P-11

4030 Kelimeler
Sarf edecek cümleleri karışmıştı. Ondan tutunarak yürümeye çalıştım. Zorlukla arabaya vardığımızda kapıyı açarak koltuğa oturttu. Ellerimle yüzümü kapatırken bir türlü kulaklarımı terk etmeyen o iki kurşunun sesi vardı. Eğer vuramasaydım şans onu artık sonsuzluğa sürükleyecekti. Ya ben yanlış vursaydım? Öldürseydim istemeden, Cevat'ın hayatını kurtardığım için pişman olur muydum? Uzaklaşmıştık insanın ruhunu kara delik gibi içine çeken evden. Yolculuk bana göre hem kısa hem uzundu, ağlıyordum durmadan. Bir şeyler söylüyordu beni uyarıyordu durmadan fakat ulaşmıyordu cümleleri kulağıma. İçime işlemişti sanki, o kirli ruhun siyah çamuru sıçramıştı ruhuma. Arabadan çıkarılınca afalladım ve az kalsın dengemi kaybedip düşecektim. Eliyle belimden yakalayarak tanımadığım sokağın kaldırımına oturttu. "Bana bak! Bana bak dedim!" İki eliyle kafamdan tutarak sabit tutmaya çalışıyordu. Sesini zaman zaman yükselterek bağırmaya başlamıştı artık. "Alisia!" Gözlerim onu bulurken kısa bir zaman öylece durduk, ağlamam azalana kadar. Sessizce gözyaşlarım yuvarlanırken daha sonra sadece iç çekişlerine dönmüştü. Burnum da akıyordu iğrenç şekilde. Galiba yavaş yavaş kendime geliyordum. "Teşekkür ederim, hayatımı kurtardığın için!" Öylece baktım, sarf edecek bir kelime bulamadığımdan. "Eğer oraya gelmeseydin ölme ihtimalimi falan düşünme çünkü biliyordum, geleceğini biliyordum Alisa.." "Artık kes şu zırlamayı!" Gerçekten öyle mi düşünmüştü? Birisini ölüme terk edebilir miydim? Sanırım edemezdim. Gözyaşlarımı silerken sakin olmaya çalıştım. Bir araba, Cevat'ın arabasının arkasında durdu. İçinden çıkan Aykut koşar adımlarla yanıma geldi. Cevat yavaş yavaş ayrılırken "Ben çağırdım, sana iyi gelir diye düşündüm" diyerek tamamen uzaklaştı. Son anda elinden yapışmamak için kendimi zor tutmuştum. İyi değildim. Yanıma çöken Aykut sıkıca sarıldı bana fakat ben yapamamıştım. Ellerim öylece yerde kalırken garip hissetmiştim. Birisinin beni iyi hissettirmesi için çabalaması, beni düşünmesi hem de hiç beklemediğim insandan. İşte, hiç beklemediğin insanlar koşardı yardımına bazen, hiç beklemediğin insanlar muhtaç ederdi her zaman. Arabasına binerek uzaklaşırken sonunda bakışlarımı ona çevirdim. "Kalk, gidiyoruz." Dedi kolumdan tutarak çekiştirirken. 'Nereye?' diye sormamıştım, soramamıştım. Onun koyduğu kuralı çiğnerim diye korkmuştum. Kuralların sadece onun için geçerli olduğunu bilsem de. Aklıma gelen şeyle dudağımın kenarı kıvrılırken kafayı sıyırma ihtimalini görmezden geldim. Aklımda dönüp duran düşüncelere birisi daha eklenmişti, o da çözülen bir kolun olmasıydı. Geriye kalansa, yedi koldu... ------- Kulağımdaki şarkı sanki ara ara hatıralarıma dolanarak bazen tamamen kayboluyor, bazen de kırılıyordu. Durmadan düşünüyordum, zamanı geriye sarıyor kendi kafamda yeni yeni kurgular yazıyordum. Birinci kurşun değil de ikinci kurşun kazınmıştı hafızama. Ya çekemeseydim o tetiği? Ya doğru hedef alamasaydım? Nasıl bu kadar rahat davrana biliyordu? My name's Blurryface and i care what you think Aykut'un o korkunç bakışlarına denk gelmekse en kötü şeydi. Beni eve götürürken ne olduğuyla ilgili durmadan sorular sormuştu. Kuralları çiğneyemezdim o yüzden de sakince ağlamayı tercih etmiştim. Vazgeçmeden saatlerce konuşma yapmıştı fakat hiçbir şey söylememiştim. Ona kızgın olduğum için tüm bunları ona söylemediğimi düşünüyordum. Belki de öyleydi ya da değildi. Sonunda usanarak çekip gitmişti. Çocuk gibi beni umursamasını istiyordum. Çünkü uzun bir süreden sonra ilk kez buraya geldiği zaman benimle ilgileniyordu. Cevat'ın sayesinde olmuştu ama olsun, bu da bir gelişmeydi. Peki ya Cevat?! Şaşırtıcı hareketleri üst üste gelmişti. Ne yaşamıştı da kendisini o silahın önüne atacak kadar cesaretli olmuştu? Belki de hep öyleydi fakat sakladığı şeyler arasında bir intikamı da vardı! Bana en çok intikam meselesi gibi geliyordu. Ya da okuduğum o sayfalarda saklanan çok basit bir olay yatıyordu. İşinden atılmıştı... Egosundan geçilemeyen adamı işinden atmıştılar. Sebep? Bilgi taşımacılığı. Yapmış mıydı gerçekten? Sebepsizce onun bu şeyi yapmadığına inanıyordum. Mücadele veriyordu, gözü dönmüş bir psikopatın silahının önüne atlayacak kadar korkusuzdu. Belki de yapmıştı fakat sonra pişman olup da eski işini kazanmak adına çabalıyordu. Wish we could turn back time To the good old days- Gelen tıkırtılarla müziği kestim. Kapının açılma sesini duymuştum. "Ben her seferinde bu çöpçatan kadınla mücadele etmek zorunda mıyım bu eve girmek için?! Bir kez de aç şu kapıyı! Sevgilim var diyorum onu da beğenmiyor." Nefes almayı unutmuş bir şekilde konuşan Ezgi'nin sesiyle müziği tekrar açarak gözlerimi kapattım. When our mama sang us to sleeping in now we stressed out. "Bir de utanmadan zıbarmış uyuyor. Kalksana!" Ezgi'nin sesi arkada fon müziği gibi çalınırken takmak gibi bir niyetim yoktu. Milletin üzerine fırlattığım kayalar şimdi benim üzerimde oturuyordu. "Evi komple söküp götürseler ruhun duymayacak. Sana diyorum!" Sesi artık daha da yaklaşmıştı. Umarım kulaklığımı çekmezdi çünkü eğer hazin bir sonla ölmesini istemiyorsa bunu yapmayacaktı. Mesela, şu anki çok sakin adeta ölüyü andıran ruh halim, kulaklığım çekilirse bir canavara dönüşebilirdi. Canım kulaklığım... Sesi bir anda kesilirken tekrar gözlerimi kapattım. Bu aralar merak konum olan kişi değişmişti. Aykut bana kendisiyle ilgili hiçbir şey konuşmayacaktı. Onu tanıyordum, bunu hiçbir zaman yapmazdı çünkü kendisinin yargılanmasından nefret ederdi. Geçmişinde bir şeyler saklıydı, benim onu yargılayacağım şeyler. O yüzden anlatmak gibi bir niyeti yoktu. Eğer bir soruna çözüm bulamıyorsam, çözüm yolunu değiştirmem gerekiyordu.. O da asistanlığıma devam edecektim. Belki bir az ilerlersem Aykut'a olan öfkesi, onunla ilgili şeyler konuştururdu Cevat'a. Onun Aykut'la olan bağlantısı bende daha çok merak uyandırıyordu. Aniden düşüncelerimin dağıldığını hissederken kulaklığımın yerini boşluk almıştı. Bu kız kulaklığımın çekilmesinden nefret ettiğimi bilerek ölüm istiyordu.  Geriye dönerek dizlerimin üzerinde durdum ve vurmaya başladım. İçimdeki canavar derken, şu anki halim kuyruğuna basılmış bir kediyi andırıyordu sadece. Kısılan gözlerim anlık bir görüntü yakalamıştı, kapının kenarında beni gülerek izleyen Ezgi'ye. Ellerimi hemen geri çekerken nefesimi tutarak bakışlarımı yukarıya kaldırdım ve kalp krizi geçirmek riskimi azaltmak için gözlerimi kapattım. Orada hunharca gülen Ezgi'yse bu kim? Ben bu adama her seferinde rezil olmak zorunda mıydım? Bana, yukarıdan aşağı 'bu kız neyin kafasını yaşıyor?' bakışları atıyordu kaşlarını çatarak. Hemen yataktan inerek karşısına geçtim. "Özür dilerim ben Ezgi sandım da." Kullanabildiğim en masum ses tonumu kullanmıştım. Iı, olmamıştı. "Ne kadar değerliymiş kulaklığın?" Dedi elindeki kulaklığı yatağa fırlatırken. Yatağıma otururken ben de yanına oturdum. Neden gelmişti? Aklıma gelen fikirle gözlerim büyürken konuşmaya başladım. "Yeni cinayet mi var? Ted bulmuş mu yerini? Neden aramadınız telefonla hemen inerdim. Gidiyor muyuz? Telefonum? Yine mi sessizde? Yok şarkı dinliyordum arasaydınız haberim olurdu." Sağ eliyle her iki yanağımı sıkarak susmamı sağladı. Nihayet motora bağlamış konuşmam durduğunda elini geri çekti. Kapıya doğru çevirirken bakışlarımı Ezgi'nin orda olmadığını gördüm. Tekrar gözlerimi düşünceli gibi görünen mavi gözlerine çevirdim. "Onun için gelmedim, artık cinayet yok.. yani senin için yok." Dedi ekleyerek. Kaşlarım çatılırken ne demek istediğini algılamaya çalıştım. "Kovmuyorum, sadece ayrılmak gerektiğin için ayrılıyorsun." Ne anlatıyordu bu adam? Tam da çözüm yolu bulmuşken neden alıyordu ki onu benden? En önemli soru, bana neden nazik davranıyordu? İyi misin sen? "Ama daha iki ay sürem olduğunu söylemiştiniz." Dedim çabalamak adına. İkna edebilecek miydim onu? Beni tekrar işe alması için Aykut'tan da yardım isteyemezdin çünkü geçen olaydan sonra onun için bir fırsattı. Bana kızgın olduğu için hayatta yardım etmezdi. "Olayın ciddiyetini anlayamadın mı? Zaten seninle olan planlarım buydu; olayların kendisi başlayana dek yanımda durmana izin vermek. Olaylar başladığına göre yeni hayatında başarılar sana. Bu da son maaşın," diyerek cebinden çıkardığı zarfı yatağın üzerine bıraktı. Ayağa kalkarken apar topar ben de kalkarak karşısına geçtim. "Durumun ciddiyetini anladım, devam etmek istiyorum. Eğer öyle korkmam ya da ağlamam sorun olduysa bundan sonra yapmayacağım." "Hayır, sorun senin ağlamam ya da korkman değil. Sorun, ayağıma dolaşman." Diyerek yanımdan geçti. Geriye dönerek hafif koluna dokundum durdurmak için fakat anında öfkeyle geriye dönerken hemen geri çektim kolumu. Bir adım geriye giderken mavi gözlerindeki bulanık düşünceler yerini netliğe bırakmıştı. Durduk yere ne çıkışıyorsun ödüm koptu lan! "Aykut'un sırlarını öğreneceğim diye takılamazsın peşime. Kitaplarının arasında kaybolan ve macera arayan birisi için ayıracak zamanım yok!" Dedi eliyle kitaplığımı göstererek. "Amacım macera falan değil-" "Peki ne? O arşiv odasına girdiğimizde neden Aykut'un değil de benim dosyama koştun?" Bir adım öne gelerek üzerime bağırırken duraksadım. Ne bekleyecektim? Bu adamdan bir şey gizleye bileceğimi mi?! Saçmalık! "Aykut'un o dosyalarda olduğu ihitimalini bil-" "Kimi kandırıyorsun? Gerçekleri öğrenmek için okusaydın o zaman-" "Korktum!" Diye bağırdım aniden. Cevap beklercesine gözlerime bakarken nasıl anlatacağımı düşündüm. "Sadece kendisinden duymak istedim. Belki o zaman daha iyi olur diye, daha az acıtır diye." Dedim kısık çıkan sesimle. Bir şey demedi, sadece baktı 'aptal'  der gibi bakışlarla. Aptal olduğumun farkındaydım. Aslına kalırsa onun sırlarını öğrenmeye de bilirdim çünkü bazı gerçekler öğrenildiği zaman daha çok acıtırdı. "Senin çocukça oyunlarına ayıracağım zamanım yok." "Lütfen bana yardım edin. Sadece iki ay-" "Sana güvenmemi bekleme benden. O aklından neler geçtiğini tahmin etmek inan ki zor değil. Orada benimle ilgili merak olduğunu biliyorum." "Var ya da değil, neden rahatsız oldunuz ki?" Onunla ilgili gerçekleri öğrenmek Aykut'la ilgili yeni bir haber demekti. "Rahatsız olmam hatta istiyorsan kendi yollarınla öğrenmeye çalış, engel yaratmam. Ama bu seni Aykut'un sırlarına götürmez." Sinirli konuşmasının ardından hızla odamdan çıktı. Onu tekrardan durduracak cesaretim yoktu. Ne yani bitmiş miydi? Odanın ortasında öylece dururken kapının çarpılma sesini duydum, ardından da Ezgi gelmişti telaşla. "Ay sonunda bitti çok şükür! Hadi gözün aydın, gel sarılayım." Ellerim yanımda Ezgi bana sarılarak geriye çekildi. Hayır, sevinen taraf sadece oydu, bir de Cevat. "Ne diyorsun Ezgi ya?!" Diyerek yatağa oturdum ve ellerimi saçlarıma daldırdım. "Bak ne güzel?! Artık gıcık olacağın kimse yok." "Bütün mesele ona gıcık olmam mı? Hiçbir şey bilmeden konuşuyorsun." "Anlatırsan bileceğim canım!" sinirle gözlerini büyüttü. "Aykut'la ilgili her şeyi biliyor!" Diye bağırdım. Şaşkın şaşkın yüzüme bakarken anlam vermeye çalışıyordu. "Bilmiyorum ama eskiden aralarında bir yakınlık varmış. Ondan sonra bir olay olmuş bunu işten atmışlar bir arkadaşıyla birlikte. Galiba bu olaydan sonra aralarındaki arkadaşlık bitmiş." "Bilse bile anlatmaz ki sana?!" "Aykut'a karşı beslediği öfkesi yüzünden belki anlatırdı ama gitti." "Ne yani Aykut için bu Sherlock Holmes çakması adamın peşine mi takılacaksın?" bu sefer inanamayan gözlerini büyütmüştü. "Evet!" "Aykut'un senin için değerli olduğunu biliyordum da bu kadarını değil." Derin bir nefes alıp verirken, kimseye derdimi anlatamadığım için bıkkınlık gelmişti bana. "Değer meselesi de değil, onunla aramda kalan o son bağın yardımıyla bir sona ulaşmak. Aykut'la git gide tamamen uzaklaşıyoruz farkındasın bunun. Ya onaracağım ya da bitmesine seyirci kalacağım sadece." Galiba anlamıştı. Kafasını olumsuz anlamda sallayarak acıyan bakışlarla bana bakıyordu. "Tekrardan nasıl kazanacaksın işini?" "İşte bu konuda senden yardım almam lazım. Ne yapmam gerekiyor lütfen yardım et." "Cevat mıdır nedir, sence kabul eder mi?" "Etmez." Net olmam gerekiyordu yoksa yardımcı olamazdı Ezgi. Kendisini gülmemek için zor tutarken düşünmeye başladı. "O zaman tek çare inatçı olacaksın. Hiç onun arkadaşlarıyla tanıştın mı?" "Bir kaçıyla, evet." "Onun çevresiyle takılırsan sürekli görebilirsin onu. Bir süre sonra bıkar inatçılığından, kabul eder." "Sahiden mi?" "Her erkeği anlayacak kapasiteye sahip bu arkadaşını büyütmelisin gözünde. " Diyerek ayağa kalktı. Ben de dolabıma doğru koşarken Ezgi'nin fikri cazip gelmişti. İçimde umut vardı, uzun zaman olmuştu umudu hissetmeyeli. Çözmeye çalışıyordum  fakat düştüğüm durumun tamamen farklı olduğunu anlayamamıştım. Çözümleri olmayan sorunları çözmek adına baş koymuştum bu yola, Aykut'la aramdaki o bağı onarmak adına. Fakat habersizdim çoğu şey gibi bundan da. Nereden bilebilirdim aslında onunla aramda hiçbir bağın olmadığını?! Bir savaş içerisinde olduğumuz zaman ya kaybederdik ya da kazanırdık. Peki yanlış bir savaş içerisinde olursak o zaman ne olurdu? Bir kazanç ya da bir şey elde edebilecek miydim? En korkuncu da buydu zaten, yanlış savaşın içinde olduğumdan habersiz savaşa devam etmek... -"- Sokağın sonundaki Derya'nı görmemle gülerek ona el salladım. Hızlı adımlarla yanıma gelirken kafamda kurduğum planları birleştirmeye çalışıyordum. "Ne oldu?! Apar topar çağırdın!" Diye sordu nede nefese. "Birkaç saat uzak dur o bilgisayarından. Biraz eğleniriz dedim." Diyerek kolundan tuttum ve Ted'in apartmanına doğru sürüklemeye başladım. Kapının önüne geldiğimizde uzanarak zile ulaşmaya çalıştım. Nihayet yetiştiğimde parmağımı bastım ve kafamı yukarıya - kameranın olduğu yere- kaldırdım. Gülerek el sallarken umarım Ted, yabancı birini getirdiğim için bana kızmazdı. Dirseğimle, bana garip garip bakan Derya'yı dürttüm. "Hadi, sen de bak kameraya." Dedim el sallamaya devam ederken. Yüzüne anlamadığı için sahte bir gülümseme yerleştirerek el sallamaya başladı yavaş yavaş. Arada bana bakarken kafayı sıyırdım mı diye kontrol ediyordu. "Kamera şakası falan mı? Ortada şaka yok ama..." Dedi sahte gülümsemesinin ardından. Artık elim yorulurken kapının açılma sesini duyduğum gibi hemen ittirdim öne doğru. Ted karar vermek için baya düşünmüş olmalıydı galiba. Derya da peşimden sürüklenirken arkadan sesini duydum koridorda ilerlerken. "Burası ne kokuyor be? A topuklu ayakkabı?!" Tek boynuzlu at görmüş gibi yerdeki ayakkabıma bakarken gülmeden edememiştim. Kapıyı açıp hızla içeri soktum, ardından da kapıyı kapattım. Planım Ted'i dışarı çıkarmak, onun Cevat'ı çağırması için ortam kurmaktı. Derya da bana yardım edecekti. "Burası cennet mi? Gördüklerim rüya mı? Lütfen rüya olmasın. Eğer gerçek değilse de umarım ölmüşümdür ve cennetteyimdir,  Amin!" Derya'nın yanımdan ayrılarak Ted'in yanına geçtim. "Merhaba!" Diye çocuğun kulağına bağırdığımda korkacak sandım fakat ekranı izlemeye devam ediyordu. Birkaç dakika sonra sinyal ulaştığında bakışlarını bana çevirdi. "Hoş geldiniz. Arkadaş kim?" "Üniversiteden arkadaşım, Derya." Diyerek kolundan tuttum ve hayranlıkla etrafına bakan Derya'nı yanımıza çekiştirdim. Bunun da olan kalan aklı uçtu ha! "Derya, Ted." Her ikisi de ""Memnun oldum"" diyerek el sıkıştılar. "İlk kez bir kız burayı 'cennet' gibi tanımlıyor. Ha bir de ölmek istiyor burası için." "Burası benim hayalimin tıpa tıp aynısı. Hayır, hayalimin bile kapasitesi yeterli değil burayı düşünmek için." Dediğinde planımın ilk kısmı güzel geçtiği için tebessüm etmiştim. Cevat'tan öğrene öğrene kurnazlık öğrenmiştim. "Artık tanıştığınıza göre dışarıya çıkıp, eğlenebiliriz." Ted bana baygın bakışlar atarken arkasına yaslandı. "En son ne zaman dışarıya çıktığımı hatırlamıyorum." Yüzüne vuran mavi ışıkta gözlükleri parlarken aynı zamanda göz altlarındaki mor halkalar ve kızarık gözleri ortaya çıkıyordu. Bu kadar uykusuz kalmayı nasıl başarıyordu? Ben gözümü kapattığımda uyuyabiliyordum. Gerçi açık da uyuyordum, neyse. "Mızıkçılık yok, hem sen de istediğin arkadaşını çağıra bilirsin. En son ne zaman eğlendin söyle bakalım?" Umarım arkadaş olarak Cevat'ı çağırırdı. Birkaç sorun vardı fakat umarım planımı bozmazdı. İşten kovulduğum için onun arkadaşlarıyla arkadaşlığımı devam ettirmemde umarım bir sakınca görmezdi. Ted işten uzaklaştırıldığımı biliyor muydu? Daha bu sabah kötü haberi almıştım hemen koşarak ona yetiştirecek değildi. Öyle bir şey olsaydı söylerdi Ted. "Buradan çıkamadığım sürece eğleniyorum ben." Diyerek işinin başına geri döndü. Cevat'ın arkadaşı, ne olacak? Uyuz... "Bu kadar programı nasıl bir bilgisayarla idare ediyorsun? Şu anda üç bilgisayarı bir programla yönetmeye çalışıyorum da." "Dört yılımı aldı programları tamamen düzenleyip birleştirmek." Kaşlarım hayretle havaya kalkarken adamlardaki sabıra şaşırıyordum. Ben daha içeceğimi yemekle aynı anda bitiremiyordum. "Peki sıkıntılı programların var mı?" "Konum bildiren yedi programımdan çoğunluğu sıkıntılı." Onun için mi bizi o davete yanlış göndermiştin lan? Rezil olmuştum bak yine aklıma geldi. "Telefondan bağlanmayı denesene. Hem o zaman program sayın azalır. İhtiyacın olacak tek şey sadece sahte bir hesap." Ted bakışlarını ona çevirerek bir iki dakika çekmedi. Sevinçle Derya yandan bir sandalye alarak Ted'in yanına geçti. Aralarında başlayan konuşma sonrası az kalsın kriz geçirecektim. Neden planlarım Cevat'ın planları gibi mükemmel yürümüyordu? İki tane bilgisayar manyağını bilgisayarlarla kaplı odada bir araya getirerek ne kadar hata yaptığımı anladım. Fakat çok ama çok geçti. "Ama dışarıya..." Son umut bir cümle kurmaya çalışırken yüzüme bile bakmamışlardı. Şimdi onların dikkatini çekmek Cevat'ın tekrar beni işe almasından bile zordu. Çantamdan not defterimi ve kalemi çıkararak Ted'e uzattım. "Cevat'ın ev adresini yazsana bana." Hiç olmazsa eve dönerken azıcık karlı dönseydim. Defteri karalayarak bana uzattı. Ayaklarımı sürükleyerek somurtkan yüz ifadesiyle odadan çıktım. Küf kokan koridordan çıkışa doğru ilerlerken aniden duraksadım. Kafamı yukarıya çevirerek merdivenleri takip etti bakışlarım. Yukarıda birisi var mıydı? Bu dökük yerde Ted'in nasıl yaşadığı merak konumdu açıkçası. Sessiz olmaya özen göstererek merdivenleri çıkmaya başladım. İkinci kata geldiğimde kapının önünde durdum. Kapının kolundan tutarak aşağıya indirdim fakat kapı kapalıydı. Bir iki adım geri giderek tekrar merdivenlere yöneldim ve son kata kadar çıkmaya başladım. Çok küçük kapının önünde durduğunda aynı şeyi yaptım, bu sefer kapı açılmıştı. Birisinin yaşaması imkansız gibi gözüküyordu. Ted'in ailesi yok muydu da bu kimsesiz dökük evde yaşıyordu?! Önüme açılan manzarayla birkaç dakika öylece kaldım. Bakışlarımın önüne dökülen manzara, her tarafta yemyeşil bitkilerin olduğu bir manzaraydı. Çatı katının tam ortasına gelerek etrafımda dönmeye başladım hayranlıkla. Açık gökyüzüyle muhteşem uyum sağlayan bu yer harikaydı. Fakat daha önemlisi o bitkilerin evi olan saksılardı. O kadar güzellerdi ki hangisine bakacağımı şaşırmıştım. Havalar da ısındığında göre buraya yerleştirmişler anlaşılan. Gelen bildirim sesiyle bu hayal dünyası gibi yerden uzaklaşarak telefonumu çıkardım. Daha manzarayı izleyecektim. 1 yeni okunmamış mesaj Gizli bir numaradan gelen mesaja tıklarken kaşlarım çatılmıştı. Ölüm, Cevat'ın Ufuğunda doğan bir kavramdır. O kavrama çok yakında hazır olun. Nefes alışverişlerim düzensiz duruma girdiğinde amaçsızca tekrar tekrar okudum. Nihayetinde 'ölüm' kavramı tamamıyla zihnime yerleşirken rehbere girdim titreyen ellerimle. Cevat'ın üzerine basarak kulağıma götürdüm. Aynı zamanda koşar adımlarla buradan çıkarak merdivenlerden apar topar inmeye başladım. Tekrar aradım ve tekrar ulaşamadım. Apartmandan çıktığım gibi etrafıma bakmaya başladım. Her ne kadar korkunç bir durum olsa da tekrar işe alınmam için bir fırsattı. Bunu düşünecek kadar afallamıştı zihnim. Çantamdaki kağıdı çıkararak adrese baktım. Uzun uğraşlardan sonra bulduğum bir taksiyle hemen önce adrese varmayı bekledim. Aklımda tur dönen düşünceler korkutmuyor değildi beni. Demek ki artık ben de onların çevresine katılmıştım, tehditlerin hedef noktası ben de olmuştum. Böylelikle beni nasıl karıştırdılarsa öyle de koruyacaklardı bu vaka meseleleri bitene kadar. Araba durduğunda benim için bir servet sayılan parayı ödeyerek arabadan indim. Koşar adımlarla kâğıtta yazan adresin önüne geldiğimde etrafıma baktım. Binaların seyrek olduğu bu yer ürkütücüydü. Apartmanın önüne gelerek giriş katın ziline bastım ve bekledim. Bir süre sonra kapı açılırken koşarak içeriye girdim ve zaten giriş katta kaldığı için merdivenlerden çıkmayacağım için sevindim. Asansörler çok yavaş zaten, bir de uğraşamayacaktım. Açık kapının önünde beni bekleyen Cevat'ı gördüğüm gibi duraksadım. Telefonu çıkardığım gibi gözüne yakın tuttum. Gözüne soktum dersem daha doğru olur. "Mesaj geldi, mesaj.." "Kilidi aç da mesajı göster." Her zamanki soğukkanlılıkla yüzüme bakarken geri çekerek kilidi açtım ve mesajlara girerek az önceki mesaja girdim. Tekrar ona uzatırken elimden alarak okumaya başladı. Baygın bakışları beni bulurken kaşlarım çatıldı, ne yani takmayacak değildi her halde beni. Seni parçalayabilirim. "Bunun için mi beni değerli uykumdan uyandırdın?" Ağzımı açarak bir şey söylemek istedim fakat tekrar kapattım. Dalga geçsin istiyordum, başka türlü olamazdı. "Takmayacak mısın?" "O tür mesajları, mektupları günde en az üç kere alıyorum. Ciddiye almam için fazla zamanım yok ne yazık ki." "Beni tekrar işe almayacak mısın?" Telefonu elime sıkıştırırken beynim sanki donmuş gibiydi. Ortada ölüm tehlikesi vardı. "Ne yazık ki yeterli bir sebep değil. Sebep bile olamaz hatta." Diyerek kapıyı kapatmaya yeltendiğinde kapının arasına girerek kapamasını önledim. "Ya bu mesajı atan kişi beni öldürmeye kalkarsa?!" "Merak etme, ölmezsin." Diyerek beni itmeye çalıştı. Son gücümle direnirken bugün neden kurduğum plânlarımın suya düştüğünü düşünüyordum. Eğer olmuyorduysa böyle zorlayacaktım, başka çıkış yolum yoktu. "Hayır, can güvenliğim tehlike altında. Beni bu işe karıştıran sensin, şimdi korumak zorundasın." "Ben değil o geri zekalı Aykut korusun. Seni o bulaştırdı bana" Diyerek beni dışarıya atarken aklıma gelen şeyle bağırmaya başladım. "Peki ya masamın üzerine 'eğer başıma bir şey gelirse bundan Cevat Ufuk sorumludur' yazarsam?!" Yüz ifadesi anında değişirken önüme gelerek işaret parmağını sallamaya başladı. "Sakın öyle bir şey yapayım deme." İşte öyle yamulursun egoist manyak. "Bana ne! İşe alırsan yazmam." "Rahat bırak beni, gidip uyumam gerek. Seninle uğraşamam." "Tamam, sen bilirsin ben gideyim de mektubumu yazayım." Diyerek arkamı döndüm ve kendimden emin bir şekilde yürümeye başladım. Ayrıca aradaki samimiyeti bozduğum için bir garip olmuştum. Şu anda asistanı olmadığım için 'Cevat bey' dememe gerek yoktu. Sağ kolumdan tuttuğu gibi geri çevirirken zafer tebessümü yerleştirdim yüzüme. Demek ki zorlayınca oluyormuş. Kafasını kaldırarak yukarı katlara baktı daha sonra da eve doğru ilerledi. Kapıdan içeri girdiğimizde itercesine kolumu bıraktığında kapıyı kapatarak önüme dikildi. Al diğer kolumu da güle güle kullanma. Bu kafasına düşen kayasını özlemiş, kıyamam. "Amacın ne? Açık konuş!" "Açık konuşuyorum, beni tekrar işe alacaksın." "Borçlu muyum sana? Nereden geliyor bu rahatlık?" Sinirlendiğini görsem de taviz vermemeye çalıştım. Gözlerini kıstığı için mavilerini görememiştim. "Mesajı sen de okudun, senin yanında göründüğüm için ben de tehdit altındaydım." Nefesini dışarıya üfleyerek yanımdan geçip gitti. Peşinden bakarken dayanamadım, ben de onu takip ettim. Salon olduğunu varsaydığım yere girerken burnuma dolan kokuyla yüzümü buruşturdum. Çöplükten farkı olmayan salonun dört yanından pizza kutuları yer alıyordu. Havasızlıktan insanı öldürme noktasına gelen bu evde nasıl olur da yaşamaya devam ediyordu aklım almamıştı. Elinde getirdiği siyah kutuyu bana uzatırken elinden alarak kapağını açtım. Ağzına kadar kâğıtlarla dolu olan kağıtlardan bir kaçını elime alarak okudum. Hepsi, tehdit mesajlarıydı. Bir de koleksiyon yapmıştı. Ne tuhaf hayatı vardı?! Millet sevgi mektupları toplar bu da tehdit! "Bak, kaç yıl öncesine ait aşırı derecede öldürücü mesajlar var. Gördüğün gibi hayattayım." Dediğine gülesim gelmişti, dudağım hafif kıvrılırken kendimi zor tutmuştum. Ya sen ne tür bir yaratıksın?! "Alis amacın ne?" Yüzünde oluşan o ifadeyi gördüğüm gibi içime suçluluk duygusu oturmuştu. Nasıl diye bilirdim ki hiç bilmediğim savaşın ortasında kaldığımı. O korkuyu nasıl anlatacaktım? Her gece kemiklerimde dolaşan o duyguyu nasıl anlatacaktım ki? Sığınacak kimseyi bulamayan ruhumu anlatmam günler hatta belki de aylar alırdı. Aykut'u ya kaybedeceğim ya da kazanacağım bir savaşa başlamıştım, buradaki amacım da buydu. "Hiçbir şekilde karlı çıkmayacaksın! İstediğin Aykut'la tanıdığın Aykut arasında anlam veremeyeceğin kadar uzak bir mesafe var, değmez. Kendini bu tehlikelere atmana değmez." Cidden anlamış mıydı? Ya da Aykut'un değiştiğini hissedecek kadar tanıyor muydu onu? "Bunu başka birisinin ağzından duymak istemiyorum, kendim görerek, hissederek alışmalıyım. Başka türlü olamaz. Lütfen bana yardım et, lütfen." Kutuyu elimden alarak kenara bıraktı. Yüzündeki bıkkın ifadeyi gördüğüm gibi tebessüm ettim. "İşe alındım, değil mi?" "Hayır." "Ne demek hayır ya?! O kadardır boşuna mı konuşuyorum ben? İlla diyorsun ki o mektubu yazacaksın! Buraya kadar gel-" Eliyle yanaklarımı sıktığında sinirden gözlerinin açıldığını gördüm. Normalde kısık gözleri böyle açılınca mavi renkli gözlerini daha net görmüştüm. Aynı deniz gibiydi lan! Ay çok güzeller! "Sabah ilk kalktığımda senin sesini duyduğum yetmiyormuş gibi bir de cırlıyorsun. Sus!" Ne bağırıyorsun?! Demek istemiştim fakat eli ağzımda olduğu için sesim boğuk çıkmıştı. Yüzü yakından bakılınca bir farklı görünüyordu. Yanakların nasıl böyle içine göçmüş? "Cevat, şifren onaylanmış!" Benim sesimden daha beter bir kız cırlarken ikimiz de bakışlarımızı ona çevirmiştik. Sevgi denilen gamzeli kız değil miydi ya? Bunlar sevgililer miydi? Çöplük kokan bu evde kalmanın başka açıklaması olamazdı. Elini ağzımdan çekerek hızla onun yanına yaklaştı. Yanağım acımıştı.. "Baksana, onaylanmış şifre listesinde senin de ismin var." Dedi bana samimi gelmeyen gülüşüyle. Cevat'ın boynuna sarılarak sevinçle bağırmaya başladı. Tamam, olayı anlamaya bilirdik fakat ne bu görgüsüzlük? Çığlık atmalar falan. Söyleyin ben de atayım. Ölür müsünüz? "Bekle kontrol edeceğim." Diyerek görülmesi zor olan masadaki laptopa koştu. Sevgi'nin yüzündeki tebessüm solarken çatık ifadeyle bana bakmaya başladı. Bu zayıf kız niye bakıyordu ki bana? Fakir olduğu için mi zayıftı acaba? Yazık... "Giriş yapılıyor!" Diye bağıran Cevat'ın yanına koşarken garip hissetmiştim. Bana da anlatın diye ağlasayım gelmişti. Dışlanmak çok kötü bir histi. Şimdi bunlar kendilerini havalı falan sanıyordular galiba. "Uğramam gereken bir yer var." Apar topar ayağa kalkarak gamzelinin yanağından makas aldı. "Benim işim?!" Dedim umut dolu gözlerle ona bakarken. "Tamam, alıyorum" diyerek salondan çıktı ve yan odaya girdi. Sevinç çığlığı atarak zıplamaya başladım. Maalesef boynuna atlayacak kimsem yoktu.  Ağla! Zaferimi yalnız başıma kutlayacaktım. Ne demişler?- Zirvedekiler daima yalnızdır! Bence iyi bir bahane. "Seni ne ara işten kovdu?" "Bu sabah." Dedim gülerek. Kaç saat geçmişti ki kovulmamın üzerinden? Sinsi yılan, çatla hasetinden! "Sabah sabah tehditler yağdıran sen miydin?" Bu kız aşırı ukalalıktan niye ölmüyordu? Arada git öl diyesim geliyordu o derece gıcıktım. Ya git işine! - gözlerimi devirdim. "Üzgünüm ama seninle sohbet etmeyi hiç istemiyorum, ayrıca uğramamız gereken bir yer var." Neresi ben de bilmiyorum ama öğreneceğim az sonra. Yüzündeki ifade her şeye değer türdendi. Cevat odadan çıktığı gibi ben de dışarı koştum. Apar topar ayakkabılarını giyinirken "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. "Eski kurallar kaldığı yerden devam ediyor." Dedi ayakkabısını giyinip kapıyı açarken. Soru sorma yasağı kaldığı yerden devam ediyordu yani. O zaman kayalar kafana yağsın lanetli herif! "Hayır etmiyor, bu sefer ben de kural ekleyeceğim." " Hâlâ patron benim. Öyle bir lüksün yok." "Tehdit lüksüm var." Dedim yanıyla koşar adımla ilerlerken. "Artık zaman konusunda da bir adım öndeyim. Milyonlarca tehdit mesajını yazabilirsin. Tabii ben seni kovduktan sonra." Sahte tebessümle ona bakarken yine planlarımı altüst eden Sevgi'ye bol bol lanet okudum. Resmen adamın egosuna ego eklenmişti. Şimdi işim zordan daha zordu. Arabada yerimi alırken sanki aylar önce yaşamışım gibi gelmişti eski anıları. "Yeni vakaya hazır mısın?" diye sordu. Gözlerim kocaman açılırken ona baktım.  "Evet!" Diye bağırdım. Gülerek arabayı çalıştırırken bu adamla bir olup Aykut'u deli etmem her ne kadar doğru karardı bilmiyordum. Eğlenceli gelmişti bana, her ne kadar ciddi durumlar söz konusu olsa da oyun gibi baktığım zaman ortada ciddilik diye bir kavram kalmıyordu. Aykut'un gözündeki o gıcık olmuş ifadeyi görmek... Yeşillerine ne kadar da yakışırdı o ifade. Her şey komikti, her şey eğlenceliydi. Çocuk gibi kıskandırmaya, dikkatini çekmeye çalışıyordum Aykut'un. Daha on beş dakika süresi dolmayan Cevat'ın uyarısı kendisini göstermişti ne yazık ki. Ezgi'nin attığı o mesajda bugüne kadar yaşadığım çocukluğumdan kopmuştum, tıpkı dediği gibi anlam veremeyeceğim o uzaklığın soğuk rüzgarı üşütmüştü beni. Korkmuştum ve yapacağım şeyler anında tükenmiş gibiydi. Dediğim gibi her şey eğlenceliydi fakat Ezgi'nin attığı o mesajla yerini sanki karanlığa bırakmış gibiydi.. Kimden: Ezgi "Bir şey diyeceğim ama hemen telaşa kapılma. Efe'nin dediğine göre Aykut'un sevgilisi bugün Türkiye'ye gelmiş. Akşam büyük ihtimal tanışma yemeği var". Yanlış bir savaşın ortasındaydım. En kötüsü de buydu zaten... Bilerek savaşmaya devam etmek!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE