4. Hızlı Kararlar

1670 Kelimeler
"Bu o." dedim dudaklarımı oynatarak. Mine ne dediğimi fark ettiğinde az önce söylediği sözü geri almıştı. "Bunu yapmana izin vermiyorum." "Ama kabul ettim bile!" dedim hayal kırıklığıyla. Mine öfkeli gözlerle kızı incelerken yutkundum ve göz ucuyla ikisine baktım. Karşımda bütün bakımlarını üşenmeden yapmış, biblo gibi görünen bir Mine bir de sabah yataktan kalkıp aynaya bile bakmadan gelmiş bir kız vardı. "Sipariş bekliyorum." dedi bizden sıkılmış bir havayla konuşup. Ağzında gevelediği sakızın sesi beni rahatsız ettiğinde ayağa kalktım. "Lavaboyu gösterir misiniz?" dedim. Acil bir plan kurmam gerekiyordu. "Kör müsün orada wc tabelası var." Baygın bakan gözlerini devirip kafasını hayır anlamında salladı. "Normalde gözlük takıyor oradaki yazıyı görmemiş olması normal." dedi Mine beni savunurken. Kızla her an kavga edecekmiş gibiydi. Telaşla wc yazan yere doğru ilerledim ve direkt içeri daldım. Lavabonun mermerine ellerimi koyup aynadaki ifademi incelerken alnımdan bir ter süzüldü. Kolumdan hızla çekilmemle tuvaletten çıkarıldığımda şaşkınca ona baktım. Gözlerini birkaç kez devirdikten sonra tabelayı işaret ederek söylendi. "Tamam anladık biraz gözle alakalı sorunun varmış ama orası kızlar tuvaletiydi!" Utançla tabeladaki kadın simgesine bakarken bir ter damlası daha süzüldü şakaklarımdan. Seslice yutkundum. Suratımı ellerimle kapatıp rezilliğimi kimsenin fark etmemesi için dua ettim. O esnada kızın göğsünde duran yaka kartını fark etmiştim. İsmini okuyacakken eliyle göğsüme bir yumruk indirmişti. "Nereye baktığını zannediyorsun! Kızlar tuvaletine girmenden belliydi zaten!" Daha neye uğradığımı anlayamamışken tişörtümün yakasından tutup Mine'yle oturduğumuz masaya çekiştirdi. Resmen dilim tutulmuştu. Şu iki dakika da yaşadığım gerilimi Turgut Bey'le bile yaşamamıştım ben. "Sevgilin seni aldatıyor tatlım." Yakamı ondan kurtarıp Mine'ye baktım. Bakışlarındaki ifadesizlik kızın söylediğine inanmadığını gösterirken tehlikeli bir gülüş savurmasıyla endişeyle sandalyeme oturdum. "O bir sapık." Masamıza eğilmiş gözlerimin içine bakarak söylemişti bunu. Üstelik öyle bir sapık deyişi vardı ki tüm kafe bize bakmaya başlamıştı. Hayal'i bulup bir güzel lanet etmek istiyordum şu an. "Özgün beni kimle aldatıyor olabilir ki? Hayır, etrafta benden daha güzel bir kız göremiyorum da..." dedi Mine işaret parmağını sallayarak. Kafedeki bütün kızlar ona hasetle bakmaya başlamadan hemen önce kızın adının Nisan olduğunu görmüştüm. "Neyse ne... Siparişlerinizi alabilir miyim artık?" Elimi alnıma sürüp terimi silerken Mine ne kadar zorlandığımı fark etmiş olacak ki ayağa kalktı ve yanıma geldi. "Sipariş vermiyoruz." Beni kolumdan tutup çekerken transa girmiş gibi sesimi çıkaramıyordum. "Zaten biz de sizin gibi sapık müşteriler istemeyiz." diye arkamızdan bağırdığında içim daralmıştı. İnsanlar benim gerçekten sapık olduğumu düşünüyor olabilirler miydi? Kafeden çıktığımızda Mine kolumu bırakıp karşıma geçti ve yanaklarımdan tutup kafamı kendine çevirdi. Şaşkınlıktan bana dokunduğunu bile idrak edemeyecek haldeydim. Kahve gözlerine baktım. Gözlerinde anlamını çözemediğim bir şeyler gizliydi. "Senin yapamayacağın bir şey yok Özgün." Konuşurken dudaklarını izledim. Her kelimesi kendime biraz daha güvenmemi sağlarken yanımda oluşunu hissetmek paha biçilemezdi. "Tüyler yok... Ama ben varım." Tüm kaslarım kasılmıştı, ellerimin uyuştuğunu ellerinin arasındaki yanaklarımın ısındığını hissediyordum. Onu çok fazla sevdiğimi bir kez daha anlarken gözlerim dolmuştu. "Ağlayacak mısın?" dedi keyifle ellerini çekerken. Ne yani gözlerimin dolmasına bile hakkım yok muydu? Gözlerimi kırpıştırıp bir adım geriye gittim. Ben geriye gittikçe o bana gelmeliydi. "Bir metre kuralını unutmayalım Mine. Bana dokunma." dedim onu sinir ederek. Ellerimi muhafazakar bir şekilde göğsümde birleştirdiğimde gözlerini devirip bir adım attı, saçlarımı karıştırdı. "Gerçekten harika bir iş çıkardığınız için sizi tebrik etmeye geldim sevgili tuhaf çift." Yanımıza bizi alkışlayarak gelen Nisan, öfkeden burnundan soluyordu. Üzerindeki kırmızı tişörtün yerine bol beyaz bir gömlek geçirmişti. Ellerimi hemen göğsümden çekip dikkat kesildim. "Az önce sizin yüzünüzden birkaç gün önce zar zor bulduğum işten kovuldum. Bunun sorumluluğunu nasıl alacaksınız? Ya da sen nasıl alacaksın yapamayacağı hiçbir şey olmayan Özgün bey?" "Sen bizi mi dinledin!" Mine o kadar cümlenin arasından sadece bizi dinlemiş olmasına kızarken derin bir nefes aldım. Kendimi toparlamalı ve şu kıza haddini bildirmeliydim. "Gerçekten bunun sorumluluğunu almamı ister misin?" dedim kızgın bir şekilde. Tek kaşını kaldırıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Evet fazlasıyla!" "Tamam numaranı ver." "Yok daha neler! Eğer bana önerebileceğin herhangi bir iş yeri yoksa ya da tanıdığın torpille girebileceğim bir yerler falan... Gerisini boşver..." Benden cevap beklercesine gözlerime bakarken onu izledim birkaç saniye. Ela gözlerinin tüm canlılığı gitmiş yerini kalın delinmesi imkansız bir kalkan almıştı. Dudakları sanki uzun zamandır tebessüm etmiyor gibi görünüyordu. Çökmüş yanakları ve kırışmış alnı hayattan ne kadar sıkıldığını gözler önüne sererken kemikleri çıkmış parmaklarıyla yağlı saçlarını karıştırdı. İçimde ona karşı beliren acıma hissiyle baş etmeye çalışırken cevap verdim. "Var. Yarın seninle burada buluşalım." "Tamam." dedi ve az önce yağlı saçlarını karıştırdığı elini bana uzattı sıkmam için. Dudağımı ısırırken o eli sıkıp sıkmamak arasında kaldığımda geri çekmişti. Tek bir kelime etmeden de gittiğinde Mine ağzı açık kalmış bir halde ona bakıyordu. "Tek kelimeyle umutsuz vaka..." dedi kendi kendine. O esnada Mine'nin üzerine giydiği şeyler dikkatimi çekmişti. Bu da neydi böyle? Bunları gerçekten seçerek giymediğini umarak üzerini işaret ettim. "Bu sıcakta bulduğun o mor kadife tayt ve siyah bluz, bu senenin modası olamaz herhalde değil mi? Lütfen bunun moda olmadığını söyle!" Mine üzerine baktıktan sonra eliyle kendini kapatmaya çalışmıştı fakat nafileydi. Giydiklerinin hiçbir tarafını bu şekilde kapatamazdı. "İnanamıyorum!" "Hepsi senin yüzünden! Evden öyle aceleyle çıktım ki ne bulduysam giymişim işte!" Eliyle kan çöken yanaklarını tuttuğunda bir kahkaha fırlattım. "Rezil oldum... Üstelik bir de kafede herkesten güzel olduğumu söyledim bu kılıkta!" Kahkahamı engellemek için ağzımı kapatırken gözlerimden yaşlar geliyordu. "Sanırım o tayt annemin. Bluzu nereden bulduğun konusunda emin değilim ama Nilay böyle bir şey giymez." "Dalga geçmeyi keser misin!" "İstersen seni insanlardan saklarım eve gidene kadar ne dersin?" "O nasıl olacak?" dedi şüpheci gözlerle. "Sana sıkıca sarılacağım ve kollarımın arasında kaybolacaksın." Bir yandan da kollarımı açmış davetkar bakışlar gönderiyordum. Gülümsedi ve bir an sarılacak gibi bana doğru yaklaştı. Daha sonra hiç çekinmeden üzerindeki bluzu çıkardı. Şaşkınca ona bakarken bluzu açık koluma attı. Üzerindeki yarım atletle eve kadar onu yürüteceğimi zannediyorsa yanılıyordu. "Ne yapıyorsun?" dedim afallayarak. Etraftaki insanlar bugün bizim sayemizde fazlasıyla gösteriye doymuşlardı. "Görsel şölen." dedi sabah ona baktığım şekilde bakarak. Ellerini beline koydu ve bana çekici bir poz verdi ardından taytı işaret etti. Hemen olaya el atmam gerekiyordu. "O görsel şölenin devamını getirmeye kalkmayacaksın umarım!" Kolumdaki bluzu tutup ona giydirmeyi denesem de elimden kurtulup eve doğru koşmuştu. "Mine sen var ya! Mine! Koşma!" Etrafımızdan geçen erkeklere öfkeli bakışlar atarken bu kızla ne yapacağımı düşünüyordum. Evin önüne geldiğimizde durdu ve bana döndü. Terden saçları suratına yapışmıştı. Nefes nefese ona bakarken karnımı tuttum. Nasıl o kadar hızlı koşmuştu ah tabi o Mine'ydi her zaman benden bir adım öndeydi... Annem kapıyı açtığında şaşkın şaşkın bizi izliyordu. "Bu haliniz ne?" *** Duş almış ve yatağıma yüz üstü uzanmıştım. Havanın sıcak oluşundan dolayı üzerime sadece şort giymiştim. Yastığı kollarımın arasına alıp sarılırken gözlerimi kapadım. Uyku ağır basarken rüya görmeye başlamıştım bile. Mine yanıma oturmuş beni izliyordu. Gerçek olamayacak kadar güzel bir rüyaydı. Parmakları sırtımda geziniyor dün gece Eray yüzünden oluşan sıyrığa dokunuyordu. Derin bir iç çekerken gözlerimi araladım. Odadan benden başkası yoktu. Kafamı kaldırıp açık pencereden süzülen rüzgarla kendime geldim. Gözlerimdeki mahmurluğu atmaya çalışırken yatakta doğrulup saçlarımı karıştırdım. Kapım tıklatıldığında sersemce oraya baktım. Ses vermeyince kapı açılmıştı. Mine kapıdan kafasını uzatıp bana baktı. "Akşam yemeği yiyeceğiz." "Sen mi hazırladın?" dedim gülümseyerek. Gözlerini kısıp beni inceledi. "Git yüzünü yıka ve gel." Cevabımı aldığımı düşünerek ayağa kalktım yalpalayarak. Lavaboya girip yüzümü yıkadıktan sonra üzerime tişört geçirip aşağı bahçeye indim. Masaya en son ben oturmuştum. Oturduğum anda annem ve babam bana bakmışlardı. Annem babama kaş göz işareti yaptı, babam kafasını salladı ve olan oldu. "Cezan bitti." Üzerimdeki ağır yükten kurtulmuştum artık. İstediğim zaman dışarı çıkabilecek istediğim kanalları seyredebilecek dolapta bulduğum tüm çikolataları sınırsızca yiyebilecektim. En önemlisi de zaten karşımda oturuyor ve bana bakıyordu. "Ve şey..." dedi annem kararsız kalmışçasına. "Yaz geldi çocuklar. Tam nişan düğün zamanları..." Nişan... Düğün... Yutkundum ve doğru duyduğumdan emin olmak için onlara baktım. Nilay önüme bir bardak su bıraktığında olanları tekrar gözden geçirdim. Bu neydi şimdi? "Diyoruz ki aramızda söz yapsak sonra nişan... Ömer'in yanında şöyle küçük bir Özgün de olsa beraber büyüseler ne güzel olurdu değil mi?" İçtiğim suyla beraber öksürmeye başladığımda Nilay sırtıma vurdu acımasızca. Eray ise şaşkınca telefonunu masaya düşürmüştü. Mine de en az benim kadar şoka girmiş görünüyordu. Hayır nişan söz tamamdı da küçük Özgün de ne oluyordu? Annemin sözünü babam devr almıştı. "Hayat geçiyor çocuklar. Bunu özellikle geçen sene Özgün'ü kaybetmemize ramak kala fark ettik. Bir seneyi bırak bir saat daha yaşayacağımız garanti değilken neden bir şeyleri erteleyip duralım ki?" "Ne diyorsun Mine?" dedi annem hevesle ellerini birleştirirken. Merakla Mine'ye döndüm. "Şey erken değil mi? Annem ve babam Özgün ile olmama pek sıcak bakmıyorlar." "Ne erkeni çocuklar ben annenizle evlenirken 18 yaşındaydım. Özgün sen 22 yaşındasın neredeyse 23 olacaksın. Bu sene nişan yaparız okuluna gidersin bir dahaki yaz da evlenirsiniz." "Baba yalnız okul bir senede bitmiyor." dedim lafa atlayarak. Mine birden sözümü kesti. "İsterdim tabi ki sadece annem ve babamın da buna sıcak bakması gerekiyor." "Sen babanın numarasını yaz bana ben onu ikna ederim." Mine tereddütle babasının numarasını babamın telefonuna kaydederken babamın suratındaki ciddi ifadeye baktım. Her şeyi bu şekilde aceleye getirmelerine izin vermek istemiyordum. Mine haklıydı ilk önce babasından onay almam gerekiyordu ki mesleğim yokken buna izin vereceğini hiç zannetmiyordum. Mine'ye baktım. Her sabah onunla yalnız başıma küçük bir ev içinde aynı odada, aynı yatakta... Her gün, her akşam... Mesafeler olmadan, kurallar olmadan sınırsızca onu sevebilme düşüncesi çok güzeldi. "Ooo Özgün tamamdır!" dedi Nilay bakışlarımı yakalayarak. Utanarak önüme döndüğümde suyun geri kalanını tepeme diktim. "Tamam mı Özgün?" dedi annem. Gözleri öyle istekli bakıyordu ki ona hayır demek imkansızdı. Dudağımı dişlerken ellerimle oynadım. Nasıl bir çıkmazın içine düşmüştüm böyle? Mine geleli daha bir gün olmasına rağmen evlilik kararımız veriliyordu. Yarın nişanlandırırlarsa hiç şaşırmayacaktım. Aklıma geçen sene orada iç kanama geçirirken Mine'nin ne halde olduğu geldiğinde gözlerim dolmuştu. Orada öyle çaresizce ağlarken tek yapabildiğim onunla kalmaya çalışmak için mücadele etmekti. Yanımda olmasına rağmen kalp atışlarım düşmüştü, onunlayken hissettiğim sıcaklık soğumuştu, ona bakarken parlayan gözlerim cansızlaşmıştı. Babam haklıydı o an orada ölebilirdim, hayat tereddütlerimi düşünecek kadar uzun değildi. "Eninde sonunda zaten Mine ile evleneceğim değil mi?" dedim gülümseyerek. Mine bunu duyduğunda kafasını kaldırıp bana dönmüştü. Ne zannediyordu onunla evlenmek istemediğimi falan mı? "Ha bu sene ha birkaç sene sonra..." Annem heyecanla yerinden fırlayıp boynuma sarıldı ve Eray ablasına olmaz dercesine kafasını salladı. Babam hoşnut bir tebessüm ederken Nilay da gülümsüyordu. Ömer bile hissetmiş gibi ellerini çırparken rahat bir nefes aldım. İşleri yoluna koymak için çok çabalayacaktım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE