17. Bölüm

3189 Kelimeler
Evet kesinlikle vurmazlardı. Grace gürültülü bir şekilde yutkunurken bu anın bu kadar çabuk gelişine lanet etti. Leonard'ın yakınlığından duyduğu rahatsızlık içini kemirirken bir adım geriledi ve vücudu soğuk rüzgara teslim olmuş gibi anlık titrerken okyanus mavisi gözlerinde dalgalanan kirpiklerini kaldırarak Leonard'a baktı. Yüzünde altın vuruş yapmış bir okçunun kibirli gülüşü yer edinmişti. Bakışlarının koyuluğu altında ezilen bir gülüş olsada Grace bu adamın her haliyle kendisine iç çektirecek kadar yakışıklı olduğunu düşünüyordu. Düşünmemesi gerekirdi oysa. Defalarca kendi kendine tekrar etse de adamın akışına kapılmak bir o kadar kolaydı ve bir o kadar cezbedici. Oysa olmamalıydı. Onca sancılı geçen yıllardan sonra bunu kendine yapmamalıydı. Aklı ve kalbi büyük bir çelişki içindeydi fakat yaşadıklarını unutmak için daha fazla nedene ihtiyacı vardı. Geçen aylar gülümsemesindeki kelebekleri birbir avlamıştı vahşice. Ve oğlunun gözünden yağmur gibi yağmıştı yüreğine. Işte bu yüzden... en çok bu yüzden böyle düşünmemeliydi . Yine de gönlü kafesinde çırpınırken hangi söz durdurabilirdi onu ? Hangi ateş küle çevirebilirdi bu yeşeren umutları? Kafasını toparlamaya çalışarak iki yana salladı Grace. Tek taraflı bir cengin ortasında kılıç sallayan bir savaşçı gibi çaresizdi. Fakat henüz sırası gelmeyen düşünce yığını arasında kalmaktansa kendisinden bir cevap beklemediği ortada olan Leonard'a karşı kendisini savunmaktan geri durmayacaktı. Grace'in küçük çenesini dikleştirirken oldukça asil durduğunu itiraf etmek zorunda kalan Leonard onun bu haline bakarak bir düşes gibi diye düşünmekten kendini alamadı. Ve düşündüğü bu cümleye hayret etti. Bu kadın kendisine her ne yapıyorsa durmak zorundaydı. Gözlerinin mavisinde vuku bulan cesaret parıltıları ürkek bir kuş gibi çırpınıyor olsada Leonard onun her zaman verecek bir cevabı olduğunu bilmenin kendisini ne kadar eğlendirdiğini düşündü. Bu kadın kendisini her zaman şaşırtmaya devam ediyordu. "Pişman olup özür dilemeyeceğimi bilmelisiniz." "Elbette aksini düşünmem için kafama ağır bir darbe almış olmam gerekirdi Bayan Catelin..." Leonard kendisinden uzaklaşan kadına biraz daha yaklaşarak kafasını eğdi. "Yalnız anlamadığım ufak bir noktayı aydınlatmanız gerekecek ." Grace gibi aralarına resmiyet katsada dudaklarının kenarındaki alaylı kıvrım gözden kaçmayacak kadar belli ediyordu kendisini. Dudaklarının arasından çıkan sıcak nefes Grace'in kirpiklerini talan ederken devam etti "Bana karşılık verdin..." Bu elbette bir soru değildi. Her zamanki gibi diye düşündü genç kadın. Her zaman doğru noktaya parmak basan adamın onaylanmaya ihtiyacı varmış gibi konuşması can sıkıcıydı. Ortama aniden inen sessizlik Grace'in şaşkınlıkla tınlayan ses tonuyla bozuldu. "Beni buna zorladığınızı inkar edemezsiniz." dedi ve ardından bakışlarını Leonard'ın koyu karanlık gözlerinden hızla ayırdı. Grace kendisini savunurken öyle tereddütlüydü ki zorlanıp zorlanmadığı hakkında yemin etse günahlarına bir yenisinin daha ekleneceğine emindi. Yine de taviz vermeyecekti. "Ah... Kesinlikle Grace ... Etmem. " Leonard ellerini kendi belinde birleştirerek biraz daha eğildi. Yüzünde haylaz bir çocuğun ifadesi vardı ki Grace şu an uygunsuz bir pozisyonda olmasalardı kesinlikle gülümserdi. "Fakat benim düşünceme göre zorlanan bir kadın karşılık vermek yerine ..." düşünüyormuş gibi tek kaşını kaldırdı. "Yardım isterdi. Eğer karşılık vermek istemiyorsa tabi..." "Ben ..." Grace sözcükler boğazına takılarak birbir midesine çakılıyormuş gibi hissetmese verecek bir cevap bulabilirdi fakat adamın bu kadar açık bir şekilde konuşması karşısında ne demesi gerektiği hakkında bir fikir yürütemedi. Ve elinde olan tek şey kabullenmek olacaktı ki bunu Leonard'ın yüzündeki gülümsemeyi silmek için kullanmaktan geri durmadı. Bir adım gerileyerek yüzüne umursamaz olduğunu düşündüğü bir gülümseme yerleştirdi. "Ben genç bir kadınım Lord Harrington. Elbetteki sizin gibi -eliyle Leonard'ı işaret etti -bir centilmen -ki bu kelimeyi söylerken alaycılığını belli eden gülümsemesini genişletti - beni öptüğünde etkilenmemem için bir neden yoktu." Sözcükler dudaklarından kayarken Leonard'dan etkilendiğini bu kadar açık ve net ifade etmemesi gerekirdi fakat Leonard'ın yüz ifadesinin yavaşça düşmesi onun bu kısma çok takılmadığının işaretiydi. Leonard'ın gözlerindeki alaycılık yerini tehlikeli karanlığa bırakırken korkması gerektiğini söyleyen iç sesi ve kaçması gerektiğini bağıran dürtüleri harekete geçmişti. Yine de kalıp neyle baş başa kaldığını görmeliydi ki çok geçmeden gür ses kulaklarına doluştu. "Yani ... Demek istiyorsun ki benim dışımda başka biri olsa da karşılık verirdin? Öyle mi Grace ?" Leonard kadının iması karşısında öfkesine hakim olmaya çabalayan bir sesle konuşmuştu ki uzaktan bakanlar bile bu konuşmanın iyiye gitmediğini anlayabilirlerdi. Leonard öfkeyle solurken karşısında az önceki cesaretini bir bir kaybetmeye başlayan gözlere dikti bakışlarını. Lanet kadının söylediklerini kulakları duymuyor olacak ki ne söylediğinin farkında bile değildi. Leonard Grace'in kendisine olan hislerini amaçsız bir şekilde merak ederken ondan duymayı bile beklemediği cümleleri işitmesi karşısında yumruklarını sıktı. "Benim de hislerim var Lord Harrington. Her kadında olduğu gibi ..." Susmak da büyük bir erdem sayılır . En azından şu an konuşmak yaşam süreni kısaltabilir Grace . "Neredeyse..." Leonard Grace'in gözlerinden gözlerini ayırmayarak onu köşeye sıkıştırdığında devam etti. "Anne olduğunuzu bilmesem..." Her kelimeyi ayrı ayrı vurguluyordu " Ahlaksız bir kadın olduğunuzu düşünmek durumunda kalıyordum"dedi. "Öyleyse düşüncelerinizi kendinize saklamanız gerektiği yönündeki fikrimi dinlemelisiniz. "Grace adamın yakıştırması karşısında geriye kalan cümlelerini acıyla yutkundu. "Genelde kimseyi dinlemediğim yönündeki dedikoduları almış olmanı umuyorum Grace ." "Ah.. Bu da kendini beğenmiş bir adamla konuştuğum gerçeğini ispatlıyor öyleyse." Leonard Grace'in üstüne gittikçe onun tırnaklarını çıkardığını görebilse de duyduklarını henüz sindirememişti. Kendi yerinde başka biri olsaydı ... Evet, küçük hanımın demek istediği tam olarak buydu ,etkilenir ve ona karşılık verirdi. Mümkünmüş gibi . Leonard Grace'i öptüğünden itibaren ona aitti. Ve Leonard ilk kez bunu açık açık kendisine itiraf ediyordu. Hatta Grace balo salonuna geldiğinde gözlerinin buluştuğu ilk an Leonard'a aitti. Fakat henüz Grace bunun farkında değildi. Ve Tanrı biliyor ya Leonard farkında olması için bütün hünerlerini göstermeye hazırdı. Bu düşünceyle birlikte Grace'e yaklaşarak "Eksik konuşuyorsun Grace ..." dedi fısıltıyla ve Grace'in hızlanan nefesini karşılık dudaklarını kıvırdı. Küçük yalancı .. "Sadece kendini beğenmiş bir adam değil üstelik... Bana ait olanı bir düşünce içinde bile başka bir erkekle paylaşamayacak kadar bencilim." Başını yana eğerek cümlelerinin Grace üzerindeki etkisini izledi bir süre. Biçimli kaşları söylediklerini değerlendiriyormuş gibi hafifçe çatılmıştı ve dudakları titriyordu. Ve Leonard sadece bir kaç santim uzağında bekleyen bu tatlı ödülü almak için tutuşuyordu. Kendi nefesinin de hızlanışına lanet ederek biraz daha yaklaştı, kollarında hareketsiz duran kadının güzelliğine eklenen yasemin kokusunu çekti içine. Burnu burununa sürterken kadının ürpermesine şahit oldu sonra. Yanılıyordu Grace ... Başka bir erkeğin olma ihtimali bile yokken yanılıyordu. Kollarında titreyen kadın kendi bedenine esirdi bundan sonra. Kendi bedenine tutsak. Leonard dudaklarına aldığı pürüzsüz teni hırpalamadan küçük bir öpücük kondurdu ve istemeyerek de olsa geri çekildi. Ve Grace bunu bekliyormuş gibi bir an elini dudaklarına götürdü ve anlık bir bakıştan sonra arkasına bile bakmadan salondan ayrıldı. Leonard her ne kadar peşinden gitmek istesede kendisini durdurdu. Bunu daha sonraya erteleyebilirdi. Ve O zamanı büyük bir keyifle bekleyecekti. .... Grace yatağına oturduğunda ne ara odasına kadar gelebildiğine şaşırarak nefesini toparlamaya çalıştı. Leonard'ın yakınlığı ve söylediği sözler hala etkisini ilk anki gibi sürdürüyordu. Ve Tanrı şahit ki Grace bunun bir rüya olmadığına inanmak için her şeyini verebilirdi. "Bana ait olanı bir düşünce içinde bile başka bir erkekle paylaşamayacak kadar bencilim." Grace beyninde dönüp duran bu cümleyi nasıl yorumlayacağına emin olamadı bir süre. Ayağa kalkarak masanın üstündeki sudan bir yudum aldı. Boğazı kurumuştu ve kulakları uğulduyordu. Leonard gerçekten ona ait olduğunu mu anlatmaya çalışıyordu yoksa öylesine söylenmiş bir söz müydü bilemiyordu. Leonard başlı başına bir bilmeceyken bir de bu anlamsız kelime oyunları kendisini yoruyordu. Ah.! Bu adam kendisini öldürmek için yemin etmiş olmalıydı yoksa bu denli kafa karışıklığı yaratmasının başka bir açıklaması olamazdı. Öyle çelişkiliydi ki bir türlü onu anlamlandıramıyordu. Sözleri sadece bir yönde mi yorumlanmalıydı yoksa birden fazla anlam içeriyor muydu ? Ömrü bunları düşünmekle geçecek ve kısa sürede yaşlanacaktı. Ayakta durmaktan yorulup yatağına doğru geçti. Sırt üstü uzanarak bir süre zihnini dinlendirmeyi istesede başarılı olamamıştı. Leonard'ın bir tüy gibi dudaklarına kondurduğu öpücük kuma bırakılan tonlarca ağırlıkmış gibi iz bırakmıştı. Henüz balo gecesini unutamamışken yeni bir kafa karışıklığı yaşamak zorunda bırakılmıştı ve tüm bunlara aynı adam sebep oluyordu. Grace yastığıyla nerdeyse kavgaya tutuşacaktı ve yastığı Leonard gibi görmekten çekinmezdi. Bir kaç esaslı yumruğu hakediyordu. Buna rağmen gülümsemesini saklayamıyordu. Her şeye rağmen emin olduğu bir şey varsa o da başka erkeklerin varlığının Leonard'ı öfkelendirebileceğiydi. Ve Tanrı biliyor ya Grace Leonard'ı öfkelendirmekten keyif alıyordu. *** Geçmiş , bir gölge sinsiligine bürülü Ve umut hala sıcak Gel kurtar beni yalnızlığımdan Geçmiş , bir o kadar uzak .... Grace gün boyu yaşananların kendisini oldukça yorduğunu fark edebiliyor olsada Leonard ile aynı evde kalmanın bile huzursuzluk yarattığını düşünüyordu. Yoksa bir türlü uğramayan uykusunun başka nedeni olamazdı. Kesinlikle onun suçuydu . Varlığı her koşulda rahatsız ediciydi. Diken üstünde hissederken uyumaya çalışmanın zorluğunu anlatacak bir kaç kelime varsa o da 'Lanet olsun sana Leonard Harrington' olabilirdi. Grace en azından iç dünyasında Leonard 'a karşı kaba olmanın özgürlüğünü sevdiğini düşündü. Leydi Clayton'un onaylamayan yüz ifadesi gözlerinin önünde duruyordu bir süre sonra Leonard'ın çatılı kaşları altındaki koyu gözlerin donuk ifadesi belirivermisti karşında ve Grace titremekten kendisini alamamıştı. Sadece bir hayal bile onu sarsıcı bir şekilde etkisi altına alıyordu ve Grace buna engel olamamaktan ölesiye korkuyordu. Kapılıp gideceği bir macerada olsaydı eğer hiç düşünmeden kendini Leonard'ın kollarına atabilirdi şüphesiz fakat Londra'ya kendi şahsi duygularının ötesinde bir amaç için gelmişti. Oğlunun geleceği için . Şüphesiz en çok Leon hakediyordu iyi bir geleceği ve en çok o hasretti babasına. Henüz dört yaşındaki bir çocuk için yalanların ne kadar yıpratıcı olduğunu bizzat görmüştü Grace ve bizzat vesile olmuştu. Ama artık yalan söylemeyeceği bir yaşam istiyordu. Bunun için kendisini dizginlemeyi duygularını ikinci planda tutmayı öğrenmesi gerekiyordu. Tanrıdan yardım diliyor ve karşılık bulması için umut ediyordu. Zira Leonard gibi bir adama tek başına karşı koyması imkansız olacaktı. Kendisini ikinci kez öpmüş ve ikisinde de hiçbir şey yapmamıştı. Bedeni Leonard'a karşı koyamıyordu. Hatta düşünceleriyle inatlaşan bir beden kendisine yük bile sayılırdı. Uyumak kendisini sakinkeştirecekti onu bir kere yakalayabilseydi eğer . Yağmurun dinlendiriciliğine rağmen sakinliğini koruyamıyordu. Bir süre daha oyanlandığında ağırlaşan göz kapaklarına direnmedi fakat bu kez de aniden duyduğu gürültüyle yerinden hızla doğrulurken neyin bu gürültüye sebebiyet verdiğini anlamaya çalıştı. Kulaklarını gelebilecek ikinci bir sese açık tutarken şaşırtıcı derecede bir sessizlikle karşılaşmıştı. Merakı bir gün başına bir iş acabilirdi -ki daha önce açmamış gibi - fakat buna rağmen çıplak ayaklarına aldırmadan yerinden yavaşça doğrularak kapıya kadar yürüdü. Bileğinin acısıyla yüzünü buruştururken kapıyı açıp koridora doğru başını uzattı. Fakat hiç kimseyi görememişti. Adımlarını dışarı atarak bir süre koridor boyunca yürüdü . O gürültü ,kendisinin uydurması olamayacak kadar gerçekti fakat Malikâne oldukça huzurlu bir sessizlikte gibi duruyordu. . "Bir şey mi arıyorsunuz Bayan Catelin?" Grace duyduğu sesle bir an yerinden sıçradı. Arkasını dönerek kendisine soru dolu bir ifadeyle bakan Adam'ı gördüğünde derin bir soluk verdi. "Şey ... Hayır...Aslında evet . Yani... Sedece bir gürültü duyduğumu sandım . Bir şeyler kırılmış gibi ... " Cümlelerini toparlayamamanın verdiği utançla başını eğdi fakat bu seferde gecelikle koridorlarda dolaştığını fark ederek katlanan bir utanç selinde kendisini boğmayı düşündü. "Anlıyorum ." Adam Bayan Catelin'in utancını fark etmişti ve sadece yüzüne bakarak "Önemsiz bir biblo olduğuna eminim. Neden gidip dinlenmiyorsunuz?" dediğinde Grace Adam'ın neden bu kadar suratsız olduğunu sorguladı. Leonard ile yaşayan herkes yavaş yavaş ona mı benziyordu? Bu düşünceye gülümsedi. Leonard bile Adam'dan daha çok tepki veriyordu. Belki de Leonard Adam'a benziyordu kim bilir? "Evet ...Tabi ."diyen Grace gözlerini devirerek kısık sesle devam etti "Önemsiz bir biblo.." Değerini tahmin etmek bile istemiyordu. Ardından ufak hir gülümseme atarak odasının kapısına doğru yürüyordu ki Adam'ın "Yalnız orası Lord Harrington'un odası efendim . Sizin odanız yan tarafta " diyen sesiyle olduğu yerde kaldı. Ne yani gün boyu yanyana odalarda mı kalmışlardı? Leonard'ın bu konuda kendisine bir şeyler söylemediğine adı gibi emindi. Omzunun üzerinden başını çevirdi ve bir kez daha gülümsedi fakat bu sefer gülümsemekten çok tedirgin bir ifadesi vardı. "Elbette Adam. Teşekkür ederim." diyerek odasına doğru yürüdü . Adam'ın ayak seslerinden gittiğini anlayabiliyordu . Kapı koluna uzanıp bir süre bekledi. Leonard'ın kaldığı odaya yandan bir bakış attı ve neden sonra adımlarını o tarafa yöneltip derin bir nefes aldı. İçinden bir ses gürültünün bu odadan geldiğine çoktan inanmıştı fakat içeri girip girmemek arasındaki tereddüdü duraklamasına neden olmuştu. Bir sorun olup olmadığını bilmiyorken aniden odasına girmesi doğru olur muydu ? Kafasını 'hayır' anlamında salladı. Odasında ne aradığını sorduğunda mantıklı bir açıklaması olmalıydı. Nefesini düzene koyup kısık bir sesle "Lord Harrington? " diyebildi. Fakat içeriden tek bir ses dahi gelmemişti. "Iyi misiniz ? " Yine karşılık alamaması tedirginliğini arttırırken olumlu düşünmeye çalıştı. Belki de uykusu oldukça ağırdı. Öyle olmalıydı zira cam parçalarıyla kendisini öldürmeye çalışan Leonard'ın görüntüleri aklına doluşmaya başlamıştı bile. Korkuyla kapı koluna uzandı ve kapının sessizliğe karışan gıcırtısını duyarken ne görmeyi beklediğinden emin değildi. Belki de yerde cansız bir şekilde yatan Leonard bunca gürültüyü açıklayabilirdi fakat bunun olmasını istemeyeceği kesindi. Bu düşünceyle adımlarını hızlandırarak-ki parmak uçlarında yürüdüğünden zorlanıyordu- "Lord Harrington ?"diye seslendi yeniden. Karşısına ilk çıkan koca bir kitaplık önündeki çalışma masasıydı. Odanın bu denli büyük olmasıyla gerginliği artıyordu. Büyük ! Büyük kelimesinden nefret etmeye başlamıştı. Bu bir şakaysa gülmek için kendisini zorlaması gerekecekti. Komik değil! "Lord Harrington!" Kahrolası adam her nerdeysen... Grace adımlarını atarken bir yandanda kendi kendine söylenmeyi ihmal etmiyordu fakat sağ tarafındaki büyükçe bir yatakta Leonard'ı dizlerini kendisine çekmiş bir şekilde sadece bir noktaya bakarken bulduğunda düşüncelerini yarıda kesmek zorunda kalmıştı. Anlık bir şaşkınlığın ardından "Leonard ?"diye fısıldadı. Onu daha önce böyle görmediğine emindi. Saçları dağınıktı , gözleri her zamankinden daha siyahtı ve Grace bunun içerideki karanlık yüzünden olmadığını düşündü. Yavaşça yatağa yaklaştığında hızlanan yağmurun sesini çok net işitiyordu. Pencereden vuran ay ışığı kırık camların ardından yansıyordu. "Ne yaptın sen Leonard ?" Grace yatakta savunmasız duran adama bir süre baktı ve canı yandı. O kadar gerçekti ki içinde sızlayan bir yara olduğuna yemin edebilirdi. Leonard'ın çektiği acı kadar gerçekti bu his. Sorusuna cevap vermeyen Leonard'ın gözleri hala tek bir noktaya sabitliydi ve Grace oraya baktığında boş bir duvardan başka bir şey görmüyordu. Cam kırıklarının ayağına batmasını önlemek için yatağın diğer tarafına geçti. "Sorun ne ?" Grace yatağa çıkarak Leonard'a yaklaştı. "Beni korkutuyorsun." Kadın şefkat bekleyen bir çocukmuşcasına duran Leonard'a baktığı her saniye korkusu artıyordu. Çünkü tanıdığı Leonard bu değildi. . "O gün de aynı lanet yağmur yağıyordu..." Leonard'ın kısık bir sesle kurduğu cümle Grace'e derin bir nefes aldırırken bir yandan da onu merakın kollarına atmıştı. Ne diyordu ? Kaşları okyanus mavisi gözlerinin üzerinde birleşecek kadar yakınlaşmıştı. Kendisiyle mi konuşuyordu emin olamadı bir süre. Tıpkı Leonard gibi sessizliğini korudu . Konuşması için onu teşvik edebilir yahut sarsarak dalmış olduğu dünyadan Leonard'ı çekip çıkarabilirdi fakat hiçbirini yapmak için gayret göstermedi. Eğer şimdi konuşursa Leonard sonsuza kadar susacakmış gibi hissediyordu . Bacaklarını Leonard gibi kendisine çekti ve gözlerini aynı duvara sabitledi. Bu bir nevi seni dinliyorum demekti ona göre ki Leonard konuşmaya tekrar başladı. "Oldukça şiddetliydi..." Yüz ifadesi o anı yaşıyormuş gibi çaresizlik barındırıyordu. "Fakat gitmem gerekiyordu , onları yalnız bırakamazdım." Leonard'ın bakışları Grace'i bulduğunda "Onların nerede olduğuna dair elimdeki tek dayanağımdı... Anlıyor musun ?"diye sordu. Bir cevap beklediginden emin olamadı Grace. Leonard'ın hangi konudan bahsettiğini anlamasa da onaylanmaya ihtiyacı oluşunu sezmiş ve yüzüne küçük bir tebessüm yerleştirerek başını sallamıştı "Gidip bakmalıydım... " Leonard kaşlarını çatarken bakışlarını pencereye çevirdi. "Çok yağmur yağıyordu." Neden sonra kendi kendine konuşuyormuş gibi devam etti ." Ama onları bulmalıydım." Leonard'ın cümlesini bitirmesinin ardından uzun bir sessizliğin yankıları yağmurun gürültüsüne karışırken hikayenin devamını merakla bekleyen Grace sükunetini bozacak oldu. " Buldun mu peki ?" Kimlerden bahsettiği hakkında en ufak fikri dahi olmamasının yanında Leonard'ın kendi içinde savaş vermesini istemiyordu. Tanrı aşkına ! Bu adama öfkeli olmak yakışıyordu. Sinirlenmek ve çok az şahit olduğu gülümsemesi yakışıyordu. Fakat çaresizliğin bir mıh gibi her yanına çakıldığı bir Leonard görmek tüm algılarının dışındaydı. Gözleri bu manzaraya karşı kör olmayı kulakları bu aciz ses tonuna sağır olmayı dilemekten çok yalvarırcasına istiyordu. "Adres limandaki bir gemiyi işaret ediyordu ." Leonard'ın bu sefer daha sakin çıkan ses tonu ürkütücü derecede koyuydu. "Fakat yağmur ve rüzgar o kadar şiddetliydiki geminin heybetli büyüklüğü bile buna dayanamaz gibi denizin üzerinde yalpalıyordu. " Grace Leonard'ı tanıdığından beri ilk kez onun birden fazla yüz ifadesi kullandığına şahit oluyordu. O her zaman taştan bir duvarmış gibi soğuk dururdu ve çok nadiren gözlerine ulaşan gülümsemenin tohumları yeşeriyordu o duvarda. Şimdi ise bazen endişeli bazen öfkeli bir sis perdesi alıyordu o gülüşün yerini. Çoğu zaman şaşkın. " Oraya gittiğimde iki adam kollarımdan tutup beni gemiye bindirdiler. Buna gerek yoktu... Onları bulmak için tereddüt dahi etmiyordum. Aptal bir saplantı gibi..." Ardından derin bir nefes alan Leonard gözlerini bir yaşam belirtisiymiş gibi kapattı. Grace belki bu açıdan rahatlayabilirdi. Fakat neden huzursuzdu? Bu hikayenin iyi bitmeyeceği Leonard'ı bu halde bulduğunda belliydi. Yine de onu durdurmaya yeltenmedi. Zira daha önce olmadığı kadar yakın hissediyordu ona . Ruhu ruhuna dokunuyormuş gibi ... " O, olmasını beklemiyordum. " Leonard gözlerinde pekte iyiye işaret etmeyen parıltılarla baktığında Grace üşüdüğünü hissetti. "Alex..." Tıslar gibi çıkan ses tonu belki de yere savrulan cam kırıklarından daha keskindi ve anlaşılan birileri çok fena yaralanmıştı. Grace en çokta bu Alex denen adamın bundan nasibini aldığından emindi. Daha bu adamın kim olduğuna kafa yormaya henüz zaman bulamamışken "Bunu tahmin etmeliydim. " diyen adama baktı. Gök gürültüsün ardından Leonard'ın yüzüne yansıyan aydınlıkla beraber Grace adamdaki karanlığı fark etti. Gerçekten tehlikeli duruyordu. Onunla uğraşmak yaşam ile ölüm arasındaki uçurumda dans etmeye benziyordu. Grace görüntü karşısında ürperdi. kendi yaptığının da yanlış olduğunu biliyordu ve Leonard'ın öğrendikten sonra ne yapacağını kestiremiyordu. . "Adamlardan bir tanesi bacağıma vurup beni onun önünde diz çöktürdüğünde ..." Leonard bakışlarını tekrar pencereye çevirerek devam etti. " Daha önce kimsenin önünde diz çökmedim. Yerimden kalkıp onu bu yaptığına pişman edebilirdim ." Yüzünde hüzünlü bir gülümseme geçti ve daha sonra ise gözlerine yerleşen soğukluğu fark etti genç kadın. "Onun yanındaydı..." Leonard'ın sesi acı doluydu. Belki nefret ve öfke kendisini daha çok belli ediyordu fakat Grace acı çığlıkları duyar gibiydi. "Günlerce ... Durmadan onları aradım." Leonard ispat etmeye çalışır gibi keskin bir ses tonuyla konuştu. "Fakat ne için ?" Kafasını olumsuzca salladı. Grace bu anda gerçekten onun aklını kaçırıp kaçırmadığını sorgulamaya başlamıştı. "Koca bir hiç uğruna !" Gür sesi odada yankılanan adamın sesine karşılık yerinden sıçradı genç kadın. Fakat şimdi anlıyordu ki Leonard'ın dakikalardır anlatmaya çalıştığı Cassandra'nın ihanetiydi ve bunun ona bu kadar fazla zarar verdiği gerçeği kendi öfkesinin de gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştu. Leydi Clayton'un üstün körü anlatışı elbetteki olayı tam olarak yaşamamış olmasından kaynaklanıyordu fakat Leonard Cassandra'ya verdiği sevginin karşılığını bu şekilde almayı kaldıramamıştı ki bunu yaşayan bir başkası da olsaydı iz bırakırdı. Ve bazı izler ince ince kanıyordu çoğu zaman. Bunu Grace de en az Leonard kadar iyi bilirdi. Bir başka kadının Leonard'a verdiği zararın ağırlığını oğluyla beraber yüklenmişlerdi. Yine de Leonard'ı anlıyordu Grace . Onu affetmiyordu belki. Affa lâyık değildi. Henüz . Fakat anlıyor ve onun için üzülüyordu. Gözleri pencereye kayarken her yağmur yağdığında diye düşündü. Böyle mi oluyordu? Sürekli aynı acıyı yaşamak zor olmalıydı. "Ona sarılıyordu... Canımdan sakındığım kadın o piçin kollarındaydı. " Soğuk gülümsemesi derinleştiğinde " Fakat gözlerinde mahçupluk vardı." dedi Leonard. "Büyük bir suç işlemiş küçük bir çocuk gibiydi." Gözlerini yeniden duvara sabitleyen Leonard orada gerçekten birilerinin varlığından şüpheye düşürüyordu genç kadını. "Bunu bana nasıl yapabildin?" Grace Leonard'ın öfkeyle sorduğu soruyla irkildiğinde onun yine kendi kendine konuştuğunu fark edebiliyordu. "Evleniyorduk lanet olası ! Çocuğumu taşıyorsun! " Leonard yorganı elleriyle sıkarken Grace onun şakağında atan damarı karanlıkta bile seçebiliyordu. "Çocuğumu kendi çocuğun gibi görmen çok hoş Leonard ." Leonard bu sesin kulaklarındaki yankısına izin vermek istemeyerek ellerini kulaklarına getirdi. Sanki başka bir boyuta geçmiş gibiydi. Grace onu daha fazla bu durumda bırakmak istemeyerek aynı şekilde ellerini Leonard'ın ellerinin üstüne koyarak başını kendisine çevirdi. "Leonard !" diye seslendi fakat duyurabildiğinden emin değildi. "Leonard , kendine gelmelisin." "Benim çocuğum değil . Onu sevmiştim. .." "Leonard !" Grace bu defa sesini yükseltmişti. "Bana bak ! " Leonard'ın dikkatini çektiğinde onun dudaklarına kendi dudaklarını değdirerek öptü. Tek amacı onu bu durumdan çekip almaktı. Her şey geride kalmıştı. Kalmalıydı. Yoksa yaşamak için bir neden bulmak zorlaşırdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE