15. Bölüm

4807 Kelimeler
Bir öpüş bin yıllık hasreti dize getirir . "Sorun ne Grace ?" Johnson Clayton malikanesine giden arabanın engebelli yolda sarsılmasına karşın tepki vermeyen ve uzun süredir sessizliğe gömülen Grace'i oldukça garip bulmuştu. Apar topar balodan ayrılmak isteyişi ve şimdiki derin suskunluğunun altında yatan gerçeği doğrusu merak ediyordu. Ve nedense Leonard ile bir ilgisi olduğuna emin bir his vardı içinde. Leydi Clayton'un dediği gibi Grace'i balo salonunda yalnız bırakmış ve istemeyerek de olsa onu ilgili kalabalık içinde tek başına bırakmıştı. Leonard'ın White kulüpde olduğu haberini alınca bir kaç arkadaşından yardım isteyerek kulübde Grace ile ilgili konuşmalarını sağlamıştı. Başarılı olup olmayacağı belli değilken Leonard'ın aniden baloya gelişini görmüştü. Bir süre Leonard ile Grace'i yanlız bırakmak adına Grace ile bir araya gelmemeye çalışmıştı. Daha sonra aniden Grace'in kendisini bulması ve acele bir şekilde gitmek istediğini belirtmesi üzerine Malikaneye doğru yola çıkmışlardı fakat Grace oldukça dalgındı. Sorusuna cevap gelmemesi üzerine dikkatini çekmek adına koluna dokunarak "iyi misin ?"diye sordu. Grace'in şaşkınlıkla kendisine dönen bakışlarına karşılık "Ne olduğunu söyleyecek misin yoksa zorla mı öğreneyim?"diyen Johnson Grace'in bu hali karşısında korkmadan edemedi. "Ne?" Grace daldığı düşüncelerinden irkilerek ayrılırken kendisine korku dolu bir ifadeyle hakan Johnson'u fark etti. "Sorun ne ?" "Ben de aynı şeyi soruyorum Grace . Sorun ne ? Arabaya bindiğimizden bu yana bir garipsin. Daha doğrusu Leonard'ın yanından geldiğinden beri. Sana kötü bir şey mi dedi ?" "Hayır !" Grace Leonard'ın adını duyup amansız bir heyecana kapılarak sesini yükselttiğinde Johnson'un beni kandıramazsın diyen bakışlarının odağı olmuştu. "Yani ne diyebilir ki ?" "Bilemiyorum Grace bunu bana sen söyleyeceksin. " Johnson Grace'in bir şeyler sakladığına emin olarak sorgular biçimde kaşını kaldırdı. Grace ise onun bu ısrarcı tavrına karşılık cevap vermekten çekiniyordu. Nasıl çekinmezdi? Dudaklarının üstündeki baskıyı hala hissedebiliyorken üstelik Johnson'a nasıl öpüştüklerini söylerdi? Hatırladıkça kalbinin sesi kulaklarında yankılanıyordu. Tanrım ! Küçük bir kız çocuğu gibi heyecanlanması normal değildi. Fakat bir cevap bekleyen Johnson kendisine böyle dikkatli bakarsa anlayacakmış gibi duruyordu. Yanaklarına ateş basmıştı bile ... "Tanrım Grace ! Kıpkırmızı oldun ," diyen Johnson'un sesiyle kendisine gelirken "Araba oldukça sıcak ,"diyerek geçiştirir bir cevap verdi. Fakat Johnson "Tahmin hakkımı kullanabilir miyim?"diye sorduğunda Grace "Bir sorun yok Johnson neden uzatıyoruz?"diye sordu. Sitemli bir duruş sergilerken Johnson'un dudaklarına yerleşmeye başlayan alaycı gülüşü fark ederek gözlerini kaçırdı. "Sanırım yanlış bir soru sordum öyle değil mi ?" Johnson karşısında pancar gibi kızaran Grace'i daha önce böyle görmediğine yemin edebilirdi. Öyle komik duruyordu ki kahkahasını bastırmak durumunda kaldı. "Leonard sana ne yaptı Grace?" "Kes şunu Johnson! " Grace ince bir sesle kızdığında Johnson "Tanrım Grace ! Sen bir annesin. Oğlunun babası seni öptü diye bu denli utangaç olmamalısın,"diyerek saklanan gerçeği dile getirdiğinde Grace "Johnson !"diyerek tekrar kızdı. Etrafındaki tüm erkekler kendisini utandırmak için elinden geleni yapıyor olmalıydılar ki hep diken üstündeydi. "Hadi ama Grace ben ciddiyim," Johnson kahkahasını saklayamayarak güldüğünde Grace de öfkeli bir şekilde ona bakıyordu. "Ben de ciddiyim bayım . Kes şunu !" Ardından kollarını birbirine dolayarak pencereden dışarı çevirdi başını. Fakat hala Johnson'un kısık sesli gülüşünü duyabiliyordu. Tanrım ! Dışarıdan bile belli oluyorsa bir daha Leonard'ın karşısına nasıl çıkacaktı? Üstelik ... Üstelik ona vurmuştu! Tanrım ! Bu adam Londra'daki herkesin tereddütle yaklaştığı V.York Düküydü! Kesinlikle idam cezasına çarptırılacak ve oğlunu bir daha göremeyecekti. Elleriyle yüzünü kapatırken düşüncelerine unutamayacağı bir şekilde kazınan görüntüler tekrar gün yüzüne çıkıyordu. "Buz dağlarının en önemli özelliği nedir biliyor musun Grace ?" diye sormuştu ve sesi öyle buğuluydu ki Grace dili tutulmuşçasına konuşma yetisini kaybetmiş ve yapabildiği en iyi şeyi yaparak olumsuz şekilde başını sallamıştı. Soruyu düşünecek durumda değildi öyle ki Leonard'ın karanlıkta daha da koyulaşan gözleri gecenin aynası gibiydi. Ordaki her parıltı bir yıldızın görkemine eş değerdi sanki. Grace Leonard'a bakarken onunla ilgili tüm kötü anıları unutuyordu. O an sadece Leonard vardı. Ilk aşkı ... Çocukluğunu görkemli bir ayinle teslim alan adam ... Çocuğunun babası ... Şimdi kendisine bu kadar yakın dururken konuşmaktan korktu. Çünkü sadece bir kıvılcım yeterdi ikisini de kül etmeye. Ve küllerinden bir Zümrüdü Anka doğmayacağı yazılmıştı kaderlerine. "Hiçbir zaman göründüğü gibi değillerdir" Grace bu cümleden sonrasını hatırlamıyordu. Bulutlara çıkmak gibiydi. Ateşin üzerinden acı çekmeden yürümek yahut cennette bir mekandaymışçasına huzurlu. Bir bebeğin ilk gülüşü ... Bir çiçeğin ilk açışı... Ve ilk tohumun yeşerdiği ilk bahar... Bu öpüş bir çok güzelliğe benzetilebilirdi fakat bunu anlatmak için henüz bir kelime bulunmadığına emindi. Gözleri kapanırken dudaklarındaki baskının artmasıyla bir inleme koyvermişti. Bacaklarının hissizliğiyle birlikte güç almak ister gibi ellerini Leonard'ın balkon koruluğundaki kollarına koymuştu. Yangındı bunun adı ve bin ormanın canhıraş alev alması gibiydi her dokunuş yahut bir ölünün son nefesindeki sıcaklıkta gizliydi her an... Bulutların pamuksu yumuşaklığından eser yoktu. Ilkel dürtülerin açığa çıkışı gibi sert ve bir şehri enkaz altında bırakacak kadar sarsıcıydı. Fakat bile bile o şehri enkaz altında bırakmaya yeminli iki yürek vardı. Iki hayat... En önemlisi kaderlerine yazılı , Tanrı katında kutsal bir gelecekleri vardı, Ikisinin de haberdar olmadığı ... Grace Leonard'ın bir günlük tıraşının ardından uzayan sakalların tenini tahriş etmesine aldırış etmiyordu. Ağzını açmasıyla birlikte Leonard'ın kükrer gibi çıkan ses tonu dudaklarında bir gülümseme oluşturmuştu. Leonard'ın keşfe çıkan diline izin verirken aralarında dişlerinin birbirlerine değerken çıkardığı çınlama sesi duyuldu. Elleri Leonard'ın saçlarına dolandığında onun da bir eli çoktan bedenini sarmıştı. Leonard kendisini güçlü bedenine biraz daha bastırdığında istemsiz bir inleme daha çıkmıştı ağzından. Tanrım ! Aradan geçen zaman hiçbir şeyi unutturmamış görünüyordu -ve asla unutturmazdı. Bir öpüş bin yıllık hasreti dize getirircesine büyülüydü. Bir öpüş kaybolan hatıraların bekçiliğini yapıyordu. Ve şimdi ikisi arasındaki ateş bütün Londra'yı yakacak kadar sıcaktı. Her öpüş, her dokunuş ateşi körükler nitelikteyken Leonard'ın "Ah...Grace..beni delirtiyorsun. Bu kadar uzak olmak isterken bir o kadar da yakın olmayı istemek delilik değilde ne ? " diyen buğulu ses tonunu işitti. Bu ses zihninin gerilerine saklanan iradesini geri getirirken aniden durdu. Ne yapıyordu? Başta sorulması gereken soru ;Bunu nasıl yapabiliyordu? Herkese açık bir alanda Leonard ile öpüşüyor olması bir yana metresi gibi kuytu köşelerde öpüşüne ateşli bir şekilde karşılık veriyordu. Cehennemde yanacaktı! Ellerini Leonard'ın geniş göğsüne koyarak ittirirken onun da anın verdiği şaşkınlıkla uzaklaşmasının ardından duyulan tek şey bir tokat sesiydi. Grace daha sonra 'Bunu nasıl yapabildim 'diye soracaktı. Leonard bu hareketi beklemiyor olacak ki başı yana düşmüştü. Grace ise ne yaptığının farkında olamayarak ve sanki karşılık veren kendisi değilmiş gibi "Bir daha sakın buna cüret etmeyin !"demiş ve hızla yanından ayrılmıştı. Johnson ile karşılaşması büyük bir şanstı. Leonard kendisine yetişemeden malikaneden ayrılığında ancak nefesini tuttuğunu fark edebilmişti. .... Bir ...iki ...üç ... Leonard şöminenin yanındaki koltuğunda içkisini yudumlarken duvar saatinin tik takları beynine balyoz gibi vuruyordu. Her vuruşla birlikte aklına gelen kadının simasını daha net görebiliyordu. Grace ... Okyanus mavisi gözlerinde yanan ateş şimdi kendisini yakıyordu. "Onu öpmemeliydim..." Bu saatlerdir kurduğu tek cümleydi. "Bunu yapmamalıydım," Yapmamalıydı. Fakat o an Grace'in yarı aralık dudaklarının cazibesi bütün düşüncelerini bir savaşa sokmuş ve her biri o savaşta yenik düşmüştü. O an düşünebildiği tek şey onu öpmenin nasıl bir his olduğuydu -ki onu öpmenin tarifi yoktu. Ve bunu daha önce hissetmedim diyemezdi çünkü bir o kadar tanıdıktı. Bir o kadar da yabancı. Grace'i öpmek bütün duvarlarında derin çatlaklara neden olmuştu. Tek bir dokunuşla bu denli sarsılacağını tahmin edemezdi. Merakı düşmanı olmuştu. O dudakların tadını bir kez alırken bir daha bırakmak imkansız gibiydi. Bu bağımlılık yapan bir alkolden daha tesirliydi. Narin ellerinin saçlarında gezindiği kadının kendisine aynı ateşle karşılık vereceğini ise tahmin etmesi çok zordu. Grace Catelin... Her hareketiyle alışılmışın dışında bir cazibeye sahipti. Fakat bu kadarını asla tahmin edemezdi. Sivri dilinin insanları taşlamaktan başka özellikleri olduğunu kim bilebilirdi? içkisinden bir yudum daha aldığında yanağında hissettiği karıncalanma ile dudaklarında alaycı bir gülümseme oluştu. Ve bu kadar ateşli bir karşılıktan sonra yediği tokat yine Grace'in anlaşılmakta ne kadar zor olduğunu ispatlıyordu. Daha önce kendisine vurabilecek cesarete sahip bir kadına rastlamamış olması bir yana bu durum kendisini öfkelendirmek yerine eğlendirmişti. Bir yanı neden böyle düşündüğünü sorgularken diğer yanı umursamaz bir tutum sergiliyordu. "Seni böylesine neşelendiren nedir dostum ?" Taylor Adam'ın yardımıyla Leonard'ın bulunduğu salona girdiğinde gözlerini tek bir noktaya sabitlemiş ve yüzünde saklayamadığı gülümsemesiyle oturan bir Leonard görmeyi beklemiyordu elbette. Oysaki sürekli surat asan ifadesine alışmıştı .Şaşkınlığı yüzüne yansırken Leonard'ın "Hırçın bir ceylan fakat evcilleştirilebilir," diyen sesini işitti. "Vay canına ! " Taylor hayretle gözlerini açarken "Bu ceylanın Grace olma ihtimali var mı?"diyip gülümsedi ve Leonard 'a yaklaşarak karşısındaki koltuğa oturdu. "Belki de ..." Leonard arkadaşının gecenin bir yarısı evine gelmiş olmasını yadırgayarak-en azından evlendiğinden beri geç saatlerde evden ayrılmıyordu- "Maggie 'nin burda olduğundan haberi var mı ?"diye alay etti. Yılların çapkını arkadaşı evlendiğinden beri tam bir ev kuşu olmuş ve karısının sözünden çıkmıyordu. Eski günleri özlediğini itiraf edecekti. Fakat Taylor'ın kaş çatan ifadesi imasından hoşlanmadığını belli ediyordu. "Elbette var. Ben karısına sadık bir adamım dostum ," "Sadık ve de..." Leonard yüzünü buruşturarak tamamladı."Aşık ." Her ne kadar bunu Taylor'ın sinirlenmesi için yapıyor olsa da onun adına mutluydu. Eve gittiğinde onu bekleyen bir karısı ve çocukları vardı. Yahut gitmediğinde merak eden ailesi ... Kendisinin ise dört duvar arasındaki yalnızlığı... Herkesin düşündüğünün aksine Leonard her şeyin farkındaydı. Fakat diğerlerinin farkında olmadığı tek şey Leonard artık eskisi gibi değildi. "Kesinlikle aşık ," Taylor göz kırparak devam ederken "Yüzündeki gülümsemeden Grace ile aranızın iyi olduğunu mu düşünmeliyim?"diyerek konuyu tekrar ikisine getirirdi. Leonard ise alaycı bir şekilde gülümsedi. "Dedikodu mu arıyorsun Taylor ? Evden daha sık ayrılmalısın zira Bayan Bovary'i aratmıyorsun? " "Kes şunu! Bayan Bovary'i özlemiş olmalısın ki hayal görüyorsun. Ben halimden gayet memnunum. Ve senin de benim gibi olmanı dört gözle bekliyorum ," "Ne kadar beklersen bekle Taylor ... bunu asla göremeyeceksin . Fakat beklemeye devam et en azından dedikodu dışında da bir uğraşın olur ," Leonard yarı alayla kurduğu sözlerinin altında yatan ciddiyetini gözlerine yansıtırken Taylor "O halde pazar günü Hyde Park'ta atlarla yapacağımız geziye Grace'i davet ettiğimizi haber vermek için geldiğimi söylememeliyim. Çünkü sen zaten gelmezsin öyle değil mi ?" diye sordu. "Geveze kadınlar gibisin Taylor.İlk başta söylemen gerekenleri hep sona saklıyorsun," Leonard Grace ve gezi kelimelerini bir arada kullanan arkadaşına gözlerini devirirken Grace'i görmek için iyi bir neden olabileceğini düşündü. Böylelikle attığı tokadın hesabını sorabilirdi. Belki de sormaz ve eğlencenin tadını çıkarırdı. Kendisini gördüğünde yüzünün alacağı şekli merak ediyordu. Zira öpüsüne karşılık vermiş ardından attığı tokadın acısı geçmeden ortadan kaybolmuştu. "Gelecek misin ?" "Neden olmasın ." "Ve şimdi bana gelmenin asıl sebebinin Grace olmadığını savunmayacaksın değil mi?" Taylor Leonard'ın Grace geldiğinden beri daha çok ortamlara katıldığını düşünerek gülümsedi. Leydi Clayton zeki bir kadındı. Ve Grace'in Leonard için en iyisi olduğunu anlamıştı. "Kesinlikle savunmuyorum," Leonard da arkadaşına gülümserken pazar gününün erken gelmesini umuyordu Zira Grace ile geçirdiği her an eğlenceliydi. .... "Leon ! Tanrı aşkına seni küçük yaramaz hemen saklandığın yerden çıkmazsan...Ahh... çıkmazsan bir daha John amcanla oynamana izin vermeyeceğim! !!" Grace sabahtan beri oğlunu banyo yapmaya ikna etmeye uğraşıyordu fakat yine elinden kaçmayı başarmıştı. Her banyo günü aynı tantanayı yaşamaktan yorulmuştu. En azından oğlunun Londra'da biraz olsun sözünü dinlemesini umuyordu fakat küçük yaramaz her yeri kendi evi gibi benimsiyor olacak ki kendisine kulak asmıyordu. "Banyo yapmak istemiyorum !" Leon koltuğun arkasından başını göstererek annesine somurtkan bir ifadeyle baktığında Grace gözlerini kısarak tiz bir sesle "Demek burdasın ... Çabuk buraya gel !" dedi. "Hayır ," Leon ellerini sallayarak koşmaya başlayınca Grace'de peşinden koştu ve nerdeyse pahalı olduğu her halinden belli olan vazoya çarpmak üzereydi ki son anda kendisini durdurabilmişti. Fakat geri geri giderken başka bir vazoyu gürültülü bir şekilde yere düşürmüştü "Tanrım ! Lütfen beni bu işkenceden kurtar " diyerek yakındı Grace. "Grace ! Neler oluyor ?" Leydi Clayton kütüphanede kitap okumaya dalmışken çıkan gürültüyle birlikte kendisini yaşından beklenmeyecek bir hızla salona atmıştı. Saçı başı dağınık ve önündeki kırılmış vazoya üzgünce bakan Grace'i gördüğünde "Burada bir harp çıktığını bilmiyordum, " dedi şaşkınca. "Çok üzgünüm Leydim ..." Leydi Clayton başını olumsuz şekilde sallayarak Grace'e doğru yaklaştı ve "Sen iyi misin tatlım ?"diye sordu. " Yaralanmadın öyle değil mi ?" "Hayır fakat artık bir vazonuz eksik..." "Oh... Hiç önemli değil bunu düşünme . Fakat neler oluyor ?" "Leon'u hiçbir zaman kolaylıkla banyo yapmaya ikna edemiyorum," Grace öyle yorulmuştu ki omuzlarını düşürdü. "Kime çektiğine anlam veremiyorum ," dediğinde Leydi Clayton'dan yüksek sesli bir kahkaha duydu. "Tüm bu kargaşa bu yüzden mi ? Tanrım , Grace öyle korktum ki ... " Leydi Clayton gülmeye devam ederken Grace onun neye güldüğüne anlam veremedi. Ellerini beline koyduğunda "Bunun komik olduğunu düşünüyorsanız neden onu bulup banyo yaptırmama yardımcı olmuyorsunuz? " diyerek sitem etti. Leydi Clayton ise elini Grace'in omzuna koyarak " Elbette komik buluyorum , şu haline bir bakar mısın? Hiç leydiye benzemiyorsun" dedi. "Ben zaten bir Leydi değilim Leydim," "Ben de öyle Grace ... En azından senin Leydin değilim. Bana Farah diyebilirsin biliyorsun. Ya da Leonard gibi teyze demen daha uygun olur sanıyorum ." Leydi Clayton bu konu üzerinde çok fazla durmayarak devam etti. "Hatırlıyorum da Leonard'ı da banyo yapmaya ikna edemezdik. Elizabeth de aynı senin gibi her banyo gününden sonra bir kaç gün kendisine gelemiyordu. Küçük Leonard banyo günü evdekilere kök söktürürdü. Leon'un onun oğlu olduğu ortada " "Neden bütün kötü özelliklerini babasından almak zorunda ?" Grace'in somurtarak kurduğu cümleye Leydi Clayton bir kez daha gülerken "Tanrının bir bildiği olmalı tatlım . Hadi gidip şu yaramazı ikna etmeye çalışalım ,"diyerek Grace ile kol kola girdiğinde arabacısı Kingsley koşarak içeri girdi. O sırada yüzü oldukça beyazdı. "Bu ev eskiden oldukça sıkıcıymış gibi görünüyor " diyen Leydi Clayton neşeli bir ifadeyle cıvıldadı. Grace ve Leon 'un evine geldiğinden bu yana evin ne kadar yaşanılabilir bir yer olduğunu gösterdiklerini fark etti. . Çalışanları da onlardan nasibini almış olacak ki Kingsley gibi sakin bir adamı bile bu denli heyecanlandırabiliyorlardı. " Sorun ne Kingsley? Birilerinden mi kaçıyorsun?" Kinsley nefesini toplayarak Leydi Clayton ve Grace 'e selam verdi ardından "Leydim ... Dük ... Yani Lord Harrington..." sık nefeslerinin arasında konuşmayı beceremeyen Kingsley'e "Evet Kingsley anlıyorum Leonard'a ne oldu ?"diyen Leydi Clayton eşlik etti. "Efendim Lord Harrington Malikâne girişindeler ve buraya geliyorlar ," Kinsley cümlesini bitirdiğinde Leydi Clayton ve Grace aynı anda birbirlerine baktılar. Ikisinin de gözlerinde okunan korku bariz belli olurken Leydi Clayton çabucak kendine gelen ilk kişi oldu. " Grace hemen yukarı çık! " dedi fakat Grace Leon'un hala dışarıda olduğunu hatırlayarak "Peki ya Leon ?"diye sorduğunda Leydi Clayton " Çalışanlardan onu bulması için yardım isteyebilirim fakat sen Leonard gelmeden yukarı çıkmalısın , lütfen acele et," diyerek eliyle gitmesini işaret etti. Grace başıyla onaylayıp eteğinin ucundan tutarak yukarı çıktığında Leydi Clayton Kingsley'e dönerek "Sen gidebilirsin Kingsley gerisini ben halledebilirim " dedi ve hiçbir şey olmamış gibi yanındaki bej renkli koltuğa oturdu. Yüzüne yerleştirdiği gülümsemesiyle yeğenini beklemeye başladı. Habersiz gelişinin altındaki nedeni oldukça merak ediyordu. . .... Leonard sabah erkenden kalkıp limana gitmiş ve geçen seferki olayların tekrarlanmasını istemediği için kontrolleri kendisi yapmaya karar vermişti. Limandan dönüşte ise elinde pamuk şeker olan bir çocuk görmüş ve nedense teyzesinin evinde kalan Leon gelmişti aklına. Ufaklık malikaneden ayrılırken 'Tekrar gelecek misin ?'diye sormuştu ve Leonard söz vermemiş olsada geleceğini söylemişti. Küçük bir çocuğa yalan söylemek istemediği için-ki bunda Leon'un babasız oluşu etkiliydi - arabasını Clayton malikanesine yönlendirmişti. Şimdi ise malikanenin geniş bahçesinde yürürken burnuna gelen yasemin kokularının etkisi altında yürüyordu. Grace'in yakınındaykende bir çiçek bahçesinde yürüyormuş gibi hissettiğini düşünmeden edemedi. Sürekli zihnini meşgul etmesinden rahatsız olmak istesede olamıyordu. Sanki onu düşünmediği zamanlar daha çok huzursuz oluyordu. Bu düşünce kaşlarını çatmasına neden olurken kendisine doğru koşarak gelen Leon'u fark ederek gülümsedi. Bu çocuğun koşmakla alıp veremediği neydi merak ediyordu doğrusu. Yakınına geldiğinde kendisini görmediğini anlamış ve "Yavaş ol bakalım ufaklık ," diyip onu durdurmuştu. Fakat Leon birilerinden kaçtığını belli eden bir ifadeyle "Hadi koş ... Beni yakalayacak..." diyip heyecanlı heyecanlı konuştuğunda Leonard gülümseyerek "Kim seni yakalamak isteyen ?" diye sordu. Ve Leon gözlerinin içine baktığında tıpkı Grace'in gözlerine benzeyen bir çift okyanus mavisi göz gözlerini hayretle açmasına neden oldu. Daha önce Grace'i tanımadığı için sadece tanıdık gelen bu gözler şimdi insanların çift yaratılmış olduğunu düşündürüyordu. "Annemden ," Leon sürekli malikaneye bakarken Leonard "Annenden neden kaçıyorsun?"diye ikinci bir soru yöneltti. "Beni banyo yapmam için zorluyor. " Leon dilinin döndüğü kadar kurduğu cümleden sonra Leonard gülümsemesini genişleterek"Demek banyo yapman için seni zorluyor ," diye tekrarladı. Ardından kendi çocukluğu aklına geldiğinde Leon'un sadece ismi değil bu konudada kendisine benzediğini düşündü. Leon'u kucağına alarak "Ama annenin sözünü dinlemelisin , öyle değil mi ? Yoksa kirli bir çocuk mu olmak istiyorsun ?" diye sordu. "Hayır! Sadece banyo yapmak istemiyorum ..." Leon somurtarak baktığında Leonard "Peki neden ?"diye sordu. "Neden banyo yapmak istemiyorsun?" Leon soruya cevap vermek yerine sadece omzunu silkmekle yetindi. Fakat Leonard onun bu halini oldukça tuhaf bulmuştu. "Bana cevap vermeyecek misin küçük adam ?" Leon küçük omuzlarını düşürerek okyanus mavisi gözlerini Leonard'a dikti. Gözlerinde yer edinmeye başlayan göz yaşları Leonard'ın da dikkatini çekmişti. "Brion banyo yapmak istemediğinde babasının onu nehre götürdüğünü söylüyor. Benim babam da gelip beni nehre götürecek ama annem sürekli banyo yaptırdığı için gelmiyor " dedi Leon. Leonard bir süre Leon'un cümlelerini anlamaya çalıştı ve sonra belki de uzun zamandır ilk kez kalbinin sızladığını hissetti. Leon öyle saf bir duyguyla ifade ediyordu ki kendisini Leonard bu çocuğun hakettiği yaşamın bu olmadığını düşündü. Öyle ki Leon'u saran kollarını sıkılaştırdı ve "Ahh... Leon sen çok akıllı bir çocuksun."Ve de masum . "Beni anneme götürmeyeceksin değil mi ?" "Annenle seni banyo yaptırmaması için konuşurum olur mu ? Yoksa sürekli ondan kaçmayı mı düşünüyorsun? " Leon başını sallayarak bir süre bunu düşünür gibi yaptıktan sonra sevinçle ellerini çırptı ve Leonard'a sarıldı . Leonard ise bu sevgi gösterisi karşısında elinde olmadan gözlerini kapatmıştı. Içindeki babalık duygusu bir anda ortaya çıkmış gibiydi. Eğer ... Eğer Cassandra kendisini aldatmış olmasaydı... Keşke olmasaydı. Şimdi bir çocuğu olabilirdi değil mi ? Tanrım ! Bunu düşünmemeliydi. Fakat sadece kendisine baba olacağını söylediğinde hissettiği mutluluğu tarif edemezdi. Her şeyin bir yalan olduğunu öğrenmeden önce gerçekten mutluydu . Fakat paranın neler yaptırabileceğine şahit olan gözleri gelecek günler için mutluluğunu Pranga altına almıştı. Onunkisi ömür boyu mutsuzluğa tutsak olmaktı. Kendisine odaklanan bir çift mavi küre düşüncelerinden sıyrılmasına yardım ederken Leon ile malikaneye doğru yürüdü. Kendilerini izleyen okyanus mavisi gözlerden habersizce Leon'a gülümsedi. "Anlat bakalım ufaklık burasını beğendin mi ?" diye sordu. Leon başını sallayarak "Büyük Leydi taştan adamlarla oynamama izin veriyor ," dedi. Leonard bu taştan adamlar kısmını anlamamış olacak ki "Hangi taştan adamlar?" diye bir soru daha yöneltti.. Leon eliyle çokta uzakta olmayan Davut ve Meryem heykellerinin göze çarptığı alanı işaret edince Leonard gülümseyerek "Onlara heykel deniyor Leon. " dedi. Bu sırada Leon "Heykelleri seviyorum" diyerek neşeli bir sesle yanıt verdi. "O halde ... Eğer istersen bir gün seninle bir heykel yapabiliriz," Leonard Leon'a göz kırparak saçlarını karıştırdı. Fakat Leon şimdiden heyecanını saklayamamış olacak ki "Annem de yapabilir mi?"diye sordu. "Annen de kabul ederse tabiki yapabilir " Leon'a cevap verirken malikaneden içeri girip adımlarını salona yöneltti. Teyzesinin salonda çay içtiğini fark ettiğinde Leon'u kucağından indirerek"Bu saatte çay içmediğini sanıyordum, " dedi. Genelde çaylarını belirli saatlerde içen teyzesi bugün değişiklik yapmıştı anlaşılan. "Hiçbir şeyi unutmuyorsun öyle değil mi ?" Leydi Clayton gülümseyerek çayını masaya bıraktığında "Papatya çayı ...Beni sakinleştiriyor," derken Leonard'ın yanındaki Leon'u fark etti. "Bakıyorum da bizim kaçak askerimizi bulmuşsun," "Leon mu ? Banyo yapmamak konusunda oldukça ısrarcı ," Leonard gözlerinde saf samimiyetle Leon'a bakıp gülümsediğinde Leydi Clayton "Tıpkı senin çocukluğunda olduğu gibi ..." dedi. "Belki de ... Annesiyle konuşmamda bir sakınca var mı?" Leonard etrafına baktı ve kimseyi göremeyerek teyzesine çevirdi bakışlarını. "Annesi mi ? " Leydi Clayton şaşkınca yeğenine bakarken Leonard'ın öğrenmiş olup olamayacağını kestirmeye çalışıyordu. "Evet Leon'u şimdilik banyo yaptırmak konusunda ısrar etmemesi gerektiğini ona söylemeliyim," "Ah... Annesiyle şimdi konuşman imkansız " Leydi Clayton kaçamak bir cevap verdiğinde Leonard sorgular biçimde kaşlarını çattı. "Neden?" "Çünkü Leon annesini oldukça yordu. Öyle değil mi Leon? "Leydi Clayton Leon'a ufak çaplı bir bakış atarken Leon üzgün bir ifadeyle başını salladı. "Uyumak için odasına çıktı. Yani Leon da böylelikle banyo yapmak zorunda değil . " Leyli Clayton konuyu dağıtmak için "Neden oturmuyorsun? "diyerek Leonard'ın oturmasını sağladığında Leon 'a dönerek "Bizi biraz yanlız bırakır mısın chéri?" dedi ve Leon bir süre Leonard'a bakarak onun da onayını istedi. Leonard Leon'a gülümseyerek başını salladığında Leon salondan ayrıldı. Bu sırada Leydi Clayton da yeğenine sorgular biçimde bakıyordu. "Habersizce geliş nedenin nedir oğlum ?" Leonard teyzesini biraz telaşlı bulmuştu fakat bunun üstünde çok durmanın önemsiz oluşunu düşünerek "Geçen sefer Leon'a tekrar geleceğimi söylemiştim ve geldim " dediğinde Leydi Clayton "Onu sevmiş görünüyorsun."dedi. "Çok akıllı bir çocuk . Babasız büyümek onu olgunlaştırmışa benziyor. Her hareketinde..." "Vuku bulan bir asaleti var ." Leydi Clayton gülümseyerek kendi çapında Leonard'ın cümlesini tamamladığında Leonard onaylayan bir ifadeyle baş salladı. Bunu yeni fark etmiş olsada öyleydi. Henüz dört yaşında olmasına ve babasız büyümesine rağmen . Annesini oldukça merak ediyordu. Böylesine bir çocuk büyütmek için gerçekten güçlü bir iradeye sahip olmalıydı. Teyzesi kolay kolay kimseye evinin kapılarını açan biri olmadığı için Leon ve annesinin manevi yeri ayrı olmalıydı. "Neden hala buradalar ?" "Çünkü gidecek bir yerleri yok." Leydi Clayton çayından bir yudum alırken çabucak kurduğu cümleye kendisini bile şaşırdı. Bu kadar çabuk yalan söyleyen birine ne ara dönüşmüştü bilmiyordu fakat Tanrının yardım ettiğini düşünecekti. "Onları nerden tanıyorsun teyze ?" Leonard bunu gerçekten bilmek istiyordu. Teyzesi evine bir anne ve çocuğu alıyordu fakat kimdi ? Nerden gelmişler yahut teyzesi nerden bulup getirmişti ? Bu sorular hala cevaplanmamıştı. "Bir tanıdığımın uzaktan akrabası... " "Yani ?" "Yani onlara bakamayacağını söylediğinde ..." "Yardım etmek istedin ?" Leonard bunu pekala görebiliyordu. "Kesinlikle . Neden bu kadar ilgisin?" Leydi Clayton yeğeninin davranışlarına anlam veremeyecek kadar yaşlanmıştı. "Düşünüyorum da ... Eğer Castle Combe'daki arazileri bana devredersen onlara orda bir iş ayarlayabilir ve bundan sonraki hayatlarını daha iyi yaşamlarını sağlayabilirim," "Ve yine kendi çıkarını düşünüyorsun." Leydi Clayton kibirli yegeninin ne ara bu denli maddiyata düşkün olduğuna anlam veremedi. Hala Castle Combe'daki arazileri istiyordu fakat onu bir aileye- üstelik bu kendi ailesiydi- vermeye tenezzül etmiyordu. "Tek başına bir kadın o arazileri yönetemez." Bunu herkesin bildiği bir gerçek gibi söyleyen Leonard teyzesinin onaylamaz bakışlarına aldırış etmeyerek "Fakat sen sözünden dönmüyorsun. O halde ben de dönmüyorum teyze . Izninle... buraya Leon için geldim ve şimdi de gidiyorum "dedi. Ardından Leydi Clayton'un cevap vermesine fırsat vermeden ayaklandı. ... Lancashire Malikanesi "Maggie bu atla gezi de nereden çıktı söyler misin ? Ben ata binmeyi bile bilmem " Grace aynada binici kıyafetlerinin içindeki kıza bakarken derin bir nefes verdi. Sabah Taylor'ın aniden gelmesi ve Hyde Parkta atla gezi yapacaklarını söylemesi üzerine kendisini tek kelime ettirmeden Lancashire malikanesine getirmişti. Maggie ona kendi binicilik kıyafetlerinden bir tanesini çoktan ayarlamıştı ve gelir gelmez vakit kaybetmeden giyinmesini sağlamıştı. Bu Londra'lı kadınlar her iş için ayrı bir kıyafet temin etmeyi seviyor olmalıydılar ki sabah kahvaltısı, akşam yemeği çay partileri ve ata binmek gibi işler için koca bir gardırop gerekiyordu. Castle Comb'da işler böyle yürümezdi. Uyum sağlaması hayli zordu ki bunu başardığı da söylenemezdi. Eski hayatını şimdiden özlemişti. Hanın arka bahçesindeki sabah kahvaltılarını... Arwin ve Margaret 'ın birbirlerine karşı olan komik atışmalarını ve en sonunda yine birbirlerini ne kadar sevdiklerini dile getirdikleri güzel zamanları ... Neden hala Londra'dasın Grace? Olmayacak bir hayalin uğruna neden boşuna bir çabaya giriyorsun ? Grace kafasındaki sorulara bir cevap bulabilmeyi çok isterdi fakat onu Londra'da tutan bağ hiç bir itiraza yer bırakıyordu. Gemici düğümü gibi çözülmesi zor ve meşakatli bir bağdı bu. Ve sonuçları ya kendisini derin bir hüsrana uğratacaktı ya da ömür boyu sürecek bir mutluluğa götürecekti. "Hadi ama Grace. Oyun bozanlık yapma oldukça eğlenceli olacak ," n Neşeli bir şekilde gülümseyen Maggie Grace'in toprak kahvesi binici kıyafetiyle ne kadar şık olduğunu düşünerek keyiflendi. Leonard kendilerini parkta bekliyordu ve nedense Grace 'e geleceğini söylememelerini dile getirmişti. Leonard Grace'i gördüğü zaman küçük dilini yutacaktı zira oldukça göz alıcı duruyordu. Grace elbisesini eteklerini düzeltirken "Bilemiyorum Maggie... Leon 'u sürekli yalnız bırakıyorum . Tanrım ! Ben bir anneyim evimde çocuğumla ilgilenmem gerekiyorken balolara katılıyor ,atla gezilere çıkıyorum. Berbat bir anneyim " diyerek üzgün bir şekilde Maggie'ye baktı. Vicdanı buna elvermiyordu. Leon'u oldukça boşlamıştı. Üstelik ne Arwin yanındaydı ne de Margaret. Johnson ise ... ona oldukça borçlanmıştı. "Sen harika bir annesin. Ve ne yapıyorsan oğlun için yapıyorsun. Yakında sürekli bir arada olacaksınız. Hatta bir arada ayrılmaz ,geniş bir aile olduğumuz zamanlar gelecek. " Maggie ellerini birbirine vurarak hayallere dalarken Grace de onun kadar olumlu düşünebilmeyi diledi. "Emin değilim Maggie ...Fakat umarım demekten başka çarem de yok " ... Hyde Park Kader bizden yana sevgilim ... Gökyüzü aydınlık.. Ve yeryüzü her zamankinden daha canlı. Grace Taylor'ın yardımıyla atından indiğinde etrafındaki manzaraya adeta dili tutulmuş gibi bakıyordu. Hyde park ,Londra'nın eşsiz güzelliklerinin bir araya toplandığı ve yeşilin en tatlı tonuna sahiplik eden ayrı bir dünya gibiydi. Ağaçların dalları yerlere değiyor altına kurulan kamelyalar çiftlere barınak oluyordu. Renkli çiçekler bir taç gibi toprağa tutunan kraliyet armağanıydı. Yanında bulunan, mavi ve yeşil tonlarının ahenkle uyum sağladığı göl ve içindeki balıkların dansı izlenmeye değerdi. Ve öyle bir yerdeydi ki Grace , tam da burada bir ağacın altında yaşayabilirdi. "Oldukça görkemli bir manzara ..." Leonard bariton bir sesle etrafına şaşkın bakışlar atan Grace'e seslendiğinde onun kendisine dönen okyanus mavisi gözlerinin esiri olmuştu, öyleki ayak bileklerine vurulan zincirin sesini duyar gibiydi. Gözleri Grace'i baştan aşağı incelemeye alırken içten bir nefes aldı. Görkemli bir manzara demişse de bunun ne için söylendiği meçhuldü. Zira karşısındaki varlık etrafında bulunan her şeyi hiçe buluyordu. "Siz ?" Grace duyduğu sesle olduğu yerde sıçrarken Leonard'ın dikkatli bakışlarının odağı olduğundan habersizdi. "Burada ne arıyorsunuz?" Leonard'ın bir serap gibi karşısında duruyor oluşu ne çeşit bir rüya gördüğünü düşünmesine neden olmuştu. Eger aklı kendisine oyun oynuyorsa bu hiç eğlenceli değildi. "Belki hiçbir şey ..." Leonard Grace'in sorusu üzerine bir adım yaklaşarak "Belki de bir tek şey .." dediğinde Grace ne diyeceğini şaşırarak yutkundu ve Leonard'ın bu kadar yakın oluşundan rahatsız olarak geriledi . "Sizi anlamakta zorlanıyorum ," diye söze başladı. "Neden sorularıma dolanbaçlı bir şekilde cevap veriyorsunuz? "Grace bunu asla anlamıyordu. Bu adamın kelime oyunları kafasını karıştırıyordu. Hem burada ne işi vardı? Maggie ve Taylor Leonard'ın geleceğinden bahsetmemişlerdi oysaki. Tanrım oyuna gelmişti! "Ne tesadüf öyle değil mi ? Zira ben de seni anlamakta zorlanıyorum Grace " Leonard alaycı bir gülümseme bahşetti "Ayrıca gayet net olduğumu düşünüyorum ," "O halde yanılıyor olduğunuza eminim, " Grace gözlerini devirirken daha fazla konuşmak istemedi Leonard ise bakışlarını gölün sonsuz gibi uzayan rengine çevirdi "Güzel bir gün ." Aralarındaki normal bir konuşmaymış gibi sohbet etmeye çalışıyor olsada Grace cevap verecek durumda değildi. Hala Leonard'ın yanında oluşunu inanamıyordu belliki. Şu an tek düşünebildiği o geceden sonra ilk kez bir araya geliyor oluşlarıydı. Günlerdir Leonard'ın kendisini öptügü sahneler gözlerinde perdeleniyor rüyalarına hiç çıkmayacakmış gibi giriyordu. Ve hal böyleyken Leonard ile karşılacakları anı bekliyordu. Fakat şu an hazırlıklı olduğuna emin değildi. "Sence de öyle değil mi ?" Grace kendisine yönelen soruyla dikkatini topyarak Leonard'ın cevap bekleyen ifadesine baktı. Fakat ne sorduğu hakkında en ufak bir fikri dahi yoktu. "Ne ?" "Diyorum ki ... Knsan şehrin kalabalığından ziyade böylesine doğa ile iç içe bir yerde yaşamak için her şeyini verebilir." Leonard Grace'in kaçamak bakışlarından kendisini dinlemediğini görebiliyordu. Içten içe keyiflenirken "Bir sorun mu var ?"diye sordu. "Oldukça solgun görünüyorsun?" Grace hazırlıklı olmadığı bir konuya girmeye niyetli olmayarak" Kendimi iyi hissetmiyorum. Eve gitsem iyi olacak " dedi ve ardından arkasını dönerek Maggie ve Taylor'ı aradı bir süre. Fakat etrafta gezintiye çıkan insanlar arasında ikisini de görememişti. . " Neredeler?" "Kimler ?" "Benimle alay mı ediyorsunuz? Elbetteki Maggie ve Taylor ." "Buna asla cüret etmem ." Leonard ciddi bir ifadeyle Grace'e bakarak devam etti. " Ayrıca onlar da uzun süredir başbaşa kalmamış olacaklar ki eminim tenha bir köşede aşklarını yaşıyorlardır. "Leonard bu sözleri sıradan bir şekilde söylese de Grace yüzünün kızarmasına engel olamamıştı. Boğazını temizleyerek "O halde neden haber verme gereği duymadılar ?" diye sordu. Leonard'a kaşlarını çatarak baktığında, Leonard "Muhtemelen buna fırsatları olmamıştır, "diye cevap verdi. Gözlerindeki muzip parıltılar eğlendiğini belli ederken Grace , "Bundan keyif alıyorsunuz öyle değil mi ?"diyerek sitem etti. Leonard Grace'e biraz daha yaklaşarak onun çatılı kaşlarının üstüne dokundu. "Kızdığın zaman... tam burada , kaşlarınının ortasında, oluşan çizgiyi kutsal saymalılar Grace ..." Leonard kısık bakışlarını Grace'in mavilerine değdirirken etrafta bulunan bir kaç gözün üzerlerinde olduğunu fark ederek geriledi. " Neden birlikte ufak bir gezinti yapmıyoruz ?" Leonard elini Grace'e uzatarak gülümsedi. Grace Leonard'ın sürekli değişken halleri yüzünden aklını yitirmediğine şükrederken kendisine yönelen sorusuyla ikinci bir şok daha yaşıyordu. Tanrım , bu adamın amacı neydi ? Bazen acımasız ve ürkütücü bazense hayatta gördüğü en iyi insana dönüşüveriyordu. Fakat bu defa onunla yanlız kalmaya niyetli değildi. Bu yüzden sığınabilecegi bir yalanı bulması zor olmadı. "Ama nasıl olur? Yanımda bir refakatçi bile yok ," "Insanların ne söylediğini umursayan biri gibi durmuyorsun oysaki" "Yine de konuşmaları için onlara malzeme vermeyecek kadar akıllı bir kadınım ," "Bundan şüphe etmem . Hadi bu gölü daha önce görmediğine bahse girerim. Neden gidip bakmıyoruz?" Leonard Grace'in şaşkın bakışları arasında -ki onun itiraz eden sesini işittiği söylenemezdi - elinden tutarak atlara doğru yaklaştı. Ardından konuşmasına fırsat vermeden Grace'i ince belinden tutarak atına bindirdi. Kendisi de aynı şekilde atına binerken Grace in ürkek bakışlarını fark etti. Ve "Korkmana gerek yok Grace . " diyerek güven verici bir gülümseme takındı.. "Neden korkmayayım? Tehlikeli olmadığınız konusunda beni ikna edebilir misiniz ? " Atlar hareket ederken Grace atın yularına sıkıca tutunmuştu. Grace'in sorusu üzerine "Hayır ," diyen Leonard başını önüne çevirdiğinde başka bir cümle kurmamıştı. Geçmiş ona acımasız olmayı öğreteli çok oluyordu. Hayat sınavında berbat bir öğrenci olmanın acizliği duygularını ve vicdanını köreltmişti. Küçük bir kelebek dahi öldüremezken katil oluvermişti. . Ellerinde berbat bir leke kalbinde derin yarıklar vardı. Tehlikeli olmadığını söyleyemezdi . Çünkü kendisi de sınırlarını henüz çizebilmiş değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE