3. İş Görüşmesi

1808 Kelimeler
Uyku gözlerime uğramıyor, Mine alt katta Nilay'ın odasında kalıyor, Eray yatağımın yüzde yüzünü işgal etmek için kol bacak ne varsa seferber ediyordu. Elimi alnıma koyup alt katta uyuyan Mine'yi düşünürken aptal bir şekilde sırıttım. Tam o esnada Eray bacağını üzerime atarak düşüncelerimi hızla böldü. Bacağını üzerimden atmaya kalkıştığımda beni yataktan itmiş ve düşerken verdiğim mücadele yüzünden belimi komodine vurmuştum. Sinirle yerde birkaç saniye soludum ve sonra hızla doğrulup yastığımı kollarının arasına alan Eray'a baktım. Uyuyor muydu emin değildim zira dudakları yukarı kıvrılmış bir halde yatıyordu. Kollarının arasında duran yastığımı hışımla çektiğimde odadan çıktım ve alt kata indim. Yastığı oturma odasına gelişigüzel fırlatıp mutfağa giderken belimin soyulan yerini tutuyordum. Buzdolabından çıkardığım soğuk su şişesini tepeme dikecekken Nilay'ın anneme bu konuda beni şikâyet ettiğini anımsayarak raftan bardak çıkardım. Neymiş efendim o şişeden hepimiz su içiyormuşuz şişeyi tepeme dikemezmişim... Kafamı sallarken suyu bardağa boşalttım ve içerken arkamı döndüm. Mutfak masasında oturan Mine'yi gördüğümde suyu üzerime dökmüştüm. Ne zaman buraya gelmişti, neden hiç ses vermiyordu, karanlık odada beni korkutmaktan başka ne amacı olabilirdi? Sessizce diğer sandalyeyi çekip yanına oturduğumda bir elini çenesinin altına koymuş beni izliyordu. Yavaşça kırpıştırdığı kirpiklerine hafifçe gülümsediği dudaklarına baktım. "Beni korkuttun..." dedim ıslanan tişörtümü elimle havalandırırken. Soğuk su ve Mine olmayan uykumu da kaçırmıştı. "Beline ne oldu?" dedi sakince. "Yataktan düştüm." dedim. Bir an Eray'ı şikayet etmek geldi içimden ama sonuçta erkek kardeşiydi. "Eray yüzünden mi?" dedi tamamen gülümserken. Bundan zevk alıyor gibi görünmesi tek kaşımı kaldırmama sebep olmuştu. "Eray biraz sana çekmeliydi..." dedim meydan okuyan bir tebessümle. Neyi kast ettiğimi anlamamışçasına kaşlarını çattı. "Mesela sen ve ben uyurken beni hiç yataktan atmıyorsun..." Dediklerimden sonra ağzı açık kalmıştı. Elini çenesinin altından çekip doğruldu ve aramızdaki mesafeyi belirtmek ister gibi birkaç kez yapmacık bir şekilde öksürdü. "Bilerek yapıyorsun." dedi gözlerini kısarak. "Yok canım." dedim umursamazca omuzlarımı silkerken. Turuncu gece lambasının ışığında gözleri çok güzel parlıyordu. Derin bir iç çektiğinde onu ne kadar özlediğimi tekrar hissetmiş ve gidip sarılmak istemiştim ama yapamıyordum. Duygularımın en zirvede olduğu bir zaman dilimindeydik, saat gece yarısıydı. Mine burada benim evimdeydi, etraf karanlıktı ve herkes uyuyordu. Bundan daha güzel bir fırsat olabilir miydi? Tam konuşacakken o söze başlamıştı. "Beni özledin mi?" Sorduğu soruya şaşkınlıkla karşılık verirken bir süre sessiz kaldım. Anında sinirlenerek ellerini masaya koyduğunda tişörtümü bırakıp elinin üzerine elimi koydum. Çekmesine ramak kala sıkıca tuttuğumda gözlerini sonuna kadar açmıştı. "Tabi ki özledim." dedim elimin altında duran eline dokunurken. Pes etmeyecekti hala parmaklarını geri çekmeye çalışıyordu. "Oysa orada Deniz ile çok yakın görünüyordunuz Özgün?" Ah o mesele... "Bana yakın olan oydu ben ona yakın olmadım." "Unutamamış olma ihtimalin nedir?" dedi hesap yapar gözlerle. Gözlerimi ellerimize çevirdim. "Sıfır." Tereddüt etmeden verdiğim cevaptan sonra engel olamadığı bir şekilde gülümsedi. Çok mutluydum. "Bu kadar yeter..." dedi iç çekerek. Daha sonra ellerimize baktı. "İstesem o elini kırabilirim biliyorsun değil mi?" dedi. Ne kadar güçlü olduğunu biliyordum ama bunu benim üzerimde kullanmazdı herhalde... Sanırım? "Bana kıyamazsın..." dedim endişeyle gözlerine bakarak. Tek kaşını kaldırıp emin misin dercesine baktığında yutkunup elimi yavaşça geri çektim. Sandalyeden kalkıp kapıya yürüdü daha sonra bana döndü ve eliyle öpücük gönderip göz kırptı. "Evet kıyamam." Yaptığı blöfü yediğim ve elimi geri çektiğim için acayip pişman olsam da zamanı geri alamamıştım. Dudaklarımı birbirine bastırıp mutfaktan çıktım ve salondaki koltuğa kıvrıldım. Herhalde odama geri dönüp Eray ile uyumayacaktım! *** Rüyamda Nilay ve Mine'nin Ömer'le uğraştığını görüyordum. Aralarında Ömer'i nasıl susturacaklarını konuşurlarken Ömer hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Daha sonra tuhaf bir şekilde boynumda ıslaklık hissetmiştim. Gözlerimi yavaşça araladığımda koltukta sıçrayacaktım neredeyse. Nilay Ömer'i boynuma yatırmıştı ve Ömer sesini kesmiş boynuma salyalarını akıtıyordu. Uyku sersemi bir halde Mine'nin bana güldüğünü fark ederken Ömer'i tuttum. Nilay ellerini geri çekip telefonunu aldı ve ona hayır diyecekken binlerce fotoğrafımı çekti. Koltukta doğrulup Ömer'i yüz hizama kaldırdım ve açık yeşil gözleriyle bana şaşkınca bakmasına dayanamayıp sinirli ifademi yüzümden sildim. İnce sarı saçları birbirine girmişti. "Yaramaz." dediğimde bunu komik bulup güldü. O esnada Mine'ye baktığımda bize tebessüm ediyordu. Bu tuhaf ifadesi de neyin nesiydi? Bir Ömer'e bir kendime baktığımda neyi düşündüğünü fark ederek kaşlarımı kaldırdım. Acaba kafasından bizim bir çocuğumuz olduğunu mu hayal ediyordu? Benden nasıl bir baba olurdu emin değildim ama Mine gibi bir karım olduğunda iyi bir koca olacağımdan şüphe duymuyordum. "Annem nerede?" dedim Ömer'i kucağıma oturttururken. Ömer ağladığı zamanlarda sadece benim sayemde susuyordu, ders çalışırken kucağımda uyumalarını saymazsak gayet verimli çalışmış sayılırdım. "Duş alıyor." "Biz kahvaltıyı hazırlayalım." dedi Mine ve beraber mutfağa gittiler. Ömer'i Mine'nin arkasından bakar halde görünce burnuna hafifçe dokundum. "Hey! O benim." *** Kahvaltı hazır olduğunda ben de elimi yüzümü özelliklede Ömer'in ıslattığı boynumu yıkayıp bahçeye çıktım. Annem Ömer'i kucağımdan alıp ona şirinlikler yaparken küçük bir kardeşimin olmasının güzel bir duygu olduğunu tekrar fark etmiştim. Üstelik o bir erkekti ve büyüdüğünde Nilay'ı onunla birlik olup sinir edebilecek olduğumu düşünmek keyif veriyordu. "Dün kaldık ama bugün kendimize bir otel bakacağız." diyen Mine'ye öldürücü bakışlar atmaya başlamıştım. Babam da oturup masada yerini aldığında annem Mine'ye itiraz etmeye başladı. Hatta bir ara abartıp oteller hakkında anlattığı absürt hikayeye bir an ben bile inanacaktım. Babam ve annemin uzun dil dökmeleri sonucunda Mine otel aramaktan vazgeçmişti. "Birbirimizi daha fazla tanımamız için daha iyi bir fırsat olamazdı." dedi annem bana göz kırparken. Bu kadını seviyordum. Babamın bana bir senedir çektirdiği cezayı bozmaya çalıştığına kaç kez şahit olmuştum. "Evet Mine bir daha otel lafını duymamayım." diyen babam da gazetesini alıp kahvaltısına dönmüştü. İçim içime sığmıyorken dudağımı ısırdım. Mine kabullenmiş bir şekilde boyun eğdiğinde Eray olayla ilgilenmiyordu bile. Tek derdi tabağına doldurduğu sosis ve patateslere neredeyse dibi gelmiş ketçapı sıkmaktı. Huzurlu bir şekilde kahvaltımızı ettik. Babam kurs vermek için evden ayrıldığında annem Mine'yi oturma odasına çekerek fısır fısır bir şeyler konuşmaya başlamıştı. Mine'yi zaten bir senedir görmüyordum ne diye onu alıp gizli saklı işler çeviriyordu? Annemin aklından ne geçtiğini merak ederken başıma giren ağrıyla elim kafama gitti. Beynimin içindeki zonklamayla gözlerimin önü kararırken diğer elimle masadan destek aldım. Biraz sonra sahile inmem gerektiğini düşünüyordum. Neler oluyordu? Beynimin içindeki baskı yok olduğunda robotmuşçasına ayağa kalktım. Eğer sahile gitmezsem ağrı tekrar gelecekmiş gibiydi. Eğer ki hala üzerimdeki tüy etkisi gitmediyse... Korkuyla odama çıktım. Odaya çıktığımda Mine'yi yatağıma oturmuş bir halde görmeyi beklemiyordum. Annemle olan konuşmasını ne zaman bitirmişti? Ona ne diyecektim? Beynimde tuhaf bir baskı var, sahile gitmem gerek sonra görüşürüz mü? Düşüncelerimle suratım buruşurken dolabımın önüne geçip kapağını açtım. "Zorlanıyorum." dediğinde şaşkınca ona döndüm. "Ne için?" "Ne içinmiş! Seni her gördüğümde sana sarılmamak için mücadele etmek nasıl bir his biliyor musun?" "Bilmek istemiyorum." dedim bir anda sinir olarak. O zaman sarılsaydı da bu saçma işi bitirseydi. Alt taraflardan çıkardığım temiz tişörtü giymek için Mine'nin odada olmasını umursamayarak üzerimdekini çıkardım. Tişörtü oturduğu yerin yanına fırlattığımda yaptıklarımı hayretle izliyordu. Gözleri vücudumda gezindiğinde tebessüm ettim. Onsuz olduğum zamanlarda sadece ders değil vücudumu da çalıştırmıştım. "Ne yapıyorsun?" dedi şokla. Gözlerini yavaşça gözlerime çıkardığında tişörtü boynumdan geçirip tuttum ve ona çarpık bir gülümseme gönderdim. "Görsel şölen." Daha sonra tişörtü üzerime geçirdim ve şort çıkardım. Tam belimden eşofmanı indirecekken durakladım ve ona baktım. "Şey..." dedim. "Ney?" dedi devam etmemi beklerken. Vücudumun alt kısmını işaret ederek "Eğer başka bir görsel şölen görmek istemiyorsan odadan çıkmana zaman tanıyacağım." dedim. Bir anda ayağa kalktı ve "Görmeyeli sözlerinin ayarı da değişmiş tıpkı..." dedi, durdu ve derin bir nefes alıp beni baştan aşağı süzdü. "Tıpkı vücudun gibi..." Odadan çıkıp kapıyı arkasından kapadı. Hala gittiği yere bakıyordum. Doğru söylüyordu. Belki biraz özgüvenli hala gelmiş olabilirdim ama daha çok Mine için geçerliydi bu durum. Dışarıdaki insanlara karşı hala o kadar iyi değildim. Belki de gerçekten tüyler bana etki etmişti... Ne yapmam gerektiğini hatırlayarak üzerimi hızla değiştirdim ve aşağı indim. Kimseye görünmeden kapıdan çıkarken neredeyse koşar adımlarla yürüyordum. Sahile çıktığımda gözlerim Hayal'i arıyordu. Eğer Mine şu an beni izliyor olsaydı kesinlikle yanlış anlardı. Burada durmuş sahilde uzanan kızların hangisinin Hayal olduğunu kestirmeye çalışıyordum. Omzuma dokunan elle arkamı döndüğümde onu görmüştüm. Sarı kıvırcık saçları artık yoktu onların yerini açık kahveler almıştı gözleri hala aynıydı. Şaşkınca ona bakarken ne söylemeye geldiğini ölesiye merak ettiğimi fark ettim. Daha biz konuşmaya başlayamadan omzumda duran eli biri tarafından çekilmişti. Şu an Hayal Mine tarafından sıkıca tutuluyordu. Elini arkasına çevirmiş kızı zor duruma sokmuştu. Elimi ağzıma kapayıp Mine'ye endişeyle bakarken insanlar bize dönmeye başlamışlardı. "Özgün?" dedi hesap sorar gibi. "Mine?" dedim yaptığı şeyi hayretle izlerken. Hayal ters dönen kolunun acısıyla kıvranırken yutkundum. Harekete geçip Mine'yi belinden çektim. Hayal'i bıraktığında ikimizde kumların üzerine düşmüştük. "Bir açıklaman vardır herhalde!" dedi burnu burnuma değerken. Üzerimde nefes alıp verirken neyi açıklamam gerektiğini hatırlayamıyordum. Beynim durmuş bir halde kahverengi gözlerine bakarken burnundan soluyordu. Şu an aramızda mesafe kalmamış olmasını umursamıyor gibi duruyordu. Bir elini gözlerime kapadığında neden bunu yaptığını anlayamamıştım. Birkaç saniye sonra üzerimden kalktı ve elini çekip Hayal'e döndü. "Sen kimsin?" *** Dün gittiğimiz kafedeydik. Üçümüz birlikte cam kenarına oturmuş stresli bir şekilde birinin konuşmasını bekliyorduk. Hayal az önce Mine'nin sıktığı elini ovuştururken Mine biraz mahcup olmuşa benziyordu. Büyük ihtimalle aylardır beni görmediği için bu kadar kıskanç ve dengesiz bir yola başvurmuştu. En son Selen'i fena benzettiğinin haberini almıştım o gün bugündür Mine'den biraz da olsa çekinme payım olduğuna kendimi ikna etmiştim. Bazen gerçekten ürkütücü olabiliyordu. "Şey..." diye söze başlayan Hayal'e çevirdik bakışlarımızı. Kararsız kalmışçasına Mine'ye baktı ardından Mine onu onaylar gibi başını salladı. Aralarındaki sessiz anlaşmayı hayretle seyrettikten sonra Hayal'e baktım. İnanılmazdı! Uzunca bir konuşmanın ardından duyduklarımı idrak edebilmem için ikisi de konuşmamıştı. Yutkundum ve Hayal'in az önce söylediği her kelimeyi kafamdan tekrar ettim. Bana, tüyler konusunda başarısız olduğumu bu yüzden de bir görev verildiğinden bahsetmişti. Hayal'in bana yaptığını bir başkasına yapacaktım fakat bunu tüylerle değil direkt onunla konuşarak hayatına karışarak yapacaktım. Ben Özgün Başaran henüz kendim hayatın harika olduğuna inanmıyorken bir başkasını inandıracaktım... "Yapmak istemiyorum." dedim çaresizce kaşlarımı bükerken. Hayal bana tasvip etmeyen bakışlar atarken devam etmek zor olsa da konuşmuştum. "Artık sadece kendi hayatımla ilgilenmek istiyorum." Tam bu esnada Mine'ye göz ucuyla baktığımda bana anlamlı bir şekilde baktığını hissetmiştim. "Özgün... Orada hayattan sıkılmış bir insanın olduğunu biliyorsun ona yardım etme gibi bir şansın varken neden reddediyorsun. Vicdanın buna el veriyor mu?" Hayal'in üzerimde kurduğu baskıyla geriye yaslanıp bakışlarımı durgun denize çevirdim. Birini hayata bağlamak kolay değildi hele de bu kadar kopmuş birini... Bunu başarıp başaramayacağımı bilmiyordum, karşımda nasıl biri olduğunu bilmiyordum... Tam bitti dediğim anda tekrar bilinmezlikler içerisine girmek istemiyordum. "Bu görev sana verildi Özgün. Yapman gerek..." Hayal son sözünü söylemişçesine ayağa kalktığında onu durdurdum. "Saçmalama! Bari kim olduğunu söyleseydin!" diye çıkıştım. Bu resmen kabul ettiğimin bir göstergesiydi. "Kim olduğunu onu gördüğünde hissedeceksin merak etme." Bu muydu yani? Sinirle dişlerimi sıkarken Mine yanımdan kalkıp karşıma geçti ve bana doğru eğildi sır veriyormuşçasına. "Bu kadar karamsar olmasana Özgün! Bu güzel bir şey..." Tam o esnada masamıza gelen garson kızla dikkatim dağılmıştı. Kızın umursamaz yorgun bakışları ikimiz arasında gidip gelirken cebinden küçük not defterini çıkardı. Kirli ve cılız saçlarının arasına sıkıştırdığı turuncu kalemi alırken hiç acele etmiyordu. Üzerine geçirdiği kırmızı tişörtün üzerine sıçrayan hardal kokusunu keskin bir şekilde alabiliyordum. Giydiği pantolon birazdan belinden düşecekmişçesine can çekişirken ela gözleriyle göz göze geldim. Kafamın içinden geçen binlerce his ve baskıyla duraklarken fark ettim. Bu oydu... Umut vermem gereken kız... Bence ben şu an ayvayı yemiştim!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE