Geçen zaman belirsizliğini korurken giderek daha da huzursuz olmaya başladım. Hala nereye gitmem gerektiğine emin olamamıştım. Karaorman'ın iç kısımlarına yaklaştıkça sis giderek artmıştı, derin bir nefes alıp başımı yukarı kaldırdım, gökyüzü sanki buzlu bir camla engellenmişti; gece asla bitmiyor etrafta uçan ateş böcekleri, ay ve yıldızlar dışında siyahın her tonu gözler önüne seriliyordu. Ağaçlara tünemiş baykuşlardan birinin ötüşüyle ürperen hizmetçim bir anda kendini yerde buldu. Korkusuna yenik düşen atı da dört nala koşmaya başladı.
Tiksinti ile yüzüne bulaşan çamuru sildi. "Uğursuz kuş."Diye önce baykuşa ithamda bulundu, "Buraya dön seni korkak yaratık!" diye de çoktan arkasında kocaman bir toz bulutu bırakan atına seslendi.
"Şttt! Sessiz ol burası gürültüyü sevmez ve sen de ortalığı girer girmez ayağa kaldırmayı başardın." Hemen cevap vermeye yeltendi ama elimi kaldırıp onu durdurdum, burada neyle karşılaşacağımdan bende tam olarak emin değildim, temkinli olmakta her daim yarar vardı.
"Kes." Diye emrettim, "hemen." Elimi uzatıp onu da Aqua'nın sırtına yerleştirdim.Titreyen bacakları işimi oldukça zorlaştırdı. Gelmek için bu kadar inat etmesine hala inanamıyordum. İlerliyorduk ama hala bana yol gösterecek bir ipucu olmadan, bu tehlikeye davetiye demekti. Sonuçta anlatılanlar rivayetten fazlası değildi, kimse uzun zamandır buraya girecek cesareti göstermemişti ya da aptallığı. Sanırım benim yaptığım her ikisiydi...
Yol boyu etrafımızı saran dikenli zehirli böğürtlen çalıları ve iskeleti andıran ağaçları birbirinden ayırmanın imkanı yoktu. Bazen etrafta bir gölge görür gibi olsam da ondan da emin olamıyordum. Benim korkusuz yol arkadaşım Aqua bile iliklerine kadar ürpermiş durumdaydı. Bir kurdunda ulumasıyla Amy'nin korkusu küskünlüğüne baskın geldi ve olanları bir kenara bıraktı.
"Yok artık. Geri dönmeliyiz Victoria bu senin oyunlarından biri değil. Karaorman hakkında hiç mi bir şey duymadın?" Sesi sonlara doğru giderek zayıflıyordu.
"Duyduklarım yüzünden buradayım." Kısmen de olsa doğruyu söylüyordum, büyük bir çoğunu rüyalarımda görmüş ve duymuş olduğumu şimdilik saklamam daha doğruydu.
"Seni buraya getirecek kadar önemli olan ne olabilir ?"Dedi ve bana iyice tutundu.
Ne demem gerektiğine emin olmak için bir süre bekledim. "İzini sürmek için."
"Daha açık konuşmalısın Asi, kimin izini?"
Neyin demesi daha doğru olurdu, rüyalarımda asla bir silüet görmeyi başaramamıştım. "Kara büyünün izini sürmek için buradayım."
Başını iki yana salladı."Bu çok anlamsız, onlar sürgün edildi. Artık tehdit bile değiller. " Son söyledikleri beni güldürüyordu. Amy buna inanacak kadar naifti ama ben değildim, geçen son üç yılda bir şey öğrendiysem o da artık bazı şeyleri sorgulamaya başlamamın zamanının geldiğiydi. Bundan daha bir başlangıç yapamazdım.
"Gülme. Onları kızdıracaksın." Dedikten sonra omuzlarımı sarstı hafifçe, fısıltısı karanlıkta yankılanıyordu.
"Kimmiş onlar?" Korkusu beni eğlendiriyordu ve endişelerimi geri planda tutmama yardım ediyordu. Alaycılık şu hayatta sahip olduğum belkide en önemli silahımdı, şüphesiz böyle durumlarda harika bir kurtarıcı oluyordu benim için.
"Hadi ama! Hangisini kastediyorsun ? Her an bir kurt adam ya da iz sürücü görebiliriz. " Böyle şeylere hiç inanmadım, bunlar çocukken bizi buradan uzak tutmak için gözdağı veren uyku vakti masallarından öte bir şey değildi. Ama cadıların gerçekliğini kimseyle tartışacak değildim.
"Bunu söylemek haddim değil belki ama ucunda ölme ihtimalim olduğu için yüce affınıza sığınıyorum leydim. Cesaretle aptallık arasında ufak bir çizgi vardır ve siz o çizgiyi fazlasıyla zorluyorsunuz Asi." Dedi küskünlüğüne geri dönerken. Cevap vermeye dahi yeltenmeyecektim benim kararlarımı sorgulamaya hakkı yoktu, ondan gelmesini istememiştim ve olacaklar hakkında onu uyarmıştım. Zorlanan bir şey varsa bu kuşkusuz benim sabrımdı.
Aramıza yine soğuk bir sessizlik girdi.
Devam ederken bir süre sonra etrafı kaplayan sis dışında bir şeyi görmek mümkün olmuyordu, artık ayışığı ya da yıldızlar ışığını benimle paylaşmıyordu. O an en büyük hatamın farkına vardım, ölümcül bir hata. Yanıma meşale almamıştım.
Karaorman'a gelmeyi aklına koyan başka kim bunu yapardı ki ?
Amy boynundaki bakırdan yapılmış haçı tutup dua etmeye başladı.Biraz daha ilerleyince bir tepeye çıktık. Şimdi etraf biraz aydınlanıyordu, başımı yukarıya kaldırınca sahte ay ışığını gördüm. İllüzyon beni korkutmuyordu artık. Ay ışığı elbisemin gümüş işlemelerinin parlamasına neden oluyordu.
"Kaybolduk. Kabul et artık." Umutsuzluk yavaş yavaş onu etkisi altına alıyordu.
"Hayır burası yeni. Bak ilerde duman var." Amy gösterdiğim yöne bakınca bana hak vermek zorunda kaldı. Dumana yaklaşınca Aqua huysuzlanıp şaha kalktı. Benim kadar hazırlıklı olmayan Amy kendini ikinci kez yerde buldu. Sanırım yolculuk onda daha fazla çürük ve morluk bırakacak gibiydi.
"Lanet olsun."Hemen inip ayağa kalkmasına yardım ettim. Daha sonra altın atıma yöneldim, nazikçe başını okşadım,"Sakin ol oğlum. Seni korkutmalarına izin verme." Sesim yumuşak ve ikna ediciydi.Sakinleştiğini düşündüğümde Amy ile yürümeye başladık. Solmaya yüz tutan dumanların geldiği yere eğildim ve küllere uzandığımda hala sıcak olduğunu anladım. Varlığım belli ki birilerini huzursuz etmişti.
Amy'e dönüp, "Sıcak, buradaymış. Sesimizi duyup kaçmış olmalı." dedikten sonra etrafımı incelerken kırılan dalların çatırtısıyla hemen yayımı gerip arkamı döndüm. Uzaklaşmaya fırsata olmadığı artık kesinleşmişti. Hızlanan kalbim göğüs kafesime baskı yaparken adrenalin tüm vücuduma yayılmıştı. Koruma içgüdüsü ile Amy'i biraz daha arkama ittim.
"Dışarı çık." Sesimdeki sakinlik beni bile şaşırtacak kadar doğal çıkmıştı.
"Asssssi"diye tısladı. Kim olduğumu bildiğine şaşırmamıştım sayısız gece rüyalarımda buraya çağıran sesin bu olduğunu hemen anladım. Yayı tutan elim terlemeye başladı. Sis bulutlarının arasından çelimsiz bir kadın çıktı.
"Beni tanıyor musun?" Bu soru onu güldürüyor. Gülüşü insanın ruhunu solduracak kadar karanlık.
"Bir cevap senin için bundan çok daha faydalı olurdu." Yayı iyice geriye doğru çektim, bu defa okun her an hedefini vurmasına izin verebilirdim . Kendini hemen dizlerinin üzerine attı, hemen korkudan sıçradı ben hala kıpırdayacak gücü kendimden bulamamıştım. Saçları yüzünün tamamını kapatıyordu, nefes alıp verişi ile titreyen sırtı dışında hareketsizdi. "Yapmayın leydim bağışlayın beni." Sesi bu sefer neredeyse normaldi ama buda bir aldatmaca dan başka bir şey değildi.
"Canının gözümde bir değeri yok cadı. "Yaptığı ilk harekette boğazında bir delik açabilirdim.
"Lanetliler. Lanetli periler." Dedi Amy ardından anlayamayacağım bir duaya başlayarak. Bunu söylediği zaman cadının dikkatini çekti. Kadın sonunda başını kaldırdı, kahverengi saçlarını yavaşça yüzünden çekti, elleri kararmaya başlamıştı.
Bakışları Amy'e yöneldi. "Hiç peri gördün mü çocuk?" Amy bir an boş bulunsa da hızlı toparladı bir an için cadının gerçekten onunla konuştuğuna inanamadı, başını hayır anlamında salladı.
"Eğer Karaorman'da bir peri olsssaydım şuan sseni parçalara ayırmış ve diğer kız kardeşlerimle ziyafet çekiyor olurduk." Dedikten sonra gülümsedi. Dişlerindeki kırmızı lekeler onun sıradan bir cadı olmadığını belli ediyordu. Giderek nasıl ciddi bir soruna balıklama daldığımı anlıyordum.
"Leydim bana bir şans verirssse ona üç soru hakkı vermek isterim. " tereddüt ediyorum ama ilgimi çekmeyi başarıyordu. Anlayamadığım bir şekilde beni buraya getirmeyi başarmıştı, onu öldürmemi engellemişti ve şimdide merakımı üstünde toplamıştı. Tüm içgüdülerim bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu ama o an dönülmez bir yola girmiştim ve dönmek istemiyordum.
"Sana neden inanayım?"
"Eğer yalan ssssöylersem leydim yine peşime düşer. Size oyun oynayacak cesssaretim yok. Sözüm sssöz. Üçler sözüne her daim sadıktır."Söyledikleri havada asılı kaldı.
"Üçler mi ? O ne ?" Bunu duyan başak saçlı kız adete kriz geçmeye başlamıştı.
"Üçler ayini. Üç kız kardeşten geliyor. İlona serbest büyüyü, Catriona karabüyüyü,Cassidy'de ruhani büyüleri temsil ediyor." Diye açıkladım. Kafasını sallayarak beni onayladı cadı.
"Üçler bozuldu." Diye bağırdım. Hareket etmeye çalışınca uyarı için ilk oku başının üzerinden ağaca isabet ettirdim. Anında gözleri fal taşı gibi açıldı, tırnaklarını nemli toprağa sapladı.
"Diğerini ıskalamam."
"Hayır leydim merhamet edin."Dedikten sonra hızla ayaklarıma kapandı. Ayağımla hemen itekledim. Gevelemesini izledim ve beni hafife almadığından emin olmaya çalıştım. Bu onun son şansıydı, artık onu merakım bile kurtaramazdı.
"Kız kardeşlerim yakıldılar leydim."
"Kararı onaylayan babamdı bunu biliyorum"
"Kara büyüye bulaştıkları için yakıldılar evet ama üçlerin dünyevi ölümü önemli değil önemli olan bedel."dedi hızlı hızlı.
Birde benden bedel ödememi mi bekliyordu ?
"Hem sefil hayatını bağışlayıp hem de bedel ödememi mi istiyorsun? Şansını zorlama Cassidy. Çünkü şuan hayatınla kumar oynuyorsun." Tehditkar tutumum onu giderek pısmasına neden oluyordu.
"İzin verin leydim, bu benim göze alabileceğim bir bedel. Eğer sizde isterseniz?"
Yayımı nefesimi vererek indirdim, merakımın beni kötü bir sona götürmeyeceğini umarak Cassidy'e bir şans vermeye karar verdim.
"Bu taraftan Leydi Victoria "diyerek köşedeki mağaraya doğru koşmaya başladı. Şaşkınlıktan donup kalan Amy'i kolundan tutarak sürükledim. Mağara küf ve çürümüş et kokuyordu ama hiç düşünmeden cadıyı takip ettim. Cadı bir meşalenin yanına gidip hafifçe üflediği zaman sırayla duvardaki tüm meşaleler ateş aldı.
Mağaranın ortasında duran dizili taşların içinde hemen bir ateş daha yaktı. Minyon tipli bir kadındı hızlı hareketleri kahverengi saçlarının uçuşmasına neden oluyordu. O kadar hızlı hareket ediyordu ki onu takip etmekte zorlanıyordum. Etrafı incelemeye başladım. Oda kenarında kristaller asılı kazanın başında işine çoktan başlamıştı. Duvarda farklı yaşlardan olduğu belli olan insan parmak kemikleri sırasıyla bir ipe dizilmişti. Rengarenk kristaller mağaranın her yanında ışıl ışıl parıldıyordu. Boynundaki keseden şeffaf bir taş çıkarıp titreyen elleri onu kaynayan suya attığında pür dikkat izliyordum.
"Ay taşı. Net bir görüş için." Diyerek bana büyünün sürecini anlatmaya başladı diğer yandan. Etrafı kurcalayıp bir demet ot çıkardı bu sefer yaklaştığı zaman bunun ada çayı olduğunu gördüm. Kemik saplı bolineyi elbisesine sildikten sonra bana uzattı.
"Sssaçınızdan bir tutam almalıyım. Bedel için. " Gözleri hızlı hızlı açılıp kapanıyordu.
"Asla şarlatan." Diyerek parladı Amy.
Amy'i yeniden duymazlıktan geldim ve cadının uzattığı keskin bolineyi kabzasından tutup saçımdan bir parça kesip ona uzattım. Cassidy meydan okurcasına Amy'e bakarken lekeli dişlerinin göstererek onu daha da korkuttu.
Aldığı saçları ada çayına bağlamaya başladı. Sonra meşaleye tutup küle dönmesine izin verdi. Tütsüye benziyordu ama o kadar masum değildi. Küllerini de hemen suya attı. Ufak kazanın üzerindeki dumanın rengi değişmeye başlamıştı artık. Bolineyi tekrar çıkarıp parmağına ufak bir kesik attı, yüzünde acıya dair ufacık bir ifade olmadı, siyah kan ağır ağır kazana damlıyordu. Bolineyi yeniden bana uzattı.
"Ssson bedel. Kanınız." İşte bu beni korkutmuştu. Kanla verilen yeminlerin sorumluluğu beni geriyordu, bu bağlılık getirirdi ölene kadar yemininizi bozma şansınız olmazdı. Yinede devam etmeliydim öğrenmem gereken çok şey vardı. Tereddütle hilali andıran bolineyi alıp avuç içime değdirdim. Bu ufak hareket derinin açılmasını sağlayarak sıcak kanın buz kesmiş tenimde ufak bir göl oluşturmasını sağladı. Kanı yedirip ona uzattım.Kazana yaptığı eklemeden sonra bolinenin üzerinde kalan kanı yalamaya başladı.
İşte bunu beklemiyordum.
Bir an Amy ile göz göze geldik. Hemen başımı çevirdim. Cadı kanımla kırmızıya dönmüş dudaklarını tekrar tekrar yalayıp anlayamadığım sözlerle büyüye başladı. Eline karga leşini alıp pençe zırhı yüzüğü ile hayvanın kalbini söküp aldıktan sonra onu ve cin tırnaklarını kazana attı.
Cassidy bileğimden tutup beni yere oturmamı sağladı.
"Ruhun. Korkusuz , saf ve eşsssiz. Sen Asssi bin ruha bedelsin. Ama seninde her insan gibi güçsüz bir yanın var. Kalbin, kalbindeki o yara hala kanıyor..." Gözlerini biran olsun gözlerimden ayırmıyordu sözlerine devam ederken ifadesiz bir suratla dinlemeyi sürdürdüm.
"Şimdi Assssi üç soru hakkın var. Üçler sana bu cevapları verecek. Akıllıca kullan."
Tüm bu zahmete girme sebebim de bu değil miydi zaten?
Ufak sorunumla başlamaya karar vermiştim çoktan. "Evliliği," Dedim düşünceli bir bakışla, "bu gerçekleşecek mi?" Yeniden önündeki kazana baktı ve kazandan çıkan dumanı içine çekti.
"Ah Asi leydim hırçınlığının nedeni kırık kalbin. Bu yabancı hayattan beklediğin her şeyin zıttı. Aşık olacaksın onun uğruna yapamayacağın hiçbir şey yok. Evlilik olacak ama bunun gidişatı sana bağlı. Bu iş ya bir işkence ya da huzurlu bir son. Bin yıllık gecenin ardından gündüze duyalan arzu kadar kuvvetli. Su ve ateş gibi..."
Belirsizlik giderek büyüyordu ve ben belirsizlikten nefret ederdim.
"Su ve ateş mi ?"Soruma cevap vermedi. Gördüklerini tamamını söylemiyor gibiydi.
"Diğer soru."
"Savaş. Babam savaşı kazanacak mı?"
"Hayır. Savaş yok."
"Şuan savaştayız cadı. Birliklerimiz İskoçyayla çarpışıyor."
"Bunun bir kazananı yok. Babanın kararı her şeyi değiştirecek. Bundan hoşlanmayacaksın. Ama bir savaş daha var senin uğruna yapılacak bir savaş."
"Ucu açık cevaplarından bıktım. Kesin şeyleri söyle." Elim bacağımdaki bıçağa uzandı.
"Görünen bu leydim. Son sssorunuz."
"Kiminle evleneceğim ?"
"Ateş sizsiniz leydim. Su sizi bulacak. O bir kral ama hüküm sürmeyecek. Siz onun kraliçesi olacaksınız. Karanlık artacak güvende değilsiniz. Ama bu adam size ışığı getirecek. Kıvılcımla gelip karanlıkla gideceksiniz."
"Bunun anlamı ne ?" Gözlerindeki yeşil hareler fırtınaya kapılmış bir gemi gibi.
"Bu sizi zorlu bir yol bekliyor demek. Üçlüler sssözünü tuttu. Sssıra sizde gidin. Bir daha ki sefere Karaorman sizi iyi karşılamayacaktır." Eli boynuna uzanıp bir kolyenin zincirini kırdı. Pembe kuvarsı bana uzattı. Titreyen ellerimle hemen aldım. Taş, meşalelerin altında parlıyordu.
"Leydime ufak bir hediye." Dedi kırmızı lekeli dişleriyle gülümserken.
"Neden peki? "
"Şansss için. Ufak bir tılssım" çatallaşan sesi ürpermeme neden oluyordu. O an hiçbir şey düşünemez oldum. Yavaş adımlarla geriye çekilip karanlıkta kayboldu. Duvardaki meşalelerden birini alıp hemen Aqua'nın yanına koştuk Aqua yay gibi fırladı. Amy'nin suçlayan bakışlarını görmezden geliyordum.
İçimden bir ses ormanında huzursuz bir kıpırdanmaya girdiğini söylüyordu.