Ferman beklemeyi bıraktı.
Bu iş uzamayacaktı.
Kafe o akşam erkenden kapatıldı.
Işıklar loştu.
Mekân boştu.
Ama içeride…
Bir fırtına hazırlanıyordu.
Çiçek o gün güzel giyinmişti.
Sabah üniversiteye gitmişti.
Derslerde oturmuş ama aklı hiç orada olmamıştı.
Defterine bakmış…
Ama hiçbir şey yazamamıştı.
Akşam olduğunda yine işe geldi.
Üzerinde sade ama zarif bir elbise vardı.
Saçları açıktı.
Yüzünde hafif bir makyaj.
Gözleri yorgundu.
Ama hâlâ çok güzeldi.
“Bu odaya servis yap Çiçek ,” dedi patron.
Çiçek tepsiyi aldı.
Kapıya doğru yürüdü.
Kapıyı açtı.
İçeri girdi.
Kimse yoktu.
Kaşlarını çattı.
Etrafına baktı.
“Herhalde lavaboya gittiler…” diye mırıldandı.
Bir adım daha attı.
Klik.
Kapı kapandı.
Çiçek dondu.
Yavaşça döndü.
Ve…
Nefesi kesildi.
Oydu.
O gece.
O adam.
Adını bilmiyordu.
Ama yüzünü…
Asla unutamazdı.
Ferman.
Duvara yaslanmıştı.
Kolları bağlı.
Bakışları sabit.
Çiçek yutkundu.
Geri çekildi.
Kalbi hızlandı.
Ferman doğruldu.
Ağır ağır yürüdü.
“Sana konuşacağız burada bitmedi dedim ben… değil mi?”
Çiçek başını salladı.
Geri çekildi.
“Ne istiyorsun benden…”
Kapıya doğru hamle yaptı.
Ama yetişemedi.
Ferman kolunu yakaladı.
Sert.
Bir anda içeri doğru savurdu.
“Ayar etme lan insanı! Uslu dur.”
Çiçek korktu.
Ama kendini topladı.
“Ne konuşması… ben anlamadım…”
Ferman bir anda masaya vurdu.
BAM!
“Ulan ne işin vardı o gece!”
“Kim gönderdi seni!”
Çiçek titredi.
Ama gözlerinin içine baktı.
“Kimse göndermedi!”
Sesi kırıldı ama devam etti:
“Ben ablamla geldim…”
“Nolduğunu bile bilmiyorum…”
“Lavaboya gidiyordum sadece…”
Gözleri doldu.
“Ve senin yanında uyandım…”
Bir adım geri çekildi.
“Yemin ederim suçsuzum ben…”
"Kimseyi tanımıyorum ki ben ..Lütfen inan "
Sessizlik.
Ferman baktı.
Uzun uzun.
Kızın üzerindekiler…
Temizdi.
Ama pahalı değildi.
Çalışıyordu.
Para almamıştı.
Bu…
Planlı değildi.
“Tesadüftü yani…” dedi kısık bir sesle.
Çiçek başını salladı.
“Evet…”
“Ben sizi tanımıyorum…”
“Sadece ilk defa içtim…”
“Ne olduğunu bile anlamadım…”
Bir an durdu.
Sonra…
İçindekini kustu:
“Senin yüzünden her şeyimi kaybettim ben!”
Ferman’ın gözleri daraldı.
“Ve hâlâ beni suçluyorsun…”
Gözlerinden yaş aktı.
“Ne olur uzak dur benden…”
Sesi titredi.
“Ailem öğrenirse… öldürür beni…”
“Lütfen…”
Ferman kaşını kaldırdı.
“Her şeyimi derken?”
Bir adım daha yaklaştı.
“Bakireliğinden mi bahsediyorsun?”
Çiçek kızardı.
Utandı.
Başını eğdi.
Gözleri doldu.
“Benim ilkimdi…”
Sesi çok kısıktı.
“İsterdim ki evleneceğim kişiyle olsun…”
Yutkundu.
“Sadece birine ait olayım…”
Başını kaldırdı.
“Benim dünyam… seninki gibi değil…”
Ferman’ın yüzü sertleşti.
“Ne o… şimdi dramatik mi oynuyorsun?”
Çiçek sinirlendi.
“Ne alakası var!”
“Ben sadece… benden uzak dur diyorum!”
“Karşıma çıkma!”
“Yanlıştı… hataydı… oldu bitti!”
Sessizlik.
Ferman’ın yumruğu sıkıldı.
Gözleri kıstı.
Başını yana eğdi.
Kızı baştan aşağı süzdü.
Bir kez daha.
Sonra…
Soğuk bir sesle konuştu:
“Bir daha o tarz yerlerde dolanma.”
“Etrafımda da görmeyeyim seni.”
Durdu.
“Buradaki işin de bitti.”
“Şimdi git.”
Çiçek dondu.
Gözleri doldu.
Bu işi…
Zor bulmuştu.
Ama hiçbir şey demedi.
Elindeki bezi masaya bıraktı.
Döndü.
Yürüdü.
Kapıyı açtı.
Ve çıktı.
Muhasebeye gitti.
“Alacaklarımı alabilir miyim…”
Kadın baktı.
Parayı uzattı.
Çiçek aldı.
Saydı.
Yaklaşık…
Yirmi bin.
Derin bir nefes verdi.
“Ne yapacağım ben…”
"Daha ayın ortasi ..Kira ev , abim , borçlar"
Dışarı çıktı.
Çarşıda dolaştı.
Dükkanlara baktı.
İş yoktu.
Hiçbir yerde.
Akşam çökerken…
Mahalleye döndü.
Yavaş yürüyordu.
Yorgun.
Kırık.
Tam geçerken…
Bir ilan gördü.
“Bayan eleman aranıyor.”
Bir kasap dükkanı.
Mahallenin kasabı.
Gözleri parladı.
İçeri girdi.
“Merhaba…”
Bir adam döndü.
Kumral.
Yakışıklı.
O gün sokakta bakan çocuk.
Bir an dondu.
Sonra kendini toparladı.
“Buyurun hanımefendi…”
Gülümsedi.
Çiçek nazikçe konuştu:
“Ben ilanı gördüm…”
“Çalışmak istiyorum…”
Suat’ın içi kıpır kıpır oldu.
Ama belli etmedi.
Elini uzattı.
“Ben Suat.”
Çiçek de elini uzattı.
“Ben de Çiçek.”
Suat gülümsedi.
“Tanıyorum seni…”
“Abin arkadaşım olur.”
Çiçek rahatladı.
Etrafına baktı.
“E o zaman…” dedi Suat.
“Başla.”
Çiçek şaşırdı.
“Ama Suat bey…”
“Ben üniversite okuyorum…”
“Bazen sabah gelirim…”
“Bazen öğleden sonra…”
Suat hiç düşünmedi.
“Uygun.”
“Zaten kasada durursun.”
“Et işi bende.”
Çiçek’in yüzü aydınlandı.
“Gerçekten mi?”
“Çok teşekkür ederim…”
“Yarın sabah gelsem olur mu?”
“Olur Çiçek.”
Vedalaştılar.
Çiçek çıktı.
Suat arkasından baktı.
Gülümsedi.
Tam o sırada…
Mert ve Can içeri girdi.
“Lan… giden kız Çiçek miydi?”
Suat sırıttı.
“Aynen kardeşim.”
“İşe başladı burada.”
“Ulan… doktor olacak kız kasapta…”
“Demek ihtiyacı var…”
Suat ilanı söktü.
Çöpe attı.
“Artık yok.”
Can güldü.
“Sen bu kızı alırsın ben sana diyim.”
Suat sigara yaktı.
Dumanı üfledi.
Kendinden emin bir şekilde:
“Alırım.”
Çiçek eve döndü.
Kapıyı kapattı.
Sessizlik.
Duşa girdi.
Su aktı.
Ama içindeki ağırlık…
Gitmedi.
Çıktı.
Yatağa uzandı.
Gözlerini kapattı.
Bugün…
Bir şeyler bitmişti.
Ama başka bir şey…
Yeni başlıyordu.
O sırada ,
Ferman ve Celal .
Gece ağırdı.
Hava soğuktu.
Ama içerisi…
Dumandan sıcaktı.
Ferman koltuğa yayılmıştı.
Bir ayağını uzatmış.
Elinde içki.
Diğer elinde sigara.
Gözleri boş gibi görünüyordu.
Ama aslında…
Dolu.
Celal karşısında oturuyordu.
Sırıtarak.
Her zamanki gibi.
“Lan…” dedi başını sallayarak.
“Demek, isterdim ki evleneceğim kişiyle olsun dedi he…”
Kahkaha attı.
“Vay be… kaldı mı böyle kızlar lan?”
Ferman dudaklarını yaladı.
Yavaşça.
“Kalmış demek ki…”
Sesi sakindi.
Ama içinde bir şey kıpırdadı.
Bir an…
Banu geldi aklına.
Gece kulüpleri.
Başka adamlar.
Gülüşler.
İhanet.
Ferman’ın çenesi kasıldı.
“Banu gibi kucaktan kucağa değil demek ki…”
Celal sustu bir an.
Bu cümle…
Şakayla söylenmemişti.
Sonra toparladı.
“Oğlum…” dedi kaşlarını kaldırarak.
“Niye çıkardın lan işten?”
Ferman arkasına yaslandı.
Sigaradan bir nefes çekti.
“Patron kızı güzelliği için tutuyordu.”
Başını hafif yana eğdi.
“Görmedin mi oğlum…”
“Her servisi kıza yaptırdı.”
Dumanı üfledi.
“Mal herif…”
Celal kahkaha attı.
“Ooooo…”
“Paşam kıskandın mı?”
Ferman kaşlarını çattı.
Başını çevirdi.
“Saçmalama lan…”
“Ne kıskanacam?”
Bir an durdu.
Sonra daha sert bir tonla:
“Harcarlar kızı ondan.”
Sessizlik.
Celal sırıttı.
Gözlerini kıstı.
“Heee…”
“Anladım.”
Sesi uzattı.
Ferman baktı ona.
Tehlikeli bir bakış.
Ama Celal durmadı.
“Lan ne diycem…” dedi rahatça.
“İki kız çağırsak?”
Ayağını uzattı.
“Gerildik lan…”
Ferman içkisini bitirdi.
Bardağı masaya bıraktı.
“Çağır lan.”
“Tamam.”
Celal telefonuna uzandı.
Ama durdu.
Sırıttı.
“Senin ki kıvırcık olsun mu…”
Başını kaldırdı.
Gözleriyle vurdu:
“Adı Çiçek ha?”
Bir saniye.
Sessizlik.
Ferman’ın yüzü değişti.
“Sus ulan.”
Sesi düşüktü.
Ama sertti.
Celal kahkaha attı.
“Ama…”
“Zaten o kız sana gelmez artık.”
Ferman başını kaldırdı.
“Niye lan?”
Celal omuz silkti.
“Oğlum kız ne dedi…”
“Uzak dur benden…”
“Karşıma çıkma…”
“Dedi lan.”
Sustu.
Sonra ekledi:
“Senin dünyana girmez o kız.”
Ferman’ın eli yumruk oldu.
Bir anda sinirlendi.
“Lan beynimi siktin lan!”
“Tamam!”
Ayağa kalktı.
İçindeki huzursuzluk büyüyordu.
Çünkü ilk defa…
Bir kadın…
Onu istememişti.
Ve bu…
Ferman’a ağır gelmişti.
Ama daha da kötüsü…
Onu düşünmeye devam ediyordu.
İstemeden.
Kontrolsüz.
Ve bu…
Onun alışık olduğu bir şey değildi.
Sigarasını sertçe bastırdı.
İçinden tek bir şey geçti:
“Bu hayatta hiç bir şey belli olmaz .."