16. Bölüm

4594 Kelimeler
"Beğendin mi ?" Leonard ,Grace'in hayretle açılan dudaklarına odakladığı bakışlarını gözlerine çevirdiğinde oradaki şaşkınlığı, hayreti ve beğeniyi görse de sormak istemişti ,aslında sadece onun hoş tınılı ses tonunu duyabilmek adına konuşmaya teşvik ediyordu. Grace başını onaylar şekilde sallayarak "Oldukça " diyebildi. Zira gördüğü manzara karşısında dili tutulmuştu. Londra'lıların her zaman beton yığınları arasında mahsur kaldıklarını düşünmüş ve şimdi Hyde parkın görkemli güzelliği karşısında haksızlık ettiğini düşünüyordu. Düşünmeliydi de . Uzun süredir Castle Combe gibi küçük bir kasabada hayatını geçirmişti. Sadece bahar şenliklerinde kalabalık olan küçük sade bir yerdi. Fakat Londra her sokağıyla yahut her mekanıyla bambaşka süprizlere açılan bir kapı gibiydi. Karşısında gördüğü uzun göl uzaklaştıkça kıvrımlar oluşturuyor ve parkın büyük kısmını kapladığını belli edercesine uzaklaşıyordu. Hemen yakınında duyduğu sesle düşünceleri dağılırken başını atının üzerinde bir savaşçı gibi duran adama çevirdi. Iri bedeni , altındaki atın tüm hakimiyetini elinde tuttuğunu gösteren güçlü kasları ve yüzündeki yara iziyle aslında ne kadar tehlikeli durduğunu fark eden Grace yinede ikilemde kalmaktan kurtulamıyordu. Bir yandan ölesiye korktuğu geçmişi diğer yandan en güvenilir sığınağı ... "Serpentine..." Leonard Grace'in şaşkın haline gülümserken onun gözlerindeki anlamayan ifadeyi fark ederek açıklama yapma gereği duydu. "Gölün adı , Serpentine. Adının nerden geldiğini sanırım görebiliyorsun. " "Çok güzel..." Grace gölde yüzen balıkların ardından ileride gördüğü iki kuğunun boyunlarını birbirine doladığına şahit olarak bir kez daha şaşkına uğradı. "Bu manzara seyredilmeye değer ." "Kesinlikle katılıyorum ," Leonard gözlerini bir an olsun Grace'den ayırmaya niyetli olmayarak oldukça dikkatli bakıyordu. Okyanus mavisi parlak gözleri her zamankinden daha güzel görünüyordu yahut Leonard Grace'i her seferinde ilk kez görüyorumuş gibi oluyordu. Küçük kalkık sevimli burnu ,kalemle çizilmiş olduğunu düşündüren kaşları ,dolgun pembe dudakları... Her yönüyle cazibe merkezi bir kadındı Grace ve Leonard o merkezde ibadet edercesine dönmeye hazırdı. Grace bir süre daha etrafına bakınmaya devam ederken Leonard atından indi. Adımlarını Grace'in atına yönlendirerek ona elini uzattı. "Bundan sonrasını yürümemiz gerekecek. " Grace etrafında kendilerini izleyen bir çok bakışı fark ederek Leonard'ın elini geri çevirdi. Ardından attan düşmemeye dikkat ederek indiğinde derin bir nefes alacakken atın bir adım gerilemesiyle nerdeyse göle düşmek üzereydi ki Leonard ın güçlü kollarını belinde hissetti. Kafasını kaldırdığında kendisine bakan gece karası gözlerin barındırdığı anlamı çözemeyecek kadar aklı karışıktı. "Inatçılığın yüzünden yaralanacaksın. Daha dikkatli olmalısın " Leonard hala kollarında duran kadının bedenini oldukça net hissederken kasılmıştı. Onun şaşkınca açtığı dudakları sadece bir kaç santim uzağındaydı ve geçen gecenin hatıraları henüz çok tazeydi. Gürültülü bir şekilde yutkunurken Grace 'i dikkatlice bıraktı. Ondan henüz tek kelime çıkmamış olması da işini kolaylaştırmıyordu. Çarpık bir şekilde gülümserken "Nedense hala kollarımda olmak istediğine dair bir his var içimde ." "Ne ? Hayır !" Grace Leonard'ın muziplikle parlayan gözlerine bakarken utancından kafasını göle sokabileceğini düşünüyordu. Bu adam uslanmak nedir bilmez miydi? "Aslı olmayan düşüncelerinize alıştım sanırım ." Grace Leonard'ın konuşmasına fırsat vermeden yanından ayrılarak yürümeye başladığında Leonard ellerini cebine koyarak peşinden gitti. "Bana alıştığını mı söylemeye çalışıyorsun?" diyerek Grace'in üstüne gitmeye devam etti. Alaycılık tüm bedeninde nefes alan bir varlık gibi kendisini belli ediyordu. Her ne sebepten olduğunu bilmese de onunla bu denli atışmak, onun kendisine cesurca karşılık vermesi hoşuna gidiyordu. "Ah... Tanrının beni bu durumdan koruması için dua ediyorum ." Grace kafasını Leonard'a çevirerek muhteşem bir gülümseme bahsetti. Fakat şaşırma sırası Leonard'daydı. Grace'in gözlerine ulaşan gülümsemesine hayranlıkla bakarken bundan rahatsız olan Grace başını tekrar önüne çevirmişti. "Nedense bundan pek emin değilim ." Leonard kendisini toparlayarak Grace'e biraz daha yaklaştı. "Genelde kadınlar onlarla birlikte olmamı dilemek için kiliseye giderler ." "Yoksa erkeklerden mi hoşlanıyorsunuz?"Grace de aynı alaycılıkla karşılık verirken Leonard'ın uslanmaz oluşana gözlerini deviriyordu. Kadınlar kendisini için kiliseye gidermiş. "Aslına bakarsan kadınların ilgimi ne kadar çok çektiğini anlatamam . Ama ben seçici bir adamım ." "Ve de oldukça mütevazı ." Grace gözlerini devirirken bir anda arkalarından gelen tiz sesle neye uğradığını şaşırmıştı. "Oh... Lord Harrington! Sizi burada görmek ne hoş ." Leonard da duyduğu sesle içten bir küfür ederken sahte bir gülümseme ile arkasını döndü. "Bayan Bovary nasılsınız? " Kadının eldivenli eline eğilirken onun " Sizi görünce çok daha iyi olduğumu eminim fark etmişsinizdir." diyen sesiyle onun yine dedikodu arayışında olduğunu anlamıştı. Kısa bir süre sonra Bayan Bovary'nin oldukça neşeli bir sesle Grace'e dönen gözlerini gördü. " Leydi Catelin aynı şekilde sizi görmekte onur verici " Grace ilk defa gördüğü kadını tanımakta oldukça zorluk çekerken onun kendisini nereden tanıdığına anlam veremeyerek gülümsemekle yetindi. Üstelik bu leydi kelimesinden artık rahatsızlık duymaya başlamıştı. Leonard onun bu haline gülümserken tanıtma ihtiyacı hissetti. "Leydi Clamentine Martha Bovary. " "Memnun oldum." diyen Grace Leonard'ın yüzündeki ifadeden bu kadına tahammül edemediğini anlamıştı. Fakat nedenini biraz sonra görecekti. "Siz çifte kumruları burda görmeyi neye borçluyuz acaba ?" diyen Leydi Bovary her zamanki gibi balığın ağzına yem vermeye çalışıyordu fakat bu sefer yanlış balığın peşindeydi. Grace onun bu sözüyle gözlerini kocaman açarken "Sanırım bizi yan..." "Leydi Bovary neden gidip biraz dinlenmiyorsunuz. Hava her ne kadar sıcak olsa da sizin yaşınızdaki bir bayan için oldukça tehlikeli ." Aslında bu kelimeyi kendi için söylemiş de olabilirdi fakat bu kadından kurtulabileceğine emin olamadı. Leydi Bovary abartılı bir kahkaha atarken "Leydi Catelin görüyorsunuz ya Lord Harrington insanları oldukça düşünür. " "Tabi görebiliyorum." Grace bu kadının neden bu kadar çok konuştuğuna anlam veremezken Bayan Bovary "Norfolk'ların balosunda oldukça göz kamaştırıyordunuz. Amerikadan geldiğinizi duydum . Tanrım bir kere ziyaret etme şansım oldu mükemmel bir yer . Fakat Londra'nın insanı büyüleyen gösterişinden uzak. Lanceshire Kontesinin yakın bir arkadaşı olduğunuzu ..." "Bayan Bovary !" "Ah Kontes Ralf harika bir kadın. Fakat Lord Ralf gibi çapkın bir adamla.." "Bayan Bovary !" Leonard ikinci kez ve bu sefer daha yüksek sesle seslendiğinde konudan konuya atlayan yaşlı kadın ürkekçe karşısındaki adama bakmaya başladı. Leonard öfkeli olsada gülümsemeye çalışarak "İzin verirseniz Bayan Catelin'e parkı gezdirmeye devam etmek istiyorum. Daha uygun bir zamanda konuşmaya ne dersiniz? " dediğinde kadın Leonard'dan cekinerek gülümsedi. "Oh... Elbette. " ardından Grace'e dönerek "Daha sık görüşmeliyiz," dedi ve yanlarından kaçarcasına ayrıldı . Leonard derin bir nefes alırken çoktan başka bir çifti esir almış olan Bayan Bovary'e kısa bir bakış attı. "Bunu tavsiye etmem." "Sanırım bu sefer seni dinlemem akıllıca olur. " Grace gülümsereyek Leonard'a bakarken onun da gülmeye başlamasıyla gülümsemesini genişletti. Ardından "Geri dönelim mi oldukça yorgun hissediyorum " dediğinde Leonard onu başıyla onayladı. Aslında onunla baş başa olabileceği bir yere gitmek istesede en azından burada olamayacağını anlaması uzun sürmemişti. Londra'da sadece Bayan Bovary yoktu. Tanrım ondan sayamayacağı kadar çok vardı! Bu düşünceyle basını olumsuzca sallarken Grace'i takip ediyordu. Atlarını bıraktıkları yere doğru giderken ikisi de oldukça sessizdi. Aslında söylenecek çok şey vardı fakat ikisininde cesareti yok gibiydi. Leonard bu sessizlikten hoşlanmasada Grace'e izin verdi. Balo gecesi yaşananlar hakkında konuşmalı mıydı emin değildi. Yine de bir yanı konuşması için baskı yapıyordu. Gözleri ne düşündüğü belli olmayan kadına kaydığında tüm yüz hatlarını incelemeye almıştı. Güzeldi Grace... çok güzel. Ingiliz kadınlarının aksine sade ve doğal bir asalete sahipti. Yapmacık tavırlardan uzaktı. Cesurdu., endisine cevap verebilecek kadar. Ve yüzüne attığı tokadı es geçemezdi. Şimdi bu konuyu açsa onun kaçarak uzaklaşacağına adı gibi emindi. Bu yüzden sadece bakmakla yetindi. Gözleri dudaklarına kaydığında oradaki yarım gülümsemeyi seçebiliyordu. "Eğleniyor musunuz Bayan Catelin? " diye sordu aynı muziplikle parlayan gözleri ve alayla kıvrılan dudaklarıyla. "Daha kötülerini de gördüm ." Grace gözlerine ulaşan bir gülümsemeyle baktığında Leonard nefesinin tıkandığını hissetti. Bir kadının bu kadar güzel gülmesi haksızlık değilde neydi? Kendisini toparlayarak Grace'in bugün hakkındaki yorumuna gülümsedi. Her ne kadar gözlerine ulaşmayan bir gülümseme olsa da gerçek olduğunu kimse inkar edemezdi. Leonard Grace'in yanında daha sevecen bir adama dönüşüyordu. Lakin kendisinin bunu fark etmediği ortadaydı. Zira öyle bir durumda ne yapacağını kestirmek çok zordu. "Bu bir iltifat mı?" Atların yanlarına geldiklerinde Grace düşünüyormuş gibi dudaklarını büktü. Leonard 'ın gözleri kadının dudaklarına kaydığında hala dudaklarından silinmeyen o tadı hatırladı ve Grace'i tutup öpmemek için başka yöne çevirdi bakışlarını. Bu kadın kendisini öldürecekti! Ardından Grace'in "Bunu değerlendirmem gerekecek. "diyen sesiyle tekrar ona dönen bakışları Grace'i ata binmeye çalışırken yakaladı. "Yardım etmeme ne dersin ?" Grace'e yaklaştığında onun itiraz eden sesi gerilemesine neden oldu. Grace "Ben halledebilirim."diyerek tekrar ayağını kaldırdı fakat bu denemesi de başarısız olmuştu. Leonard'ın yanlarındaki büyük ağaca yaslanmış kendisini yarım bir gülüşle izlediğini görerek öfkelenmemeye çalıştı. Hayır,ondan yardım almayacaktı. Adam bedenine her dokunduğunda aradan geçen beş yılda yaşadığı tüm anılar kayboluyordu. Halbuki onun amacı Leonard'ı pişman etmekti. Onun kendi peşinde koşmasını sağlamaktı. Bu adam kendisine böyle dokunmaya devam ederse Grace adamın peşinden koşacak gibi duruyordu. Buna izin veremezdi. Onu sevse de yaşadıklarını bir kenara atması kolay olmamalıydı. Bu düşünceyle tekrar ata yöneldiğinde atın hareketiyle birlikte kendisini yerde bulmuştu. Ağrıyan bileğine mi yansaydı yoksa Leonard'ın telaşlı bakışlarla yanına geldiğine mi şaşırsaydı emin olamıyordu. "Iyi misin ? Sana söylemiştim . Neden hiç söz dinlemezsin ki? Bu kadar inatçı olmak zorunda mısın?" Leonard kızgınlık ve endişe karışımı bir sesle sorularını yönelttiğinde Grace gözlerine dolan göz yaşlarını geri göndermeyi amaçlayarak gözlerini kırpıştırdı. "Sorularınız bitti mi ? Çünkü şu an canım yanıyor ." diyerek ayak bileğini tuttu. Leonard gözlerini devirerek kadının bileğine dokundu. "Acıyor mu?" Grace çok belli etmemeye çalışsada yüzünün halinden durumun sandığından daha kötü olduğunu fark etti. Onu, ısrarlı itirazları arasında kucağına alırken yüzünde katı bir ifade vardı. "Kendim yürüyebilirim."diyen Grace ayağının acısıyla yüzünü buruştururken Leonard'ın Elbette diyen bakışlarını görebiliyordu. Fakat adam tek kelime etmeden onu kendi atına bindirip ardından arkasına oturdu. Grace bu durumun oldukça garip olduğunu biliyordu. "Neden sizin atınıza biniyorum?" "Çünkü bir kez daha yaralanmanı istemiyorum!"Leonard'ın sesi sertti ve kesinlikle itiraz etmeye musait değildi. Ve çevredeki ima dolu bakışların farkına vararak kafasını indirdi. Daha ne kadar rezil olacaktı? Bunun bir sınırı olmalıydı. Parktan çıktıklarında gittikleri yönü fark ederek daha önce buradan geçmediğine emin bakışlarını Leonard'a çevirdi. "Nereye gidiyoruz? " "Susmak nedir bilmez misin?" Leonard Grace'in her zamankinden daha çok konuşkan oluşunu tedirginliğine yoruyordu. Her ne kadar kendisine karşı cesur olsada korktuğunu biliyordu. Bu düşünce dudaklarında küçük bir tebessüm oluştursada tekrar eski haline dönmesi uzun sürmedi. "Nereye gittiğimiz hakkında bilgi verirseniz eğer susma hakkımı kullanabilirim." Grace somurtkan bir şekilde yanındaki güç abidesi adama tutunurken ondan gelen tüm erkeksiliği hissedebiliyordu. Leonard'ın aurası güç ve otorite yayarken hala bu adama karşı nasıl bu kadar hazır cevap olduğuna şaşırıyordu. "Bunu yapabilir misin? " Leonard tek kaşını ilginç bir şey varmış gibi kaldırırken "İnanması çok güç ." dedi. Ardından inatla soru dolu bakışlarını kendisine diken kadına baktı ve derin bir nefes alarak "Evime."diyebildi. Zira şu an Grace'in tüm vücudunu kollarının arasında tutuyor olmak zihnini yeterince meşgul ediyordu. Çıplak bir kadın gördüğünde bile böylesine etkilenmezken şimdi sırası mıydı? Kendi vücudunun Grace'e karşı tepkilerini abartılı buluyordu. Ellerindeki yuları daha sert kavrayıp hızlanırken kendisine şaşkınca bakan kadının okyanus mavisi gözlerine bakmamaya özen gösteriyordu. "Ne demek evime? Kastettiğiniz..." "Grace ..." Leonard bu kadının endişelendiği zaman çok konuştuğu kanısını bu kez doğruluyordu. "Evim buraya daha yakın" "Ben gayet iyiyim . Lord Ralf'ı çağırırsanız beni gelip alabilir ." Grace Leonard'ın evine gitmemek için her şeyi yapabilirdi. Tanrım , bu adam aklını mı kaçırmıştı? Ağrıyan ve ben hala buradayım diye bağıran ayak bileğine lanet ederken Leonard'ın sinirlenmeye başladığını hissedebiliyordu. "Taylor'ın seni gelip alması uzun sürer ve bu acıyla beklemeye dayanabileceğini sanmıyorum. " Leonard her kelimenin üstüne bastırırken Grace'in kendisinden neden bu kadar korktuğunu düşünüyordu. O kadar kötü bir adam değildi- en azından savunmasız bir kadına kötülük edecek kadar değil. Fakat Grace'in anlamsız tedirginliği sinirlenmesine neden oluyordu. "Sadece susamaz mısın? Doktor muayene ettikten sonra seni götürürüm. Benden bu kadar korkma ." son cümlesinde sesinin sert çıkmasına engel olamayarak gözlerini devirirken onun kabullenen baş hareketini görerek biraz daha hızlandı. Hyde Park evine sadece yirmi dakika uzaklıktaydı ki bu da sabah erken saatlerde gelip kafa dinlemesine olanak veriyordu. Sabah saatlerinde kimsenin uğramadığı sadece bir kaç ayyaşın içini dökmek için Shakespeare Corner'ine çıktığı huzurlu bir yerdi aslında. Bunu seviyordu. Kafasındaki kalabalık arasında bazen kaybolduğu zamanlar oluyordu ki Hyde park bulunmaz bir fırsat gibi sabah güneşiyle aydınlanıyordu. Ve yaklaşık yirmi dakika sonra büyükçe bir Malikâne önünde durduklarında Grace ağzının hayretle açılmasına engel olamadı. Buraya bir Malikâne demek ne kadar doğru olurdu? Yahut Leonard'ın zengin olduğunu bildiği halde neden bu denli şaşırıyordu? Onun nasıl bir evde yaşadığını hiç düşünmemiş olsa da böyle olacağını tahmin edemezdi. Demir parmaklıkların arkasındaki geniş araziye bakarken bunun sınırı olup olmadığını merak etti. Nereye kadar uzanıyor olabilirdi? Malikanenin arkasında bulunan ormanı da hesaba katmalı mıydı? Tanrım ! Buraya gelmekle büyük bir hata yapmış olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Leonard'ın peşinden koşmasını istemek yalnızca hayal olurdu ? Şimdi idrak ettiği ünvanı dilinde dolandı. V. York Dükü ... Bu ünvanın getirileri gördülerinden çok daha fazla olmalıydı ki bu kendisini korkuturken en büyük hatanın Londra'ya gelmek olduğunu biliyordu. Ahmaklığına doyum olmasındı... Leonard'ın kendisine aşık olmasını umuyordu. Bir aptal gibi bunu umarken ne düşünüyordu? Tanrım ! Oğlu için geldiği noktanın bir çıkmaz sokak olduğunu fark edememişti. V. York Dükü Leonard Harrington. O buydu. Soylu bir aileden geliyordu. Mal varlığının tamamını duysa- ki bunu istediğini sanmıyordu- küçük dilini yutacağına emindi. Ve bunlar Leonard'dan uzak durması gerektiğini kendisine haykıran ilk ve büyük nedenlerdi. Kendisi gibi taşradan gelen sıradan bir kıza aşık olma ihtimali , ihtimaller dahilinde bile değilken bunu şu kahrolası zamanda mı fark edebilmişti? Başını Leonard'dın göğsüne gömerken hiçbir şeyi görmek istemediğine kanaat getirdi. Gördükleriyle mutlu olmuyordu. Demir parmaklıkların ardına kadar açıldığı sırada atın hareket ettiğini fark edebiliyordu. Ve Leonard'ın kendisini neden kastığına anlam veremedi. Gülünç durumda olan kendisiydi. Leonard malikaneye geldiklerinde Grace'in ifadesini dikkatle izliyordu. Şaşırdığı belliydi. Bu gururunu okşarken neden sonra suratında memnuniyetsiz bir ifade oluştuğunu anlamadı. Beğenmemiş miydi ? Beğenmesini beklediğini yeni fark etsede bu durumdan kendiside memnun olmadı. Grace başını göğsüne koyduğunda onun sıcak nefesini kıyafetlerinin altından bile hissedebiliyordu. Tüm vücudu gerilmişti. Kapıların açılmasıyla atını sürmeye başladığında beline sarılan kollarını sıkılaşması da pek yardımcı olmuyordu. "Beni böyle öldüremezsin." diyen boğuk sesine rağmen asıl söylemek istediği kesinlikle süründürebilirsindi. Grace adamın sesini duyduğunda gercektende onu çok sıkı tuttuğunu fark etti. Daha fazla utanamayacağını düşünürken kademe atlamayı nasıl başarıyordu? "Üzgünüm ."diyerek kollarını gevşetti. Fakat Leonard bir cevap vermek yerine atını sürmeye devam ediyordu. Arazi boyunca eve ulaşmaları Hyde Parktan buraya gelmekten daha uzun sürmüştü. Bu kadar büyük olmamalıydı. "Duygularımı incitiyorsun ."Leonard alaycı çıktığını umduğu bir sesle Grace'in hala eğik olan başına bakıyordu. Grace kafasını kaldırırken Leonard'ın köşeli yüzünde gezdirdi bakışlarını. Orda sorulan asıl soruyu görememişti. Bu yüzden "Neden ?"diye sordu kaşlarını çatarken. "Evimi seviyorum..." dedi Leonard. Bir süre kadının gözlerine baktı "Ve sen böyle baktıkça pek hoş olmuyor ." diye devam etti. Grace'in evinde neyi beğenmediğini merak ediyordu fakat cevap vermesine fırsat vermeden attan indi. Grace ise onun yanlış anladığını fark etsede söyleyebileceği bir şey yoktu. Benim gibi yoksulluktan gelen bir taşralı için bu gördüklerimi anlatacak kelimelerim yok diyemezdi . Kendisine uzatılan kollara tutunarak attan indiğinde ayağının üstüne sert bir iniş yaptığını kötü bir tecrübeyle öğrendi. Bugün gerçekten çok talihsiz bir gün olmalıydı. Leonard Grace'in incinen bileğini unuttuğu için kendisine kızarken onu tekrar kucağına aldı. Fakat tahmin etmesine gerek kalmadan Grace "Bunu yapmanıza gerek yok ."diyerek itiraz etmişti bile. "Biliyorum ." Leonard Grace'e bakmadan Malikâne ye doğru yürüdü. "Fakat ben iyi bir adamım." derken Grace'in "Tabi...Eminim öyledir."diyen kısık sesini duysada ses çıkarmadı.Bu durumda bile kendisine cevap verebiliyordu. Kendilerini gören çalışanların şaşkınlıkla açılan gözlerine bakmadan kapıya geldiğinde yardımcısı Adam'ın kapıyı açarak duygusuz bir ifade ile "Hoşgeldiniz Lordum." diyişini duydu. Adam'ı neden sevdiğini şimdi daha iyi görüyordu. Meraksız ve soğukkanlıydı. "Hoşbulduk Adam ... Doktor Martin'e haber yolla ve acilen gelmesi gerektiğini söylememe gerek yok sanırım." diyerek içeri girdi. "Yüce Tanrım !" Grace az önce Malikâne arazisi için gösterişli mi demişti ? Sözünü geri alıyordu. Bu yerde her yer gösterişliydi! Zenginlik her yere el atmış görünüyordu. Büyük şamdanlarla aydınlatılmış hol sanki kraliyet sarayında yürüyormuş izlenimini yaratırken yere serili halılardan, duvardaki tablolardan , usta işçiliğe sahip vazorlardan ve sayamayacağı bir çok aksesuardan gözlerini alamıyordu. Clayton Malikânesini yahut Lanceshire Malikânesini görürken de şaşırmıştı fakat o evlerin şimdi ne kadar sıradan olduğunu fark edebiliyordu. Kısık sesiyle fısıldadı. "Söylesenize Lord Harrington.. Ne kadar kazanıyorsunuz?" "Oldukça fazla ." Leonard gülümseyerek Grace'in sorusuna cevap verdiğinde bu sefer o gözlerdeki beğeniyi çok net görebiliyordu. "Çok zevklisiniz." Grace daha çok kendiyle konuşur gibiydi. Bir erkeğin zevki nasıl olurda bu denli göz alıcı olabilirdi şaşırmadan edemiyordu. Her şey en ufak ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Kendisi bir ev dizayn edecek olsaydı kesinlikle bir çok eksiği olurdu. Daha önce görmediği detaylar her yerdeydi! Ve bu henüz hiçbir şeymiş gibi geliyordu. Evin diğer kısımlarını merak edip etmemek arasında kalmıştı. Leonard işleri arasında keyfini düşünmeyi ihmal etmiyordu anlaşılan. Belkide... Dudağını dişlerinin arasında ezerken başka bir kadının varlığını şimdiye kadar nasıl düşünemediğine hayret etti. Leonard'ın kucağında oluşu şimdi kendisini daha çok rahatsız etmişti. "Beni yere indirmelisiniz" dediğinde sesini neden yükselttiğini düşünmüyordu bile. "Yine başlıyoruz." Leonard bıkkınlıkla adımlarını merdivenlere yönelterek üst kata çıktığında kadının söylediklerini duymuyordu bile. "Beni ne zaman dinlemeyi düşünüyorsunuz?" Grace adamın inatçılığına göz devirirken kendisinin de inatçılık ettiğini fark etmiyordu. "Sen beni dinledigin zaman Grace ." Leonard büyükçe bir kapı önünde durduğunda Grace 'in ne zaman peşlerine takıldığından habersiz olduğu ufak tefek kız kapıyı açarak içeri girmelerini sağladı. Kızın utangaç ifadeyle kendilerine baktığını fark ederken kafasını sokabileceği bir delik aradı. Benden daha fazla utanamazsın! "Lizzy, Martin geldiğinde buraya yönlendir." Kız baş hareketiyle onaylayıp odadan çıktığında Leonard Grace'i yavaşça yatağa bıraktı. "Kendini nasıl hissediyorsun?" Grace Leonard'ın endişeyle bakan gözlerinden kendi gözlerini kaçırarak "Iyi olduğumu söylemiştim." dedi. "Beni buraya getirmenize gerek yoktu ." Onun kendisi için endişelendiğini düşünemezken buna şahit olmak aklını karıştırıyordu. "Grace ... Bunu neden bu kadar abarttığın hakkında bir fikrim yok ."Leonard burun kemerini sıkarken bu inatçı kadınla nasıl başedeceğini düşünüyordu. "Martin seni muayene ettiğinde bir araba ayarlarım. " Yerinden doğrulurken "Ayağa kalkmamaya çalış ,"diyerek kapıya yöneldi. "Nereye gidiyorsunuz?" Grace kendisinden uzaklaşan adama "Beni burada yalnız mı bırakacaksınız?"diye sordu. Gitmesini istemiyordu. Bilmediği bir yerde oldukça yabancı hissediyordu. Yoksunluk hissi bedenine çıkmayan bir leke gibi yapışmıştı. Şimdiye kadar yoksun olduğu her şey tek bir evde bir araya gelmişti. Ve şimdi isteklerinden bir liste hazırlasa yalnız kalmak kelimesini en son satırda bile kullanmazdı . "Korkmana gerek yok! Güvenmeyi dene !" Leonard sinirle çakmak çakmak bakan gözlerini Grace'in yataktaki küçük vücudunda gezdirdi. Kendisini hem bu kadar öfkelendiren ve bir o kadar da cezbeden başka bir varlık tanımıyordu. Topuklarını sertçe yere vurarak odadan çıktığında Grace onun bu sert çıkışı karşısında mahçup olduğunu hissetsede hala buraya gelmekle iyi yapmadığını düşünüyordu. Içindeki kötü hisse aldırış etmemek istesede yapamadı. Etrafına göz gezdirirken gördüğü sadece büyük bir oda , büyük bir yatak ve ... Tanrım ! Her şey bu kadar büyük olmak zorunda mıydı ? *** "Acıyor mu bayan Catelin? " Grace doktor Martin'in bileğini sıkmasıyla küçük bir inilti çıkarırken her hareketini dikkatle inceleyen Leonard'a bakmamaya çalıştı. Ona iyi olduğunu söylerken yalanının bu kadar çabuk ortaya çıkmasıyla huzursuz olmuştu. Doktor Martin yerinde doğrularak Leonard'a döndü. Gözlüğünü eline alırken "Büyütülecek bir durum olmasada ağrıları olacak. Bunun için ilaç hazırlayabilirim. "Ardından Grace'e dönerek "Kesinlikle yağa kalkmıyorsunuz." dedi babacan bir tavırla. "Bu zedelenmeyi arttıracağından iyileşmesi de zorlaşacaktır. " Çantasını alıp odadan çıktığında Leonard kollarını birbirine dolamış bir halde Grace'e bakıyordu. Ne düşündüğünü tahmin etmesi zordu. Bakışları hiçbir duyguyu ele vermeyecek bir donukluğa sahipti. Grace başını öne eğerek yerinde huzursuzca kıpırdadığında "Sana bir oda hazırlamalarını söylerim ." diyen Leonard'ın bariton sesini işitti. Gözleri hızla adamın gözlerini bulduğunda ağzından belli belirsiz bir şaşkınlık nidası çıktı. "Buna gerek olduğunu hiç sanmıyorum." Grace adama delirdin mi diyen bir bakış attığında Leonard "Ayağa kalkmaman gerektiğini duymuş olmalısın" diyerek omuz silkti. Aslında onu arabayla gönderebilirdi fakat saat oldukça geç olmuştu. Üstelik Taylor'a haber vermiş ve karşılık olarak Grace'i bu gece evinde ağırlaması gerektiğini yazan notu almıştı. Bundan pek memnun olmadığı bir gerçekti. Daha önce bu eve giren yabancı bir kadın olmadığı da... Yalnızlığa o kadar alışmıştı ki şu bir kaç saatlik zaman diliminde bile rahat rahat hareket edemiyordu. "Araba ayarlayacağınız hakkında bir konuşma yaptığınızı çok net hatırlıyorum. Ayağım arabayla gitmeme engel değil ." Grace Leonard ile aynı evde kalma düşüncesinin endişesini yaşarken bunu belli etmemeye çalışıyordu. Bu pek akıllıca bir çözüm değildi. En azından arabayla gidebilirdi öyle değil mi ? "Hava kararmak üzere. Taylor burada kalman konusunda ısrarcı. " Leonard umursamaz davranmaya çalışarak kendisine bir içki doldurdu. Grace'in yerinden kalkmış topallayarak yanına geldiğinden habersizdi. "Burada kalamam." Leonard Grace'in sesini duyduğunda arkasını döndü. Gözleri kadının ayağını bulurken kaşlarını çattı. "Yerinden kalkmaman gerekiyordu." "Sizinde verdiğiniz sözü yerine getirmeniz." Grace somurtkan bir ifadeyle bakınca Leonard onu istediğini alamayınca ağlayan küçük çocuklara benzetti. Dudakları bu düşünceyle kıvrılırken elini kalbine götürdü. "Gururumu kırıyorsun..." Gözlerindeki sahte üzüntü vari parlama bu durumdan ne kadar çok eğlendini gösteriyordu. "Benimle kalmak o kadar da kötü olmamalı. Üstelik ..." Grace'e doğru bir adım atarak başını hafifçe yana eğdi. "Aynı odalarda bile kalmayacağız." Grace yüzüne yayılan sıcaklığı hissebiliyordu. Adamın bu durumda bile utanmaz oluşu oldukça sinir bozucuydu. Yine de gözlerindeki ışıltıları görmek onu nedense heyecanlandırıyordu. Leonard söylediklerinin aksine vaat dolu bakışlarını kendisine dikmişti. Bu haliyle oyunbaz bir delikanlı gibiydi. Fakat Grace ona böyle ağzı sulanarak baksa bile burda kalma fikrine sıcak bakamazdı. Leon'dan şimdiye kadar hiç ayrı kalmamıştı. Ve Taylor'a bunun hesabını en kısa zamanda soracaktı. "Yine de burada kalmam için bir sebep yok ." "Inadın da bir sınırı olmalı Grace öyle değil mi ?" Leonard tekrar ciddi haline döndüğünde bu kadınla başa çıkmanın bir yolu olup olmadığını merak ediyordu. "Burada bekle ! " diyerek odadan çıkmıştı. Grace sonunda onu ikna ettiğini düşünse de içindeki kötü hissin varlığını tekrar hissediyordu. *** Tesadüflere inanmalıyız sevgilim Aynı gökyüzünün altında varolan ilk bahar ve son bahar gibi Imkansızlığı kucaklamalıyız belki... Grace ayağının üstüne yüklenmemeye özen göstererek pencere önünde yağan yağmuru seyrediyor ve bir yandanda bugünün gerçekten lanetli olup olmadığını merak ediyordu. Sadece bir saat önce buradan gitme hayalleri kurarken şimdi hayallerinin yağmurda ıslandığına şahit oluyordu. Leonard odasından ayrıldıktan sadece on dakika geçmişti ve yağmur o saatten beri deli gibi yağıyordu. Leonard çok geçmeden tekrar odasına gelmiş ve artık yola çıkmasının imkansızlığını vurgulayan cümlelerini söylemişti. Ve birde "Inatçılığın Tanrı'yı kızdırmış olmalı Grace ." diyen alaycı ses tonunu unutması oldukça zordu. Adam yenilgisini kendisine zafer olarak algılıyor olmalıydı. Burada kalması büyük bir hata olmanın çok ötesindeydi. Leon'u bahane etsede -ki etkisi olmadığı söylenemezdi- kalmak istememesinin sebebi kesinlikle Leonard'dı. Balo gecesi öpüşmeleri hakkında tek kelime etmemesi işine gelmişti ama bu etmeyeceği anlamına gelmiyordu. Ve tabi ona vurduğu gerçeği gün gibi ortadayken tedirgin olmamak elde değildi. Bu fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Bir daha odasına uğramaması biraz olsun rahatlamasını sağlıyordu. Belki de korkması için bir neden yoktu. Topallayarak yatağa geçtiğinde karnından çıkan guruldamalar gün boyu bir şey yemediğini hatırlatırken sıkıntıya bir nefes koyverdi. Ayağa kalkıp kapıya kadar yürümüştü ki kapının aniden açılmasıyla nerdeyse düşmek üzereydi. Leonard'ın üzerine giydiği beyaz gömleğin düğmelerini yarısına kadar açmış gövde gösterisi yapar gibi odaya girişine şaşkınlıkla bakan Grace adamı görünce gürültülü bir şekilde yutkundu. Oturduğu yerden para kazanan birinin vücudu böylesine taştan yontulmuş gibi olabilir miydi ? Eskiden dük kelimesi ona yaşlı , saçları dökülmüş, uzun şapkalı ve elinde baston olan adamları andırırken karşındaki adam tüm kuralları yıkar gibi dikiliyordu. Bakışları yüzüne kaydığında çatılmış kaşlarını görmüştü. Şimdi ne yapmıştı? "Ayağa kalkmaman gerekiyordu!" Leonard bu kadına söz geçirmenin deveye hendek atlatmaktan zor olduğuna karar verirken onun kendisini dikkatlice izleyen bakışlarını da fark etmişti. Bu karşısında bir Afrodit gibi dikilen kadın kendisinden etkileniyordu. Bu düşünce içten içe kendisini gülümsetirken belli etmemek için çabaladı. Zira şu an onu ayakta görmek öfkelenmesine neden olmuştu. Söz dinlemeyi asla öğrenemeyecekti. "Üzgünüm fakat sabahtan beri doğru düzgün bir şeyler yiyemedim." Grace mahcupca kafasını indirirken Leonard'ın kısık sesli bir şeyler söylediğini fark etmişti. Kafasını kaldırırken onun "Bunun için geldim... Aşçılarım misafirleri için baya uğramış fakat Istersen yemeğini buraya getirtebilirim. " diyen sesini duydu. Söylerken oldukça zorlandığı gözünden kaçmamıştı. Gülümseyerek "Tek başıma yemek yemekten hoşlanmıyorum." diyerek elini uzattı Grace. Leonard bir güneşin ışıltısına sahip gülüşü gördüğünde saatlerce ayakta bekleyebilecegini düşünüyordu. Kendisine uzatılan narin elleri kendi kaba elleri arasına alırken onu tekrar kucağına alma fikrini bu sefer es geçti. Bu sınırlarını oldukça zorluyordu . Saatlerdir odasında bir o yana bir bu yana gidip geliyordu. Çalışanlarına bir oda hazırlamasını söylemişti fakat bunun kendi odasının yanında olmasını söylemediği de bir gerçekti. Grace'in yan odada kaldığını bilmek huzursuzluğunu arttırıyordu. Uzun süredir bir metres arayışına girmemişti. O kadar yoğundu ki buna ayıracak zaman bulamamıştı. Fakat şimdi hatasını bedelini ödediğini düşündü. Yoksa bu denli büyük tepkiler vermezdi. Elinin altındaki ufak parmaklar kendisini bu denli tahrik etmemeliydi. Ondan gelen yasemin kokusu gözlerini kapama işteğini açığa çıkarmamalıydı. Yahut ara sıra acıyla buruşturdugu dudakları bu kadar tatlı görünmemeliydi. Merdivenleri indiklerinde Grace'i yemek salonuna yönlendirdi. Iki kişi için fazlasıyla donatılmış büyük masa üzerindeki şamdanlarla oldukça şık duruyordu. Anlaşılan çalışanları bunun romantik bir yemek olduğunu düşünüyorlardı. Gözleri Grace'e kaydığında onun önündeki yemeklere nasıl baktığını fark ederek gülümsedi. Oldukça aç olmalıydı. Düşüncesizliğine doyum olmasındı. "Bu kadar yemeği biz mi yiyoruz? "Grace önündeki çeşitliliğe hem dehşete düşmüş gibi bakıyor hemde ağzının sulanmasına engel olamıyordu. Leonard'ın kendisi için çektiği sandalyeye oturduğunda onun nefesini kulağını arkasından hissedebiliyordu. "Hepsini yemek istiyorsan yiyebilirsin tabi ama fazla zorlamamanı tercih ederim." Adamın boğuk gülüşü tüylerini ürpertirken gülümsemekle yetindi. Diken üstündeymiş gibi hissetsede Leonard karşısındaki sandalyeye oturana kadar nefesini tuttuğunu fark etmemişti. Yemek boyunca ikisi de ara ara birbirine baksada tek kelime etmemişlerdi. Bu suskunluk aslında söylenmemiş, açığa vurulmamış duyguları barındırıyordu. Leonard yemeğini yemeyi bitirdiğinde Grace 'i izlemeye başladı. Yemeğe başladığından beri nefes aldığını sanmıyordu. Grace'in yemek konusunda oldukça hassas olduğunu düşündü. Onun hakkında yeni bir bilgiydi. Fark ediyordu ki aslında kapalı bir kutu gibiydi bu kadın. Sadece Maggie'nin Amerikadan gelen arkadaşı olduğunu biliyordu... Ve tabi bir de çocuğu olduğunu es geçmeyecekti. Basını yana doğru eğerken "Çocuğun... O Amerika'da mı?" diye bir soru yöneltti. Grace Londra'ya geleli haftalar oluyordu. Peki bu süre zarfında çocuğuna kim bakıyordu? Onu merak etmiyor muydu ? Yoksa sorumsuz bir anne miydi ? Grace kulağına gelen soruyla yemeğin boğazında kalışının aynı ana tekabül edişini öksürükleriyle öderken yerinden kalkıp kendisine su uzatan Leonard 'ın elinden bardağı hızla alıp içmeye başladı. Bu soru da nereden çıkmıştı şimdi ? 'Iyi misin ?" Leonard Grace'e soru sorarken bunu tahmin etmemişti. Sadece ortamdaki sessizliği dağıtabilceğini düşünüyordu. Bu kadar panik olacağı aklından gecmiyordu. Sorun neydi ? "E-Evet... sanırım ." Grace Leonard'ın kendisine bu denli yakın oluşunu nasıl değerlendirmeliydi bilmiyordu fakat ondan gelen erkeksi koku düşünmemesi gereken görüntülere dönüşüyordu zihninde. Hayır , kesinlikle bir tacizci değildi ve düşünceleriyle bile kimseyi rahatsız etmezdi. Özellikle bu kimse Leonard ise. Kafasını kaldırırken boğazını temizleyip "Lütfen otur , iyiyim." dedi. Bu kadar yakın durduğunda iyi olmuyorum. Leonard anlamlandıramadığı bir bakışla yerine otururken onun sorusunu düşündü. Oğlu olduğunu hatırlamasına bile şaşırırken şimdi ne cevap vermeliydi? O gözlerde merak vardı. Oğlunu tek başına mı bıraktın? sorusunu duymuş gibi oldu. "Oğlum seyahatler için henüz çok küçük ..." "Kaç yaşında ?" "Dört ..." Grace boğazına düğümlenen bağı geçmek için bir yudum daha su alma ihtiyacı duydu. Leonard ile Leon hakkında konuşmak oldukça garip hissettiriyordu. "Seni özlüyor olmalı ." Grace gülümsereyek "Ben de onu özledim."dediğinde oldukça samimiydi. Oğluyla şimdiye kadar ayrı geçen tek bir zaman dilimi bile yoktu. Johnson'un yanında olduğunu bilerek içi rahattı. Fakat yine de endişelenmeden edemiyordu. "O halde Londra'da çok kalmayacaksın." Bu bir soru değildi. Leonard Grace'in gözlerinde oğluna düşkün bir anne görüyordu fakat neden bu fikir kendisini rahatsız ediyordu. O buraya ait değildi. Londra'da ömür boyu kalamazdı. Grace'in onaylayan ifadesiyle gerilmişti. Ne bekliyordu ? Kalması için bir neden yoktu öyle değil mi ? Gürültüyle ayağa kalkarken kadının şaşkın bakışlarını fark ediyordu. "Yemeğin bittiyse seni odana götüreyim. Dinlenmelisin." "Elbette ." Grace Leonard'ın sert çıkışına anlam veremezken tekrar yanına gelişiyle ellerini sırtında hissetti. "Çok gerginsin." "Bunu bana siz mi söylüyorsunuz?" Grace inanamaz bir ifade takındığında Leonard dudaklarının kıvrılmasına engel olamadı. Onu kendisine biraz daha yaklaştırdığında kulağına doğru eğildi. "Elimde değil. Uzun zamandır ilk kez bir kadınla yatağımdan fazlasını paylaşıyorum." Bu cümlesinin Grace üzerindeki etkisini görmek için uzaklaştı. Bir kadın bu kadar çabuk kızarmamalıydı. "Evimi ...Yemeğimi ve ... belki de arkadaşlığımı," "Arkadaş ..." Grace Leonard'ın sıralamasında en çok bu noktaya takılmıştı. Öflelenmeli miydi emin olamadı. Kaşları çatılı bir ifadeyle düşünürken cümleler ağzından döküldüğünde engel olamamıştı. "Arkadaşlar birbirlerini öpmezler!" Sonra ise dehşete kapılmış gibi gözlerini kaçırdı. Ne halt ettiğini gerçekten düşünmek istemiyordu. Leonard Grace'in her hakaretiyle gülümsemesine engel olmadı. O da henüz balo gecesi olanları atlatamamış görünüyordu. Şimdiye kadar konusunu açmayışının onu ne denli rahalattığı ortadaydı fakat gazından dökülenler Leonard'ın suskunluğunu bozmuştu. Grace'e yapabilirmiş gibi biraz daha yaklaştı ve kısık sesi ikisi arasında yankılandı. "Arkadaşlar birbirine vurmazlar Grace ..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE