P-12

4625 Kelimeler
Gözlerim etrafımı tararken sanki sebep arıyor gibiydim. Her şey gibi bunun da sebebi vardır diye düşünüyordum. Sebebinin aşk olmasını istemiyordum, Aykut'un başka birini sevme ihtimalini düşünemiyordum. Şimdi Aykut'u görecektik, artık bildiğim için yeşil gözlerindeki başka birisine beslediği sevgiyi görecektim. Korkuyordum, Cevat'a arabayı durdurarak bensiz gitmesini söylemek istiyordum ama cesaret edemiyordum. Bana korkak diyecekti, alay edecekti benimle oysa ki kaldıracak gücüm yoktu. Mesajı tekrar açtım okudum, kapattım. Tekrar tekrar açtım kapadım. Birden telefon elimden çekilince korkuyla ona döndüm. "Verir misin telefonumu?" Dedim sinirle elinden almaya çalışırken. Direksiyonu sağ eliyle kavrarken telefonu sol eline geçirdi. Bir yola bir de ekrana bakarak mesajı okudu. Utanmıştım ama neden olduğunu bilmiyordum. Suç işlemediğim halde niye böyle hissetmiştim ki? Sanki Aykut'un hislerinden ben sorumluymuşum gibi. "Şimdi anlaşıldı bu sulu gözlü hallerin." "İnsanların özeli diye bir kavram var!" Dedim sesimi yükselterek. İstifini hiç bozmadan yola bakmaya devam etti. Sinirimi ondan çıkarmasam iyiydi. Nasıl uyuzluktan ölmüyordu anlamıyordum. Onun da bir sınırı olmalıydı.. "Üzgünüm ama benim işimde öyle bir kavram yok." "Ben senin çözeceğin bir vaka değilim." Bıyık altı güldüğünü gördüğümde sinirden kulaklarımda uğultu hissetmeye başlamıştım. Kafasını cama çarpasım gelmişti. "Ne bekliyordun? Uzak mesafelere rağmen seni kalbinde taşıyan aşk çocuğu bir Aykut mu?" Artık ağlama raddesine geldiğimde alt dudağımı ısırarak gözlerimi kapattım. "Bu konu seni ilgilendirmiyor!" "Sana ne?! Belki canım ilgilenmek istiyor?!" "O zaman git Aykut ve sevgilisiyle paylaş düşüncelerini!" Bakışları bana çevrilirken yine aynı mimikteydi. "Gitmek istemiyorum, arabayı müsait yerde durdurur musun?" İnadına daha da hızlanırken elimle gözlerimi ovdum. Burnumun ucu karıncalanırken her an patlayacak gibiydim. "Canın istediğin gibi davranamazsın, anladın mı?" "Bugünlük izin verir misin o zaman?!" Kelimelerin üzerine basarak söylerken sesim titrek çıkmıştı. Biraz sessiz kalırken sanki büyük bir karar düşünüyor gibiydi. "Hayır." Hayretler içerisinde bakışlarımı pencereden dışarıya çıkardım. Niye inadına üzerime geliyordu? "Aykut'la sevgilisini el ele, göz göze gördüğünde yüzündeki ifadeyi merak ediyorum." Yüzümü çevirdiğim gibi bana bakarak alayla gülmeye başladı. Anlaşılan üzerime gitmekte kararlıydı, ben de ağlamamakta. Derdi neydi benimle? "Kız güzel, hakkını yemeyelim. Onu gördüğünde, sen de şaşırmayacaksın Aykut'un neden böyle  bir adım attığına." Gülerek anlatmaya devam ederken ben de izlemeye devam ediyordum onu hipnoz olmuş gibi. Bu ne anlatıyordu? "En komik kısmı da bu, sen yıllardır onu bekliyorsun. O eski Aykut'u, anılarındaki Aykut'u fakat o istediği gibi keyfini sürüyor. Nasıl hissediyorsun? Ezik gibi değil mi?" Canımın istediği gibi hissederim diye bağırmak istemiştim fakat yutkunarak kelimelerimi kendime saklamayı tercih seçmiştim. Komik değil de en acı veren kısmı buydu; söylediklerinde haklıydı. Gözlerimi yola odaklarken sanki sesler durmuş gibiydi, belki de susmuştu. Sessizliğime devam ederek gözlerimi kapattım. Düşüncelerimi kaybetmiş gibiydim, algılamak kısmını aşmıştım. Sadece yaşamamayı diliyordum bu anıları. "Eskiden kitaplardaki, hikayelerdeki konuşmalara özeniyordum. Onunla öyle konuşurduk arada sırada. En sonuncu konuşmamız şöyleydi Aykut'la: 'Umarım değişmeyen tek şey gözlerinizin yeşili olmaz, bayım' demiştim." Sesli düşünmüştüm, bunu bilerek yapmıştım aslında. Beni anladığını umuyordum. Aslında beni anlamak zor değildi. Klasik üzüntülere sarılmış ruhumu görmek çok da zor değildi dediği gibi. Değiştiğinin farkındaydım, bu mesajı görmeyi bekliyordum. Fakat gözlerimle görene kadar direnmiştim bir umuda sığınarak. "Eski anılarımı hatırladığım zaman onun değiştiğine inanmak daha çok zorlaşıyor." Gözleri gözlerimi bulurken artık şaka yapmadığı için sevinçliydim. "Anılar değişmez, insanlar değişir!" "Değişmesini istemiyorum!" "Üzgünüm ama birini teselli etmeyi hiç sevmiyorum." Başımı hızla sağa sola sallarken bunu istemiyordum ondan, belki de istiyordum. Hâlâ nasıl anlamadığıma şaşırmıştım. "Beklemiyorum zaten." Ortaya çöken sessizlikten sonra kafamı dağıtmak adına başka şeyler düşünmeye çalıştım. Mesela, daha apartmana girer girmez ağlamaya başlaya bilirdim, annemi aramam lazımdı. Bir süredir ilgilenmediğim Ezgi'yle ilgilenmem gerekiyordu. En önemlisi derslerime zaman ayırmalıydım. Daha yapılacak ödevlerim vardı. Devamsızlık hakkım tükeniyordu... Sessizliği bozan Cevat'ın öksürük sesleriydi. Dikkatimi ona verirken nefessiz kalacak gibiydi her an. Gözlerim şu şişesi ararken hiçbir yerde bulamamıştım. Ağzımı açarak bir şey söylemek isterken öksürüğü yavaş yavaş kesmişti. Arkama yaslanarak izlemeye devam ettim dışarıyı. Onu merak edecek durumda değildim. Arabada duyulan mesaj sesinden sonra Cevat ceketinin iç cebinden telefonunu çıkardı. Biraz olsun kafam rahatladığı için iyi hissediyordum kendimi fakat az sonra karşılaşacağım manzaradan sonra ne kadar iyi olacağımı tahmin edemiyordum. Araba aniden fren yapınca ön cama doğru yolculuk almıştım ki Cevat kolunu önüme siper ederek son anda yakalamıştı. Bakışlarımı ona çevirirken beni öldürmekten kastı neydi diye düşünmeye başladım. Bir daha kemeri takmayı unutmamak lazımdı. "Vaka var." Yüzündeki mutluluğu gördüğümde kaşlarım çatıldı. Tekrar arabayı çalıştırırken benim şaşkın bakışlarım hâlâ onun yüzündeydi. "Ortada bir ölü, muhtemelen bir de katil var ve sen buna seviniyorsun." Dedim hayretle ona bakarken. Yüzündeki ifade değişirken ne diyeceğini merak etmiştim. "Tabii ki de ona sevinmiyorum, sadece.." Yüz şeklinden anladığım kadarıyla uygun bir cümle bulamamıştı. "Neyse, boş ver." Dedim fazla uzatmadan konuyu. "Ne vakası?" Diye sordum yine içimi ürperten o tedirginlikle. Onun gibi soğukkanlı olmayı başaramazdım asla. "Yirmi bir yaşında genç bir kız kayıp. Bizim sekizlik olayla ilişkisi olma şüphesi var." Dedi direksiyonu sola çevirirken. Düşünceleri bir sis gibi gözlerine inerken kafasında dönenleri merak etmiştim. "Ya alakası yoksa?!" Artık bir süreden sonra oyuna çevriliyor gibiydi olaylar, şans oyununa. "Olmazsa da bir kızın hayatını kurtarırız. Değmez mi?" Diye sorduğunda afallamıştım. Sanki hiç başka birilerini düşünmeyen bencil bir insan gibi gözüktüğü için gözüme, böyle söylemesi garip hissettirmişti. Hayatına dahil olduğu kurbanların, katillerin hayalleri vardı zihninde ve sadece onları önemsiyordu. Belki de önemsemediği tek kişi bendim, büyük ihtimal böyleydi. "Her şeye değer." Dedim arkama yaslanırken. Vakit kaybetmeden emniyet kemerimi takarak ölüm riskimi azalttım. Bir daha ki sefere kurtarmazdı bu manyak beni. Neyle karşılaşacaktık yine bilmiyordum. Nereye gidiyorduk? Az önce fark etmeden ona sorular sormuştum ve cevaplamıştı. Unutmuş muydu acaba? "Az önce sorularımı cevapladın." "Vakalarla ilgilendiğimiz zaman sorabilirsin." Dediğine az da olsa sevinmiştim. Şimdi Aykut ve sevgilisinin yanına gitmiyor muyduk? Sormaya cesaret edememiştim çünkü dalga geçecekti. Daha yeni susmuşken o riski göze alamazdım. Bir süre sonra araba dururken etrafa bakmaya başladım. Apartmanlara ve dışarıda gezen insanlara bakılacak olursa sanki unutulmaya yüz tutmuş bir yer gibiydi. Arabadan indiğimizde hâlâ bakmaya devam ediyordum. Sanki mutsuzluğu işlemişlerdi, etrafa bakınca bile insanın içini garip bir his bastırıyordu. Cevat'ın peşine takılarak ilerlerken yanımızdan geçen insanlar kaşları çatık ifadeyle bize bakıyordular. Bir anlık utanç hissi geçirmiştim. Onlar neden bizim gibi değiller? diye sormuştum kendi kendime. Bizim gibi insandılar fakat bunları hak ediyor muydular? Dört - beş küçük çocuk oynayarak önümüzde durduklarında biz de durmuştuk. "Abi, o araba senin mi?" Diye sordu. Yüzündeki ifadeyi gördüğümde gülümsemeden edememiştim, o kadar masum bakıyordular ki?! Cevat gülerek çocuğun başını okşadı. Verdiği cevabı bile duyamamıştım o kadar dalgındım. Kenara çekilerek geçmemiz için yol açtıklarında gülümseyerek yolumuza devam ettik. Bir adım onun arkasında yürürken acaba onun da içinde böyle garip hisler var mıydı? Belki de alışkındı artık gördüklerine. Her an yıkılacakmış gibi duran apartmanların birinin önünde durmuştuk. Cevat kapıyı iterek içeri girdi ve merdivenlerden çıkmaya başladı. Peşinden ben de koşar adımlarla çıkarken etrafı saran koku yüzünden başım ağrımaya başlamıştı. Bir daha bir şeyden şikayetçi olmadan önce bunları düşünmem lazımdı. Kapıların önünde dizilen eskimiş ayakkabılara çarpıyordu bakışlarım. En son çocuk ayakkabısı bulunmayan, sadece büyük numara ayakkabıların bulunduğu kapının önünde durmuştuk. Elini yumruk yaparak kapıya vurdu. Kısa bir süre sonra kapıyı orta yaşlı, bıyıklı bir adam açmıştı. Arkasında, kafasındaki örtüyü düzelten bir kadın duruyordu fakat durmadan sessizce ağlıyordu. "Merhaba, ben özel dedektif Cevat Ufuk. Kayıp kızınızla ilgili birkaç soru sormak için gelmiştim." Adamın yüzündeki sert ifade yerini korurken, kadının bakışlarına doğan umut içimi acıtmıştı. Sonra kendi kendine hatırlatır gibi cebinden çıkardığı siyah cüzdanı onlara gösterdi. Baksalar bile anlamazdılar ki sahte olduğunu. Sadece kendi dünyalarına kapanıp da etraftan soyutlanan insanlardı onlar, unuttuğumuz insanlar. "Asistanım, Alisia Parlak." Adam ismimi duyduğunda hafif şaşkınlığa bürünmüştü fakat bir şey demeden kenara çekildi. Cevat önden gitmek isterken kolundan tuttum. Bakışları anında bana döndüğünde gözlerimle ayakkabılarını işaret ettim. Ayakkabılarımızı çıkardıktan sonra içeriye geçerken güneş ışıklarının pek fazla ulaşmadığı bu eve baktım. Her şey eskiydi ama temizdi. Kadın eliyle geçmemizi işaret ederken sol yanağında gördüğüm izle az kalsın duraksayacaktım. Son anda kendimi toparlayarak küçük oturma odasına geçtim. Çökmüş ve kırıklarını saklayamadığı örtüyle örtülen iki kişilik kanepeye otururken adam da sağımızdaki tekli koltuğa oturdu. Kadın ayakta dururken Cevat başlamak adına derin bir nefes aldı. "Ne içerdiniz?" Kadının titrek sesiyle ona çevrilirken ağlamamak için zor dayandığını fark ettim. "Bir şey almayacağız sağ olun." soruyu ben cevaplamak zorunda kalmıştım. "Üç hafta önce polise gittiydik, fotoğrafını verdik. Ondan sonra daha haber gelmedi." Kadın artık dayanamadan mevzuya atlarken ne kadar telaşlı olduğu fark ediliyordu. "Elimizden geldiği kadar yardım edeceğiz." Adam elindeki tespihi çekmeyi durdurarak ağır yüz ifadesiyle bize baktı. "En son ne zaman ayrıldı evden?" Cevat soruları başlatınca ben de boş durmamak için çantamdan not defterini ve kalemimi çıkararak yazmaya başladım. Bir anlamı olmasa da.. "Üç hafta oldu." "Kavga etmiş miydi ayrılırken? Ya da sürekli sıkıntı yaşadığınız bir mevzu var mıydı?" "Bu evde zaten Allah'ın her günü kavgaydı. Bitmeyen istekleri vardı." "Neydi istekleri tam olarak?" Bakışlarımı defterden adamın yüzüne çıkardım. Gördüğüm o ifadeyle ellerim titrerken ağlamamak için kalemi sıktım. Kızının isteklerini yerine getiremeyen bir babanın bakışları anlatılamazdı. "Kız çocuğu işte, bilmem elbisesi bilmem ayakkabısı. En son abisi bir adamın arabasına binerken görmüş.." Derin bir nefes alırken Cevat'a baktım. Yüzündeki ifadeyi neden merak etmiştim ki? "Vurdunuz mu?" Adam duvara bakmaya devam ederken cevap almak adına kadına çevirdik bakışlarımızı. Hafif adımlarla yanımıza gelirken tekrar ağladığını gördüm. Nefes alamıyor gibiydim, sürekli tıkınıyordu sanki nefes borum. "Bakın memur bey, biz onun iyiliğini istedik. Gördünüz işte yaşadığımız yeri, ya birisi görseydi ne derdi o zaman konu komşu? Milletin ağzına dedikodu olmayalım diye eve kapattık. Babası vurmadı ama abisi.." Sessizce onu dinlerken son cümlesi garip gelmişti bana. Tanıdık bir his gibiydi. "Okuttunuz mu peki?" "Durumumuz yetmediği için okulu zorla bitirdi. Çok istediydi üniversiteye gitmeyi ama göndermedik işte." Cevat anladığını belirterek kafasını olumlu anlamda salladı. "Peki arkadaşı falan var mıydı?" Gözler bana dönerken merak etmiştim bu soruyu. Genelde sırlarını en yakın arkadaşlarına açabilirdi. "Vardı ama bir sürü. İsimlerini bile bilmiyoruz." "Odasına bakabilir miyiz?" Cevat'ın sorusu üzerine kadın kafasını olumlu anlamda salladı. Yerimizden kalkarak kadının peşinden ilerlerken camı kırılmış bir kapıdan geçerek küçük bir odaya girdik. Büyük hayallerini bu küçücük odaya sığdıran kızın ruhunu hissetmiştim sanki. Kötü hissettirmişti hayalleri kitli kalan birisini görmek. Eskimiş bir yatak, yatağın üzerinde birkaç üniversiteye hazırlık için kitaplar duruyordu. Ondan başka bir dolap ve tahtası çürümüş masa. Duvarda asılan posterler eski hayallerin habercisi gibiydiler. Anlaşılan sürekli hayalleri değişen birisiydi fakat eskileri de hayatından çıkaramayacak kadar azimliydi. "Rica etsem yalnız kalabilir miyiz kısa bir süre." Kadın kafasını sallayarak odadan çıktı. Cevat cebinden çıkardığı eldivenleri takarak aramaya koyuldu. "Hiçbir şeye dokunma!" Diye beni uyardığında kafamı salladım sadece. Her yeri didik didik aramıştı fakat ona gerekli olacak ip ucuna ulaşamamıştı galiba. Ellerini beline koyarak etrafına bakarken şaşırmıştım. O mu bulamayacaktı? Gözlerini boş boş bir yere odaklarken aniden mavi gözlerine anlam yüklenmiş gibiydi. Hızla duvarın önünde dururken cebinden metalik, ismini bilmediğim bir şey çıkarmıştı. Dikkatle tuğlanın birini oradan çıkarırken kaşlarım hayretle havaya kalktı.  Koşar adımlarla yanına giderken elini boşluktan çıkardı. Avucunda bitmek üzere olan bir ilaç şişesi ve birisinin kartı vardı. Kartın üzerinde 'Erdem Fatih' ve telefon numarası yazıyordu. İlaç şişesine dikkatle bakarken aniden elini yumruk yaparak kartı sıktığını gördüm. "Gidiyoruz." Diyerek odadan çıktı hışımla. "Bir gelişme olduğu zaman sizi haberdar edeceğiz." Dedi ve vedalaşmama bile izin vermeden evden çıktı. Merdivenlerden apar topar inerken şaşkınlık yine başımı döndürüyordu. O ilacı biliyordum fakat doğru mu düşünüyordum onu bilemiyordum. "Cevat!" Diye bağırdım arkasından. Cevap vermeden apartmandan çıktığında yine insanların odağı olmuştuk. Kaldırımda peşinden koşarken onun da bildiğinden şüphe ediyordum. Büyük ihtimal bu yüzden böyleydi. "Cevat!" Diyerek kolundan tutarken geriye döndü ama bakışlarındaki o ifade korkutmuştu beni. Siyaha bürünmüş gibiydi gözleri, karanlık çökmüş gibiydi. "O ilacı biliyorum, psikolojik sorunları olanlar kullanır doktor tavsiyesiyle fakat intihara teşvik eden bir ilaç. Dozajının dikkatle ayarlanması gerekiyor..." Nefes alışverişleri düzene girerken dikkatle bana bakıyordu. Sanki olayları bir birine düğümlüyordu. "Çabuk arabaya bin." Anlamadan arabaya doğru koştum. Kapıyı açtığım gibi kendimi içeri atarken kemerimi taktım. Telefonunu kulağına götürdüğünde arabayı çalıştırmıştı bile. Hızla bu unutulmuş yeri terk ederken sanki insanların hayalleri arkamızdan bağırıyor gibiydi. Terkedilmekten korkuyor gibiydiler. "Ted, elindeki bütün işleri bırakıyorsun ve bana odaklanıyorsun. Erdem Fatih isimli birisini araştıracaksın... Evet, telefon numarasını söylüyorum." Tedirgin bakışlarla ona bakarken telaşlı olduğunu gördüm. Aceleci tavrıyla beni de korkutuyordu. Ortada intihar vakası vardı. İntihar etmiş miydi? Etmek üzere miydi? Adamın ismini okuyunca niye sinirlenmişti Cevat? Bir süre sonra telefonu kulağından indirerek hoparlörü açtı ve yola odaklandı. "Erdem Fatih - yirmi sekiz yaşında, psikoloji bölümünde çalışıyor gideceğiniz hastanede. Aktif yılları pek fazla değil. İlgilendiği hasta sayısı az.." Telefondaki sesi artık duyulmazken galiba bir şeyler kurcalıyor gibiydi. "Bak ne buldum gizli arşivinden?! Üç hastası intihar etmiş terapi bittikten sonra. İki tane daha hasta var fakat biri hayatta olmasına rağmen bilgilerine ulaşamıyorum." "Diğeri?" Sabırsızca araya girerken bilinmezliğe sürükleniyor gibiydim. Bu Cevat'ın sevdiği şeydi ama benim için öyle değildi. "Diğeri .. şu anda muhtemelen evinden çıktığınız kız oluyor kendisi." "Bana derhal randevu alıyorsun o adamdan. Bana derken Alis'e, evet. Durumun ciddiyetini anlat bir şeyler yap işte.. Sana güveniyorum." Gözlerim korkuyla açılırken ona bakmaya devam ettim. Telefonunu tekrar iç cebine koyduktan sonra beni korkutan sessizliğine devam etmeye başladı. Benim adıma derken neyi kastetmişti? Ya az önce evinden çıktığımız o kız?! Ölmemişti fakat her an kendisini ölümün kollarına atabilirdi. Peki ya gözükmeyen diğer kişi? Cevat ona dikkat edemeden geçemezdi! "Peki ya bilgileri gözükmeyen diğer kişi?!" Diye sordum kısık çıkan sesimle. Sessizliğini korurken anlık yüzüme baktı, daha sonra yola bakmaya devam etti. Tanıyordu, gözlerindeki ifadeden tanıdığını görmüş gibiydim sanki. "Tanıyor musun?" Kafasını hafif olumlu anlamda sallarken merakla konuşmasını bekledim. Kartın üzerindeki isimi okuduğu zaman yüzündeki ifade şaşkınlık belirtiyordu. Bir zamanlar tanıdığı birisini emanet etmişti o katil adama fakat haberi bile yoktu şimdiye kadar. Belki de teşekkür bile etmişti tanıdığına yardım ettiği için. Gerçekleri üzerinden zaman geçtikten sonra öğrenmek kötüydü. "Kim?" Cevaplayacak diye şüpheliydim. Deniz gözlerindeki ağır ağır dalgaları görmek içimdeki sıkıntıyı zaman zaman artırıyordu. Onun gibi soğukkanlı birisi bile bu kadar telaşlı olması daha çok korkmama neden oluyordu. "Ben." Aldığım nefes boğazımdan geçemiyormuş gibi hissederken anlamsız bakışlara çevrilmişti gözlerimdeki ifade. Şaka yapıyordu herhalde. Kendisinin telaşa düştüğü durum buydu zaten, herkes intihara teşvik edilirken o adama iyileştiği için teşekkür etmişti. Gerçekten iyileştirmiş miydi o adam Cevat'ı yanlışlıkla? Ya da ruhunu mu öldürtmüştü fark etmeden?! Dağınık bir şekilde yolu izledim, sessiz değildim. Düşüncelerim zihnimde kargaşa yaratırken anlam yükleyemediğim durumlar sessiz değildi. Bir süre sonra bakışlarımı ona çevirirken her zamanki halini aldığını gördüm. Nasıl toparlana biliyordu kısa zaman içerisinde? "O kızın yerini öğrenmek senin elinde." Dedi arabayı kenara çekerek durdururken. Artık düşünmek için çabalamıyordum çünkü tükenmiş gibiydim artık. "Ne demek benim elimde?!" "Hasta olarak seni kabul edecek, bütün hastalarına aynı yöntem kullanıyor." "Yani hepsini öldürüyor!" Kendi eliyle yapmasa da katil denilebilecek birisiydi. Beni onun yanına nasıl gönderirdi? Yapabilir miydim onu bile bilmiyorum. "Bir zamanlar onun hastasıydın neden şimdi bilemiyorsun?" Derin bir nefes alarak yüzünü sıvazladı. "Eğer bilseydim şu anda burada olmazdım.. Belli ki işe yaramamış." Cümleleri seçemiyor gibiydi. Ne söylese boş gelecekmiş gibi hissediyordu galiba. "Alis o kızı bulmamız için o adamın seansına katılman lazım. Sana bir şey olmayacak!" Yalvarış barındıran sesine karşılık tepkisizce ona baktım. Haklıydı, bana bir şey olacağını sanmıyordum fakat ya işleri berbat etseydim. "Ya beceremezsem?!" Dedim sesimdeki korkuyu gizlemek isteyerek. Ona yardım etmek istiyordum her ne kadar korksam da. "Sessizliği tercih etmek gibi bir şansın var. En azından sadece aklı kaçık birisini oynaman gerekecek, bence zorlanmazsın." İstemsizce gelen gülüşüme engel olamamıştım. Gerçekten ağlanacak durumuma gülüyordum. Dudaklarımı bir birine bastırarak eski konumuma geri döndüm. "Neden polislerin onu yakalamasına izin vermiyorsun? Böylece daha kolay öğrenirler nerede olduğunu." Araba tekrar hareket ettiğinde korkuyla ona baktım. Neden kendimi hazır hissetmiyordum bir türlü? "Adam istese bile söyleyemez." "Neden?" Şaşkınlıkla açılan gözlerime bakarken yüzündeki ifadeyi anlayamamıştım. "Çünkü hastalarına nasıl intihar edeceğini o söylemiyor. Kafalarının içindeki dünyaya itiyor ve intihar yollarını kendileri belirliyorlar. İntihar eden üç kişinin de intihar yolları farklı." Kafamı olumsuz anlamda sallarken doğru gitmeyen şeyler vardı. "O kızın nasıl intihar edeceğini nasıl öğreneceğim? Benim farklı bilinçaltım var." "Ona benzeteceğiz seni de. Böylelikle aynı yolları deneyecek ve seni oraya götürecek." Yine ortaya insanın sinirlerini bozan sessizlik çökmüştü. Kafamı aşağı eğerek ellerimi izlemeye başladım. Ne yapacaktım? Cevat'a söylemekten çekindiğim bir durum vardı. O kıza benzemeye gerek yoktu çünkü zaten aynıydı durumlarımız. Her ikimiz de hayallerimizin intiharını seyretmiştik ve elimizden hiçbir şey gelmemişti. Belki de öyle yapmalıydım, sadece kendim gibi olmalıydım. Araba durduğunda kafamı kaldırarak park ettiği yere baktım. Arabadan inerek hastaneye doğru adımlamaya başladık. Yine her zamanki gibi bir adım gerisinde yürürken somurtmaya başladım. Cevat dururken refleks olarak ben de duraksadım. Sol kolumdan tutarak yanıyla ilerletmeye başladı. "O kızın hayatına benzer bir hikaye anlat sadece, umarım işe yarar." "Tamam." Hiçbir şey anlamadığım halde söylemiştim bu kelimeyi. Merdivenleri çıktıktan sonra önümüzdeki otomatik kapı iki tarafa açıldı. "İsmimi sakın verme!" Sekreter kıza yaklaştığımızda elini kolumdan çekti. Kız yüz ifademden durumu anlamış olacak ki anlayışla yüzüme bakmaya başladı. Rol yapmamam ayrı bir ironiydi? Cidden çok mu acıklı durumdayım? "Merhaba, biz Alisia Parlak adına bir randevu almıştık." "Bir dakika beyefendi " Kız gözlüklerini düzelterek bilgisayara odaklandı. Klavyeden gelen tıkırtılar bittiğinde bize döndü. "Kimlik bilgilerinizi alabilir miyim?" Diye sorduğunda yüzümdeki ifadeyi aynı tutmaya çalışarak çantayı Cevat'a uzattım. Elimden alarak kurcalamaya başladı ve cüzdanımı çıkardı. Kimliğimi de bularak kıza uzattıktan sonra çantayı elime tutuşturdu. Kız yine oyalanmaya devam ederken etrafıma baktım. "Tamamdır. İkinci kat, soldan ikinci oda." "Teşekkür ederiz." Diyerek kızın uzattığı kimliği aldı ve yine kolumdan tutarak merdivenlere yöneldi. Asansöre binelim diyecektim fakat çok da yüksek kat olmadığı için sadece peşinden sürüklendim. Dediği gibi ikinci kata çıkarak soldan ikinci kapının önünde durduk. Bakışları garipti, hiç huzur veren mavi renk gibi durmuyordu. Bana yardım etmek istiyordu fakat engel olan bir şey varmış gibi bakıyordu. Cevat Ufuk asla çaresiz olmazdı ki?! Aniden bakışlarını kaçırarak yine arabadaki gibi öksürmeye başlarken vakit kaybetmeden kapıya vurdum. Adamın sesini duyduğumda gözlerimi kapatarak içeriye girdim. Gözlerimi ağır ağır açarken fazla eşyası olmayan, insana huzur veren odaya girdim. Kapıyı kapattığımda elindeki dosyaları kenara bırakarak ayağa kalktı. "Hoş geldin, Alisia." Benim küçük adımlarıma karşılık büyük adımlarla gelerek önümde durdu ve elini uzattı. Bir eline bir de yüzüne bakarken çekingen tavırla elini hafif sıktım ve anında geri çektim. Boyu uzun, saçlarında görünen beyazları vardı. Beyaz önlüğünün üzerinde 'Erdem Fatih' yazıyordu. Koyu kahve renkli gözleri, hafif kırık burnu vardı. Zayıf yüzü uzun ve tertemizdi. Yakalığının yanından beliren ve sağ kulağına kadar çıkan bir çizgi vardı. Eski anılı ve hoşlanılmayan bir geçmiş izine benziyordu. Eliyle gösterdiği yere bakarken yatağa benzer koltuğa doğru ilerledim. Yüzüne baktığımda uzanmamı işaret etti. Ağır adımlarla uzanarak ellerimi karnımın üzerinde birleştirdim ve bakışlarımı tavana çıkardım. "Merak etme Alisia, seninle iyi anlaşacağız. Ayrıca sırlarının da bende güvende kaldığına emin olabilirsin." "Bu pek umurumda değil."  Zaten ya ben öleceğim ya da sen hapsi boylayacaksın. Anlamadığım bir durum daha vardı. Sanki yıllardır bu karakterin içine hapsolmuş gibi duruyordum. O kadar alışmış o kadar iyi benimsemiştim ki, sanki gerçekten bu adamın yanına terapiye geldiğimi sanıyordum. "İstediğin yerden başlaya bilirsin." Ailemin, hayatımın özetini sormayacaktı mı? Derin bir nefes aldım. Kurtarmam gereken bir kız vardı, her şeyi tamamen unutmalıydım onu anlamak adına. Sadece kendim olursam bu işi başarabilirdim. "O günden.." Dedim hayalini gözümün önünden geçirirken. "Sadece gözlerini kapat ve anlattığın her anıyı tekrar yaşa." Gözlerimi kapatırken insanı rüyaya davet eden sesini dinledim. "Her şey güzeldi, hayallerim tamamdı. Tek gereken şey onları gerçekleştirmemdi." "Birisinin yardımına ihtiyaç duydun mu?" "Evet, çevremdeki herkesin. Her birisine seslendim teker teker..." "Yankılandı değil mi sesin bir boşlukta gibi?!" "Evet.." Gözlerime dolan yaşlar yüzünden biraz daha sıktım onları. "Yankılanan sadece kendi sesimdi, kimseden cevap gelmemişti." "Sonra ne oldu?" "Sonra da birer birer gittiler, geride boşlukta yankılanan sesim ve ruhum kaldı." "Kendini o boşlukta hissederken ne yapıyorsun?" "Hayal ediyorum.." "Neyi?" "Bir deniz... mavi ve hafif dalgalanan bir deniz hayal ediyorum." "Şimdi de kendini orada hayal et." Gözlerimin önüne benim denizimin hayali gelirken izlemeye başladım. İnsana huzur veren o sesi kulaklarımı doldururken sahile vuran dalgaları izledim. Dalgalara yön veren, onları şekilden şekle sokan rüzgar saçlarıma da yön veriyor gibiydi. Havada dalgalanan saçlarım bazen gözümü kapıyor gibiydi. İşte bu manzara hiçbir şeye değişilemezdi. Ellerimle saçlarımı geriye atarken parmaklarıma bulaşan sıvıyla geri çektim. Tekrar gözlerime götürürken avuçlarıma renkler bulaşmıştı. Dudağımın kenarı kıvrılırken gözyaşlarımın şeffaf, renksiz olmadığını fark etmiştim. "Gittiler, bütün hayallerim terk etti yanımdaki insanlar gibi." Sanki içinde bulunduğum durum daha da içine çekiyor gibiydi beni. Avuçlarıma bulaşan renkler, insanların güvendiğim taraflarıydı. Cevat'ın dediği gibi, tüm benliğimle güvendiğim insanlardı. "Onlar mı, yoksa sen onları mı?" "Sebep olan onlardı." Dedim elimi sımsıkı yumruk yaparak. "Peki onlara güvenmeni sağlayacak sebep neydi?" Bakışlarımı uçsuz bucaksız denize odaklarken sanki sorunun etkisinden daha çok dalgalanmaya başlamıştı. "Hiçbir şey!" "Hayallerini takip etmen için henüz geç değil." Oturduğum yerden ayağa kalkarken rüzgar eşliğinde yürümeye devam ettim. Burası hayal dünyamdı fakat çok sevmiştim. Sanki ulaşmam gereken bir yer varmış gibiydi. "Çok geç." "Neden?" "Hayal dünyam karanlık ve onlar artık parlamıyorlar." "Belki de saklandığın yerden çıkıp onları takip etmen gerek." "Bunu nasıl yapacağım?" "Onların seni nasıl terk ettiğini öğrenerek." Fısıltılı sesi kulağımı dolduran son ses olmuştu. Çıplak ayaklarımı bastığım yerler rahatsız ediciydi. Sahi nasıl terk etmiştiler ki beni? Hep rüzgara bırakırdım ben hayallerimi artık gerçekleşmeleri imkansız olduklarında. Ellerimden kayarken boşluklarını hissediyordum. Hep aşağılanan hayallerim vardı benim, belki de bu yüzden intihar etmiştiler. İlerlemeye devam ettim, sanki daha önce buradan geçmiş gibi hissediyordum. Aykut bana, hayallerine kanat tak demişti. Bir gün düşerlerse uçsunlar ve tekrar sana dönsünler demişti. Fakat hayallerimin hepsinin kanadının kırık olduğundan habersizdi, ben de öyle. Adımlarım benden izinsiz dururken gözlerimi açtım. Ayaklarımın altında, kayalıkların bittiği kısımdan kocaman ve sonsuz bir siyah boşluk uzanıyordu. "Hayallerinin önündeydin Alisia, o yüzden gerçekleşemediler." Sırtımda hissettiğim güçle öne doğru o siyah sonsuzluğa itilirken gözlerimi sımsıkı kapattım, kapattım ve tekrar açtım. Nefes nefese doğrulduğum yerden etrafıma bakarken artık bu oda hiç de huzurlu gelmemişti. Kabus görmüş gibi ter içerisindeydim. Ayaklarımı yere sarkıtırken meraklı gözleriyle bana baktı. Gözlerindeki ifadede katil bir insanı görmüş gibiydim, bu da beni korkutuyordu. "Ne gördün?" "H-hiçbir şey!" Şu anda düşünmem gereken kedisini o sonsuzluğa henüz itmeyen genç bir kızdı. "Gitmem gerek!" "Daha seansın sonuna-" "Bırak kolumu!" Yüzüne bir tane tokat atma isteğim vardı ve çok fazlaydı. Gözleri kısılırken tuttuğu kolumu daha çok sıktı. "Kimsin sen?!" Dişlerinin arasında fısıltılı halde çıkmıştı bu sorusu. Tüm negatif düşünceler etrafımı sararken aniden kapının açılma sesiyle bakışlarımız oraya çevrildi. "Kendisi asistanım olur!" Cevat'ın sesini duyduğumda yüzümde aptal bir gülümseme yayılmıştı. Bir dakika, o fısıltıyı nasıl duymuştu? Erdem'in şaşkın bakışlarından sonra kolumu tutan eli gevşemişti. Elimi sertçe geri çekerken Cevat'ın yanına koştum. Beni geriye iterken kendisi öne geçti ve onun karşısına dikildi. "Cevat?!" Şaşırdığını belli eden sesinden gördüğüne inanamıyor gibiydi. Ne sandın psikopat doktor? "Ne oldu, niye şaşırdın? Ölü bir Cevat Ufuk mu bekliyordun? İşin en kötü yanı da bu ya, hâlâ yaşıyorum." O ne demek ki şimdi? "Her ikimiz için işin kötü yanı var Cevat." Erdem'in hafif tebessüm eşliğinde söylediği cümlesinden sonra gözlerindeki ifade tanımlanamazdı. Omzuma çarpan birisiyle geriye bakarken birkaç polisin içeri girdiğini gördüm. "Erdem Fatih, intihara teşvik suçuyla tutuklusun. Sessiz kalma hakkına sahipsin" Bileklerine geçirilen kelepçelerden sonra iki polis onu götürürken yanımdan geçtiğinde yüzündeki hiç bozmadığı gülümsemesi vardı. Odadan çıktıklarından sonra bir başkası girmeden Cevat'ın yanına doğru ilerledim. "Uçurum, uçurum..." Korku dolu gözlerimle gözlerine bakarken yine sessiz dalgalıydı gözleri. Hızlı adımlarla dışarıya çıktığında ben de çantamı alarak peşinden koşturdum. "Adamın sesini nasıl duyduğunu sorabilir miyim? Güçlerin falan mı var?" "Hayır, üzerinde ses dinleme cihazı var." Kaşlarım havaya kalkarken onu üzerime ne ara yerleştirdiğinden habersizdim. Merdivenlerden indikten sonra o garip koridordan da geçerek dışarıya çıkmıştık. Bir uçurum kenarında olduğunu tahmin ediyordum fakat daha fazla bilgiye sahip değildim. Arabaya doğru ilerleyen Cevat'a yetişmeye çalıştım. "Cevat, kızın yerini biliyor musun? Nasıl buldunuz?" "Soru sorma yasağı artık devam ediyor." "Ama -" Lafımı bitiremeden arabaya binmişti bile. Ben de yolcu koltuğuna geçerken sinirlerime hakim olmak için tek kelime etmemeyi tercih ettim. Araba hareket ettiğinde hem bedenimin hem de zihnimin yorulduğunu hissetmiştim. Gözlerimi kapatarak Cevat'ın telefon konuşmalarını dinledim fakat hiçbirisine anlam veremiyordum. Ayaklarımın altında sürekli hissettiğim o kayalıklar vardı. Kucakladığım anılarımı tekrar o uçuruma bırakmış gibi yorgun hissediyordum. Yardım isteyecek kadar aciz hissediyordum. Araba durduğunda içimdeki korkuyu atmayı becerememiştim. Gözlerimi hafif aralarken zihnimde canlandırdığım o manzaraya benzer bir kayalık uzanmıştı. Daha yapacaklarımı planlamadan elim arabanın kapısına gitti. Kapıyı açtığım gibi kendimi dışarı atarken sanki kendimi kurtarıyor gibiydim. Saçları rüzgarda uçuşurken sırtı bize dönüktü. "Hira?!" Öne bir adım daha atamadan geri çekilirken Cevat'ın bağırışını duymuştum. İsmini yeni öğrendiğim kız geriye dönerken gözlerindeki ifadeyi gördüğümde buz kesilmiş gibiydim. Gözlerinde, kaybettiği hayallerinin yası dolu doluyken bir adım ötesinde sonsuz bir boşluk uzanıyordu. Korkuyordu, korkuyordum. Cevat bir şeyler yap diye yalvarıyordum içimden çünkü konuşacak tek kelimelik takatim yoktu. Ağzımdan çıkan her kelime sanki onu itecek gibiydi o boşluğa. "Siz kimsiniz?" Sadece bir soruydu duygudan yoksun. "Sana yardım etmek için buradayız." "Kimsenin yardımına ihtiyacım yok artık.." Elinin tersiyle gözlerini silerken ona sıkıca sarılmak isteği geçiyordu içimden. "Hayallerinin gerçekleşmesi için buna gerek var." "Hayallerim kimsenin umurunda değil." "Hayır, bizimde umurumuzda." Nihayet konuşurken bizden başka hayallerimizin de sarılmasını istemiştim çünkü aynı yaraları almıştılar. Cevat'ın gözlerine baktığımda elini gevşeterek ondan kurtulmamı sağladı. Bir adım öne giderken onu korkutmuştum o yüzden hemen duraksadım. Derin bir nefes alırken cümleleri seçiyordum. Tükenen cümlelerim bir anda etrafa dağılmıştılar. "Önemsiyoruz çünkü onlar değerliler. Bazıları için beş kuruşluk bir değere sahip, değil mi?" Rüzgarın gözlerime çarptırdığı saçlarımı geriye ittim. "Çünkü onlar hayalin ne kadar değerli olduğunu bilmiyorlar Hira. Çünkü onlar hayal kuramıyorlar. Biliyorum olmadığı için üzgünsün, kızgınsın. Hayallerin sakatlanmış olabilir ama bu onların iyileşmeyeceği anlamına gelmiyor. Sadece yapman gereken onlara daha sıkı sarılman." "Boş cümlelerini kendine sakla. Bütün isteklerin yerine geçmiş karşımda akıl veriyorsun. Sen ne anlarsın ki?" Kızgın cümlelerin ardından belli belirsiz gülümsedim. "Benim her hayalim sakat kaldı Hira. Sonra ne oldu biliyor musun? Yanlışlıkla onları uçurumdan bıraktım kanatlanıp uçmaları için." "Ben de şu an onu yapıyorum.." Sayısız gözyaşlarını silmeye devam ederken bir adım daha attım onu tedirgin etmeme rağmen. "Hayallerin kanadı vardır Hira ama bilmediğin bir şey var. Hayallerimiz bize bağlıdır. Eğer sakat hayallerini o uçurumdan bırakırsan sen de düşersin." Kafasını olumsuz anlamda sallarken düşünceleri karışmış gibiydi fakat beynine yerleştirdiği o karar netti. "Zaten ben de hayallerim de istenmiyoruz!" Bakışları uçurumdan aşağıya kayarken korkuyla Cevat'a baktım. "Cevat," demiştim fısıltıyla fakat sesim kısılmış gibiydi. Onun da bakışları tedirgindi. Birkaç büyük adımıyla beni geçerken Hira'nın karşısına dikildi. Hira ölmekten değil de bize yakalanmaktan korkuyordu. "At kendini aşağıya hiç çekinmeden. Zaten anlık bir acı diye düşünüyorsun ama geriyi düşünemeyecek kadar aptalsın. Hayallerin gerçekleşmediğinde en kolay yola kaçacak kadar zayıfsın sen, acizsin." Kalbim kulaklarımda atarken tenimin yandığını hissediyorum. Hafif şiddetli rüzgar sanki cismimin kenarında esiyor gibiydi, bana ulaşmıyordu. "Savaştım.." Ağlayarak iki büklüm olurken çaresizliğini hissetmiştim. "Çok mu zordu abinin üstesinden gelmek?! O sadece seni eve kilitler, direncini asla kilitleyemez." Kararından vazgeçeceğini bildiği için birkaç santim daha ilerledi. Korkuyla Cevat'ın yanına gelirken o da ilerledi. "Ne olacak Hira? Atlayacaksın bu uçurumdan peki ya gerisi? İnsanlara azap mı vermeyi düşünüyorsun intiharınla?! Vicdan azabı mı yaşatmayı planlıyorsun? Unutma Hira, insanlar intiharları değil savaşları hatırlar. Bir günden bile az çekecek yasın, kimsenin aklına bile gelmeyeceksin. Belki arada sırada annenin aklına gelirsin. Sonuç kimin için kötü Hira? Ne yazık ki herkes kaldığı yerden devam edecek." Anlattığı gerçeklerden ben bile utanmıştım. Sanki uçurumun önünde duran kişi benmişim gibi hissetmiştim. Son kez umutsuzca uçuruma baktı. Titreyen dizlerini bize doğru çevirirken sanki hareket edemiyordu. "Ama Erdem - ?" "Erdem az önce polisler tarafından yakalandı. İnsanları intihara teşvik etme suçuyla. Merak etme ilk kişi değilsin." Elini ağzına götürürken asıl şimdi yuvarlamıştı uçuruma. "Güvenmiştim-" "Böyle işte, kırılıyor o da. Başka seçimin yok Hira, tekrar güvenmek zorundasın yoksa yaşayamazsın." Küçük adımlarla ilerlerken sol elini kaldırarak ona uzattı. Aralarındaki mesafe azalırken o da zayıf düşmüş  kolunu kaldırdı ona doğru. Gözleri ağır ağır kapanırken ters giden şeyi fark etmiştim. İçtiği ilaç sayısı fazlaydı, vücudu da yorgun olduğu için baygınlık geçirecekti. "Cevat, ilaç!" Diye bağırdım öne doğru koşarken. Denizin sesi dolmuştu yine kulağıma. İlk kez akan gözyaşım renksizdi, şeffaftı. Çünkü karşımda duran kız sadece kendi benliğinden ibaretti. Bütün kötü, iyi karakterleriyle karşımızdaydı. Çekinmeden, utanmadan ağlıyordu. Hayatında daha az önce hiç görmediği iki insana güvenmişti, elini uzatmıştı nefret ettiği dünyaya geri dönmek için. Aslında bu kadar nefret etmesi sadece karşısına çıkan yanlış insanlar yüzündendi. Doğru insan Cevat Ufuk'sa uçurumun kenarında yakalaya bilmişti onu. Geç mi kalmıştı peki? Bence hayellari için hiç de geç kalmamıştı. Onları onara bildirdi kolaylıkla çünkü insanları çok iyi tanırdı, o insan karanlıkta kalmış birisiyse. Çünkü karanlıkta koşmayı severdi o. Ya hayatı?! Geç kalmış mıydı onun için? Ölü hayallerle dolu o sonsuz boşluk kucak açmıştı Hira'ya? Cevat Ufuk'un amacı olan pırlanta mı daha güçlüydü yoksa kırgın hayaller mi? Ben daha kafamı kaldıramadan savaş bitmişti bile...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE