19. Bölüm

2344 Kelimeler
Harington Malikânesi (V.York Dükalığı) Rüzgarın sesindeki matem kadar gerçek bu Yalnızlığım mabedimse yeniden Ve gözlerin buğulu bir Hülya ise benim için Biliyorum ... Ölüm kadar uzaksın hala .. "Seninle gelmemi istemediğine emin misin ?" Leonard malikanenin dışarı açılan kapısından çıktıklarında Grace'e endişeli bir bakış attı. Hala yürümekte zorlanıyor oluşu bir yana-ki esaslı bir baheneydi- gitmesinden duyduğu rahatsızlığı belli etmek istemedi. Birlikte geçirdikleri kısacık bir zaman dilimine karşın Leonard hiç bu kadar huzurlu hissetmediğini biliyordu. Bunu bilmenin kendisini rahatsız etmesi gerekirken o sadece anın verdiği pembe tadın varlığını alabiliyordu. Kısa sürede tanıdığı bu mükemmel kadın sadece düşüncelerine değil evinin, kimseyi içeri almadığı mabedinin her köşesine işlemişti. Yüzünden memnuniyetsiz bir ifade geçti. Şimdi ise gidişi buranın yeni kazandığı sıcaklığını da alıp götürüyordu. Fakat gitme diyemiyordu. Kendisini durduran gururu muydu yoksa bu gidişi fazla mı abarttığını düşünüyordu tartışılırdı. "Leonard .." Grace gülümseyerek okyanus mavisi gözlerini adama diktiğinde onun kendini bırakmak istemediğini görebiliyordu. Fakat Leonard'dı bu . Asla düşüncelerini kolay kolay dile getiremiyordu. Ve Tanrı biliyor ya Grace de gitmekten memnun değildi. Londra'ya gelişi , Leonard ile baloda karşılaşmasının ardından geçen sürede değişen bir çok şeyi görebiliyordu. Aklının ucundan dahi geçmeyen kıyılarda yüzüyordu şu an ve Leonard 'a hiç bu kadar yakın hissetmemişti . Dün gece etrafına ördüğü duvarların bir kısmının gürültüyle yıkıldığına emindi. Ve emin olduğu diğer bir şey ise Leonard'ın kendisine karşı bir takım duygular beslediğiydi. Bunu bakışlarındaki derinlikten anlayabiliyordu. Henüz kendisine olan hislerini dile getirmemiş olması bunun doğru olmadığını göstermezdi. Zira tek bir söz dahi etmemesine karşın bu denli korumacı bir adama dönüşmesinin başka açıklaması yoktu. Grace en azından bu kadarını bilmenin sevincini yaşıyordu "Eminim Bay Collin beni istediğim yere sağ salim götürecektir." "Bundan şüphem yok. " Leonard eğilip Grace'in parmak uçlarına küçük bir öpücük kondurdu. "Taylor ve Maggie'ye benim hakkımda daha az konuşmalarını söyle ." Grace bir adım yaklaşarak Leonard'ın koluna dokundu ve "Hakkındaki her şeyi senden duymak isterim ." dediğinde Leonard Grace 'in koluna dokunan parmaklarına kısa bir bakış attı. Tensel bir dokunuş olmamasına karşın bu kadına duyduğu arzu tek bir dokunuşla dahi sorgulanamaz biçimde artıyordu. Sorgular biçimde kaşlarını kaldırarak "O halde yarın seni kaçırmamda bir sakınca yok ?"dediğinde Grace'in heyecanla ellerini çırpışına şahit oldu. . "Bir yere mi gidiyoruz ?" Leonard onun bu çocuksu hareketine gülümseyerek "Umarım süprizleri seviyorsundur." dediğinde Grace burnunu kırıştırdı. "Açıkçası bilmediğim şeyler beni tedirgin ediyor ." "Yine de yarını beklemen gerektiği konusunda ısrarcıyım." Leonard yeniden gülümserken gerçekten kısa zamanda kendisinde değişikliklere neden olan bu kadına hayranlığı artıyordu. "Pekala, öyle olsun bakalım ." dedi Grace gülümseyerek . Collin arabayı getirdiğinde "Sanırım gitme vakti geldi. " diyerek dudaklarını büzdü. Karşısındaki adama ise bu hareketiyle neler yaşattığının farkında değildi. Fakat gitmek zorundaydı. Leon ile ayrı kalışı kendisini huzursuz hissetmesine neden olmuştu. Onu oldukça ihmal ediyordu . Babasını tanımayan bir çocuk için annesiyle olan bağlılığı çok güçlü olabiliyordu ve Grace de oğlunu her şeyden önde tutuyordu. Leonard'ın gözlerine mahçup bir bakış attı. Onunla bu konuda konuşacakları zamanda her geçen gün yaklaşıyordu . Ve açıkçası genç kadın vereceği tepkiden ölesiye korkuyordu fakat şimdilik yeni başlayan ilişkilerini -ki buna henüz bir isim vermek doğru olmazdı- bir süre ilerletmenin iyi olacağını düşündü. Bu sayede Leonard'ın kendisine olan hislerinin de ciddiyetini anlamış olacaktı. Bir süre daha Leonard'a çocukları olduğunu söylememenin yararlı olacağı fikri çok cazip geliyordu. Zira her şeyin bu kadar hızlı ilerlemesi bir yandan sevindirirken diğer yandan kuşkuya düşürüyordu. Her an bu yaşadığı güzel anlar bir bir ellerinden alınacak gibiydi. Düşüncelerini "Ne yazık ki ."diyen bariton ses keserken toparlandı. Leonard'ın arsız gülümsemesi dudaklarının kenarına bir arma gibi gösteriş katıyordu. Bu adama hayranlığı ne ara bu kadar fazlalaşmıştı? Bir kara kutu gibi çözülmesi güç yanları vardı. Ketumdu ve çoğu zaman suratsızdı . Bunlara rağmen Leonard güzel olan her şey gibiydi. Güzel olan ne varsa biraz Leonard'dı sanki. "Böyle bakmaya devam edersen seni yukarı çıkarmak zorunda kalacağım." Leonard kendisinden gözlerini ayıramayan kadına içten bir şekilde gülümserken aslında düşüncesinin ne kadar cazip olduğunu fark ediyordu. Grace'in gitmesi için bir neden yoktu. Bir kaç gün daha kalabilirdi . Ve Leonard bunun olması için oldukça hevesliydi. "Oh... Üzgünüm." Grace yakalanmanın verdiği utançla başını eğerken Leonard'ın parmaklarını çenesinde hissetti. "Olma ...Açıkçası bana böyle bakman kendimi özel hissettiriyor." "Öylesin. "dedi Grace okyanus mavisi gözlerini Leonard'a sabitleyerek. Onun bu saf samimiyetini fark eden Leonard şaşkınca gözlerini açarak "Benim hakkımdaki düşüncelerinin devamını merak ediyorum ." diye devam etti. Grace gözlerine her baktığında ruhunu görebiliyorum diyordu sanki ve nedendir bilinmez Leonard onun dudaklarından iyi şeyler duymaya ihtiyaç duyuyordu. "O halde bunu yarın konuşmalıyız." Grace gülümseyerek arabaya doğru yürüdüğünde Leonard Grace'in kolundan tutarak kendisine doğru çevirdi. Önce nerden başlaması gerektiğini bileyerek duraksadı. Sonra "Teşekkür ederim ." dedi bir anda. Kendisini yalnız bırakmadığı için ona minnettardı . Eğilip dudaklarına küçük bir öpücük bırakırken "Her şey için ." diye devam etti çapkınca. Grace bunun üzerine apar topar arabaya binerken Leonard gülümsemesini saklayamıyordu. Grace gerçekten utangaçtı. Ve Tanrı biliyor ya Leonard zihninde Grace'i utandıracak bir çok arsız düşünceyi barındırıyordu. Uygulamaktan keyif alacağı düşüncelerdi bunlar. *** Grace Collin'in kendisini Lancashire Malikânesine bırakmasının ardından bir süre Maggie ve Taylor ile konuşmuş Leonard ile aralarında geçenlerin bir kısmını anlatmak durumunda kalmıştı. Maggie ise bundan daha fazlası olduğunu anlamış gibi sorgulayıcı bakıyordu. Grace daha fazla detay vermeye zorunlu olmamak için oradan çabucak ayrılmış ve Clayton Malikânesine doğru yola çıkmıştı. Maggie'nin yalnız kaldıklarında kendisini sorguya çekeceğine adı gibi emindi. Tanrım ! Hatırlaması bile yüzünün kızarmasına yeterken bunları nasıl anlatabilirdi ? Leonard'ın bedenine yeni bir kıtayı keşfedermiş gibi dokunmasını ve dudaklarını değdirdiği her yeri cehennem ateşiyle kavurduğunu nasıl anlatacaktı? Yüzünde aptal olduğunu düşündüğü bir gülüş peyda olurken anılar zihninin saklandıkları köşesinden bir bir açığa çıkıyordu. "Yüzümdeki izin hangi korkunç hatıralara sahiplik ettiğini bilseydin şu an bu odadan kaçarak çıkardın" Leonard'ın sözleri acıyı barındırsada en çok pişmanlıktı yer edinen bakışlarında. Ve en çok buna kederlenmişti genç kadın. Geçmişin pişmanlığının geri dönüşü yoktu. Kara bir akrep gibi peşinizden gelir ve olmadık zamanlarınızda tattırırdı zehrini. Onu anlayabiliyordu. Kendisinin de pişmanlıkları vardı elbet. Oğluna yalanlarla dolu bir hayat inşaa etmişti. Temelinde yalan olan bir hayatın getirsini dört yaşındaki bir çocuğun boynuna bir ilmek gibi dolamıştı fakat bunu düzeltebilme ihtimali her pişmanlığa kondurulmuş bir buse gibiydi. Leonard ise bu zehre bağımlıydı. En sevdiği tarafından yaralanmıştı ve yine en yakınından görmüştü acıyı. Öldürmenin soğuk zevkini tatmıştı sonra. Alex ölmeyi hak ediyordu elbet . Fakat Leonard da katil olmayı haketmiyordu. Cassandra Alex için Leonard 'ı terk etmişti. Ve yine onun ölmesi için Alex'in planına alet olmuştu. Bundan da büyük bir acı var mıydı ? Herkesin acısı kendisine zarar veriyordu ve yine herkesin yarası kendisine göre büyüktü. Grace bunu biliyordu. Adamın koyulaşmış gözlerine bakarken "Biliyorum ." dediğinde "Biliyorsun ... Fakat tam olarak değil ."diyen adamın sesini işitti ve Leonard'ın onaylayan baş hareketinin ardından büyük bir hüzünle söylenmiş sözlerin gözlerine keder oturtuşunu seyretti. Ve o hüzün yağmurunda sel vuran gece karası gözlerinin ardındaki kanayan adamın kendi kanında boğulmak isteyişini görür gibi oldu . İşte o an anladı ki aslında Leonard bir başkasının değil duvarlarının arkasındaki adamında katili olmaya çalışıyordu. Unutmak istiyor fakat aynaya her baktığında neler yaşadığını bir kitap gibi anlatan izle karşı karşıya geliyordu.. Unutmak istiyor fakat her hatırlayışında boğazına kadar acıyla doluyordu. Ve sonunda en iyi yapabildiği şeyi yaparak önüne çıkan her umudun yüzüne bu acıyı tükürerek yoluna devam ediyordu. Gittiği her yol çıkmaz sokaktı. Gittiği her yolun sonunda pişman. Leonard acıyla yaşamayı öğrenmiş fakat ona bir derman aramamıştı. Çünkü Leonard acısıyla bir bütündü. "Hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım fakat acının rengini seçebiliyorum. Sen siyahsın . En az gece kadar . " Grace cümlesinden sonra Leonard'ın dudaklarına masum fakat bir o kadar iç titreten bir öpücük kondurdu. Bu cesareti kendinde nasıl bulmuş oluşunu sorgulamaya fırsatı olmamıştı. "Fakat gece bile biraz mavi değil mi ?"diyerek ikinci bir cesaret örneği göstermek üzereydi ki Leonard kendisini şaşırtacak hamleyi yapmıştı. Bu saatten sonra ise itiraz etmek kimsenin hakkı değildi. Ki Grace bunu düşünmek bir yana şu an tattığı zevkle kendinden geçmişcesine buğuyla bakıyordu. Dudaklarındaki sert ama bir o kadar da narin olan öpüşler gerilerde kalan ve kendisini bir kadın gibi hissetmesine neden olan duyguları çağırıyordu bir bir. Elleri Leonard'ın çıplak olduğunu daha önce fark edip etmediğini hatırlamadığı omuzlarına oradan da sırtına dokunduğunda adamdan gelen boğuk inleyiş dudaklarında tatmin edici bir gülümseme olarak yer edindi.Bir anlığına zihnine yerleşen onu memnun edemeyeceği düşüncesi kaybolurken geceliğinin eteğine uzanan parmakların bacaklarına değişiyle ürperdi. Oysaki şu an o kadar sıcaktı ki Grace buhar oluverecekmiş hissine kapılılıyordu.. Bacaklarında gezinen ellerin daha yukarılara çıkmayışıyla gerilirken aslında Leonard'ın izin istediğini fark edebilmesi uzun sürmüştü. "Devam et ..." dedi çıkarabildiği sesine minnettardı. "Lütfen..." İsteği ikiletilmeden Leonard tarafından memnuniyetle karşılanınca Grace de inlemesine mani olamadı. Ve Leonard 'ın bir yay gibi gerilen sırtı ne kadar zor dayandığının elle tutulur tek kanıtıydı. Onun maharetli parmakları üstündeki geceliği çabucak çıkarırken sıcak dudakları göğüslerine doğru inmişti ve Grace ileride kesik kesik inlemelerini hatırlarken ne denli utanç duyacağının henüz ayırdında değildi. Leonard'ın boyun çukurundan göğüslerine oradan karnına inen dudakları Grace'in en mahrem yerlerine doğru yol alırken aklının buna itiraz eden kısmının cesaretsiz tınılarını duyuyor fakat karşılık veremiyordu. Leonard'ın uyandırdığı her his ilk günkü tazeliğini korurken aslında bunu özlediğini itiraf edecekti genç kadın. O gece belki bu kadar çok duyguyu bir arada hissetmeye fırsatı olmamıştı fakat aralarındaki çekim arzuyu tetiklemişti.. Şehvet ise ortak noktaydı. On dokuzunda keşfedilmeye hazır bir genç kızken şimdi yeniden sevdigi adam tarafından talan edilişinin tatlı zevkini yaşıyordu. Derin titremelerinin ardından göğsüne başını koyan adamın soluklarının kendi soluğuna karışmasını ve yavaş yavaş düzene girmesini bekleyen genç kadın parmaklarını her zaman yapmak istediği gibi adamın saçlarında gezdirdi. Leonard'dan çıkan mırıltılar bundan zevk aldığını gösteriyordu. Bir süre sonra daldıkları uyku ikisinin de uzun süredir ihtiyacı olan tek şeydi. .... "Anne John amcam hile yapıyor " Grace Bahçedeki büyük meşe ağacının altındaki kamelyada Leydi Clayton ile çayını yudumladığı sırada arkasından oğlunun sitemli sesini işiterek başını çevirdi. Johnson ben tamamen suçsuzum der gibi ellerini kaldırırlen Leon gözlerini doldurmuş annesinin Johson'a çekeceği muhtemel azarı bekliyordu. Grace saklayamadığı gülümsemesini bastırmaya çalışarak "Neden siz ikiniz daha eğlenceli bir oyun oynamıyorsunuz? Bu sayede bende bir yerinizin incinmesinden duyduğum korkuyu bir kenara bırakabilir ve çayımı rahatlıkla içebilirim."dediğinde Leon'un itiraz eden sesi bahçeyi doldurmuştu. "Ama erkek adamlar bir korkak gibi düellolardan kaçamaz anne ."diyen Leon hızla annesinin yanına gelirken oldukça vakur bir duruşla kaşlarını çattı. Ona bir kez bakan henüz dört yaşında bir çocuk olduğuna ihtimal vermezdi. "Bunu büyüdüğün zaman tartışmaya ne dersin tatlım?" Grace gittikçe Leonard'a daha çok benzeyen oğluna gülümserken gerçekten asil duruşu karşısında gurur duymadan edemedi. Bir zamanlar onu istemeyişi ise hatırladıkça kendisine öfkelendiği bir diğer meseleydi. Neyseki kararından çabuk vazgeçmiş ve hayatına bu küçük adamı dahil etmekle en iyi şeyi yapmıştı. Bakışlarını kendilerine yaklaşmakta olan Johnson'a çevirdi kısa bir an . Bu kararda onun da payı yadsınamayacak kadar fazlaydı. Düşüncelerini "O zaman seni koruyamam." diyen minik ses böldüğünde gülümsesi genişledi. "Beni koruman gereken bir tehlike göremiyorum tatlım ." dedi. Johnson oğlunun aklına neler sokuyordu böyle. Ister istemez sert bir bakış attı. "Öyle değil mi Johnson? " "Bunu hiçbir zaman bilemeyiz Grace."Johnson yerinde gerinirken derin bir nefes alarak Leon'a göz kırptı. "Seni koruyacak birilerine ihtiyacın var." "Ve..." Grace tek kaşını kaldırarak alaycı bir gülüş takındı. "Bu kişinin dört yaşındaki oğlum olacağından eminsin?" Johnson Grace 'e gözlerini devirdiginde Leon'u kucağına aldı. "Fazla abartmıyor musun sence ? " "Aynı soruyu sormakta bir sakınca görmüyorum nedense ." Leydi Clayton ince camekanlarının ardından tartışan ikiliye onaylamaz bir bakış atarak "Bugünün dinlendirici olması gerekiyordu ." dediğinde ikisinin de utanç içinde başlarını eğdiğini görerek gülümsedi. Her ne kadar böyle söylesede bu ufak tefek atışmalar cansız Malikanesine heyecan katıyor ve onu daha yaşanılabilir bir yer yapıyordu. Uzun yıllar önce olduğu gibi. Gözleri buğulanırken yerinden doğruldu. Yaşlı bir bayan için yeterince ayakta durduğunu düşünerek "Biraz uyumalıyım." dedi. Bakışları ikili arasında gidip gelirken bir anda Leon'a dönerek gülümsedi. "Onlara göz kulak ol küçük adam." diyerek oradan ayrıldı . Ikilinin şaşkınca arkasından baktığını biliyordu fakat bu onu daha da gülümsetti. Malikaneden içeri girdiğinde adımlarının kendisini yönlendirmesine izin verdi ve tahmin ettiği üzere yine aynı yerdeydi. Maun tahta kapı arkasındaki oda uzun süredir kilit altındaydı ve Leydi Clayton çoğu zaman bu kapı önünde saatlerini geçiriyordu. Yine de içeri girmek gibi bir hataya düşmüyordu. Biliyordu ki bir kez açıldığında Leydi Clayton onca yıl önce olduğu gibi derin bir hüzne boğulacaktı. Her ne kadar öfkesi daha fazla olsada özlemi görmemezlik etmeyecek kadar tecrübeliydi. İşte bu yüzden kilitli kapı önünde bir süre bekleyerek kendi odasına yöneldi. Buz mavisi gözlerinde bir kaç damla düşmek için çırpınırken Leydi Clayton'un o dik ve ağır başlı yürüyüşünden eser yoktu. .... Etrafındaki kalabalık kulakları tırmalayan bir uğultu yayarken bir süre geminin merdivenlerinde dikildi. Etekleri rüzgârla beraber yana savruluyor ve diğer yandan bir eliyle düşmemesi için şapkasını tutmaya çalışıyordu. Gözlerini kısarak uzun yıllardan sonra ilk kez geldiği şehri inceledi. Ve bunca aradan sonra yine aynı yere dönmenin verdiği huzuru hissetti. Kısılmış gözlerine rağmen bakışlarına oturan hüzünlü matem havası ağlayacakmış gibi durmasına yol açarken derin bur nefes almaya zorlayarak ilk adımını attı. Gümüşe çalan sarı saçları tepesinde abartısız bir topuzla tutturulmuştu ve rüzgarın etkisiyle şapkasının altından çıkmayı başarmışlardı. Üzerinde sade kırmızı bir elbise vardı ve beyaz teninde ışık saçıyordu. Küçük dudakları düz bir çizgi halinde olsada burnu herkese yüksekten bakarcasına kibirliydi. Bu haliyle oldukça güzel olan kadın bir çok kişinin de dikkatlerini çekmiş görünüyordu fakat buna aldırış ettiği yoktu. Arkasında valizlerini taşıyan yardımcısına kısa bir bakış atarak kendilerini bekleyen arabaya bindiler. Pencereden olan bitene karşılık duygusuz gözlerle bakan kadın yıllar önce bu şehirden gitmek zorunda olan o kızla aynı değildi. Bir çok şey hiç beklemediği şekilde son bulmuştu ve bir çoğu kendi hatasıydı. Kabul ediyordu. Fakat bir geliş amacı olduğu gerçeği geldiğinden beri düz bir çizgi gibi duran dudaklarında gülümseme oluşturdu. Ufak belli belirsiz olan hu gülümsemeyi fark eden yardımcısı Andie "Mutlu görünüyorsunuz." dediğinde "Olacağım. " dedi kadın ciddiyetle. Şimdi değildi belki ama olacaktı. Geçmişte hakkı olanı almaya gelmişti. Ve önüne çıkacak her engeli aşmaya gönüllüydü. Bir süre sonra araba istedikleri yerde durduğunda önde yardımcısı ardından kendisi çıktı. Güneşi engellemek için siper ettiği elini indirerek karşındaki büyükçe olan malikaneye göz gezdirdi. Bakışları kendisine doğru gelen adama kayarken onun mütevazılıkla önünde eğilişini dikkatle izledi. "Leydi Elson, " dedi adam karışısında yılların iyi davrandığı kadını yeniden görmek oldukça heyecan vericiydi. "Sonunda gelebilmenize çok sevindim. " "Clayton.. Leydi Cassandra Loreen Clayton. " diye düzeltti genç kadın ve devam etti. "Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Lord Wilson. Size borçluyum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE