bc

Asi ve Kurt

book_age12+
137
TAKİP ET
1K
OKU
contract marriage
opposites attract
kickass heroine
twisted
royal
enimies to lovers
secrets
witchcraft
supernatural
lords
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Victoria Blackwood' un konuşulmasının nedeni dillere destan güzelliği değil asi ve hırçın tavırlarıdır. İnadı uğruna girdiği Kara Orman'da bir cadı ile karşılaşması tüm hayatını değiştirir. Kral Henry'nin tehdidi ile Kara Kurt ile evlenmek için bir anlaşma yapar, Asi artık İskoçya yolcusudur...

➰➰➰

Onu durduracak tek şeyin ben olduğumu söylemişti.

Peki ya beni kim durduracaktı?

Kurt'un dudakları ısırgan bir soğuk, nefesime karışan nefesi ise içimi yakan bir sıcaktı.

Konuşamadım. Her şeyi hissettim, her anımızı, sıcak nefesini, gülen gözlerini. Hatta bir an bile olsa benim için atan kalbini...

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Kara Orman'ın Kalbine Doğru
Sabah uyandığımda güneş ışınları geniş pencereden sızıyor ve odamın eski döşemelerine düşüyordu. Işık huzmelerindeki toz parçaları oradan oraya uçuşurken adeta vals ediyordu. En ufak hareketimde gıcırdayan şiltemin sesi yankılanırken içeriye dolan tuzlu deniz havasının kokusu alabiliyor, yolculuğum boyu aşinası olduğum şımarık martı çığlıklarını duyabiliyordum, bunca zaman sonra bana huzur verdiğini inkar etmiyordum artık. Gözlerimi kapayıp anın tadını çıkarmaya karar verdiğim an tüm sesleri bastıracak kadar güçlü olan çanlar çaldı. Bunun anlamını biliyordum, burada yaşayan herkes biliyordu ve çok ama çok uzun zamandır bekledikleri buydu. Bendim... Aslında içten içe bunun olmaması için dua ediyordum. Clayton'daki tüm çanlar eve döndüğüm için çalıyordu. Sesler hafiflediğini düşündüğüm bir anda en baştan tiz çınlama –sanki hala duymayan kalmış gibi- devam etti. Bu gümbürtüye normalde asla tahammül edemezdim. Ama insanlarımın gelişimi kutlamaları, burada olmamın yüreklerine biraz da olsa umut ve mutluluk tohumları serpebilmiş olmam benim için büyük bir onurdu ve gücüm yettiğince onlar için her şeyi yapmak niyetindeydim. Gerinip buruşuk çarşafımın yasemin kokularıyla beni hapsetmesine izin vererek rahatladım. Sırt üstü yattığım zaman acı bir inilti çıktı dudaklarımdan. Vücudum halsizlikten kırılıyordu, uzun deniz yolculuğu beni yormuş her daim görmeyi düşlediğim Fransa'ya bir daha gitmeyi tövbe ettirmişti. Bunun için sahip olduğum milyonlarca sebep vardı. Geçen yıl bizzat Fransız Kralından aldığım cömert daveti hiç düşünmeden kabul etmiştim, detaylı olarak düşünmeye gerek dahi duymamıştım, uzaklaşmak buradan uzakta olmak beni daha iyi hissettirir sanmıştım. Gelen üst düzey davetle birlikte bu artık yalnızca ufak bir gezinti değil, aynı zamanda deneyim kazanabileceğim bir kortejin içerisinde bulunma fırsatını yakalamama sebep olmuştu. Yalnızca şahsıma yapılmış bu davet İngiliz asilzadeleri arasında ufak kıskançlık krizlerine dahi neden olmuştu. Ne diyebilirim ki oldukça haklılardı... Gemiden indiğimde yalnızca beni korumakla yükümlü bir birlik ile karşılandım. Hali hazırda beni bekleyen tahtırevan ile saraya kadar giderken yolda kafamı kurcalayan sıkıntılar yavaşça unutup yeni bir başlangıç yaptım. Yanımda en azından bir hizmetli götürmem hususunda devamlı ısrar eden babamı yalnız gitmem için ikna etmem oldukça zor olmuştu. Buna içerleyen pek çok insan vardı elbette. Fontainebleau Sarayı beklediğimin oldukça üstündeydi. Aşağılamalara rağmen Cour d'Honneur'da saray eşrafı tarafından adeta İngiltere prensesi gibi karşılanmıştım. Elbette bundan yana en ufak bir şikayetim yoktu... Süslü cümleleri ile kızların kalbini çalan çekici lordların ilgi odağı olmuş , kumardaki ustalığımdan dolayı aranan bir oyuncu olmuştum. Saray kadınlarının bana yönelettikleri kıskançlık oklarını hiç dikkate almamıştım. Hemen hemen saraydaki herkesin ilgi odağı olmuştum. Ama aralarında öyle biri vardı ki bu kıskançlığı kazanmamda kilit rol oynamıştı. Genç Beauchamp Markizi Françoise Gaston 'un ilgisini çekmem hayret edilecek bir gelişmeydi zira kendisi ile edebiyat hakkındaki konuşmalarımız dışında birbirimize oldukça uzaktık. Ama yine de kıskanılmak ve rakip görülmek beni güçlü hissettirmişti. Tüm bunları düşününce dudaklarımın tatminkar bir şekilde yukarıya kıvrıldığını hissediyordum. Bazen kaçınılmaz olanı engelleyemezdiniz. Düşüncelerim kapımın çalınmasıyla bölündü. "Kimseyi istemiyorum." Sesime yansıyan aksi tınının kapıdakini uzaklaştıracağını düşünürken fazlasıyla yanılıyordum. Kapı hızla açıldı ve Amy koşarak içeri girdi. Hiç tereddüt etmeden yatağın üzerine atladı ve şilte onun ağırlığıyla biraz daha çöktü. "Kimseyi iste..." Sözümü kesti. Nefes nefeseydi. Böyle anlarda ona söylediğim sözler etkili olmazdı. Dağılan uzun saçlarını toparladı. "Bana her şeyi anlat. En başından François gerçekten hayallerimdeki gibi mi? Fransa'da aklını başından aldığına eminim." Diyerek kıkırdadı aynı küçük bir kız gibi.Heyecanı karşısında bende gülmeye başladım. Sanırım dedikodular çoktan İngiltere'ye kadar ulaşmıştı, gerçek olmamasının kimse için bir önemi yoktu elbette. Amy geçen zamana karşı hala sıcaktı. Eski sabah fısıldaşmalarımıza geri dönmüştük bile. Haline bakacak olursam uzun zamandır bunu yapmayı planladığını söyleyebilirdim."Bak sen! Demek sizi uykunuzdan mahrum eden benim Fransa gezim. " Ne sözlerim ne de alaycı bakışlarım onun heyecanını kırmaya yetiyordu. Dudağını dişledi. "Fransa fethi diyecektin herhalde. Yapma ama Asi. Senden önce haberlerin geldi kaleye. Detaylarıyla anlatmazsan inan ki darılırım sana." Dedikten sonra kollarını bağlayıp tüm dikkatini bana verdi. "Ne haberiymiş gelen ?" Dedim tek kaşım havaya kalkarken. "Baban seninle konuşmadı mı? "Bu giderek sinirlerimi bozuyordu. Geldiğim zaman babamla ciddi bir konuşma yapmaktan kaçamayacağımın farkındaydım ama yine de biraz daha zaman kazanabileceğimi ummuştum. Sanırım bugün için umutlarımda dualarımda kabul olmamıştı. İster istemez hayretle kaşlarımı çattım. "Ne hakkında konuşmamız gerektiğini biliyor musun?" "Evlilik teklifleri tabi ki. Herkes İngiltere'nin en asi kızı Leydi Victoria'ya hayran kalmış." Bunu söylerken gülümsemesi daha da büyüdü. Omuz silktim, konu yalnızca buysa düşündüğümden daha iyi bir durumdaydım. Sonuç olarak daha önceki evlilik tekliflerini def etmiştim yine aynısını yapacaktım. Bunların sonra icabına bakardım, nasıl olsa halledemeyeceğim kadar önemli değildi. Amy sabırsızlık içinde kıpırdanmaya devam edince ona sarayda yaptığım bir kaç oyunu anlatmaya karar verdim. Ona Kralın sarayda barındırdığı cesur şövalyeleri ve yapılan turnuvaları anlattım. Bitirene kadar sözümü kesmedi bu onun için bir ilkti. Normalde beni soru yağmuruna tutar ve öğrenmek istediği detaylar dışında saray hayatına ilgi duymazdı. Teyit etmek için tekrar aynı cümleyi yinelemem gerekti. "Yani duyduğun şeyler tamamen uydurma, senin anlayacağın hiç kimseden etkilenmedim. Ortalığı karıştırmasam diplomatik krizler ve flörtleşmeler dışında hiç bir şey yoktu sarayda. Tamamen vakit kaybı olduğunu söylemek abartı sayılmaz." Ama bu kesinlikle onun için yeterli değildi, konuyu deşmeye kararlı olduğu gözlerinden okunuyordu. "Hadi ama Asi o kadar yakışıklı aristokrat vardı hiç birinden biraz olsun etkilenmedin mi gerçekten ?" Umursamaz bir tavırla iç çekip hızla yataktan kalktım, günümü bu şekilde hibe edemezdim. Yapmam gereken şeyler vardı. Fransa'da iken her akşam rüyama giren bir şey, bir çağrı... Asla tam olarak anlayamamıştım ama bunu bugün çözmeye kararlıydım. Daha fazla kafamı karıştırmasına ya da aklımın bana ufak oyunlar oynadığını düşünmeye bir an olsun katlanamıyordum. Gerekirse bu uğurda birçok şey feda edebilirdim. Hem de tek bir an olsun ikinci bir düşünceye yakalanmadan. Gelişimi hızlandırmamdaki asıl sebep kimseye söylemesem bile buydu. Amy de hemen sandığa gidip benim için elbise seçmeye girişti. Pembe bir elbiseyle yaklaşmaya başlayınca onu hemen durdurdum. Fransa Kraliçesinin hediyesi olan elbiseden biraz olsun haz etmemiştim kesinlikle beni yansıtmıyordu. "Gece mavisi elbisem ve pelerinim."Özellikle koyu renk bir elbise tercih ettim. Kız hemen istediklerimi getirdi. Ağır adımlarla odamın kenarındaki boy aynama yürüdüm. Aynanın karşısına geçip yansımamı seyrettim. Biraz olsun değiştiğimi sanmıştım her ne kadar gözle görülür bir fark olmasa da gümüş hareli mavi gözlerim sanki bir başkasını izliyormuş gibi yabancı bakıyordu. Belki de rüyalarımda olan şeyi çözdüğüm zaman bu yabancılaşma son bulurdu. Şu hayatta insanın kendisine yabancılaşması ne acı! Üzerimde neredeyse şeffaf bir içlik olmasına takılmadım bile. Ellerim şişen gözaltlarımdan elmacık kemiklerime kaydı uzun boynumun bitiminde çıkık köprücük kemiklerime gelince durdum. Askılarımı çekiştirip pürüzsüz solgun tenimden kayıp gitmesine izin verdim. Hafifçe üstünden atlayıp başak saçlı hizmetçime döndüm. Bu halimi görünce hemen ciddileşti."Ama Asi içlik olmadan elbise giymemelisin sonuçta sen bir leydisin yakışık almaz." "Ben asiyim unuttun mu ?" Dedim. Çırpınışlarına tepki vermeyince elbisemi giymeme yardım etmekten başka şansı kalmamıştı. İşler korseye gelince yardım almadan bu elbiseleri giymek imkansızdı. Her gün nefes alma kotamı daraltan bu korseler yüzünden ölüme bir adım daha yaklaştığımı düşünmeden edemedim. "Sık biraz daha." Dedim yinede. Nefessiz kalmama rağmen görüntümden ödün verememeye çalıştım. Daha bir şey söylememe fırsat tanımadan Amy saçlarımı taç şeklinde örmeye başladı. Saçlarımı en kısa sürede açacağımı umursamamıştı. Arkada serbest kalan kısımları fırçayla düzeltmeye başladı. Öylesine büyük bir dikkatle yapıyordu ki bunu yüzündeki büyülenmiş ifade asla değişmiyordu. "Saçların o kadar güzel ki." Dedi bir tutamı özenle elbisenin kenarından kurtararak "Kumral bir şelale gibi. Bahar kokulu hırçın bir şelale..." Bu yorumu beni güldürmeye yetiyordu. "Seni özlemişim." Dedim sonunda itiraf ederek. Fırçayı sandığın üzerine bıraktı. "Bir de beni düşün aylardır yapayalnızım Asi. Şu koskoca kalede senden başka kimim var ki benim."Bakışlarını yere sabitledi hemen. Sıcacık bir gülümsemeyle omzunu sıktım. Hemen yatağımın ucunda duran pembe elbiseye uzandım."Bu aslında beni pek yansıtmıyor. " Elbisemi onun üzerine tutup devam ettim. "Ama bence pembe tam olarak senin rengin." Gülümsemesiyle yüzü aydınlandı. Bu kadar içten güldüğünü unutmuştum. Ben böyle içten gülmeyeli yıl olmuştu. "Ah Asi sen inanılmazsın!" Dedi adeta şakıyarak, elbiseyi üzerine tuttu ve boy aynasından duruşuna baktı. Parmakları Fransız dantellerini okşayarak düzeltti. Yapmam gereken şeyler vardı, vakit kaybetmek istemeyerek hemen konuya girdim." Pekala şimdi şapkamı ve pelerinimi giymeliyim. Benim için kapıdakileri oyalaman lazım." "Nereye gideceksin? " "Bunun ne önemi var Amy dediğimi yap yeter." "Söylemezsen asla" Pes ediyordum. "Karaormana." Dedim bıkkınlıkla. Ufak bir çığlık dudaklarından hızla firar etti. Hemen ağzını kapattım tek eksik daha tüm dikkati üzerimize çekmekti. Bağırmayacağına emin olduğumda elimi çektim. "Delirmişsin sen." Yerin kulağından korkarak daha kısık sesle devam etti "Yasaklı olduğunu biliyorsun. "Hırıltılı nefesinden korkusunu kolayca anlamıştım.Ama bunun için onu suçlamadım. Ufak bir kahkaha attım bu sözlerine. "Burası benim topraklarım aksi olana dek de istediğimi yapmaya kararlıyım." "Seni yalnız göndereceğimi sanıyorsan yanılıyorsun." İnadı tutunca geri adım atmayacağını biliyordum. Yalnızca bunun için korkusunu bertaraf etmeye çalışıyordu. Ufak tartışmamız kısa sürede mağlubiyetimle sonlandı, belki vaktim bu kadar kısıtlı olmasa bunu kazanabilirdim ama acele etmek zorundaydım. Bu kalede bende bu kadar krediye sahip tek hizmetli Amy'di ve bazen bunu yaptığıma pişman oluyordum. "İyi sana da bir at bulacağım. Seyisin her şeyden haberi var. Kimse ile konuşma, hızlı ol ve ufak koruluktan çık ve dikkat çekmemeye çalış." Başını sallayarak hemen beni onayladı. Hızlı adımlarla odadan çıktık. Amy koridorda kimsenin olmadığından emin olunca bana işaret ediyor ve koşarak merdivenlerden iniyorduk. Tek temennim babama ya da matmazele yakalanmadan asma kapıdan geçebilmekti. Aksi takdirde bu fırsatı kaybederdim ve elime ne zman böyle bir fırsat daha gelirdi kestiremiyordum. Bu şartlar altında bu oldukça zorlu bir görevdi, altından kalkmak mecburiyetinde olduğum bir görev. Sessiz adımlarla ilerlerken birden durdu. Amy birini gördüğünü belli eden işareti yapmıştı ama koridor o kadar karanlıktı ki görememiştim. Bunu fark etmiş olacak ki beni hemen beni geriye itekledi. Bulduğum boşluğa zar zor gizlendim. Oradan kilere giden ufak koridordan geçtim. Eski dolabın panjurunu kaldırdığım zaman eşyalarımın hala orada olması beni şaşırtmadı. Ella güvenilir biriydi ve o bunu bir kez daha kanıtlamıştı. Eşyalarımı ve kenarda duran havuç dolu sepetten birkaç havuç aldıktan sonra kilerin küçük kapısından koruluğa çıkana kadar bir an olsun arkama bakmak için dahi durmadım. Mutfakta kimse ile karşılaşmamış olmak büyük talihti doğrusu. Şuana kadar başarıyla ilerleyen olaylar zincirinin neredeyse son halkasına gelmiştim. Koruluğun sonuna geldiğim zaman seyisin sözünü tuttuğunu görünce biraz olsun soluklanma şansım oldu. Atım Aqua'yı görünce adımlarım sıklaştı. Beni görünce oda hareketlendi. İlk kez bu kadar uzun zaman ayrı kalmıştık. Sanki zaman onu daha da ihtişamlı kılmıştı. Altın rengi yelelerini ve ıslak burnunu yanağıma uzattı. Sıcak nefesi yüzümü gıdıklıyordu. "Ben de seni özledim koca çocuk." Dedim yorgun bir sesle. Kilerden çaldığım havuçlar aklıma gelince hemen ona uzattım, rüşvet konusunda oldukça iyiydim. Çitlerden destek alıp sırtına binmem ile koşmaya başlaması bir oldu. Bu saatte ayakta kimsenin olmadığını bilsem de tedirgin oluyordum. Aqua küçümsenemeyecek bir hızla asma köprüyü geçince seyis bize yaklaştı. "Ah Leydim dikkatli olun yalvarırım." Korkusu sesine yansıyordu. Gülümsedim. "Korkma Jensen yaşadığım sürece o yaşlı kafanı babamdan koruyacağım." "Bende buna güveniyorum size olan inancım sonsuz Leydim ." Diyerek başındaki şapkayı ben gidene kadar arkamdan salladı. Koruluk ile ormanı birbirinden ayıran kısma gidip Amy'i beklemeye başladım. Tam uzun düşüncelere dalacaktım ki kısa süre sonra o da geldi. Ona baktığım zaman kendimi tutamayıp bir kahkaha patlattım. "Her an attan düşecek gibisin böyle devam edebileceğini sanmıyorum." Hemen suratı düştü. "Çok komik." Gözleri sırtımda asılı ok ve yaya takıldı. "Bir leydinin bu halde ok kuşanıp ormana gittiği nerede görülmüş?" dedi Matmazelin sözlerinden alıntı yaparak. Bunu kaç kez duydum ancak tanrı bilir. "Sadece ok ve yay mı? " Dememe kalmadan yüzü iyice düştü. Bu elbette benim daha çok sırıtmamı sağladı. "Asi korkmuyor musun? Yani demek istediğim Karaorman'ın yasaklı olmasının sebeplerini sen benden çok daha iyi biliyor olmalısın?" Cümlenin sonunda zar zor yutkunabilmişti. Derin bir nefes aldım. "Clayton benim ailemin, benim topraklarım . Böyle olduğu müddetçe korkmam için bir bahanem bile yok." "Ama orası Clayton'dan farklı bahsettiğin aptal bir kasaba değil. Umarım neyle karşılaşabileceğimizi hayal edebiliyorsundur." Dalgınca Aqua'nın altın rengi tüylerini okşadım. "Korkunun bana hükmetmesine izin verirsem başarısız olurum. Bu bir imdat çığlığı olur. Ama aksine kararlılığımı korur cesurca hareket edersem bunu bir zafere çevirebilirim." Bakışlarımı yeniden ona çevirdim. "Eğer ki gelmek istemezsen bunu anlayışla karşılarım. Ama beni kararımdan şu saatten sonra döndüremezsin. Daha fazla vaktimi de çalmana izin veremem, hızlı karar vermelisin." Birkaç saniyelik sessizliğin ardından güçsüz bir sesle ,"Hadi gidelim o zaman." Dedi. Karaorman'ın girişine doğru ilerledik. Girer girmez dışarının aksine zifiri bir karanlık karşıladı bizi. Sonsuz gece diye anlatılırdı her zaman. Küskün güneş masalları yıllarca korku objeleri olarak çocukların uyku masallarının en sevilen konusu olmuştu. Tek bir farkla bu artık masal olamayacak kadar gerçekti. Karaormanın kalbine doğru ilerlerken aramızdaki mesafeye rağmen Amy'nin kalp atışlarını duyabiliyordum.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.3K
bc

HÜKÜM

read
224.5K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook