptı, dudaklar birbirinin içinde eridi. Son hamlesiyle çözüldüm gittim, her şeyiyle ağzımın içindeydi. Karşılık vermemem mümkün değildi, beni hırpaladığı gibi, beni öptüğü gibi hırsla dudaklarına saldırdım. Bir ses alaycı bir söz duysaydım kurtulmak için her şeyi yapardım. Ses çıkarmadı, yumuşamamı bana karşı kullanmadı. Hiç hızını kesmeden devam edince tümden pes ettim. Diller dudaklar, dişler birbirimizi karşılıklı yiyip bitiriyorduk. Arzu, çağlayan gibi damarlarımda dolaşıyor, tüm yükselen ihtirasla kanım köpürerek kaynıyordu. Üzerimden bedenini ayırmaya çalıştığında inledim. Kalçalarımı kaldırdım aynı pozisyonu istiyordum onun gücüne ihtiyacım vardı. Elini bacaklarımın içerisinde gezdirdi, daha önce yabancı birinin dokunmadığı yerlerimde elini dolaştırınca itiraz inlemem zevk haline dönüştü. Bir an olsun öpüşmeyi kesmiyor birbirimizin soluğuyla nefes alıyorduk. İç çamaşırımın üzerinde elini birkaç kez dolaştırdı. Kenarlarından yukarı doğru çıktı, eli çamaşırımın içine girip hareket etmeye başladığında mahvolduğumu hissettim, tüm bedenim sızlıyor vücudum parmaklarının hareketiyle istemsizce titriyordu. Yanıyordum. Kalçalarımın hareketine engel olamıyor elinin verdiği hazza doğru yükseliyordum. Daha önce hissetmediğim kasılmalar anbean arttı. Kasılmalar bitmeli, duyduğum ihtiras dinmeliydi. Sarmal hazlar yükseldi yükseldi, suyun içinde dönen girdapta gibiydim, ölüyordum, yaşıyordum, yeniden doğuyordum… İstemsizce bağırdım, dibe vurup tekrar yukarı çıkmak nefes almak böyle bir his olsa gerekti… “İşte bu deli karım, işte bu.” Borkan’ın boğuk sesini duymak soğuk duş etkisi yaptı, ne zaman kapattığımı bilmediğim gözlerimi açtım, beni seyrediyordu. Eli, parmakları hâlâ kıpır kıpırdı. Yarattığı depremin artçı sarsıntıları devam ediyordu. Beni seyretmesinden fazlasıyla utanmıştım. Eteğim belime kadar sıyrılmıştı, kalçalarımın çıplaklığı gözlerinin önündeydi. “Muhteşemsin, ateş parçası gibisin, böyle olacağını biliyordum.” dedi. Gözlerinde yoğun ihtirasın yanında zafer pırıltıları vardı. Tekrar dudaklarıma yönelince başımı çevirdim, elini bacaklarımın arasından çekip yan dönüp kendimi kapattım. Sırtımdan sarıldı kendine doğru çekti. Kalçama değen yerlerinin sertliğini hissediyordum. Eli tekrar baldırımda dolaşmaya başlayınca iyice gerildim. “Rahat bırak kendini, ne haldeyim hissetmiyor musun?” “Ben, ben…” “Utanacak ne var? Eşimsin… Bırak aynı duyguları tekrar yaşatayım.” Eli elbisemin düğmelerine yöneldi, teker teker açıyor açtığı her düğmede kumaşı sıyırıyor dudakları boynumda omzumda alev gibi dolaşıyordu. Kulağımın duymaktan, boynumun başımı taşımaktan başka işe yarayacağını hiç düşünmemiştim. Her öpücük kondurduğu yer inanılmaz şekilde zevk veriyor, tüm vücudum yine uyarılıyordu. Tenine değmeye ihtiyacım vardı, çoktan utanma sınırlarını aşmış karşıya bile geçmiştim. Döndüm, iki elimi gömleğinin yakasına götürdüm çekmemle tüm düğmeler kopuverdi. Elimi, göğüslerini süsleyen kılların içine soktum, ipek gibiydi… Borkan’ın gözleri kapandı, ben ondan nasıl etkileniyorsam onun da benden etkilendiğini görmek, tüm kadınlık içgüdülerimi okşamıştı. Parmaklarımı kapayıp öpülesi tüyleri çektim, Göğsümü avuçlayıp sanki şekil verir gibi okşamaya yoğurmaya başladı. Göğüslerimin bu kadar hassas olduğunu asla tahmin edemezdim. Ağzı boynumdan göğüslerime devam etti, kendine erotik bir yol çizer gibiydi… Dili göğsümün çevresinde dolaştı her an biraz daha yukarı çıkıyor öteki eli diğer göğsümle ilgileniyordu. Dudaklarını göğsümün en hassas yerinde hissettim, duyduğum yakıcı arzudan sanki göğüslerim büyümüş daha da ağırlaşmıştı… Gerilmekten acıyan göğüs ucuma ilk önce yüzünü sürdü, birden ağzına alıp emmeye başlayınca, koptum başka diyarlara göç ettim. O parlak ışıklarla dolu diyarda sadece zevk, ihtiras, bir kadın ve bir erkek vardı… Yeryüzü sabit durmuyor deli gibi sallanıyordu. ***** Ne oluyordu? Niye bu kadar çok sallanıyorduk? İkimiz de aynı anda yataktan fırladık, aceleyle üstümü düzeltmeye başladım, Borkan çoktan kamaradan çıkmıştı. Aceleyle arkasından gittim… “Ne oluyor?” “Çapa boşalmış olmalı, savruluyoruz.” Kıyıdan çok fazla uzaklaşmıştık… Nedeni belliydi, oldukça büyük hatta devasa bir gemi oldukça yakınımızdan geçiyordu. Borkan hemen dümene geçti. Motor homurdanmaya başlamışken birkaç kez tekleyip sustu. Anahtarı çeviriyor ama hiçbir şey olmuyordu. Endişelenmeye başlamıştım, Borkan “sıkı tutun” diye bağırdı. Biz kamarada birbirimizde kaybolmuşken gün kararmış, hava değişmiş, deniz dalgalanmıştı. Koca geminin, denizi ikiye ayırır gibi ilerleyişinin meydana getirdiği dalgalar, zinciri boşalmış teknemizi boş ceviz kabuğu gibi sallıyordu. Tekne çalışmazsa dalgalardan çok daha fazla etkilenecektik. Borkan tekrar tekrar motoru çalıştırmak için anahtarı çevirip duruyordu. Homurtu, tekleme, tekrar homurtu… Nihayet çalışmıştı, çapayı çekmek için butonuna bastı demirin yuvasına girerken çıkardığı sesi duyunca sevindim. Borkan son hız geminin dalgalarından uzaklaştı… İçim rahatlamış, şimdide biraz evvel yaptıklarım aklıma gelmişti. Gelmemesi imkânsızdı Borkan’ın iki yanına sallanan gömleğinin görüntüsü gözlerimin önündeydi… Şimdi ben ne yapacaktım, nasıl davranacaktım? Borkan yatı kullanırken göz önünde olmamak için ne mümkünse yaptım. Denizin ortasında kaçacak fazla yerim yoktu. Resmen köşe kapmaca oynadım. Arada bir bana bakıyordu, fark ettiğimde hemen yön değiştiriyordum. Hissettiklerim, hissettirdikleri inanılmazdı… Her ne olursa olsun bu kadar çabuk ihtirasa yenik düşmemeliydim. Dünyanın oluşumundan beri kadın erkek birlikteliği vardı. Allah insanların çift olmasını istemese, ne Âdem’le Havva’yı yaratır ne de bu duyguyu içimize verirdi… Birbirimizi tanımadan, bir şeyler paylaşmadan sevişmek bana ters geliyordu. Bedenin ihtirasını dindirmek kolay yoldu. Ama ya sonrası? Marinaya geri dönüyorduk, yatı yanaştırdı. İnip halatı bağlayıp tekrar geri çıktı, içeri gidip gömleğini çıkarmış yerine tişört giymiş olarak geldi. Bu adam yasaklanmalıydı her giydiğiyle, giydiğini bırak giyinik olmasa da, çok güzeldi. Yanıma gelip elini uzattı. Yüzünde güzel bir gülümseme vardı, “devam etmeye ne dersin?” dedi, başımı olumsuz olarak sallayınca eli aşağı düştü. “Tahmin etmiştim, alışacaksın Simay. Kocan olduğuma alışacaksın. Yaşadıklarımız her çifte nasip olmayan bir yoğunlukta.” Yine aklım tersine işlemeye başladı.“Tabi ben öyle olup olmadığını bilemem, senin gibi çok ilişkim olmadığından kıyaslama yapacak tecrübem yok.” diye iğnelemeden duramadım. Gülümsedi, evet kocaman gülümsedi. “Ben diyorsam güvenmelisin, senin tadın muhteşem, kokun inanılmaz derecede tahrik olmamı sağladı. Ergenlik zamanlarımda bile böyle bir şey hissettiğimi hatırlamıyorum.” Ruhum, Borkan gibi tecrübeli bir erkeği bu kadar tahrik ettiğimi duymaktan hoşlanmıştı. Ama mantığım, onlarca kadınla yattığını her zaman bir kıyaslama içinde kalacağımı söylüyordu. Borkan’ın geçmişi göz önünde olduğundan, biliyordum. Beni en çok rahatsız eden Arap ülkelerindeki çoklu evliliklerdi. Bu hayatın içine doğmuş, Arap kültürüyle yetiştirilmiş bir erkekle yaşayabilir miydim? Düşünceler, kuşkular, acabalar sanki beynimin içinde saat çarkları vardı ve mütemadiyen dönüp duruyorlardı. Bırak kendini, bırakma kendini, bırak kendini, bırakma kendini… Hem bedensel hem de ruhsal olarak yorgundum. Borkan yanıma gelip elimi koluna geçirdi, iskelede ağır adımlarla yürümeye başladık. Nebi bizi görmüş olmalıydı, hemen arabadan çıkıp kapıyı açtı. Teşekkür ederek bindim, üniversite bitirmiş olan birinin bu şekilde davranması, şoförlük yapması garibime gidiyordu. “Nereye gidiyoruz efendim?” “Eve.” Borkan’la evde tekrar yalnız kalacak olmamızın heyecanı içimde dolanmaya başladı. Belimden tutup yapıştığım cam kenarından kendine doğru çekti. Öne doğru biraz kayarak başımı göğsüne yasladı. “Eve gidene kadar biraz dinlen” dedi… Göğsü rahattı, çocukluğumdan beri kendi kendime yeterli olmaya çalışmaktan bıktığımı hissettim. Bir erkeğin sahiplenmesini, gücünü kabul etmenin neresi yanlıştı. “Düşünme Simay, düşünme bırak kendini.” Eliyle yavaşça saçlarımı okşamaya başladı, kahretsin hoşuma gidiyordu. Gözlerimi kapadım, elimi tutup beline sarmamı sağladı. Neredeyse yarı yarıya kucağındaydım hiç fena değildi, aslında çok güzeldi. “Eve geldik efendim.” Nebi’nin sesini hayal meyal duydum, gözlerimi araladım. Hâlâ Borkan’ın kucağındaydım, derin soluklarla uyuyordu. “Şşştt, uyuyan prens, eve geldik.” Adamın uykusu derindi, parmağımla dürtükledim. Yavaşça gözlerini açtı, hemen doğruldu “İçim geçmiş Nebi, çok oldu mu geleli?” “Biraz oldu efendim sizi rahatsız etmemek için bekledim ama boynunuz ağrıyacaktı. Uyandırmak zorunda kaldım.” “Sağ ol, sen de git dinlen artık.” “Ben limana dönmenizi beklerken dinlendim, nöbetteyim efendim.” Nebi aşağı indi, onu beklemeden kapımı açtım. “Ben açardım efendim” deyince içim fena oldu… “Ben kapı açmalara alışık değilim Nebi.” “Beyimizin eşi olarak alışmalısınız hanımım.” “Hani seninle anlaşmıştık?” Borkan yanıma gelince sustum, eve yürüdük, uyumaktan başka hiçbir şey istemiyordum. Eve girince Borkan mutfağa yürüdü, ben de peşinden gittim, susamıştım, belli ki o da susamıştı. İkimizde kendimize koca bardaklarla su doldurup içtik. “Nebiyle ne anlaşması yapmıştın?” “Hanımım diye hitap etmesini istemediğimi söyledim.” “Benim eşim olduğun için böyle hitap etmesi normal.” “Ben hoşlanmıyorum.” “Nebiyi değiştirmemi ister misin?” “Neden?” Ellerini cebine sokmuş, tezgâha yaslanmış bana dikkatlice bakıyordu… Yo değişik bakıyordu, hadi ya hissettiğim doğru olamazdı. “Bilmem sen söyle” “Sakın Borkan, sakın kıskandığını söyleme.” “Nedenmiş? Nebi, genç yakışıklı bir adam, senin ülkende okumuş kendini ona yakın hissettiğini görmemek için kör olmak gerek.” Başım ağrımaya başlamıştı, iki elimle şakaklarımı ovuşturdum. “Böyle konuştuğuna inanamıyorum, sırada kim var sütçü mü?” “Dalga geçmek senin ona karşı davranışlarını değiştirmiyor.” “Saçmalıyorsun ona nasıl davranıyormuşum?” “Bana davranmadığın gibi.” “Borkan seninle ilişkimizin içeriği değişik, Nebi’nin arkadaşlığından hoşlandığımı inkâr etmiyorum, kendime yakın buluyorum ama sadece bu kadar, diğer erkek arkadaşlarımdan hiçbir farkı yok. Üniversite okuyup senin şoförlüğünü yapması tuhaf geliyor.” “Kendi seçimi, kimse onu zorlamadı.” “İyi, daha fazla bu saçma sapan konuşmayı uzatmak istemiyorum. Uykuya ihtiyacım var, isteyip de bir türlü uyuyamadığım uykuya. Sabah beni uyandıran olmazsa çok sevinirim.” Ya ben rahattım, özgürdüm bu ne ya. Sebepsiz kıskançlık numaraları, neredesin, nereye gidiyorsun açıklamaları yapmaya mecbur edilmem beni fazlasıyla geriyordu. Bekârlık gerçekten sultanlıktı. Odama girip kapımı sıkıca kapadım, bir süre Borkan’ın odasına girmesini bekledim, banyo yapmalıydım. Uykumu açacağımı bile bile duşa girdim onun kokusunu vücudumdan temizlemeliydim. Ne mümkün yatağıma geri yattığımda adamın kokusu hâlâ burnumun ucundaydı, tenime işlemişti. Birkaç kez yastığımı yumruklayarak kabarttım başımı yerleştirdim ne olursa olsun unutup uyumak istiyordum. **** “Anne ben çok rahatım, herhangi bir sorun yok… Ya git işte buraya gelip ne yapacaksın… Gemi gezisi güzel olur… İşim olmasaydı ben de gelirdim… Ablam yine mi babamı aramayı düşünüyormuş? Para vermezsen ararım mı dedi? Bırak arasın seni yeterince yolmuşlar, birazda babamı rahatsız etsinler.” Sabah uykum yine berbat olmuştu, milletin kesin bana garezi vardı ne zaman kesintisiz uyumaya kalkışsam mutlaka bir vukuat oluyordu. “Beni söylemekle mi tehdit etti? Sanki çok umurumdaydı… Bu saatten sonra söylese ne olur söylemese ne olur? Sen kendini üzme keyfine bak.” Annemin sesi çok üzgün geliyordu, nasıl teselli edeceğimi bilmiyordum. Gözünden sakındığı kızı, para için annesini satar pozisyona gelmişti. Baba bildiğim pisliğin onu kötü yönde etkilediğine birçok defalar şahit olmuştum. Adam, ablamın üzerinde mutlak kontrol sahibiydi. Kocası ne diyorsa ablam, doğru veya yanlış diye düşünmeden yerine getiriyordu. “Anne yeter artık, Aziz Al Harafi öz kızı olduğumu öğrenirse öğrensin. Zaten saklamaya niyetim yok.” Konuşurken bedenimin çağrısına uyarak fark etmeden yataktan kalkmıştım, banyoya gitmek için yatak odamın kapısı açınca karşımda Borkan’ı buldum. Banyodan çıkmıştı, saçları ıslaktı elinde başını kuruladığını düşündüğüm havlu vardı. Saçından süzülen su damlacıkları boynuna, oradan da göğsüne süzülüyordu… Bedeninin alt kısmında eşofman olduğunu görünce rahatladım. Borkan kaşlarını çatmıştı… “Anne ben seni yine ararım, geziden sakın vazgeçeyim deme. Git eğlen, hata benim yerimde eğlen.” diyerek telefonu kapattım. “Sen, senin öz baban, Aziz Al Harafi mi?” Konuşmalarımı duymuştu, “Sen kapı mı dinliyorsun?” “Kapın açık olduğuna göre kapı dinlemiyorum demektir. Cevap ver Simay dedem dediğin adamın öz kızı mısın?” Omuzlarımı silktim bir şekilde gerçekler öğrenilecekti “Öyleymişim…” “Ne zamandan beri biliyorsun, evlendiğimizde biliyor muydun?” “Kuveyt’ten geldikten sonra öğrendim.” “Niye şimdiye kadar söylemedin?” “Bir şey değişir miydi?” “Hayır.” “O zaman söylemem gereksizmiş.” “Aziz Al Harafi, kızı olduğunu biliyor mu?” “Henüz değil ama öğrenmesi an meselesi, tuvalete gitmeliyim ve acil.” Gerçekten acildi yerimde sallanır duruma gelmiştim. Banyoya girip kapıyı kapattım, biraz nefes almaya ihtiyacım vardı. Hayatımı yazsam roman olur sözü tam bana uygundu. Daha da kim bilir neler yaşayacaktım… İhtiyacımı gördüm, elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Borkan’ın kokusu banyoya sinmişti, duş kabinini açtım. Kullandığı şampuan raftaydı, aldım burnuma götürdüm tazelik veren bir kokusu vardı. Bildiğimiz şampuanlardandı ama onun teniyle birleşince koku değişiyor beni etkiler hale geliyordu. Şimdiden banyoyu işgal etmişti; diş fırçası, şampuanı, tarağı, tıraş takımı, losyonu lavabonun üzerinde duruyordu. Bu kadar oyalanmak yeterliydi bir evin içinde nereye kadar köşe kapmaca oynayacaktım. Dışarı çıkıp odama yürüdüm, iş kıyafetimi giymeye ihtiyacım yoktu, arkası sağlam çaylak yüzünden işimden olmuştum. Yine de en rahat kotumu bulup üzerine aynı rahatlıkta olan kot gömleğimi geçirdim. Evde oturmak bu güzel gün için israftı, Borkan işe gittiği anda dışarı çıkacaktım. Kapı çalınıyordu, birkaç kez basılınca Borkan’ın açmayacağını anlamıştım kim gelmişti acaba? Kapıyı açar açmaz eski annem şimdiki ablam öfkeyle içeri girdi… “Kapıyı nasıl kilitlersin ha nasıl?” “Anahtarı sokup iki kez çevirdim kilitlendi, bazı asalakların eve girişini engellemeye çalıştım ama görünen o ki başarısız oldum.” “Seni terbiyesiz gerçeği öğrendin diye sana yaptıklarımı görmezden mi geliyorsun?” “Pardon, sen benim için ne yaptın?” “Nankörlük etme!” “Nankörlük etme mi? Anne deyip sarıldıkça beni itekledin, koca dediğin pisliğin yaptıklarına göz yumdun.” “Neye göz yummuşum ha neye?” “Bir bardağı kırdım diye her yerimi kanatana kadar dövdü ses çıkarmadın daha beş yaşımdaydım, diğer vurmalarını hiç saymıyorum. Ya büyüdükçe bana davranışındaki değişiklikler, içki içtiğinde beni yanına çağırmaları. Küçükken babam sandığım kocandan deli gibi korkuyordum. Bir kere anneanneme şikâyet ettim diye ikiniz bir olup beni dolaba kapattınız. Saatlerce bağırdım yalvardım umursamadınız, kızın olmasam da kardeşindim neden korumadın beni?” “Doğduğundan beri nefret ettim senden, hatta annemiz olacak kadın hamileyim dediği andan beri nefret ettim. İşin komik yönü bir değil ikiydiniz, Allahtan ikizin öldü. Benim olanlara ortak olmana katlanamıyordum. Hâlâ da katlanamıyorum. Annemin kolyesini ne yaptınız? Almaya geldim.” Acımasız sözlerine üzülmüştüm, yok bu cadı kadın artık beni asla üzemeyecekti. Annem olmaya para yüzünden katlanmış olsa da ablam olarak beni koruması gerekiyordu. “Kolye çoktan satıldı, niye satıldı, bil bakalım.” “Senin kim olduğunu babama söyleyeceğim.” “İstediğini yapabilirsin, sadece babamıza söyleme bence, tüm dünyaya yayın yap olsun bitsin. Bu duruma artık beni alet edemeyeceğini sana telefonda söyledim. Annemizin elinde ne varsa tükettiniz, şimdi çalışma zamanınız geldi yan gelip yatmak yok artık.” “Simay çok borçluyuz, senin kenarda köşede hiç birikimin yok mu hıı?” Allah’ım bu ne biçim kadındı? Yüz ifadesi, sesi öfke ve nefret doluyken birden değişivermiş yalvarır hale gelmişti. “Vallahi sana inanamıyorum, annemi yedin bitirdin, şimdi benim bir lokmacık maaşıma mı göz diktin… Yok, sana verilecek bir kuruşum yok, olsa bile vermezdim.” “Kredi çek, bankalar bize kredi vermiyor.” “Hayır, bak benden çok büyüksün artık aklını başına al, kocan olacak adam senin ona karşı olan zaafını kullanıyor. Alkolik ve kumarbaz, ayrıca…” Söyleyemeyecektim, ruhumdaki yara kanamaya başlamıştı, canımı yakıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE