Osman

2457 Kelimeler
Vefa kantinde çalışmaya başladığından beri kardeşleri daha sık gelir olmuştu kantine. Biliyorlardı ki ablaları gün sonunda istedikleri yiyeceği alıp onlara verecekti. Hem bazen Kiraz ablaları da kendi hakkını onlara veriyordu. Emir bu durumdan çok memnundu ama Efe için aynı şeyler geçerli değildi. Efe annesini çok özlüyordu. Yatağına yattığında yorganı başına çeker sessiz sessiz ağlardı kimseler duymasın diye bazen de tuvalette ağlardı. Şimdiye kadar kimse fark etmemişti ağladığını ama durgunluğu bir hayli ortadaydı. Vefa Efe'nin bu haline çok üzülüyordu. Elinden gelenin fazlasını yapıyordu ama kardeşini evdeki neşeli haline döndüremiyordu bir türlü. Artık annelerini aramayı haftada üçe bile çıkarmışlardı hatta Emir bazen annesiyle konuşmazdı ki kardeşi daha çok konuşsun özlemini gidersin diye. Telefon konuşmaları her zaman sevinçle başlar üzüntüyle biterdi. Kapattıklarında Efe kimseyle konuşmak istemez sınıfına geçip başını kolları arasına alır masaya yatardı. Artık konuşturmaya çalışmanın çare olmadığının farkındaydılar bu yüzden düşünmesine izin veriyorlardı. Efe ise düşündükçe daha kötü oluyordu. Kaçma planları kuruyordu geçenlerde bir kız kaçmıştı okuldan köye gitmek için ama çarşıda yakalanmıştı. Sürekli kaçtığı için artık servis şoförleri tarafından tanınıyordu ve öğretmenler de uyarmıştı şoförleri bu kızı görürlerse kendilerini bir bilgilendirmeleri mi istemişlerdi. Şoförler aramış belletmenler de gidip almışlardı. Efe'yi kimse tanımıyordu kaçabilirdi. Çarşı izni diye inip itogara gitmeyi düşündü. Harçlığı olmadığını hepsini kantinde harcadığını fark etti. Karar verdi Artık harcamayacak biriktirecekti böylece bilet alabilirdi. Kim. Ukir annesi kendisini görünce nasıl da sevinirdi. Ben de seni çok özledim oğlum burnumda tüttün demişti. Şu günler çabucak geçse de gelseniz ev sizsiz bomboş." demişti. İyi ki geldin diyecekti Efe emindi. Gerçekten de i günden sonra tek bir kuruş bile harcamadı. Abisi neden sen de bir şeyler almıyorsun dediğinde tabiki otobüs bileti alacağım demiyordu bahaneler üretiyordu. Ayakkabım eskidi ayakkabı alacağım vb. Para biriktirmeye başladığı günden beri daha neşeliydi hayata tutunduğu bir amacı vardı ve bu amaç Efe'ye güç vermişti. Vefa ve Emir de kardeşlerinin eski haline donmesine çok sevinmislerdi. Artık buraya alıştığı için mutlu olduğunu sanıyorlardı. Günler böylece geçerken Efenin de parası hayli artmıştı son bir kaç TL daha lazımdı sonra haftasonu bekleyecek ve oradan da annesine kosacakti. İçi kıpır kıpırdı yerinde duramiyir sürekli konuşuyordu aklına o kadar şey nasıl geliyordu hayret ediyordu fakat mutlu olunca çenesi de açılmıştı işte. Vefa ve Kiraz birbirleriyle vakit geçirdikce kaynaşmaya başladılar. Esma ile Berra'nın kıskançlıkları laf atmalarını hiç umursamıyor karşı. Sınıfın iki gözde kızı konumundaydı kar. Hatta sadece sınıfın değil okulun da gozdesiydiler. Birgün yemekhanede yemekler çok kötü çıkmıştı. Neredeyse kimse yiyememişti. Parası olmayanlar yemekhaneden ekmek alıp kuru ekmek yerken parası olanlar da kantine akın etmişti. Zil çalıştığında en öncekilere de satış yaptıktan sonra kantini boşaltın diye seslendiler herkes yavaş yavaş çıktı. Küçük bir kız vardı sarışın mavi gözlü minicik. Adı Semanur'du. Sınıf arkadaşları İsa'nın kardeşiydi. Köşede ağlıyordu sessiz sessiz Vefa yanına gitt ve neden ağladığını sordu. Utangaç kız konuşamıyor eliyle gözyaşlarını siliyor ayaklarını birbirine sürtüyordu. Vefa kizin elindeki madeni paraların sesini duyunca hadi gel sana ne istiyorsan onu alalım dedi. Bu sözü duyan kız göz yaşlarını sildi Vefa'ya baktı ve yaşlı gözlerle gülümsedi. Kızın karar vermesi biraz uzun sürmüştü. Ama Vefa ve Kiraz onu üzmemek için acele ettirmemislerdi. Derse epey geç kaldıklarını fark edince hızlıca kantini kilitleyip koşmaya başladılar. Merdivenleri ikişer üçer atlayarak çıkıyorlardı ki Vefanın ayağı boşluğa geldi sendeledi tutunacak bir yer aradı. Kiraz tutmak için elini uzattı ani bir hareketle fakat yetişemedi. Vefa merdivenlerden yuvarlandı. Kiraz çok endiselenmisti atlayarak çıktığı merdivenleri yine atlayarak indi. Vefanın düştüğünü gören nibetci öğrenci de koşup gelmişti. Bu tiyatro da birlikte çalıştıkları doktor rolünü oynayan Osman'dı. Osman'ın Vefa'ya karşı büyük bir ilgisi vardı onu ne zaman görse kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Daha ilk gördüğü gün hissetmişti içindeki bu kıpırtıyı. Yemekhanede yemek yiyordu hızlı hızlı o güne kadar kimse umrunda olmamıştı. Şuna bak nasilda bir ekmeğin hepsini ağzına attı vb sözleri hiç umursamazdi lakin o g*n Vefa'yla göz göze gelene kadar. Bakışlarında bir şey vardı bu kızın içini delip geçen. Aklı durmuş, dengesi sasmisti, eli ayağı birbirine dolanmış yemeği üzerine dökmüştü. Bir de gulmemis miydi işte o zaman kalbinin deli çarpıntısını okulun hoparlöründen dinletiyirlarmis gibi herkesin duyduğunu zannetmisti. Aşk tesadufleri sever derlerdi. Doğruydu. Bu adını bile bilmediği ama kendisine kalbinin yerini hissettiren bu kız bir de tiyatroya gelmez mi? Üzerindeki doktor kiyafetinin ve sahnenin verdiği rolü yaşamak hissiyle sanki kendisi değilmis gibi bir cesaretle kızın elini tutmuş sahneye çıkartmıştı. O gün elindekızın elinin yumuşaklığınin izi jalmisti adeta. Kimseye dokumadi o eliyle. Adının vefa olduğunu öğrendiğinde artık kendine daha yakın hissediyordu Vefa'yı. Vefa'ya sevdiğini asla soyleyememisti fakat değer verdiğini her defasında hissettiriyordu. Vefa da İdmana karşı bir şeyler hissediyordu fakat bunun adını henüz koyamamisti. Dostluk mu arkadaslik mi yoksa aşk mı? Aşk deyince hemen kendini geri çekiyordu çünkü erkeklere güveniyordu. İçinde kaynamakta ilan buyyk bir yarası vardı hiçbir zaman kabuk baglamayanben okur olmadik zamanlarda gün yüzüne çıkan kimsenin göremediği ama Vefa'yı içten içe kemirio bitiren bir yara. Osman çok telaşlanmisti ona bir şey olacak diye deliekr gibi dönüyor durmadan neden acıyor, bir şey oldu mu başını çarptın mi gibi sorular soruyordu. Vefa zaten yuvarlanmış olmanın etkisiyle her yerinde acı hissediyordu fakat Osmani başında böyle pervane görünce açısının hafifledigini hissetti. Fakat bu da yeterli değildi çünkü ayağı çok acıyordu. Yerinden kalkamiyor hatta kıpırdayamıyordu bile. Acının etkisiyle hüngür hüngür ağlıyordu. Onları sakinleştirmek Kiraz'a düşmüştü. "Osman bir sakin ol böyle delindanakr gibi dikanacagina gitnhemsire ablayı çağır." Daha Kiraz'ın sözü bitmeden "Doğru , bu benim aklıma neden gelmedi ki " diye söylene söylene koştu gitti. Kiraz, Vefa'nın saçlını gözünün önünden alıp tokoladı. Bak şimdi gelecek hemşire abla, bir şeyin yok, merak etme geçecek hepsi diye teselli ediyordu. Hemşire ve yanında bir erkek öğretmen geldi. Bu bilgisayar öğretmenleriydi. Bu adam Vefa'ya hep dev gibi görünmüştü çünkü hem çok uzun hem de çok kalıplıydı. Hemşire Vefa'nın ayağına baktıktan sonra, revire götürmemiz lazım dedi. Bilgisayar öğretmenleri Vefa'yı kucağına aldı.Vefa yaşıtlarına göre gelişmiş olsa da sanki kuş kadar hafifmiş gibi bir çırpıda kaldırıvermişti. Revirde ayağına bakıldı. Buz koyuldu, merhemler sürüldü, sarıldı. Fena incitmişti ayağını. O günden sonra Vefa ve Kiraz ikilisine bir de Osman katıldı. Başta çok üzüldüğü bu olay Vefa'yla yakınlaşmasını sağlamıştı. Vefa kendisine her ne kadar sadece arkadaş olarak baksa ve öyle davransa da onun yakınında olmak bile huzur veriyirdu Osman'a. İsterse hiç sevgili olmasınlar ama hep yanında olsun yeterdi. Okulda adları artık muhteşem üçlüye çıkmıştı. Osman da sevilen bir öğrenciydi hatta tıpkı tiyatridaki gibi ondan fen lisesini kazanıp doktor olması, o önlüğü gerçekten giymesi bekkeniyordu. Bu üçlünün bir araya gelmesi öğretmenler tarafından da hiç yadırganmamiş aksine hepsinin hoşuna gitmişti. Faydalı arkadaşlık olarak görüyorlardı.Artık Vefa'nın kafası eskisi kadar geçmişle meşgul değildi. Zamanla unutuyor muydu insan yoksa kabulleniyor muydu yaşanılanları? Vefa'nın ki daha çok hayata tutanma çabasının getirdiği bir bastırma yöntemiydi çünkü her ne kadar babasını düşünmese de geceleri çok kötü rüyalarla bilinçaltı dışa vuruyordu. Efe ışıklar kapandıktan sonra yatmış düşünüyordu. Kaçmak için vakit gelmişti artık parası tamamdı ve yarın sabah çarşı izni vardı. Sonunda buradan kurtulacak annesine kavuşacaktı. Son bir kez paralarını hissetmek istedi onlara dokunmak, varlıklarını hissetmek, annesine dokunmak hissi veriyordu çünkü.O paralar annesine kavuşmasını sağlayacak tek şeydi. Gözleri kapalıyken elini yastığına uzattı. Paralarını yastığının bir köşesini söküp elyafların arasına saklanmıştı. Fakat eline Bir şey gelmedi. Bu kez korku ve şaşkınlıkla doğruldu yerinden iki eliyle dokundu yine yoktu. Elini yastığın yırtığından içeri soktu, boştu. Boğazı düğümlendi. Gözü seğiriyor, elleri titriyordu. Paralarının çalınmış olma ihtimali içinde zaptedilemez bir öfkeye neden olurken kaskatı kesilmişti. Hızlı hızlı soluk alıp veriyor ve ağlıyordu. Yok, yok, yok nerde bunlar diye söyleniyordu. Emir kardeşinin üst ranzasinda yatıyordu, sesini duyunca hemen aşağı indi,yanına oturdu. Ne oluyor diye sordu fakat Efe hipnoz olmuşcasına hep aynı şeyi tekrarlıyor Emir'i duymuyordu bile. Seslere diğer oda arkadaşları da kalktı. En büyükleri olan Hüseyin ışığı yaktı. Sinirliydi çünkü uykuya tam dalacakken uyandırılmıştı. Ne arıyorsun böyle bağırarak uykumun da içine ettin diyerek kızdı. Efe'nin kızarmış gözlerini görünce bağırmayı bıraktı, elleriyle Efe'nin çenesini tutup kendisine bakmasını sağladı. Ne arıyorsun, ne yok diye sordu. Efe para biriktirdiğini, yastığın elyaflarin içine sakladığını, o parayla bilet alıp annesine gitmek istediğini, artık asla gidemeyeceğini her şeyin çalındığını anlatıyordu. Emir, şaşkın şaşkın dinliyordu kardeşinin planlarını. Bunun için mi paranı harcamıyordun sen, delirdin mi çocuklar otobüse tek başına binemiyor ki ,sana bilet bile satmazlardı zaten , diyordu. Hüseyin sakinleştirmek için dur bakalım belki de elyaflarin arasına kaçmıştır sen bulamamışsındır, bir daha bakalım,dedi. Elyaflarin hepsini yatağa döktüler. Efe elyaflari didik didik etti, sadece bir TL buldu. Bir TL'yi kaldırdı baktı bu hayatının en acıklı aynıydı. Tüm emeği, hayalleri yok olmuş geriye sadece bu kalmıştı. Ağlaması hıçkırıklarla büyüyordu. Işığın açık olduğunu gören bekçi,belletmene haber vermişti. Sesleri duyan belletmen de zaten oraya doğru gitmekteydi. Neler olduğunu sorduğunda Efe'nin kaçma planı hariç her şeyi anlattılar. Yarın yurttan çıkmadan arama yapılacağını şimdi herkesin uyuduğunu, onlarında hemen yatıp uyumaları nı söyledi. Herkes yatağına yattıktan sonra ışığı kapatıp gitti. Efe bir türlü uyuyamıyordu çünkü o paraların asla bulunamayacağını çok iyi biliyordu. Çalan kişi her türlü saklardı. Büyük bir şey değildi ki paraydı bu sonuçta. Artık hiç ümidi kalmadığı gibi hiç gücü de kalmamıştı. Ağlarken uyudu. Sabah Emir uyanması için sallıyordu Efe'yi. Efe bir ıslaklık hissetti. Olamaz dedi içinden, bu olmasın nolur diye geçirdi. Emir'in ısrarlı kalk hadi çağrısına karşılık hiçbir şey yapamıyordu. Emir Efe'ye yaklaşıp ne oldu hasta mısın yoksa diye sorunca Efe sessizce abisine altına yaptığını söyledi. Bunu söylerken çok utanıyordu fakat başka da yardım isteyebileceği kimse yoktu. Emir önce ne yapacağını bilemedi, söylese odadakiler Efe'yi artık istemeyebilirlerdi hatta arkadaşları dalga geçip dışlardı. Sonra ne yapacaklarını buldu. Odanın boşaldığı, herkesin lavaboda işlerini halletmeye geçtiği vakitte Efe'yi yataktan kaldırıp yatağıı ters çevirdiler.Hemen pencereleri açıp havalanmasını sağladılar. Efe üstünü değiştirdi. Kirli çamaşırları bir poşete koydular. Yorganı katladılar. O esnada oda arkadaşlarından ikisi odaya girdi. Ne oldu çarşafı neden topladınız diye sordular. Emir hemen cevap verdi, su döküldü diye. Efe'yi ve çarşafları alıp banyoya götürdü kimseye fark ettirmeden. Sadece hafta sonları sıcak su oluyordu. Mecburen soğuk suyla Efe'nin belden aşağısını yıkadılar. Su buz gibi değdikçe Efe kaskatı kesiliyordu. Sonra Efe'yi odaya gönderdi kendi de çarşafın kirli kısmını yıkadı. Artık koku falan kalmamıştı, kuruması için astığında kimse anlamazdı. Çok üzüldüğü için bir kerelik bir şey sanmıştı Emir fakat yanılmıştı. Çünkü bu olay üst üste tekrarlamaya başlamıştı. Odadakiler artık söyleniyordu burası sidik kokuyor diye. Hüseyin elbette durumu anlamıştı. Bunu saklamalarına gerek olmadığını, yurdun her akşam bez dağıttığını ordan bez almalarını ve Efe'nin beslenmesi gerektiğini aksi halde bu kokuyu daha fazla çekemeyeceklerini isterlerse en üst kattaki boş odalara ikisinin gidebileceğini söyledi. Zaten oda arkadaşları tarafından belletmene de şikayet edilmişlerdi. Hüseyin'in de dediği gibi o odada daha fazla kalamazlardı çünkü arkadaşlarının kendilerine davranışları çok değişmişti apaçık istemediklerini belli ediyorlardı. Efe beslenmeye başlamıştı fakat kokunun devam etmesi şikayetleri de beraberinde getiriyordu iki kardeş mecburen Hüseyin'in de dediği gibi en üst kattaki boş odalardan birine geçtiler. Bu kat çok issizdi kendileriyle beraber sadece üç oda doluydu ki ona da doku denilmezdi çünkü sekiz kişilik bu oda da yalnızca ikisi vardı. Efeyle Emir korkuyorlardı korkularını bastırmak için birlikte uyumaya başladılar. Geceleri ışık kapandıktan sonra yataktan bile kalkıyorlardı sanki ranzanın altında, boş dolaplarin içinde, odanın bölmesinin diğer tarafında kendilerine zarar vermek için bekleyen birileri varmış gibi hissediyorlardı. Efe yine eski sessiz haline dönmüştü hatta bu kez eskisinden de fazlaydı suskunluğu neşesizliği. Emir de bu ruh haline bürünmüştü. Emirin derslerindeki başarısı düşmüştü. Bu durum hem sosyal hem ruhsal hem başarı yönünden iki kardeşi de olumsuz etkilemişti. Sanki odadan ayrılmalarını anneleri istemiş gibi annelerine küsmüşler konuşmak istemiyorlardı. Zamanlar haftada üç kez aramaları bire düşmüştü, hatta bazı haftalar aramıyorlardı bile. Aradıklarında da kısacık konuşup kapatıyorlardı. Vefa kardeşlerinin haline çok üzülüyordu durumu annesine birkaç kez anlatmaya çalışmış fakat durumu tam anlatamamıştı. Annesi de alışırlar, zamanla düzelir gözüyle bakmıştı. Bir gün belletmen öğretmen Emir ve Efe'yi birlikte uyurlarken yakaladı,çok kızdı. Disipline verilecelerini söyledi. Çocuklar durumu ablalarına anlattı. Osman ve kiraz da oradaydı. Osman rehber öğretmenlerinin anlayışla karşılayacağını ona durumu en baştan anlatırlarsa belki bir çözüm bulunabileceğini söyleyince hep beraber rehber öğretmene gittiler. Osman ve Kiraz dışarıda bekledi, üç kardeş kapıyı çalıp içeri girdiler. Vefa durumu en baştan anlattı. Emirin buraya bir türlü alışamadığını, odasında yaşanılanları ve kardeşlerinin şu anki odalarında korktukları için birlikte uyuduklarını, belletmen öğretmenin onları yakaladığını ve kardeşlerinin ceza alacaklarını söyledi. Rehber öğretmenleri disiplin cezası almayacaklarını, belletmenle konuşup bunu kendi aralarında halledeceğini soyleyip çocukları gönderdi. Ardından Neriman hanımı arayıp durumu anlattı, aileyi çocukları hakkında bilgilendirdi. Neriman Hanım'ın aklıma Vefa'nın kaç haftadır anlatmaya çalıştığı şey geldi. Ciddiye alsaydı bu kadar kırılmazdı cocukları, bir çözüm bulurlardı elbet Yavuz Bey'le. Akşamı iple çekti zaten burnunda tütüyordu biricik evlatları. Ha deyince gelinecek bir yerde de değillerdi. Yavuz Bey başının etini yiyecekti Neriman Hanım'ın. Ben sana oğlanları vermeyelim dedim, bak senin yüzünden psikolojileri bozuldu diye. Ama olsundu konuşacaktı muhakkak. Gözünün kökü yavrularını orada bırakamazdı artık. Neriman Hanım pencere önünde yolu gözlüyordu yüreği ağzındaydı.Bir kavga bir tartışma çıkmasın diye nasıl yumuşatarak anlatırım diye düşünüp duruyordu. Kurduğu hiçbir cümleyi beğenmiyor tekrar tekrar konusmalar hazırlıyordu. Yavuz Bey çok gecikmişti. Onu beklerken pencere kenarında uyuyakalmıştı Neriman Hanım. Sabah gözlerini araladığında her yeri tutulmuştu. Etrafa bakındı her şey geceki gibiydi. Odaya baktı yatak da bozulmamıştı. Belli ki Yavuz Bey gece gelmemişti. Telefonu eline aldı aradı. Açan olmadı tekrar tekrar aradı yine açan olmadı. Sesli mesaj bıraktı acil dönmesi için. Beklemeye başladı. Hazırlandı işe gidecekti. Sofrayı hazırladı kahvaltı yapmak için.Dün gece de bir şey yememişti fakat ağzına bir lokma bile atacak iştahı yoktu. Aklı ikiye bölünmüştü, yarısı çocuklarında yarısı kocasındaydı. Hiç huyu değildi Yavuz Bey'in. Eve gelmemezlik yapmamıştı hiç. Başına bir şey gelmiş olmasından çok korkuyordu. Bu düşüncelerle kalktı yerinden işe gitti. O kadar dalgındi ki nasıl temizlik yaptığının farkında bile değildi. Kirli bezle pencereleri siliyordu, ev sahibi pencerelerin halini görünce bağırdı. Neriman Hanım daldığı yerden sıçrayarak kendine geldi. O esnada ayağı kovaya çarptı, deterjanlı su salonun ortasındaki çok pahalı olan halinin köşesine döküldü. Bunu gören ev sahibi daha da çıldırdı ve Neriman Hanım'ı kovdu. Neriman Hanım her şeyin neden bu kadar üst üste geldiğini sorgulayarak eve döndü. Telefonuna baktı hala bir şey yoktu, korkusu iki kat artmıştı. Anahtarı çantasından çıkardı içeri girdi. O sırada Yavuz Bey'in ayakkabılarını gördü, dağınık bir şekilde etrafa saçılmıştı. Normalde olsa kıyameti koparırdı fakat şuan o ayakkabıların bu haline binlerce kez şükrederek içeri koştu. Ağlıyordu fakat bu üzüntüden değil kocasının sağ salim dönmüş olmasının içini rahatlatmasından kaynaklı olan mutluluk gözyaşlarıydı. Yavuz Bey koltuğa yüz üstü uzanmıştı. Sol kolu ve sol ayağı koltuktan aşağı sallanmıştı. Horlayarak uyuyordu. Uykusu çok hafif olan bu adam kapının çarpma sesine uyanmadığı gibi Neriman Hanım'ın sarsmasına da uyanmamıştı. Başta sarhoş sandı Neriman Hanım, ağzını kokladı. Hiç koku yoktu. Sonra elbisesinin yırtık olduğunu fark etti. Kavgaya karıştığini falan düşündü, sağına sokuna bakarken üstünün basının hep toz içinde olduğunu gördü. İyice meraklandı. Kavgada yerde yuvarlanırken mi oldu acaba diye yavuz beyi incelerken Yavuz bey uyandı. Bir uyutmadın bir rahat bırak be kadın, zaten sabah kadar çalıştım dedi. Sesi biraz sinirli çıkmıştı. Bu söz, Neriman Hanım'da düşündüğü her şey için pişmanlık duymasına neden olmuştu. Hemen kalkıp bir yastık ve bir battaniye getirdi. Başının altına koyup üstünü örttü Yavuz Bey'in. Bu ne işmiş ki , hamallık mi yapıyor geceleri artık diye düşündü. Nasılsa uyanınca anlatır diye beklemeye başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE