Bölüm (18)

877 Kelimeler
Adana’daki gelinliği Serhat satın almıştı zaten. Mersin’de evden çıkarken giyeceğim için Bir tane daha kiralamamız gerekmişti. Ama bu bile mesele olmuştu: “İki gelinliği ne yapacaksın sen ya?” demişti. Ben de gülerek cevap vermiştim: “Sen aldın diye, öbürünü giyemeyecek değilim ya…” Serhat ne yapmıştı dersin? Tabii ki… İkinciyi de almak istemişti. Zar zor ikna ettim, “Kirala yeter,” dedim. Ama yüzü, Belli ki hâlâ tatmin olmamıştı. Bazen bir sevda başlar, Yavaş yavaş, Bir kıvılcım gibi düşer yüreğine. Ama içinde öyle bir yangın çıkar ki Ne geçmişe dur diyebilirsin Ne de geleceğe başka bir yön… Ve o sabah… Ben işte tam da o yangının içinde uyanmıştım. Bir yanım babamın evinden ayrılacak olmanın hüznüyle yanarken, Diğer yanım… Serhat’a kavuşmanın heyecanıyla titriyordu. “Abla, dur bi! Rimeli düzgün süreyim.” Esma’nın sesi yankılandı odamda. “Tamam ya, oldu işte!” dedim gülerek. Ama içim bir garipti. Bindallım üzerimde, Etrafımda kız kardeşlerim… Bugün onlarla geçireceğim son gecelerden biriydi. Çünkü Serhat… “Beni kendinden başkasıyla uyutmaz,” demişti. Ve ben de onun bu inatçılığına içten içe gülerek alışmıştım. O gece, hem çok kalabalıktık, Hem de çok duygusal. Kına yakan eller titredi, Kardeşlerimin gözleri doldu. Esma “Gel bir resim çekelim, enişteme atarız,” dediğinde İtirazsız boyun eğdim. Fotoğrafı çekti ve bana uzattı. Serhat’a yolladım. “Başka renk yok muydu gülüm? Yine kırmızı giymişsin… Bundan sonra sana yatak odası dışında kırmızı giymek yasak!” diye yazdı. Gülümseyip, naz yaptım. Ama içim içime sığmıyordu. O geceki oryantal dansımı izlediği videoda Yutkunup mesaj atmıştı: “Bana bak, bir daha böyle oynama! Hele bak bakalım sana neler yapıyorum sonra…” Yanmıştım. Çıra gibi. Görmese bile, hayal etse yetiyordu Serhat’a. Öyle seviyordu, öyle deliceydi. Tam telefonda yazışırken Babam kapıyı çaldı. Sessizce içeri girip: “Kızım, biraz konuşalım mı?” dedi. Yatağımda doğruldum. “Olur baba,” dedim. Ve yanımda oturdu. “Yarın bu evden gelin olup çıkacaksın. Ama bu ev… Hep senin evin olarak kalacak. Bunu hiç unutma. Bir gün… Üzülür, bir yere sığınmaya ihtiyaç duyarsan Kapım da, kucağım da sana hep açık olacak.**” Gözlerim doldu. Sesim boğazıma düğümlendi. “Nasıl unutabilirim ki baba…” dedim. Ve sarıldım ona. Benim ilk aşkımdı babam. Şimdi yerini, başka bir aşka devrediyordu. Sabah olmuştu. Kızlar telaşla yardım ediyordu. Ben beyazlar içinde, Gelinlik içinde… Ama hâlâ içimde Bir parça kız çocuğu vardı. Gidecekti, ama vazgeçmeyecekti o evden, o insanlardan. Kardeşim odaya nefes nefese girdi. “Abla! Eniştem bütün Adana’yı buraya toplamış resmen!” dedi. “Ne diyorsun sen ya?” dedim şaşkın. Ve o anda… Kapıdan içeri Takım elbisesiyle, Karşısına geçince dilini yutacak kadar yakışıklı, Serhat girdi. Odaya adım attığında Gözleri sadece bendeydi. Ne kalabalık, Ne gürültü, Ne çiçekler, Ne de süslemeler… Hiçbir şey umurunda değildi. Sadece ben. Gelinliğin içinde, Ona ait yüzüğümle, Gözlerinin tam ortasındaydım. Bir süre sustu. Baktı. Gülümsedi.“Yavrum… Sen bu sabah beni öldürdün. Bir daha benden başkası bakmasın sana, tamam mı?” Kardeşlerim gülüşürken ben gözyaşlarıma engel olamıyordum. Kalbim… Sanki yerinden sökülecek gibiydi. “Hazır mısın?” dedi uzattığı eliyle. “Hazırım…” dedim.Ama içimden “seninle her şeye” diye ekledim sessizce Babamla, kardeşlerimle vedalaşmak öyle zordu ki… Mersin’in çıkışına kadar hiç durmadan ağlamıştım. Serhat direksiyonda bir yandan yola odaklanıyor, bir yandan da beni teselli etmeye çalışıyordu. “Yavrum, yeter artık… Ağlama ne olur,” dedi. “Ne yapayım, durduramıyorum kendimi,” dedim. “Durdur ama… Çünkü seni geri götürmek gibi bir niyetim yok bundan sonra.” Gözlerim yaşla doluyken bile gülümseyebildim bu söze. O kadar sabırsızdı ki… Mersin’den Adana’ya, üzerimde gelinlikle dönmüştüm. Akşam olmak üzereydi çiftliğe vardığımızda. Bizi büyük bir kalabalık, coşkulu bir sevinçle karşıladı. Davul zurna eşliğinde herkes mutlulukla gülümsüyor, alkış tutuyordu. Ben ise heyecanla etrafa bakarken, Serhat kulağıma eğilip fısıldadı: “Evine hoş geldin, gelin hanım…” Ben de aynı tonda cevap verdim: “Hoş bulduk, beyim…” Zahide Anne bir süre sonra elinde bir testiyle çıkageldi. Testiyi elime tutuşturduğunda şaşkınlıkla sordum: “Ne yapacağım bunu?” “Onu kıracaksın,” dedi. Gülerek bütün gücümle yere fırlattım testiyi. Serhat’a döndüm, bana gülerek bakan o müstakbel kocama bakıp: “Ayağını denk al,” dedim. O da kahkahasını bastı. Gece boyunca gelen giden eksik olmadı. Buralarda adettir… Bayrak asılmış, çeşit çeşit yemekler yapılmıştı. Serhat’a koca bir tepsi tatlı yedirilmişti; meğer adettendir, içine saklanan altını bulması gerekiyormuş. Gecenin ilerleyen saatlerinde insanlar yavaş yavaş dağılmaya başlayınca ben de odama çekildim. Gelinliğimi çıkardım, usulca bir kenara koydum. “Bir duş alsam fena olmayacak,” diyerek banyoya geçtim. Suyun altına kendimi bıraktığımda yorgunluğumun hafiflediğini hissettim. Tam şampuan şişesine uzanmıştım ki… Bir anda arkamda dimdik, çırılçıplak Serhat’ı görünce öyle bir çığlık attım ki, panikle ağzımı kapatmak zorunda kaldı. “Yavrum, niye bağırıyorsun?!” dedi gülerek. “Deli misin sen Serhat? Niye sessiz sessiz geliyorsun? Üstelik… böylece!” dedim. Gülerek yaklaştı. “Ne var? İlk defa görmüyorsun ki… Hem, bundan sonra günde birkaç kez göreceksin zaten. Alışırsan iyi edersin,” dedi. Yanıyordum. Ve bunu her saniye biraz daha fark ediyordum. Öylece duruyordu karşımda… Benim kocam… Beni seviyor, bana bakıyordu. Ve ben… Bu adama her geçen saniye biraz daha âşık oluyordum. Tuttuğu gibi kucağına almıştı beni. Adamda boy desen var, kas desen alası… Benim gibi 1.65’lik kızı havada kapardı. “Yarın için bence biraz prova yapmak iyi olur,” dediğinde, “Neyin provası bu?” diye sordum. “Neyin olacak güzelim… Gerdek gecesinin,” dedi edepsizce.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE