Ferman normalde beklemezdi.
Ve bu seferde …
Beklemedi.
Direkt harekete geçti.
“Bulun o kızı.”
Tek cümle.
Ama arkasında…
Bir şehir hareket etti.
İki gün içinde dosya masadaydı.
Kalın değildi.
Zaten Ferman’ın kaşını çatan da buydu.
Dosyayı açtı.
Yavaşça.
Dikkatle.
Çiçek Pastaj.
Gözleri ismin üzerinde durdu.
İçinden tekrar etti.
“Çiçek…”
Devam etti.
20 yaşında.
Kaşları hafif çatıldı.
“Daha çocuk…”
Sayfayı çevirdi.
Lise mezunu.
Hem çalışıyor hem üniversite okuyor.
Durdu.
Bir daha okudu.
Tıp fakültesi.
Ferman başını kaldırdı.
Boşluğa baktı.
“Ne…yok artık amına koyayım”
Tekrar dosyaya döndü.
Üç kardeş.
Ablası: Bade Pastaj.
Abisi: Kaya Pastaj.
Devam etti.
Anne baba vefat.
Sayfa orada ağırlaştı.
“Kimseleri yok…”
Altındaki bilgi:
Abisi güvenlik görevlisi.
Ferman arkasına yaslandı.
Derin bir nefes aldı.
Dosyada birkaç fotoğraf vardı.
Aldı.
İncelemeye başladı.
Birinde Çiçek gülüyordu.
Doğal.
Temiz.
Hiç makyaj yok.
Bir diğerinde…
Kitapların arasında.
Başını eğmiş.
Çalışıyor.
Bir diğerinde…
Ablasıyla.
Sarılmışlar.
Ferman’ın çenesi kasıldı.
“Bu kadar mı lan?” dedi sertçe.
Karşısındaki adam başını eğdi.
“Bu kadar abi… başka bir şey bulamadık.”
Sessizlik.
Ferman dosyaya tekrar baktı.
Yavaş.
Derin.
“Kimsin sen…” diye mırıldandı.
“Ne işin vardı lan orda…”
Bu soru…
İçini kemiriyordu.
Başını kaldırdı.
“Bar kayıtlarını getirin bana.”
Adam hiç beklemedi.
“Tamam abi.”
İki saat sonra…
Kayıtlar masadaydı.
Ferman yalnızdı.
Odayı kapattı.
Perdeyi çekti.
Işık azaldı.
Ekranı açtı.
Tarihi girdi.
Ve izlemeye başladı.
Görüntü geldi.
Kapı.
İçeri giren iki kadın.
Çiçek.
Ve ablası.
Ferman öne eğildi.
Gözlerini kıstı.
“Demek böyle girdin…”
Devam etti.
Masaya oturdular.
Normal.
Sıradan.
Sonra…
Bir adam kadraja girdi.
Başka bir masada.
Ferman’ın gözleri daraldı.
Adam cebinden bir şey çıkardı.
İçeceğe attı.
Ama o içki…
Başka birine aitti.
Karmaşa oldu.
Garson geldi.
Bardaklar değişti.
Ve…
Çiçek o bardağı aldı.
İçti.
Ferman’ın nefesi ağırlaştı.
“Yok artık…amına koyayım”
Ekrana daha çok yaklaştı.
Dakikalar geçti.
Çiçek’in hali değişti.
Başını tuttu.
Etrafına baktı.
Ayağa kalktı.
Lavaboya gitmeye çalışıyordu.
Ama…
Yönü karıştırdı.
Koridora saptı.
Ferman’ın gözleri büyüdü.
“Hayır…”
Ekran devam etti.
Kapının önünde durdu.
Tam o sırada…
Başka bir kadın geldi.
Celal’in gönderdiği kız.
Ferman dişlerini sıktı.
Kız kapının önünde bekledi.
Sonra…
Telefon çaldı.
Kadın sinirle dışarı çıktı.
Ve…
Kapının önünde…
Sadece Çiçek kaldı.
Ferman yutkundu.
Boğazı kurudu.
Devam etti.
Kapı açıldı.
Ve…
Her şey…
Yerine oturdu.
Ferman geriye yaslandı.
Elleri yavaşça yumruk oldu.
Sonra bir anda…
Masaya vurdu.
BAM!
“Siktiğimin zamanlaması lan!”
Ayağa kalktı.
Siniri kontrolsüzdü artık.
“Ulan kız bakireydi lan…”
Sesi boğuk çıktı.
Ama içi parçalanıyordu.
“Ne işin var kızım senin o yerlerde…”
Elini saçlarından geçirdi.
Sinirle.
“Ulan!”
O an…
Öfkesi yön değiştirdi.
Kıza değil.
Kendine.
Duruma.
Zamana.
Kapı açıldı.
Adam içeri girdi.
Ferman döndü.
Gözleri karanlıktı.
“Takipte kalın kızı.”
Sesinde tartışma yoktu.
“Adım adım.”
Adam başını eğdi.
“Tamam abi.”
Kapı kapandı.
Ferman yalnız kaldı.
Ekrana tekrar baktı.
Çiçek’in o hali…
Dengesiz yürüyüşü…
Masumluğu…
Gözlerini kapattı.
İlk defa…
İçinde garip bir şey vardı.
Pişmanlık.
Ama Ferman…
Onu tanımazdı.
Sadece tek bir şey biliyordu.
“Bu iş bitmedi…”
Ve bu sefer…
Kontrol tamamen onun elindeydi.
Çiçek o sabah aynanın karşısında biraz daha uzun kaldı.
Uzun zamandır ilk defa…
Kendine baktı.
Gerçekten baktı.
Saçlarını açtı.
Kıvırcık dalgalar omzuna döküldü.
Parmaklarıyla düzeltti.
Sonra hafif bir ruj sürdü.
Çok belli olmayan.
Doğal.
Rimel sürdü.
Zaten güzel olan gözleri…
Biraz daha ortaya çıktı.
Aynaya baktı.
Bir an durdu.
İçinden bir ses:
“İyisin…”
Ama başka bir ses:
“Değilsin…”
Başını hafifçe salladı.
Düşünmek istemedi.
Dolabından çiçekli elbisesini çıkardı.
Üzerine giydi.
Hafif, sade…
Ama üzerinde çok güzel duruyordu.
Derin bir nefes aldı.
“Çıkmam lazım…”
Salona geçti.
Kaya abisi oturuyordu.
Yorgundu.
Ama kız kardeşini görünce yüzü yumuşadı.
“Abicim…” dedi Çiçek, hafif çekinerek.
“Kızlarla kafeye gidelim dedik… gidelim mi?”
Kaya gülümsedi.
Gözlerinde hem sevgi hem koruma vardı.
“Git abicim,” dedi.
“Ama geç kalma tamam mı?”
Çiçek’in yüzü aydınlandı.
“Tamam abicim… seni çok seviyorum.”
Kaya güldü.
“Deli kız… ben de seni çok seviyorum.”
Çiçek kapıdan çıktı.
Güneş yüzüne vurdu.
Bir an gözlerini kapattı.
Mahalle…
Her zamanki gibiydi.
Ama insanlar…
Hep aynı değildi.
Yürürken bakışlar toplandı.
Her zamanki gibi.
Ama bugün biraz daha fazla.
Köşe başında üç genç vardı.
Sigara içiyorlardı.
Çiçek’i görünce sustular.
Kumral, yakışıklı olan hafifçe eğildi arkadaşına:
“Ulan ne güzel kız…” dedi.
“Abisinden korkmasam gidip ‘evlen benimle’ diyeceğim lan.”
Diğeri sırıttı.
Sigarasını yaktı.
“Doktor olacak kız bakar mı lan sana?”
“Niye lan, işim var gücüm var,” dedi diğeri hafif alınarak.
Üçüncü çocuk araya girdi:
“Düğün günü terk edildi lan o kız… o artık kimseye bakmaz.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Çiçek hiçbirini duymadı.
Ya da duymamayı seçti.
Yürüdü.
Gitti.
Ama kumral genç…
Bakmaya devam etti.
Uzun uzun.
Çiçek arkadaşlarının yanına ulaştı.
Selin ve Ceren oturmuştu.
Onu görünce yüzleri güldü.
Ceren hafifçe ıslık çaldı.
“Bu ne güzellik yavrum?” dedi esprili bir dille.
Çiçek güldü.
Uzun zaman sonra içten bir gülüş.
“Senin güzelliğin kızım.”
Oturdu.
Sipariş verdiler.
Kahveler geldi.
Sohbet başladı.
Normal.
Sade.
Güzel.
Ama Çiçek’in içinde…
Hâlâ bir boşluk vardı.
Gülüyordu.
Ama bazen dalıyordu.
Selin fark etti.
Ama bir şey demedi.
Bazen…
Sormamak daha iyiydi.
O sırada…
Başka bir yerde…
Ferman.
Haber çoktan ulaşmıştı.
“Çıktı abin evden .Cafedeler iki kız ile .”
Tek cümle.
Ama yeterliydi.
Celal yanındaydı.
Her şeyi biliyordu artık.
“Kardeş hayırdır?” dedi kaşlarını çatarak.
Ferman sigarasını yaktı.
Derin bir nefes çekti.
Dumanı ağır ağır verdi.
İri kemikli, dövmeli elleriyle bardağa içki doldurdu.
Ama gözleri…
Başka yerdeydi.
“Kim olduğunu öğreneyim bir…tam olarak ” dedi.
Sesi sakindi.
Ama altında bir gerilim vardı.
“Hayır mı… şer mi… göreceğiz.”
Celal başını salladı.
“Lan bir şey çıkmadı işte amına koyayım.”
Ferman gözlerini kıstı.
“Belki de çıkmaması için iyi tezgah kuruldu…”
Celal bir an durdu.
Sonra omuz silkti.
“Oğlum tıp okuyormuş lan…” dedi.
“Ne işi olur?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Yanlış yer… yanlış mekan,” diye ekledi.
Sonra ayağını uzattı.
Rahatladı.
“Bu tarz kızların bizle işi olmaz zaten…”
Ferman başını çevirdi.
Kaşını hafifçe kaldırdı.
“Niye lan… neyimiz varmış bizim?”
Celal güldü.
Ama bu sefer ciddi bir tonla konuştu:
“Oğlum kız tıp okuyormuş… doktor olacak.”
“Ne işi olur mafyayla?”
Bir an durdu.
Ferman’a baktı.
“Bizim hayatımız belli lan…”
Bu cümle…
Havada kaldı.
Ferman bir şey demedi.
Sadece sigarasından bir nefes daha çekti.
Ama içinde…
Bir şey oturdu.
Hoşuna gitmemişti.
Çünkü ilk defa…
Bir şeyin dışında kalmış gibi hissetti.
Ve Ferman…
Dışarıda kalmayı sevmezdi.
Gözlerini kapattı kısa bir an.
Sonra açtı.
Ve tek bir şey düşündü:
“Bakalım… gerçekten bizim dünyamızın dışında mı…”
Ferman kararını vermişti.
Bu iş uzamayacaktı.
“Gidiyoruz,” dedi kısa ve net.
Celal sırıttı.
“Nereye lan?”
Ferman ceketi düzeltti.
“Tesadüf yaratmaya.”
İki adam çıktı hemen .
Yarım saat sonra..
Kafe çıkışı…
Çiçek arkadaşlarıyla vedalaştı.
“Ben kaçtım kızlar.”
Selin el salladı.
“Yaz akşam.”
Ceren göz kırptı.
“Dikkat et kendine.”
Çiçek gülümsedi.
Ama içindeki huzursuzluk yine vardı.
Anlam veremediği bir ağırlık.
Yürümeye başladı.
Tam köşeyi dönerken…
Birine çarptı.
Sert.
“Öküz müsünüz ya dikkat edin—”
Sesi kesildi.
Başını kaldırdı.
Ve…
Dünya durdu.
Gözleri büyüdü.
Nefesi kesildi.
O.
O gece.
O adam.
Ferman.
Bir anda o gece geri geldi.
Baş dönmesi.
Karanlık oda.
Korku.
Çiçek bir adım geri çekildi.
Yüzü bembeyaz kesildi.
Ferman da bakıyordu.
Ama bu sefer…
Saklamıyordu.
Tanımıştı.
Zaten biliyordu.
Ama kızın gözlerindeki o anlık korku…
Her şeyi doğruladı.
“Sen…” dedi Çiçek, sesi titreyerek.
Ferman başını hafif yana eğdi.
Sakin.
Ama tehlikeli.
“Ben,” dedi.
Sessizlik.
Çiçek’in gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
“Sen , beni mi ..…”
Cümleyi kuramadı.
Boğazı düğümlendi.
Ferman’ın çenesi kasıldı.
“Devam et,” dedi.
Çiçek başını salladı.
Geri çekildi.
“Benden uzak dur,” dedi.
Net.
Kırık ama güçlü.
Celal arkada sırıtarak izliyordu.
Sigarasından bir nefes çekti.
“Vay anasını tam film amına koyayım…” diye mırıldandı.
Tam o anda—
“Çiçek!”
Bade koşarak geldi.
Kız kardeşinin halini görünce durdu.
“Ne oldu kızım ? ”
Sonra…
Gözleri Ferman’a kaydı.
Bir an dondu.
Sonra Celal’i gördü.
İkisini de süzdü.
İçine bir şey oturdu.
Anlam veremediği bir huzursuzluk.
“Kim bunlar?” dedi sertçe.
Çiçek cevap vermedi.
Sadece baktı Ferman’a.
Ferman ise hâlâ ondaydı.
Gözleri kaçmıyordu.
“Tanıyor musun?” dedi Bade bu sefer daha sert.
Çiçek yutkundu.
“Tanımıyorum abla …”
Sessizlik.
Ferman’ın gözleri karardı.
“İyi,” dedi kısık bir sesle.
Bir adım yaklaştı.
Çiçek geri çekildi hemen.
“Yaklaşma!”
Etraf gerildi.
Celal sigarasını attı yere.
Ayağıyla ezdi.
“Abi…” dedi uyarı gibi.
Ama Ferman durmadı.
Gözlerini Çiçek’ten ayırmadan konuştu:
“Konuşacağız.”
Çiçek başını salladı.
“Hayır.”
Ferman’ın dudakları sertleşti.
“Konuşacağız,” dedi tekrar.
Bu bir teklif değildi.
Karardı Ferman için .
Bade bir adım öne geçti.
Kız kardeşinin önüne.
“Bak,” dedi sertçe.
“Her kimsen, uzak dur ondan.”
Ferman ilk kez gözlerini Bade’ye çevirdi.
Kısa.
Soğuk.
Sonra tekrar Çiçek’e baktı.
“Bu iş daha bitmedi.”
Döndü.
Yürüdü.
Celal arkasından sırıtarak baktı.
“Geçmiş olsun kızım…fena birine denk geldin ” diye mırıldandı kendi kendine.
Çiçek olduğu yerde kaldı.
Titreyerek.
Geçmiş…
Onu bulmuştu.
Ve bu sefer…
Kaçamayacaktı.
Bade baktı kıza .
"kim bu kızım , mağara adamı ya resmen .O ne öyle Shrek sandım bir an ."
Çiçek gülümseyerek baktı ama acı ile .
"o geceki adam " diyince Bade dondu kaldı .