2. Lise Buluşması

2323 Kelimeler
Ruh arındırma seansımı, banyomu, yaptıktan sonra uzamış sakallarımı kesmek için aynanın önüne geçtim ve rafı açtım. Suratımda, beş ay öncesinde ağır şekilde dövülmem yüzünden ufak tefek izler kalmıştı ama çok sorun etmiyordum, daha doğrusu etmemeye gayret gösteriyordum. Sakallarımı kısalttıktan sonra havlumu belimde sıkıca tutarak odama geçtim ve bir erkeğin sahip olabileceği en dağınık gardıroptan temiz kıyafet aradım. Samanlıkta iğne aramaya benzese bile azmim ve gayretim sonucunda ince beyaz bir tişört ve lacivert dizlerime kadar uzanan şortumu bulmuştum. Saçlarımı kurutup yukarı diktikten sonra komedinde duran parfümü alıp çekici bir çocuk edasıyla sıktım. Dünkü paspal kendine bakmayan Özgün'ü geride bırakıp yenilenmiştim. Oysa Mine gelene kadar şu halimden sıyrılmayacağımdan emindim. Kapının arkasındaki aynadan kendime bakıp onay verdiğimde lensleri de takmıştım. Gözlükler mi ah onlar... Mine gözlerimi çok seviyordu benimde onları onun daha rahat görebileceği bir hale getirmem gerekiyordu ki bana daha fazla aşık olabilsin. Ah bir de gelebilseydi... Cüzdanımı arka cebime atıp aşağı kata indim. Deniz büyük ihtimalle birazdan gelirdi. Babam işleri olduğunu söyleyip erkenden evden çıktığı için mutluydum ne de olsa sahile gitmeme izin vermeyebilirdi. Annem mi? Annem ise bana kıyamazdı tabi ki de. Beyaz spor ayakkabıları da giyip kapıyı arkamdan kapatırken Deniz de karşıdan buraya doğru geliyordu. Çiçek desenleri olan efil efil elbisesi ayak bileklerine kadar uzanıyordu. Saçları kıvırcık bir şekilde omuzlarına dökülürken mavi gözlerini belli edecek siyah bir kalem çekmişti. İnce dudaklarında varla yok arası şeftali tonlarında bir ruj vardı. O da beni baştan aşağı incelerken eğreti bir şekilde gülümsedim. Onunlayken ister istemez geriliyordum. Sevimli suratındaki parlak mavi gözleri bana capcanlı bakarken koluma girmesiyle suratımdaki tüm ifade yerini paniğe bırakmıştı. Sanki Mine beni bir yerlerden izliyor gibi hissediyor ve korkuyordum. Bir bahane bulmalı ve kolundan çıkmalıydım. Yürümeye başladığımızda bir şeylerden bahsediyordu ama kafamın içinde dolanıp duran planların arasından onu duyamıyordum. Sonunda aklıma gelen fikirle boşta kalan elimle arka cebime uzanıp çaktırmadan cüzdanı yere düşürdüm. "Aa bir şey düştü!" Yılların usta oyuncusu Özgün'e ne olmuştu da bir anda bocalayıp rol yeteneğini kaybetmiş üstüne üstlük bir de ses tonunu ayarlayamamış acemi oyuncuya dönüşmüştü? Kolundan hızla çıkıp eğildim ve yere düşen cüzdanı alıp sırıttım. Göz ucuyla tepkisini kontrol ettiğimde dudaklarını birbirine bastırmış beni izliyordu. "Cüzdanmış..." derken ecel terleri döktüğümün farkındaydım. "İyi ki fark ettin." dedi içten bir tebessüm ederek. Kafamı sallayıp ondan biraz uzakta yürürken evimizin sahile yakın olması beni sevindirmişti. Sessizce süren yoldan sonra sahilde buluşulacak o küçük şirin kafeyi gördüğümde ellerimle oynamaya başladım. Stresim yüzümden okunuyor olmalıydı. "Korkmana gerek yok onlar arkadaşlarımız." dedi. Dalga geçer gibi konuşuyor olması sinirlerimi bozarken kafa salladım. "Hadi!" Kolumdan tutup beni çekerken etrafa beni kurtarın bakışları atıyordum. Balkonlu kafeye adımımızı attığımızda yutkundum. Tahta yer döşemeleri ve siyah masaları çevreleyen renkli rahat koltukları olan güzel bir kafeydi. İnsanların bir kısmı balkon tarafında otururken diğer kısmı içerideydi. Fakat bizimkiler balkonu tercih etmişlerdi. Köşedeki kalabalık grup kuşkusuz bizim sınıftı. Birbirleriyle atışıyor kimisi kahkaha atıyor kimisi de telefonuyla uğraşıyordu. Peki ben ne yapıyordum? Durduğum noktada gerim gerim gerilip kalp krizi geçirmekten korkuyordum. Deniz'in beni çekiştirmesi ile masaya doğru ilerlemek zorunda kaldığım için rahat bir hava takınmaya çalıştım. İçerden çok stresli olsam da dışardan gayet rahat göründüğümden emindim. Ben ki mafyalarla uğraşmış adam, bir grup gençten çekiniyordum! Hadi ama Özgün! Onların senden korkması gerek senin onlardan değil be oğlum! Masanın başına geçtiğimizde herkesin gözü direkt benim üzerimdeydi. Burada sarışın bir kız daha vardı ona neden bakılmıyordu? "Ooo Özgün!" Tekin beni gördüğüne öyle şaşırmış duruyordu ki ayağa kalkıp yanıma kadar gelme zahmetinde bulunmuştu. Siyah sivri saçları ve mavi çekik gözleriyle sınıfın çapkınlarından biriydi. Kirli sakalı ve kasları onu eskisinden daha yakışıklı bir hale taşımıştı. Kıskanmış mıydım peki, ah hayır! "Tekin..." dedim gülümsemeye çalışarak. Tokalaştıktan sonra boş kalan sandalyeye çöktüm hemen. Herkesle yüz göz olamazdım şimdi. "Şaşırdım yahu seni gördüğüme!" Yüksek volümlü sesi hep kulaklarımı tırmalardı şimdi olduğu gibi. "Neden?" dedim ona kafa tutarak. İlla bir şekilde laf sokma gereği duyuyor gibiydi. "Nedenini bilmiyor musun bir de soruyorsun!" Bir kahkaha patlattığında masadaki herkes gülmeye başlamıştı. "Aman ne komik." dedim sinir olmuş bir bakış atarak. Fakat cümlemi duyan dahi yoktu... O sırada diğerlerine göz gezdirmiştim. Betül, Ebru, Ali, Ferhan, Gamze ve Cenk... Tabi bir de Tekin ve Deniz vardı. Betül dik başlı hep dediğim dedik bir kız olmuştu, uzun dalgalı sağlıklı saçlara sahipti. Minyon tipliydi ama kendisinden her zaman çekinilen bir kızdı. Sınıftaki kızlardan en çok onunla konuşmam gerektiği zaman geriliyordum. Şimdi ise şüpheci bir dedektif gibi beni izliyordu. Bakışlarımı ondan çevirip Ebru'ya baktım. Eğlenceli olduğu kadar zeki bir kızdı da kendisi. Sınıfın en çalışkanı ama aynı zamanda en komiğiydi. Kısa düz saçları ve kahverengi gözleri vardı. Bana içten bir şekilde tebessüm ediyor oluşu onu diğerlerinden daha çok özlediğim hissini doğuruyordu. "Valla ben seni gördüğüme çok sevindim kapüşonlu!" Sevecen bir şekilde bunları söylerken kapüşonlu kelimesi de neydi ha! Olmuş muydu yani şimdi? "Baya değişmiş ya..." dedi Gamze beni süzerek. Onun da hep bir otoriter tarafı vardı ama kafa kızdı doğrusu. Yuvarlak yeşil gözleri ve kahverengi kısa saçlarıyla güzel görünüyordu. "E aradan kaç sene geçti kızım tabi değişir!" Cenk lafa atlayıp bana döndü ve gülümsedi. Bir arka sıramda oturur ve hep benden kopya isterdi, kopya vermesine verirdim de kopyaları neresiyle alıyordu anlayamıyordum, kağıdımın aynısını söylediğim halde benden daha düşük not alırdı. Bazen bilerek saçma sapan cevaplar verdiğim doğruydu evet. Sarışın çilli bir çocuktu ama sempatik olduğu için onu herkes severdi. "Bir tek sen değişmemişsin yalnız Cenk!" Ferhan Cenk'in çıkmayan sakallarına laf atmıştı bariz bir şekilde. Sarışın olduğu için pek sakalı çıkmıyordu haliyle aramızda en çocuk duran kişi de oydu. Cenk bozularak geriye yaslanırken Ferhan onun bozulmasına gülüyordu. Ferhan, çalışkan ama çalışarak değil çalışmayarak kazanan bir çocuk olarak tüm sınıfın sinirini bozuyordu. Kahverengi büyük gözleri ve kahverengi dalgalı saçlarıyla kızların ilgisini de üzerine çekerdi. Her türlü gıcık olunacak bir tipti kesinlikle. Ve Ali, benim gibi sınıfın sessizlerinden biriydi ama kimse ona bana davrandığı gibi davranmazdı nedense. Kısa kesim saçları ve kalın kaşlarıyla bana bakarken içinden ne geçtiğini oldukça merak eder olmuştum. "E beyler herkes burada olduğuna göre siparişleri verelim mi?" Deniz lafları bölüp ortaya bunu attığında herkes önündeki menüyü alıp tartışmaya başlamıştı bile. Kendimi bu ortama yabancı biri gibi hissederken istemeye istemeye menüyü açtım. Ne yemem gerektiğine karar verirken Deniz'in parmağı tostun üzerinde durmuştu. Göz ucuyla ona baktığımda gülümseyerek bana bakıyordu. "Buranın tostu harikadır." dedi. Bilmiyordum bana mı öyle geliyordu ama bana karşı bu tutumu beni düşündürüyordu. Neden eski sevgilisi Cenk'e değil de bana yardımcı olma zahmetine giriyordu? "Tamam tost yerim öyleyse ben de." dedim geriye yaslanıp ondan uzağa çekilerek. Gözlerim tereddütle ondan başka her şeye giderken dizlerimin üzerinde duran ellerimle oynamaya başladım. "Garson!" Cenk garsona seslenip masaya çağırdıktan sonra herkes teker teker siparişlerini vermişti. Siparişler alındıktan sonra açılan sevgili muhabbeti gözümün önüne Mine'nin siluetini getirirken dalmıştım. "Yok be oğlum o kız bana göre değildi!" "Sana göre kız bulursak şaşacağım zaten Ferhan!" "Ne yapayım Tekin, hiçbiri kriterime uymuyor. Sahi Özgün? Sen hala boş gezenin boş kalfası mısın?" Bana atılan lafla hızla kafamı kaldırdım. Yutkundum. Herkesin gözü benim üzerimdeydi ve bu hiç iyi hissettiğim bir durum değildi. Deniz kıstığı gözleriyle bana bakıyor erkekler merakla ağzımdan çıkacak kelimeleri bekliyordu. "E durduğuna göre yok demek ki!" Tekin sinir bozucu sesini yine ortama yaymış ve Mine'nin varlığını yok saymıştı. Ardından da yine gülmüştü. Ağzımı açıp cevap vereceğim sırada Ebru konuşmuştu. "Olur mu ya çocuk ne yakışıklı olmuş görmüyor musun Tekin?" "Cidden ne cevhermişsin sen de be Özgün." Gamze de laflarımı ağzıma tıkmıştı sağ olsun. "Kızım, olsa söylemez mi?" Cenk'in sözlerine karşılık bu sefer konuşacakken durmamı sağlayan şey aynı zamanda şoka da girmeme neden olmuştu. "Olmaz mı çocuklar. Tabi ki var." Göğsüm hızla inip kalkarken onun sesini duyuyor olmak rüyalarımdan birinde olduğumu düşündürüyordu. Tam arkamdan gelen sesi ve o özlediğim kokusu... Heyecanla arkaya hızla döndüğümde dizlerim boşalmış gibiydi. Kahverengi gözleri bana içten bir şekilde bakarken tebessüm ediyordu. Düz uzun saçları kıvır kıvırdı, dudaklarında bordo bir ruj vardı ve dizlerine kadar uzanan siyah spor elbisesinin altına beyaz sandaletler giymişti. Gözlerimi kırpıştırıp gerçek olduğunu anlamak istercesine bakarken nefes almayı unutmuştum. Özlemim hareketlerime durgunluk olarak yansımıştı. Karşımda canlı canlı durduğu an onsuz geçen günlerimin nasıl geçebildiği konusunda tereddüte düşüyordum. Bu nasıl bir histi ki böyle elimi ayağımı birbirine doluyor, kalbimi saniyesinde hızlandırıyor, az önce olmayan sıcaklığı tüm vücuduma dağıtıyordu. Gözlerini benden çekip masadakilere çevirdiğinde istemsizce gülümsedim. Gelmişti... Ve hiç beklemediğim bir anda herkesin ağzını kapayacak şekilde gelmişti... Benim donuk hareketlerime karşılık diğer masadan bir sandalye çekti ve yanıma oturdu. Şu anda ona sarılıyor olmam gerekirken yanıma mı oturuyordu? "Ben Mine." Deniz'in hızlı dönüşü sarı saçlarının suratıma çarpmasına neden olurken gözlerimi masada şaşkın suratlarla bakan arkadaşlarıma çevirdim. Hepsi Mine'ye hayran hayran bakarken özlem yerini kıskançlığa devretmişti. "Özgün'ün sırılsıklam aşık olduğu sevgilisiyim." Sonra bana döndü ve çekici bir gülüş attı. Gülümsemesi beni olduğum ortamdan alıp başka yerlere sürüklerken nefesimi tuttum. Onu fazla özlemiştim öyle ki bir an önce masayı terk etmek onu boğana kadar sarılmak istiyordum! Hele bir şoku üzerimden atsaydım... "Vaay... Cidden vay hatta şoktayım şu anda." Tekin gözlerini Mine'den çekmemeye devam ederse benden son beş ayın birikimi olan sinirin yumruğunu mavi gözlerine yemekle ödeyecekti. "Şaşıracak ne var ki? Özgün gibi harika birine de ancak ben olabilirdim zaten." Bir yandan beni överken bir yandan da kendisi yüceltmişti benim zeki kızım! Ego tavanlı hallerini bile özlemiştim doğrusu fakat ne masada duran elimi tutuyor ne de boynuma atlıyordu. Onu görmeyi özlediğim kadar dokunmayı da özlemiştim. Hissettiğim yoğun hislerle derin bir nefes alırken ona bakmayı kestim ve Ferhan'a döndüm sözleri üzerine. "Özgün çok şanslısın gerçekten!" Ferhan, o kimseye bakmayan çocuk acaba Mine'yi kriterlerine uygun mu bulmuştu! Sinirlerime hakim olmaya çalışırken masaya doğru eğildim. "Evet gençler boş gezenin boş kalfası değilim gördüğünüz gibi ve şimdi huzurlarınızda sırılsıklam aşık olduğum sevgilimle konuşmak üzere masadan kalkıyorum." Masadan kalkarken Deniz'in asık suratı dikkatimden kaçmamıştı. Bu kızın derdi neydi? Ayakta Mine'nin gelmesini beklerken onun gözleri Deniz'in üzerindeydi. Kadınların hislerinin kuvvetli olduğu gerçeği yüzüme çarptığında derin bir iç çektim. Masadan kalktı ve bana temas etmemeye özen gösterir bir şekilde önden yürümeye başladı. Ne olduğunu anlamamıştım ama bunu tek kaldığımızda soracaktım. Kafenin balkon kısmından çıktığımızda durdu ve bana döndü. Gülümseyerek kollarımı açtığımda öylece bekliyor olması beni korkutmuştu. Neydi şimdi bu? Şaka mı yapıyordu? Açtığım kollarıma karşılık vermeyecek miydi? Kollarımı geri indirirken gözlerini benden kaçırıyor olması kötü ihtimalleri beynime sokuyordu. Benden ayrılmıştı da haberim mi yoktu? "Şey..." Dalgalı saçlarını kaşırken tereddüt ediyor gibiydi. Düşündüğüm gibi benden ayrılıyor muydu? Kalbim korkuyla atarken suratım düştü. Duymaktan korkar bir halde gözlerimi kırpıştırıp uğuldayan kulaklarıma susmasını emrettim. "Özgün ben..." Alt dudağını ısırıp suçlu bir ifadeyle bana baktı. Her geçen saniye kalbim daha da sıkışırken henüz boş olan midem kasılmaya başlamıştı. "Sen ne? Görmediğin o aylarda benden koptun değil mi?" Konuşurken sesim titriyor, inkar etmek için can atıyordu. Onu görmüş olmanın keyfine varamamış üstüne de böyle kötü bir haber almıştım. Kirpiklerimi kırpıştırdım ve yutkundum. "Saçmalama! Tabi ki hayır... Başka bir şey oldu." Sözleriyle kalbim biraz normale dönerken tekrar krize sokmayı başarmıştı. İç dünyamda nelerin döndüğünün farkında olsaydı ne olduysa boş verir ve boynuma atlardı. Başka ne olmuş olabilirdi! "Babam yasak koydu Özgün. Kesin tembihi var. Beni buraya gönderdi ama şartları vardı ve ben ona söz verdim." Şaşkınca ona bakarken söylediklerini zihnimde tekrar ettim. Şartlarının ne olduğunu öğrenmek beni ürkütüyordu. Hastanelik olmamı istemiyorsa konuşmaya ya devam etmeliydi ya da bana sarılmalıydı. "Eray da benimle geldi... Ve şey... Sana dokunmamam gerekiyor. Bir metreden yakın olamayız." Sinirle elimi saçlarıma daldırdım. "Dalga mı geçiyorsun sen!" Sesim öyle yüksek çıkmıştı ki sahildeki birkaç insan meraklı ve endişeli gözlerini üzerimize dikmişti. Mine'ye daha önce bu şekilde bağırdığımı hiç hatırlamıyordum. Üstelik ona doğru eğilmiş ateş saçan gözlerle gözlerine bakarken aramızda metreyi bırak santimler kalmıştı. Yutkunarak biraz geri çekilirken ürkmüş bakışları dahi beni sakinleştiremiyordu. Kaç aydır ondan ayrıydım ve tahammül sınırlarım yerle bir olmuştu. Gereksiz şartlar artık beni deli ediyordu. "Dalga geçmiyorum..." dedi. Sesi alçak tonda kulaklarıma ulaşırken biraz daha uzağa gidip beni hepten beter bir durumun içerisine soktu. Her attığı adımda kendimi hastalıklı iğrenç bir mahluk gibi hissediyordum. Her ne olursa olsun ona bağırdığım için vicdan azabı çekerken sesimi sakin tutmak için büyük bir çaba sarf ederek devam ettim. "İyi de baban şu an burada değil ve seni göremiyor Mine." "Eray da bu yüzden burada ya zaten... Ayrıca yemin etmek zorunda kaldım Özgün. Bu kadar basit değil. Apar topar geldiğimiz için şu an kalacak bir yerimiz yok size gitmiştik ama evde değildin. Nilay da bana burada olduğunu söyledi, Eray'ı orada bıraktım. Üstelik geleceğim diye mesaj attığım halde sahile gelmişsin." "Attığın mesajı görebilmiş olsaydım bırak evden çıkmayı tüm gün kapının önünde nöbet tutardım." Kaşlarını çatarken anlam vermeye çalışır gibi bir hali vardı. Nilay daha ne kadar gıcıklaşabilirdi sahi? "Kalacak bir yere ihtiyacınız yok bizde kalın. En azından seni görmüş olurum..." Sinirle solurken bu üzgün halime sitem ediyor gibiydi. "Otel ayarlayana kadar olabilir. Hem ben istemiyor muyum zannediyorsun! Şu anda kendimi ne kadar sıktığımın farkında değil misin! Sana sarılmamak için ekstra çaba harcıyorum!" "Hiç belli olmuyor." Dedim onu kızdırmak için ama gerçekten de belli olmuyordu. Öyle de olmuştu hafiften bir sinirlenmiş sonra da kendine hemen çeki düzen vermişti. "Sen onu boş ver de o kız neydi ha?" Kaşlarımı çattım ve geriye baktım. Belli ki Deniz'i kast ediyordu ama anlamamış ayağına yatmak daha mantıklıydı. "Hangi kız? Masada kız mı vardı? Hepsini erkek gibi gördüm gerçekten." Bana büyüttüğü gözleriyle bakarken hala aynı ifadeyle duruyor olmama sinir olmuştu ama engel olamadığı gülümsemesine, dudaklarını ısırsa dahi set vuramamıştı. "Deniz değil mi o! Nasıl da dibine girmiş!" Kıskançlık ona yakışıyordu hem de fazlasıyla. Sırıtırken karnıma yediğim dirsekle iki büklüm olmuştum. Çoktan önden yürümeye başlamıştı. "Yalnız bu da temasa giriyor!" Dedim nefes nefese. Havalı bir şekilde arkasını dönüp "Babam sana dirsek attığımı duysa gurur duyardı merak etme." demesiyle son gülen ben değil o olmuştu. Peşinden koşup ona yetiştim. Beraber masaya tekrar geçtiğimizde herkes yine bizimle ilgilenmeye başlamıştı. Mine'nin ne kadar güzel olduğundan bahseden Tekin beni öfkelendiriyordu ama Mine inatla Deniz ile göz teması kuruyordu. Ne yapmaya çalışıyordu? Deniz'i gözleriyle yok etmek mi? İçinde ilk aşık olduğum ve son aşık olduğum kızın bulunduğu bu ortam bana dar gelirken şartlar bir kez daha beni yıkmıştı. Bende Özgün isem Mine'nin bana gelmesini sağlayacak ilk teması onun kurmasına neden olacaktım. Benden korksa iyi ederdi çünkü bir şeyi fazla istediğimde korkunç olabiliyordum. Geriye yaslanıp kurnaz bir ifadeyle sırıtırken Mine benim düşüncelerimden bihaberdi tabi ki.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE