Suyu açtım. Çıplak vücudumu suyun altına bıraktığımda yıkanmaya başladım.
Kutay dan....
Duyduğum su sesiyle başımı kaldırıp baktım. Karşımda çıplak bir kadın görmeyi inanın hiç beklemiyordum.
Su gibi duru güzelliği olan kız çırılçıplaktı ve karşımdaydı.
Kusursuz bir güzelliği vardı. Vücudunun kusursuzluğu da güzelliğine güzellik ekleyen bir diğer etkendi.
Arkası dönüktü. Benim onu görmeyeceğimi düşünüyordu. Bunun münkünatı yoktu. O dava dosyasına katlanmamın tek sebebi bu kadındı. Ve katlanır bu hayatı kılan tek şeydi.
Onun kalçalarına baktım. Daha dün ellerimin altındalardı. Şimdi bile ellerim o iki dolgunluğu sıkmak için deliriyordu. Sadece sıkmakta istemiyordum. Yapmayı istediğim o kalçalarına çok şey vardı. Onun aklının ucundan dahi geçirmeyeği şeylerdi.
Yönünü benden tarafa dönünce benim ona baktığımı gördü. Utanmadı. Ya da benden kendisini saklamadı. Ona ait her şeyi biliyordum. Bu kadınla çocukluğumuz bir arada geçmişti. Ömrümün geri kalanıda ona gitsin ister miydim, isterdim.
Onun dik duran iki göğsüne baktım. İlk kez görüyordum. Eğer o gün çok kızıp sinirlenip yanına gitmesem belki onunla bir vakit daha hiç yaklaşamayacaktık. Dudaklarıma kapanmıştı. Öfkemi nasıl yatıştıracağını bilmediği için yaptığı en akıllı çözüm yolu bu olmuştu. İyiki de olmuştu. Onu bu vakte kadar beklemiştim. O istesin daha da beklerdim. Benim ömrümün çoğu onu beklemekle geçmişti. Onun sayesinde beklemeyi ve sabretmeyi öğrenmiştim. Yine beklerdim. Ve yine onu bekliyordum.
O iki dolgun göğüsten bakışlarımı zorlukla aldım. Bakışlarım bacaklarının arasındaki kuytuyu buldu.
Erkekliğim hemen kalkıp dikilirken gözlerimi ondan almadım. Çok güzeldi. Beni kendisine müpteda edecek kadar güzeldi hemde.
Oturduğum masadan kalkıp kalçamı masaya dayadım. Fark etmediğimi sanıyordu ama farkındaydım. Benim ereksiyon olup olmadığımı anlamak için o kör noktaya bakardı. Bakar ve hemen ardından bakışlarını gözlerime dikerdi.
Bacaklarının arasından akıp giden suyu izledim. Şu manzara için ölünürdü. O bilmiyordu ama benim için onun değeri paha biçilemezdi. Bu vakte kadar onu beklememin bir sebebide buydu. Bir Minel eden bir kadını bulamamıştım. Onun bu hayatta eşi ve benzeri yoktu. Bu kadın tekti.
Kamera önünde duş alırken bana ne yaşattığından habersizdi. Kafayı yiyecektim.
Tüm çıplaklığıyla kamera önünde duş alırken bana ne yaşattığından habersizdi. Şuan çıldırmanın eşiğindeydim.
Lanet vücudu için vücudum çıldırıyordu. Nasıl durduğumu ben bile bilmiyordum. Tek zerresi için kuduran yanım vardı. Ona dokunmak isteyen yanım bu kadar ağır basarken beni çıldırtan kendiydi.
"Sikeceğim."
Söylediklerimi duymamıştı. Ona bakmayı kesmek istemese de içmeye ihtiyacım vardı. Yaptıkları bu kadar bende dehşet ihtiras uyandırmışken içkiden yardım almalıydım. Kadehi elime alıp bardağımı doldurdum. Lüks bir otelin suitindeydim. Eğer Minelin izin alma imkanı olsaydı buraya onunla gelecektim. Burayı tutmanın tek sebebi de Mineldi. Onunla rahat konuşmak içinde otel odasından son günlerde çıktığım bile söylenmezdi.
İçkimi alıp geldiğimde duşunun hala bitmemesi beni sevindirdi. Ona dokunacaktım. Yıllardır istediğim buydu. Genç yaşta boksa başlamamın sebebi de oydu. "Senin için kaç adam dövdüm."
Vücudum tatmin olamadıkça bu bende öfkeye dönmüştü. Bir süre sonra spor adı altında kendimi dizginlemeyi öğrenmiştim. Zordu ama hiçbir Minel E dokunamamak kadar acıtmıyordu.
Bu kadın benim için nikotindi. Hatta bağımlılık yapan ve kanıma karışan uyuşturucu gibiydi. Bunu abartmadan söylüyordum. Üç günden fazladır ayrıydık. Ve benim toplam uyku süremi saysanız üç saat bile yoktu. Uyku gözüme sanki haramdı. Onun o kokusunu solumadıkça uykular haram olurdu ve olmaya devam da ederdi.
Islak saçlarını arkasına savurduğunda gözlerimi kapattım. Bu anı ve onu zihnimin içinde bir yerde sonsuza kadar saklamayı istiyordum. Ölümsüzleşmişti bu anı.
Göğüs uçları suyun altında bile diklerdi. İlk kez o tomurcuklarını görüyordum. Dil ile ezilmeleri gerekiyordu. Onlara istedikleri şeyi sağlayacak biriydim. Hatta bir ömür o iki tomurcuğu dilimin ucunda yeşertebilirdim.
Susuzluğum giderek arttığı için elimdeki içkiden içtim. O suyun altında durduğu müddetçe Susuzluğumun geçeceğini pek sanmıyordum. Belki hissetmiyordu ama onu su gibi yudumlayacak kadar susuzdum.
İşi bitmiş olmalı gözlerini açtı. İlk baktığı yer bendim. İçkimi yudumluyordum. Bir şey demedi. Bedenini bir havluya sardı. Telefonu kapatacak mıydı bilmiyorum onu durdurdum.
"Telefonu bırak!" onu izlemek istiyordum. Her ne yapıyorsa yapabilirdi. Beni kendinden mahrum bırakmasın yeterdi.
Söylediğimi yaparak telefona dokunmadı. Benim bakışlarım altında kurulanıp üzerini giydi. En son işi bitince de telefonuyla birlikte dışarı çıktı.
"Sana yağmurlar göndermek isterdim." sesim nasıldı bilmiyorum ona içimden gelen bir nakarat söyledim. Bu kadın yakında beni şair ve müzisyen ederse şaşırmazdım.
"Neden?" diye soruşuna cevap verdim. Az önce müzik açıp dinletmişti. Aslında aram onun dinlediği hiçbir müzik ile yoktu. Birkaç tanesi sadece onunla ölümsüzleşen müziklerdi. Bu yüzden dinliyordum. Hepsi de bana onu hatırlatıyordu.
"Seni severek yıkasınlar diye." başarıyor muydum bilmiyorum şarkı söyler gibi söylemeye çalışıyordum. Bir avukat olarak ben mahkemelerde savunmalara alışıktım. Doğrusunu söylemek gerekirse bir kadına şarkı söyleyecek kadar üstün yetenek sahibi değildim. Ama işte yapmam dediğimi yaptıran bir kadın karşımdaydı. Davalı da o davacı da. Ben kimi savunduğumu bile bilmiyordum. Hakimde oydu halimde. Yani sonucumuz bile ona bakıyordu.
"İsterdim senin gönderdiğin yağmurlar altında yıkanmak." oysa ben aracı olandan bile nefret edecek kadar ona çok bağlıydım.
"Yıkarım seni. Yağmurlarım altında. Söylerim üşütmezler seni." üşürdü. Eteğin altında bacakları hep çıplak olurdu ama üstünde hep kazak giyerdi. Onu benden daha iyi kimse tanıyamazdı.
"Bir yare can mı verilir deseler, can da neymiş derim." belki de dünyanın yedi harikasına bir yenisi daha eklenmeliydi. O benim harikamdı. "Harika harika harika."
Tamam son söylediklerim bakış açımda olan kalçalarınaydı. Bunu o da görünce gözlerini devirdi. Keşke sadece göz devirseydi bakış açımdaki kalçalarını benden gizlemişti.
Öne doğru eğildim. Masasına oturmuş ve benim öpüp kıyamadığım saçlarını tarıyordu. "Sandal ağacı mısın be kadın! Kokun genzime doldu. Öksürsem uçup gideceksin diye korkuyorum. Ciğerlerimi çeksem seni tutsak eder miyim diye korkuyorum."
Öyle bir iç çekti ki göğsümün sızısı ona uydu.
"İyi geceler, gecelerimi benden çalan gündüz."
---------------
Kutay ın ağzından okumak nasıldı?
Sevdiyseniz onun da. Ağzından yazacağım.