Düğün organizasyonu, misafirlerin gülüşleri, alkışları ve ışıklar içinde geçen tüm coşkusu ile geride kalmıştı. Düğünün ardından camiye gidilmiş ve dini nikah kıyılmıştı. Demir bunu istemiyordu ama Babasının ısrarı nedeniyle ve evliligin tamamlanması için kabul etti ve dini nikahta kıyıldı.
Artık akşam olmuş, sehrin ışıkları çoktan aydılanmış, şehir yavaşça sessizliğe gömülmüştü. Demir, düğün sonrası karısı Ahsen’i almış, lüks siyah arabasına bindirmişti. Arabanın içi sessizdi; sadece motorun hafif homurtusu ve yolda lastiklerin asfaltla temasının yankısı duyuluyordu.
Ahsen, gözlerini dışarıdan çekip içeri gömülmeyi tercih etmişti. Kalbi hızla çarpıyor, nefesi hafifçe kesik kesikti. Korku ve heyecan birbirine karışmıştı; hem bu tamamen yeni dünyaya adım atmanın ağırlığını hissediyor, hem de kocasının durgun ve soğuk bakışlarını içten içe analiz ediyordu.
Demir, direksiyonun başında sessizce oturuyordu. Aracın içine, dışarıdaki sessizlikle karışan bir soğukluk yayılıyordu. O, kendi iç dünyasında sadece tek bir şeyi düşünüyordu: görevini yerine getirmek. Fakat göz ucuyla Ahsen’i izlemeyi de ihmal etmiyordu; onun ürkek, masum duruşu, Demir’in sert dünyasına tamamen yabancıydı.
Yol uzadıkça Ahsen, kalbindeki korkuyu biraz olsun bastırmaya çalıştı. Düşünceler arasında, “Gerçekten bu adamla… bu kadar soğuk biriyle… bu geceyi geçirebilir miyim?” sorusu yankılanıyordu. Demir ise sessizliğini bozmadan, arabayı malikanenin önüne doğru yönlendirdi.
Ve işte geldiler: büyük, siyah kapısı ve yüksek duvarları ile görkemli malikâne. Işıkların hafifçe yandığı geniş bahçe, sessiz ve ürkütücü bir hava yayıyordu. Hizmetçiler ortalıkta görünmüyordu; düğün gecesi olduğu için tüm evin huzuru ve sessizliği, malikânede bir tür bekleyiş havası yaratıyordu.
Demir, arabayı park etti ve sessizce kapıyı açtı. Ahsen, adeta büyülenmiş bir şekilde malikâyeyi inceledi. Her detay, her köşe, her ışık ve gölge, hem lüksü hem de uzaklığı yansıtıyordu. Kapının önünde kısa bir duraksadı; kalbi hâlâ hızlı çarpıyor, nefesi hafif titriyordu.
Demir, kelimelere ihtiyaç duymadan onu yanına aldı ve içeri doğru yürüdü. Adımlarının sesi geniş koridorlarda yankılandı. Ahsen, gerginliğini kontrol etmeye çalışarak Demir’in arkasından geldi.
Demir anahtar ile kapıyı açtı ve büyük salon onları karşıladı. Malikânenin salonu sessiz, her detay özenle yerleştirilmişti. Ahsen sessizce etrafı gözlemledi. Bu ev, onun için hem büyüleyici hem de korkutucuydu.
Demir, salonun kapısını açtığında, ışığın yumuşak parlaklığı Ahsen’in yüzünü aydınlattı. Kendi sessiz ve etkileyici duruşunu, bu geniş odanın içinde iyice hissettirdi. Ahsen, ellerini hafifçe kenetledi, duvağı omuzlarından hafifçe düşmüş, gözleri genişlemişti. Kalbi, hem korku hem de heyecanla hızlıca çarpıyordu.
Demir, sessizliği bozarak kısa bir baş salladı; “İçeri gir,” dedi, sesi derin ve etkileyiciydi. Ahsen, titreyen elleriyle adım attı ve bir anlığına, odadaki sessizliğin ağırlığını hissetti. Malikâne, sadece bir ev değil; aynı zamanda Demir’in dünyasının bir uzantısıydı. Her köşe, her gölge, sert ve soğuk kişiliğinin izlerini taşıyordu.
Ahsen, nefesini derin aldı, gözlerini Demir’e çevirdi. Adam hâlâ soğuk ve mesafeli duruyordu, ama içten içe Ahsen’in varlığı onu biraz olsun sarsıyordu. Sessizlik, odada büyüyen bir gerilimi beraberinde getiriyor, her iki kalbin de atışını neredeyse duyulur hâle getiriyordu.
Demir kapıyı kapattı ve merdivenlere yöneldi. Ahsen titreyen elleri ile gelinliğini tutarak Demir'i takip etti.
Üst kata çıktıklarında onları uzun bir koridor ve beş oda karşıladı. Demir en sondaki odaya yürüdü ve kapıyı açmadan önce Ahsen'e baktı ve hemen bakışlarını çekip kapıyı açtı ve içeriye girdi.
Ahsen onu takip etti ve odaya girdi.
Oda oldukça büyük ve ferahtı. Ortada kral boy bir yatak beyaz saten kumaşlar ve gül yaprakları doluydu. Odada büyük bir boydan cam vardı malikanenin bahçesini gösteriyordu. makyaj masası lüks ve modern komodin vardı. Odada gardırop yoktu ama iki tane kapı vardı birisi banyo diğeri ise giyinme odası olmalıydı.
Bu iyi olmuştu Ahsen burda giyinemezdi utanırdı.
Ahsen, Demir'in yatağa oturduğunu görünce gelinliğini çıkarmak için hafifçe hareketlendi. Hizmetçiler birkaç gün önce odasına özenle hazırlamıştı.
Demir sert bir ses tonuyla konuştu.
"Üstünü değiştir ilk kapı giyinme odası diğeri banyo"
Ahsen, başını salladı ve sessiz adımlarla giyinme odasına yöneldi. Kalbi hâlâ hızlı çarpıyor, nefesi hafif titriyordu. Bu büyük malikanenin sessizliği, her adımında Ahsen’in heyecanını ve korkusunu büyütüyordu.
Gelinliği, fermuarı yandan olan bir modeldi; bu sayede kolayca çıkarabiliyordu. Bilerek seçmişti Demir den yardım istemeye utanırdı.
Kumaşın ağır tül katmanları birer birer Ahsen’in omuzlarından süzüldü. Aynadaki yansımasına baktığında, Beyaz iç çamaşırları ve başörtüsü ve zarif duvağı ile duruyordu.
Başörtüsünü ve duvağı çıkarttı biraz zaman aldı ama sonunda doğal portakal rengi saçlarını özgür bıraktı.
Saçlarını çok seviyordu kızıldı ve asla katkı boya yoktu tamamen doğuştandı. Babası onu portakal kabuğu diye severdi. Dalgalı kızıl saçlarını özenle bakım yapar ve saklardı saçları onun için çok değerliydi.
Ve beyaz uzun geceliğe geçerken, görünümü çok daha sade ve savunmasız bir hâl almıştı. Beyaz gecelik kollarina ve bileklerine kadar kapatıyordu. Kısa minicik gecelikler de vardı ama onları giymek için şu an hazır hissetmiyordu.
Tamamen giyindikten sonra gelinliği katlayıp kenara koyduktan sonra giyinme odasından çıktı.
Demir, büyük yatakta oturuyordu. Takım elbisesini çıkarmıştı üstüne beyaz bir tişört giymişti. Gözleri, Ahsen’in her hareketini izliyor, ama hiçbir tepki göstermiyordu. Varlığı odada hâkimiyetini pekiştiriyor, sessizlik adeta onun doğal silahı gibi etrafı kaplıyordu.
Ahsen, geceliğinin kumaşını düzeltirken fark etti ki, Demir’in bakışları onu hem tartıyor hem de mesafesini koruyordu. Bu adamın iç dünyası, sessizliği ve soğukluğu ile neredeyse dokunulamazdı. Eğer Demir bu gece herhangi bir beraberlik talep ederse, Ahsen ne söyleyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu ve bu içini daha da geriyordu.
Göz göze gelmeleri bile kısa ve gerilim doluydu. Ahsen, derin nefes aldı, ellerini kenetledi. İçinde bir cesaret kırıntısı vardı; ama bu cesaret, karşısındaki adamın sert ve mesafeli duruşu karşısında her an sarsılabilirdi.
Demir ise hâlâ sessizdi. Onun için bu gece, duygusal yakınlık ya da romantik bir an değildi. Sessizliği, odadaki atmosferi neredeyse yoğun bir baskı hâline getiriyor, Ahsen’in kalp atışlarını daha da hızlandırıyordu.
İki farklı insan, tek bir odada karşı karşıya gelmişti: masumiyet ve savunmasızlık, sertlik ve kontrol… Konuşulmamış kelimeler, söylenmemiş düşünceler, sessizliğin içine hapsolmuş, gecenin karanlığında bir gölge gibi asılı kalmıştı.
Ahsen, geceliğinin yumuşak kumaşını hissetti; belki de bu gece, onun için hem bir başlangıç hem de sınav olacaktı. Demir’in bakışları hâlâ sert ve rahatsız edici bir gölge gibi üzerindeydi; ama genç kız, nefesini toparlayarak, sessizce geceliğinin içinde dik durmayı seçti.
Ahsen, yatsı ezanının hafifçe telefonundan yayılan tınısını duyduğunda, gün batımından beri içini kemiren düşünceler bir anda daha da belirginleşti. Namaz vakti gelmişti; gün boyu gözünün önünden gitmeyen kocasını ibadet ederken görme arzusu, onu hafif bir telaşa sürükledi.
Banyoya doğru ilerlerken sessizce adımlarını attı; geceliğinin kumaşı ayağına hafifçe dolanıyor, kalbinin hızlı çarpıntısı sessizliği bozuyordu. Bir yandan kendi duygularını toparlamaya çalışıyor, diğer yandan yeni hayatındaki karmaşık sorumlulukları omuzlarında hissediyordu.
Odaya geri döndüğünde Demir'in hazırlandığını gördü. Ahsen sesi titreyerek ama kararlılıklabsöyledi:
“Hadi dua edelim!”
Demir, siyah deri ceketini giymiş, kapıya doğru yönelmişti. Ahsen’in sesi onu durdurdu ve başını kısa bir şekilde çevirdi. Ama bakışları hâlâ keskin, sert ve soğuktu.
“Ben namaz kılmıyorum ,” dedi sadece; sesi, odadaki sessizliği daha da boğucu bir hâle getirdi.
Ahsen hızla Demir’in kolunu yakaladı. Bunu yaptigina inanamıyordu ama yapmıştı. Kalbi korku ve endişeyle dolmuştu:
“Nereye gidiyorsun?”
Demir, kolunu sertçe Ahsen’in elinden kurtardı. Gözlerinde öfke ve kararlılıkla.
“Seni ilgilendirmez!” dedi
Ahsen, bir an dondu. Korku, şaşkınlık ve merak birbirine karışmıştı. Ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Sessizce, Demir’in hareketlerini izledi; adam hâlâ gitmeye kararlıydı.
“Çok konuşmanın yanı sıra, başkalarının işlerine karışmayı da seviyorsun. Seni uyarıyorum… yaşamak istiyorsan işlerime karışma,” dedi Demir, sesi derin, sert ve tehditkârdı.
Ahsen, nefesini tutmuş, gözlerini kocasında sabitlemişti. Onun soğuk bakışları, bu geniş malikanedeki sessizliği neredeyse elle tutulur hâle getirmişti. Ama korkusu kadar, içindeki merak da büyüyordu: Neden bu kadar sert, neden bu kadar öfkeliydi?
Demir, Ahsen’in yüzündeki şaşkınlığı ve hafif korkuyu fark etmiş olmalıydı ki, elini geri çekti ve kadını itti.
“Sana her an zarar verebilirim… işime karışma,” diye devam etti ve odadan dışarıya çıktı.
Ahsen, geride sessizce kaldı. Kalbi hâlâ hızlı çarpıyor, elleri titriyordu. Odadaki sessizlik, Demir’in ardında bıraktığı sert sözlerle dolmuştu. Gözlerini duvarlara, yatağa ve boş odaya dikti; her köşe, her gölge ona biraz daha korku ve şaşkınlık katıyordu.
Kafasının içinde tek bir soru yankılanıyordu:
“Demir neden benimle evlendi”
Adamın öfkesi, sertliği ve neredeyse nefret dolu bakışları… Bunların hepsi, Ahsen’in zihninde bir bulmacayı oluşturuyordu. Evlenmişlerdi, ama bu evlilik onun için bir güvenlik ve sevgi kaynağı değil; aksine, bilinmezlik, korku ve endişeyle örülmüş bir labirentti.
Ahsen, yavaşça yatağın kenarına oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi, nefesini düzenlemeye çalıştı. Her nefes, onun hem korkusunu hem de kararlılığını hatırlatıyordu. Bu gece, Malikânenin sessizliği ve Demir’in sert bakışları altında, Ahsen için sadece bir başlangıçtı.
Ve o an, Ahsen kendi kendine fark etti: Bu evlilik, bir zorunluluk ya da babaların kararı değil; aynı zamanda onun için bir sınav, ve Demir’in karanlık dünyası ile yüzleşeceği ilk gerçek meydan okumaydı.