Osman her daim Vefa'nın yanında oluyor ona destek oluyordu. Zaten Kiraz'la da çok iyi anlaşmışlardı. Bu üçlü okulun gözde üçlüsüydü. Vefa ayağını incittiği için tek başına yürüyemiyordu. Nereye giderse hep iki arkadaşı yanındaydı. Tiyatroya giderken bir koluna Kiraz bir koluna Osman giriyor, merdivenden inerken veya çıkarken, etüte yemekhaneye giderken hep yanında oluyorlardı. Vefa kendini çok değerli hissediyordu. Artık hayatının düzene girdiğinin farkındaydı. Annesine de kızmıyordu eskisi kadar.
Birgün okukda şiir yarışması düzenleneceğini söyledi Türkçe öğretmeni. Vefa şiiri dinlemeyi de okumayı da çok severdi. Dinlerken veya okurken bazen aklına Osman gelirdi. Bazı şiirler sanki Vefa'nın kalemin çıkmış gibi duygularına tercüman oluyordu. Arkadaşlarına bu yarışmaya katılacağını söylediğinde ikisinden de tam destek aldı. Hangi şiiri okuyacağını seçmek için kütüphaneye gittiler. Şairlerin bulunduğu bölümde epeyce vakit harcamışlardı. Vefa onlarında katılmalarını istiyordu bu fikri onlarla paylaştı. Başta karşı çıktılar. Vefa'ya destek vermek istiyorlardı. İçlerinden bir kişi katılsa yeter diye düşünüyorlardı ama sonra Vefanın ısrarına dayanamayıp kabuk ettiler. "Sana rakip olacağız emin misin bak? Sonra birincilik elden giderse ağlamak yok." diye takıldı Kiraz, gülüştüler. "Şimdi bir yerine üç şiir bulmalıyız. Daha birine bile karar verememişken üçünü bulmak zor olacak gibi ha ne dersiniz?" dedi Osman. Bu cümleden sonra ciddileştiler çünkü vakit dardı. Yarışma Perşembe günü olacaktı yani önlerinde tam üç gün vardı.Okulda dereceye giren ilk üç kişiye de ödül verilecekti. Yarışmanın birincisi daha sonra okulu temsil etmek üzere ilçeye gidecekti. İlçenin dereceye girenlere vereceği ödüller üçüncüye bisiklet, ikinciye, tablet, birinciye çeyrekti altındı. Çeyrek altını kim istemezdi ki? Eğer Kiraz kazanırsa babasını ziyarete hapishaneye gidebilirdi. Nasıl da özlemişti babasını. Bu işi ciddiye almalydılar.
İki gün boyunca her boş buldukları vakti kütüphanede şiir kitaplarını araştırarak geçirdiler. Vefa Yusuf Hayaloğlu'nun " Hayat nedir anne?" Şiirini okumakta karar kıldı. Kiraz daha coşkulu bir şiir bakıyordu. Epik olsun istiyordu. En son Necip Fazıl Kısakürek'in "Sakarya Türküsü" şiirinde okuyuşunu beğendi. Osman ise şiir seçmesine gerek yoktu çünkü zaten aklında bir şiir vardı adeta kendini bulduğu bir şiir. Kızların tüm ısrarlarına rağmen hangi şiiri okuyacağını söylemedi "Sürpriz olsun." dedi. Çok merak ediyorlardı ama bu çocukta keçi inadı vardı ne yaptılarsa bir türlü söyletemediler.
Artık sıra şiirleri ezberlemeye gelmişti. Okul bahçesinin askeriyeye bakan çimlerine oturuyorlar herkesten uzakta üç arkadaş şiirlerine çalışıyorlardı. Osman kızları dinliyor kendisi ise hiç çalışmıyordu. "Hadi sen de oku biz de seni dinleyelim." sözlerinin hiç birine kulak asmıyordu. Şiir ezberindeydi ve bu şiiri Vefa için okuyacaktı her ne kadar Vefa bunu bilmese de.
Perşembe günü tüm okul konferans salonuna geçmişti. Şiir yarışmasına katılacak olanlar ise kuliste bekliyordu. Kiraz ve Vefa çok heyecanlıydı Osman onları sakinleştirmeye çalışıyordu. "Kimsenin gözüne bakmayın okurken. Yürüyerek okuyun yani sahneyi kullanın tıpkı çalıştığımız gibi tamam mı? Onların da insan olduğunu düşünün her zamanki gördüğümüz kişiler zaten kimden utanacak, çekineksiniz. Heyecana gerek yok rahat olun biraz. Biz buraya eğlenmeye geldik. Ne yaparsak hakkını vererek yapmalıyız. En iyi performansımızı sergileyip alkışları alacağız bitecek. Hem zaten siz boşa stres yapmayın derece benim olacağı için Tabi en çok alkışı da ben alacağım." dedi gülerek. Arkadaşlarını güldürmek istemişti bu son söylediği sozle ki öyle de oldu. Vefa " Sen hiç konuşma zaten ne okuyacağını bile söylemedin inatçı keçi. Keçisin sen. Sana alkış malkış yok bizden. Öyle değil mi Kiraz?" dedi dürterek. Kiraz da" Aynen öyle sanki devlet sırrı. Söylesen ölürsün. Bak hala geç değil hem şimdi söylersen belki seni affeder alkışlarız." dedi. O sırada biraz fazla yüksek çıkmış olmalı ki sesleri öğretmenleri tarafından sessiz olmaları içim uyarı aldılar. Yarışmaya on dört kişi katılmıştı. Beş kişi şiirini okumuştu. Vefa okuyanlar içinde "Senin adın kavuşmak olsun" adlı şiiri okuyan kızın birinci olacağını düşünüyordu. Kiraz ise "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiiri okuyan çocuğu çok beğenmişti. İkisi de çok alkış almıştı ve gerçekten çok güzel okunuşlardı. Sıra Kiraz'a geldi. Mikrofonu eline aldığında eli titriyordu. Karşında büyük bir kalabalık vardı. İlk kez kendisi olarak böyle bir kalabalığın önündeydi. Bu manzaraya tiyatrodan alışıktı ama tiyatroda başkasını canlandırırken burada kendisiydi. Fon mizigi eşliğinde şiirine giriş yaptı. Şaşırtıcı derecede özgüvenli çıkmıştı sesi. İnsanların dikkatle dinlediğini hatta bazılarının gözlerinin dolduğunu görünce kendini iyice şiire verdi. Şuan şiiri okumuyor adeta yaşıyordu. En son " Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya." derken dizleri üstüne çöktü.
" Yeryüzünde çok süründün ayağa kalk Sakarya derken" ayağa kalktı. Prova yaparken böyle bir harekete çalışmamıştı. Şiir okurken de tiyatro yeteneğini devreye sokmuştu bunu istemsizce yapmıştı. Salon alkış sesleriyle çınlıyordu adeta. Selam verip arkadaşlarının yanına geçti. Tebrikler alıyordu. " Kesin birinci sen olacaksın alkışları duymadın mi? Harikaydın." gibi övgüler aldıkça birinciliğe dair umudu da artıyordu.
Vefa sahneye çıktığında son iki kişi kalmıştı. Osman'ın o kadar uyarılarına, şakalarına rağmen heyecanını yenememişti. Kimseyi görmüyordu gözü. Tüm okulun karşısında olduğunu biliyordu fakat gözlerinin önüne perde çekilmiş gibiydi. Şiirini okuyana kadar da bu hali hep devam etti. İçine hiç sinmemişti ama Kiraz'dan daha fazla alkış almıştı. Yine tebrikler havada uçuşuyordu Vefa bunları duymuyordu çünkü kendini hiç beğenmemişti. Daha iyi olabilirdi bu kendi performansı değildi. Kendisini tebrik eden herkese "Heyecanım çok belli oluyor muydu?" diye soruyordu. "Hayır aksine çok sakindin, biz şaşırdık bu haline hiç belli olmadı heyecanlı olduğun." yanıtını alıyordu. Halbuki oracıkta kalbi çatlayacak kadar heyecanlıydı. Ama demekki karşıdakiler sesin veya elin titremediği zaman asla anlamıyordu bunu.
En sona Osman kalmıştı. Kızlar şiirlerini okuduğu için oradan beklemek yerine dinleyicilerin yanına geçtiler. Vefa da Kiraz da dikkat kesilmişti.
"Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla
Bazen sessiz sevdasın
İpekten kanatlarla"
diyerek Yavuz Bülent Bakiler'in " Bilmem ki nemsin" şiirine giriş yaptı. Gözleri Vefa'yı bulmuştu. Ve bakışlarını Vefa'dan hiç ayırmadan şiirini bitirdi. Büyülenmiş gibi dinliyordu Kiraz ve Vefa. Osman'ı dikkatle dinleyen biri daha vardı salonda: Cennet.
Cennet Osman'ın sınıf arkadaşıydı aynı zamanda da aynı köydendiler. Osman'ın annesi Cennet'i küçüklüğünden beri "Seni oğluma alacağım, gelinim olursun degil mi?" diye severdi. Onun da gönlü Osman'a kaymıştı. Makbule Teyzesi ne zaman boyke söylese eskiden utanır cevap veremezken şimdi "Olurum tabi senden iyi kaynana mı bulacağım." diye cevap veriyordu. Arabada, köyde, etütte, yemekhanede her yerde gözü Osman'ın üstündeydi. Vefa ile yakınlaşmalarınında farkındaydı ama yine de konduramıyordu başkasını sevme ihtimalini. Ta ki şiir okurken Vefa'ya bakışlarını yakalayana kadar. Artık emindi aralarında kesin bir şey vardı. Göğsü daralıyordu. Duramadı yerinde. İnsanlar daha alkışlarken o acele acele kalktı.Tutamadı gözyaşlarını geçerken gözlerinin buğusundan insanları görmeyip bir kaçına çarpmıştı. Neyi olduğunu soranları duymazdan geldi, koştu lavaboya.
Annesinin seni oğluma alacağım derken oğlunun başka bir kızı sevmesini kendine yedidemiyor, sinirinden tırnaklarını ellerine geçiriyordu. Zaten bu Vefa'yı kantinde çalışmaya başladığı günden beri sevmiyordu. Gelip başlarında duruyor ağa gibi dolaşıyordu. "İstanbullu pislik. Neden ordan geldin ki sanki? Orda okul mu yoktu?" diye söyleniyordu ağlarken. Bu kızı okuldan göndermeliyim diye düşündü. Bir şekilde hıncını almalıydı.
...
Yavuz Bey uykusunu almış vaziyette ikindiye doğru uyandı. Kollarını yanlara açarak gergindi. Ağzı yırtılacak gibi esniyordu bir yandan da. Neriman hanım bu esnada mutfakta yemek pişiriyordu. Mutfaktan gelen yemek kokularını alınca kalktı oraya yöneldi. Karısı tezgahın başında mutfak önlüğünü takmış soğan doğruyordu. Kapıya yaslanıp bir süre izledi. Karısını yemek yaparken izlemek hoşuna gidiyordu. Seviyordu bu kadını Dünya'ya bir daha gelse yine onunla evlenirim diye düşündü. Usulca yaklaştı arkadan beline sarıldı, yanağına bir buse kondurdu. Neriman hanım boş bulundu bağırdı. O kadar dalmıştı ki işine evde birinin daha olduğunu unutmuştu. Kocası da sessizce yaklaşınca neredeyse elindeki bıçak kazaya neden olacaktı. Soğan dogramaktan yaşaran gözlerini koluyla sildi. Elini kalbine koyarak"Allah iyiliğini versin Yavuz, öyle gelinir mi ya bıçak bir yerine gelseydi? Nasıl korktum kalbim çok çarpıyor" dedi sandalyeler den birini çekip oturdu. Yavuz Bey sinsi sinsi gülüyordu, keyfi yerindeydi epey. Ocaktaki tencerelerin altını kapattı.Masadaki sürahiden su doldurup karısına uzattı. Şaşkın sakın kendisine bakan karısına " Şu suyu iç kendine gel. Su haline bak ruha döndün ne vardı bu kadar korkacak. Karıma da sarılamayacaksam artık. Hala gülüyordu. Devam etti sözlerine "Bugün yemek yapma, bırak. Hatta artık hiç yapma istersen. Bundan sonra temizliğe de gitmek yok. Hadi hazırlan seni yemeğe götüreceğim." dedi. Neriman Hanım " zaten artık istesem de gidemem. Deterjanlı suyu devirince kovdu beni. Hem sen hayırdır gömü mu buldun? Birden bire ne oldu da bennisi bırakıyorum, yemekleri dışarda yiyoruz." diye sordu. Kovulma kısmına hiç takılmadı Yavuz Bey " İş işte. Çalışıyorum geceleri bile görmüyor musun? Çok iyi para kazandık çoook. Talih yüzümüze güldü sonunda. Para var, huzur var." dedi. Karısını elinden tutup kaldırdı. Dans eder gibi iki kez döndürdü " Sen artık Neriman hanımsın, hanım, hanım. Bırak temizliği, yemeği. Bundan sonra sen evine hizmetçi çağırısın. İstersen o Ayfer cadısını bile alabiliriz. Deterjan döküldü diye kovmak neymiş görür. " İkisi de ağız dolusu gülüyordu.
Neriman hanım hemen hazırlandı. En güzel giysilerini giydi hafif makyaj yaptı. Kocası uzun zamandır Neriman Hanımı böyle görmemişti. Kadıncaz çalışmaktan kendine vakit ayıramıyordu ki.
Yavuz bey Neriman Hanıma gözlerini kapamasını söyledi sonra bir dükkana götürdü açtırdığında kuyumcuda olduğunu gördü. Burada ne işimiz var demeye kalmadan Yavuz Bey " Bozdurduğumuz altınların yok muydu işte onları sana geri alacağım şimdi. Hatta çok yakında sattığımız tarlayı da alacağız onu alamadan bile daha güzeli yerden alırız. O kadar emeğin var üzerimizde bana iki tane nur topu gibi evlat verdin bir de kızımız var. Bazen kızdım, kalbini kırdım hiç sesini çıkarmadın, ağladı çocuklar usanmadan her dertlerine yetiştin. Seç bakalım şurdan bir yüzük sen her şeyin en güzelini layıksın." dedi. Neriman hanımın başı dönmüştü. Rüya gibiydi her şey. Sanki ilk karşılaştıkları zamana dönmüşlerdi. Aşkları tazelenmiş gibiydi. Neriman hanım bir tektaş seçti. Parmağına taktı gözünü alamıyordu yüzükten. Sarıldı Yavuz Beye "İyi ki varsın, yanımdasın. Teşekkür ederim beni çok mutlu ettin." dedi. Hipnoz olmuş gibiydi artık paranın nerden geldiğini sorgulamıyordu.
Oradan çıkıp restorana geçtiler. Her şey o kadar güzeldi ki Neriman Hanım Efenin durumunu anlatıp bu anı bozmak istemedi.
Güle oynaya döndüler evlerine. Neriman Hanım ayakkabısını çıkarırken "Bugün Çocukların okulundan rehber öğretmeniyle konuştum." dedi. Rehber öğretmen deyince bir sorun olduğunu anlamıştı Yavuz Bey "Eee ne diyormuş?" dedi. Neriman Hanım böyle bir olayın bu güne denk gelmesine çok üzülerek anlattı her şeyi. Yavuz Bey sinirlenmişti. Şakaklarındaki damarları belirginleşmişti yüksek sesle söyleniyordu. " Sana o kadar söyledim gönderiyorsan o iftiracı kızını gönder, oğlanlar kalsın diye dinlemedin beni. Neymiş efendim dikkat çekermiş hepsini birlikte göndermek doğru olanmış zaten ikinci dönem okula gitmedikleri için dikkatleri üzerimize cekmişmişiz. Senin şu bitmeyen paronayak hallerin yüzünden çocukların da psikolojisi bozuldu." Ardı arkası gelmiyordu. Sanki aylarca bunları düşünmüş konuşmak için bugünü beklemiş gibiydi. Kocası sınırlı olduğu zaman Neriman Hanım ağzını bile açmaz sessiz sessiz dinler ve sakinleşmesini beklerdi. Ne zamanki artık söyleyecek sözü kalmaz bağırmaktan yorulup susar işte o zaman Neriman Hanım kocasının suyuna gidecek bir yol bulup tekrar sinirlendirmeden konuşurdu.
Düşünüp taşındılar ve oğlanları okuldan almaya karar verdiler. Çocuklara haber vermediler sürpriz olsun istediler. Yavuz Bey Neriman Hanıma bir gün sonra yola çıkacaklarını söyledi çünkü kendisine layık, güzel bir araba almak düşüncesindeydi ki öyle de yaptı. Oğullarının tekrar eve dönecek olmasına içten içe seviniyordu bu olayda buna vesile olmuştu. Bilerek bağırmıştı ki Neriman Hanım Vefa konusunda kendisine bir şey söyleyemesin diye. Çünkü biliyordu ki o bağırsa Neriman sesini bile çıkarmıyordu bunu her defasında çok iyi kullanıyordu. İstemediği, haksız olduğu durumlarda bile sesini yükselterek kurtulmuştu Neriman Hanım'ın da ses çıkarmayışı bu davranışlarını pekiştirmişti. Ne zaman bir sorun yaşansa bu sorundan nasıl kurtulacağını biliyordu. Bağırarak sorunlardan kurtulmak Yavuz Bey için kazanılmış hak olmuştu. Zaten bir kere birinin yaptığı bir davranışa katlandınız mı artık o kişi bunu hakkı olarak görür her zaman katlanacağınızı sanat. Bunu özetleyen çok güzel bir söz vardır. " Neye katlandığınıza dikkat edin çünkü insanların size nasıl davranacağını öğretiyorsunuz."
...
Vefa ertesi gün çok kısa bir ara kantinde Cennet ile tek kalmıştı. Fark ediyordu Cennet'in kendisine olan nefret dolu bakışlarını. Buna bir anlam veremiyordu fakat davranışlarında da büyük değişiklik vardı. O gün ay sonuydu ve hesap günüydü. Tüm alınanlar satılanlar incelenip ne kadar kazanıldığı hesaplanacaktı. Kiraz, Vefa ve matematik öğretmenleri başladılar hesap yapmaya. Fakat üç defa üzerinden geçmelerine rağmen hesapta büyük açık çıkıyordu. Satılanlar bakıyorlar, gelmesi gereken paraya bakıyorlar bir de kasadaki paraya bakıyorlar nerede hata yaptıklarını bir türlü bulamiyorlardı. Şimdiye dek hiç böyle bir açık olmamıştı. En son fark ettiler ki hsepta hata yoktu paralar eksikti. Öğretmen kantinde çalışan öğrencileri topladı bir sınıfa konuşma yaptı. Hesapta ki açıktan bahsetti. Aralarında dikkatlerini çeken bir şey gören oldu mu diye soruyor birinin bunu yapanı görüp görmediğini araştırıyordu. Kimse bir şey görmemişti çünkü herkes işinde gücündeydi. Matematik öğretmenleri tehdit edercesine konuşuyordu. " Bakın kantinde kamera var onu izlersen kimin ne yaptığı çıkar ortaya, ben sizin söylemenizi istiyorum ki sucunuzu itiraf etmiş pişman olmuş görünün. Böylece ceza almaktan kurtulun. Eğer ben çıkarırsam suçluyu disiplinlik olur siciline işler. Bir daha da nereye gitse alnında kara bir leke olarak kalır hiçbir okul sizi kabul etmeyeceği gibi iş bile bulamazsınız. Kim yaptıysa çıksın ortaya konuyu kapatacağım idareye bile bildirmeyeceğim." diyordu. Bunlar sadece yapanı itiraf ettirmek için söylenen yalanlardı çünkü kantinde ki kamera kasayı göstermiyordu. Bunu biliyordu Cennet çok daha önceden kantinde çalışmaya başladığından. Herkes dağıldığında geri dönüp kapıyı çaldı: " Merhaba hocam ben birinden şüpheleniyorum orada söylemek istemedim beni dışlamalarından korktum ama Vefa'nın kardeşleri kantine çok sık gelmeye başladılar Vefa çalışmaya başladığından beri. Üstelik kardeşleri bir TL veriyorsa Vefa onlara bir verdikleri paranın iki katı yiyecek veriyor. Bir kaç kez denk geldim buna ama emin olamadığım için bir şey söylememiştim. Şimdi siz de böyle çok fazla açıktan söz edince emin oldum. İsterseniz kameradan bakabilirsiniz söylediklerimin doğru olduğunu göreceksiniz." dedi. Matematik öğretmenleri Cennet'i sınıfına gönderdi.
...
Neriman Hanım kızı için bir kaç elbise aldı. Kardeşlerini okuldan aldığında en azından sevineceği bir şeyi olsun istiyordu. Kızının kendisine ne kadar çok kızdığını tahmin edebiliyordu ama başka türlü bu yuvayı elinde tutması mümkün değildi. Hem de her şey bu kadar düzene girmişken bozamazdı.
Yavuz Bey ve Neriman hanım karşılaşacaklarından bir haber yola koyulmuşken matematik öğretmenleri de Vefa'yı rehberlik servisine çağırmıştı. Çünkü bu olayı nasıl çözeceğini bilmiyordu. Yardım alması gerektiğini düşünmüştü rehber öğretmenden. Vefa'nın böyle bir şey yapmış olmasına inanamıyordu fakat Efe ve Emir'in kantine çok sık geldiğini kendisi de biliyordu. Cennet'in söyledikleri akla yatıyordu. Vefa daha çocuktu ve ailesinden uzakta olması böyle bir şey yapmasına neden olmuş olabilirdi.
Vefa'ya kameradan izlediklerini ve Vefa'nın kardeşlerine fazla yiyecek verdiğini gördüklerini söyledi matematik öğretmeni. "Hergün kantindesin o kadar güzel yiyeceği görüp canının çekmesi çok normal. Kardeşlerin de daha küçükler doğruyu ve yanlışı ayırt edemiyorlar. Senden yiyecek istemiş ve seni çok zorlamış olabilirler. Sen onlara hem abla hem annelik yapıyorsun. Onlar üzülmesin hiçbir şeyleri eksik olmasın diye uğraşıyorsun bunun farkındayız. Bu yüzden böyle bir şey yapmış olmanı anlıyoruz." diye söze başladı rehber öğretmeni. Vefa duydukları karşısında şok olmuştu.Böyle bir şey asla yapmamıştı, yapmazdı. Vefa'nın kırmızı çizgilerinden biriydi hırsızlık. Öğretmenlerinin direkt suçlayıcı konuşması çok incitmişti. Kalbinin bin parçaya nasıl bölündüğünü, nasıl paramparça kırıldığını adeta görebiliyordu. Gözleri doldu böyle bir suçlamayı asla kabul etmeyecekti fakat ağlamamalıydı da. Suçlu değildi ki ağlasın. Ağlarsa güçsüz görüneceğinin farkındaydı. Kendisinin ne yapıp ne yapmadığını çok iyi biliyordu. İlk şoku atlattıktan sonra gözlerini hızlı hızlı kırpıştırarak gözyaşlarını geri gönderdi. Kafasını kaldırıp öğretmenlerinin gözlerinin içine içine baktı ben suçlu değilim, söylediklerimizin hiç birini yapmadım dercesine. Oturuşunu dikleştirdi kendine güveni tam bir duruş sergiliyordu. "Evet kardeşlerim sık sık gelirler kantine fakat ben onlara yiyecek satışı bile yapmıyorum. Günlük hakkım olan bir yiyecek hakkımı alıp onlara veriyorum ki bunu yaparken de herkes orada oluyor. Çalışan arkadaşlara sorabilirsiniz ben böyle bir şey yapmadım. Şu ana kadar toplasanız iki kez ancak satış yaptım kardeşlerime. Ki bunlardan birinde Cennet yanımdaydı hatta verilecekleri o verdi ben sadece paralarını aldım ellerinden. Diğerinde de alınan yiyecekleri ve verilen paraları Kiraz yazdı deftere o gördü.Hem böyle bir şey yapmış olsam bile bu kadar büyük bir açık vermesi için benim kardeşlerimin dolaplarını doldurmam gerek."
Öğretmenleri düşünüyordu ama hala Vefa'yı suçlar bakışları vardı veya Vefa'ya öyle geliyordu. İtiraf etmesi için " "Bak kızım senden önce kardeşlerini çağırdık her şeyi itiraf ettiler. Kameradan gördüklerimizi onayladılar. Sen de itiraf et konuyu büyütmeyelim yoksa aileni arayıp buraya çağırmak zorunda kalacağız." dedi. Vefa tok bir sesle " Çağırın gelsinler hocam. Ben bir şey yapmadım. İstediğinizi arayabilirsiniz, istediğinizi çağırabilirsiniz." dedi. Vefa'nın bu dik duruşu rehber öğretmeninin hoşuna giderken matematik öğretmeni Vefa'nın suçlu olduğuna inandığı için bu tavrına sinirlendi. "Yüzü de kızarmıyor." diye geçirdi içinden daha başka şeyler de söyleyecek öğretmenleri, rehber öğretmeni sözünü kesti. " Tamam hocam diğer çocuklarla da konuşalım önce." dedi. Diğer öğrencileri ve Vefa'nın kardeşlerini çağırdılar ve Vefa'yı sınıfa gönderdiler. Rehber öğretmenleri Cennet'e ne gördüğünü anlamasını istedi. Cennet olayların bu kadar büyüyeceğini düşünmüyordu. Vefa'yı hemen disipline verirler ve okuldan atılır zannediyordu. Düşündüğü kadar kolay olmamıştı. Sesi titredi söyleyeceği yalanı detaylı düşünmemişti. Matematik öğretmenine anlattığını anlattı. Gördün mü sorusuna "Evet, gördüm ama emin olamamıştım o zaman." diye karşılık verdi. Kiraz duyduklarına net bir dille itiraz etti. Vefa'nın böyle bir şey yapamayacağını, kendisinin şahit olduğunu kardeşlerinin alışverişlerine Vefa' nın özellikle bakmadığını ki zaten çoğunlukla satış bile yapmadığını sadece arkadaşlarını gözlemledi lerini bunun iftira olduğunu söyledi. Bunun üzerine rehber öğretmenleri Vefa'nın "iki kez satış yaptım birinde Cennet birinde Kiraz yanımdaydı." sözünü hatırlayarak ikisine sorular sordu. Kiraz net cevaplar verdi. Cennet ise biraz düşünüyordu. İçlerinden bir çocuk " Evet, ben hatırladım. Cennet'le yanaydık Vefa'nın kardeşlerine satış yapılırken. Hatta Cennet üste ulaşamadığı için benden rica etmişti istedikleri çikolatayı vermem için. Ama Cennet'in dediği gibi bir şey görmedim ben. Parası kadar yiyeceği Cennet'in kendisi verdi." dedi. Cennet kıpkırmızı olmuştu yalanının ortaya çıkıyor olması korkutmuştu. Pişman olmuştu böyle bir iftira attığı için ama artık çok geçti bir kere girmişti bu yola geri adım atmayacaktı. "Senin dediğin başkası bu başka zaman."dedi arkadaşına. Emir daha fazla dayanamadı kendisi kardeşiyle arkada kalmıştı görünmüyorlardı rehber öğretmen de unutmuştu onları. Öndekileri aralayıp geçti Cennet'e bakıp "Neden yalan söylüyorsun, ablam bize fazla satış yapmadı. Bizim günlük harcayacağımız dört liramız oluyor. Hergün onu harcıyoruz başka bir şey almıyoruz. Belki de sen çaldın parayı ablama iftira atıyorsun. Yalancı!" diye bağırdı. Efe korkmuş arkada ağlıyordu. Kiraz Efe'yi görünce kollarını omzuna attı "Bir şey olmayacak hepimiz biliyoruz bunun iftira olduğunu ağlama sen. Tabiki oraya çıkacak. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar." dedi bu son söylediğini Cennet'e bakarak söylemişti. Rehber öğretmenleri Efe'yi susturdu. Büyüklerine karşı daha saygılı olması gerektiğini burada iki öğretmen olduğunu, birine bir şey söylenecekse bunu öğretmenlerin söyleyeceğini söyledi. Bu uyarıdan Emir öğretmenlerinin gözünde suçlu oldukları sonucunu çıkardı yoksa neden kendisini sustursundu ki?
Kiraz Efe'yi destekledi. " Hocam bunun iftira olduğunu zaten ortada Metin de Cennet'in yalan söylediğini söyledi." dedi. Metin tekrar söz aldı "Hem zaten benim bu söylediğim geçen aydı. Geçen ay hiç açık çıkmadı." dedi. Cennet yolun sonuna geldiğini biliyordu. Son bir kez daha şansını denedi "Evet geçen ay da almıştı bu ay da böyle bir şey oldu." dedi söylediğine kendisi bile inanmayarak.
Diğer çocuklar hiç bir şey görmedikleri için bir şey diyemiyorlardı. İkiye bölünmüşlerdi kimi "Vefa yapmaz ya" derken diğer taraf "Aç gözlü hırsız!" diye düşünüyordu. Öğretmenler çocukları sınıflara gönderdiler. Dışarı çıkar çıkmaz Kiraz Cennet'in üzerine yürüdü. "Çamur at izi kalsın. Niye böyle bir yalan attın? Ne yaptı o kız sana. Nasıl bir insansın sen ya? Hiç mi vicdanın sızlamadı su küçücük çocuğa da iftira attın, ağlamasını görünce de mi üzülmedin? " Cennet içerdeki sessiz halinden sıyrılmıştı Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali " Hırsızları da mı ben düşüneceğim, yapmasalardı." dedi. Aralarındaki bu tartışmanın kavgaya dönmemesi için kızları çekiştirip uzaklaştırdılar. Kiraz burnundan soluyordu. Sınıfa girer girmez olayları anlattı. Vefa'ya iftira atanın Cennet olduğunu söyledi. Vefa Cennet'in kendisine son zamanlarda aşırı tuhaf davrandığını nedenini bilmediğini neden böyle bir iftira attığını anlayamadığını söyledi. Tenefüste okuldakiler Vefa'yı gördüklerinde fısır fısır konuşuyordu. Vefa hepsinin kendisiyle ilgili konuştuğunun farkındaydı belli ki hırsızlık olayı hemen yayılmıştı okulda. Kiraz bir kaçına kızmıştı. Bunun iftira olduğunu bilip bilmeden böyle dedikodu yapmamalarını söylüyordu. Osman ve Kiraz çok destek oluyorlardı Vefa'ya. Gerçi sınıf arkadaşları da Vefa'dan yanaydı hatta Esma ve Berra bile kıskanç tavırlarını bir kenara bırakmış Vefa'yı teselli eden sözler söylüyorlardı. Sınıfça birlik olmak bu olsa gerekti. Bazen kötü bir olay insanları birbirine bağlardı. Bu olayda öyle olmuştu. Hiçbiri Vefa'nın böyle bir şey yapayacağını düşünmüyordu hatta Vefa'nın haberi bile olmadan toplanıp rehber öğretmenleriyle konuşmuşlardı. Vefa Cennet'e neden böyle bir şey yaptığını sormak için gitti. Cennet ise cevap vermek yerine " Ben ne gördüysem onu söyledim sana açıklama byaomak zorunda değilim." diyordu. Hırsızlık olayını duyunca Osman'ın Vefa'dan uzaklaşacağını düşünmüştü fakat tam tersi olmuştu. Bu yaptığıyla onları birbirine daha fazla yaklaştırmıştı. Osman kendisine artık düşman gibi davranıyordu. Kas yapayım derken göz çıkarmıştı resmen. Yaptığından iki kat pişmandı artık.
...
Yolculuk bitmişti. Neriman Hanım çocuklarını buraya ilk getirdikkeri günü ve Efe'nin ağlayışını hatırladı. Gözleri nemlendi. İçeri girip müdürün yanına gittiler. Erkek çocukları okuldan almak için geldiklerini söylediler. Rehber öğretmenin anlattıklarını söylediler. Müdür bunu anlayışla karşıladı. Vefa'yı ve kardeşlerini çağırdılar. Yine bu kantin olayı için çağırıldıklarını düşünüyorlardı. Kendilerini buna hazırlamışlardı. İçeri girdiklerinde anne ve babasını karşılarında görünce hem şaşırdılar hem sevindiler. Tam zamanında gelmişlerdi yoksa şikayet için mi çağırmışlardı öğretmenleri. Gerçekten Vefa'ya inanmayıp ailesini mi çağırmışlardı. Kardeşleri anne ve babasına sarılırken Vefa geri duruyordu. Annesi yanına gelip saçlarını okşadı, sarıldı, öptü, kokladı. Kokusunu özlediği biricik kızı kendisine hala kızgındı belli ki. Babası Efe ve Emir'e sizi almaya geldik İstanbul'a dönüyoruz dediğinde Efe sevinçten havalara uçuyordu. Vefa ise o olay için okuldan atıldıklarını sanıyordu. Müdür Bey nöbetçi öğrenciyi çağırıp belletmen öğretmene gönderdi yurdun anahtarını istemesi için. Bu esnada müdür Bey'in odasından çıkmışlardı dışarda hasret gideriyorlardı. Vefa İstanbul'a tekrar dönmeyi elbette her şeyden çok isterdi ama bu şartlarda dönmek işkence olacaktı. Zaten üzgün olan kalbi daha da üzülmüştü. Nibtci öğrenci anahtarı getirdiğinde nöbetçi eşliğinde yurda geçtiler. Annesi Efe ve Emir'in eşyalarını toplarken Emir Vefa'nın aklındaki soruyu soruverdi:
- Baba bize hırsız dedikleri için mi götürüyorsunuz bizi?
Yavuz bey kaşlarını çattı:
- Ne hırsızı?
Anlaşılan anne ve babasının hiçbir şeyden haberi yoktu. Emir bir çırpıda anlattı olanları. Bize iftira attılar diye sözünü tamamladı.
Yavuz Bey işin içinde oğulları olmasa eser gürler, yapmıştır derdi. Bana da iftira atmamış mıydı zaten bunu da yapmıştır derdi. Fakat elini kolunu bağlayan şey oğullarıydı. Neriman hanımsa sevgili kızının böyle bir şeyi asla yapmayacağından çok emindi. Kendinden şüphe eder kızından etmezdi. Bir an evvel çocukların eşyalarını toparlayıp kızının yanına gitmek istiyordu. Keşke olaylar daha başka olabilseydi. Şimdi giderken onu da götürebilseydi yanlarında ama götüremezdi işte o şüphenin tohumu bile kızını uzak tutmak için yeterdi.
Tüm eşyaları toplayıp bavula koydular. Neriman hanım soluğu Vefa'nın yanında aldı. Sarıldı ve " Neden hiçbir şey anlatmadın bize güzel kızım? Benn senin annenim. Seni korumak bizim görevimiz. Baban da ben de söylenenlere asla inanmadık. Şimdi gidip öğretmenlerinle konuşacağız sen merak etme. Burdan da çıkıp bir iki gün ile gidip tatil yapalım diyorum ne dersin. Uzaklaşmak sana da iyi gelecek." dedi. Vefa annesiyle yalnız kalmaya çok ihtiyacı olduğunu, onun şefkatine korumasına muhtaç olduğunu haykırmak istiyordu ama babası her şeye engeldi. "Ben hiçbir yere gelmek istemiyorum. Tatil yapmak da istemiyorum. Okulumdan ayrılmak da istemiyorum. Buraya kayıt yaparken bana sormadın. Düzenim her şeyim alt üst oldu. Şimdi gelmiş bir kez daha yerimi değiştirmek istiyorsunuz ve yine bana sormuyorsunuz öyle mi? Ben hiç bir yere gelmiyorum anladınız mı? " diye bağırdı. İçindekileri ilk defa bu kadar net bir dille ifade etmişti. Rahatladığını hissediyordu. Susunca ne değişmişti, eline ne geçmişti ki? Koca bir hiç! Neriman Hanıma kızının söylediği her sözcük ok olup sallanmıştı adeta. Bir kez daha görüyordu ne kadar zarar verdiğini kızına. Bir anne hiç ister miydi yavrusu, canının parçası böyle annesine karşı dolup taşsın. İstemezdi elbette. Neriman Hanım da istemezdi. Fakat bir yandan da seviniyordu kızının böyle söylemiş olmasına çünkü Vefa'yı götürmeyecekleri sadece Efe ve Emir'i götüreceklerini söyleme görevi kendisine düşmüştü. Nasıl söyleyeceğim diye düşünürken kızının kendisi söylemişti zaten. Neriman Hanım "Tamam kızım artık büyüdüğünün farkındayım elbette senin fikirlerini de önemsiyoruz. İstemediğin hiçbir şeyi yapmayacağız. Burada kalabilirsin. Kardeşlerini almak zorundayım ama." dedi üzgün bir ses tonuyla. Vefa kardeslerinim gitmesini istemezdi tabiki a Efe'nin durumu ortadaydı. Zaten kendisi anlatmaya çalışmıştı annesine de Efe'nin burada yapamadığını. Keşke Emir kalsa bari diye geçirdi içinden. Emir ise gidecek olmanın heyecanıyla Vefa'yı unutmuştu bile. Vefa son kez kardeşleriyle vakit geçirmek istedi. Annesi ve babası öğretmenlerle konuştuktan sonra gidecekti kardeşleri. Daha gitmeden özlemişti bile. Onlar kendisine can olmuşlardı. Evet bazen onlarla ilgilenmesi zorlasa da varlıkları yetiyordu güven duyması için, güç vermesi için. Şimdi onlar da gidecekti yalnız kalacaktı. Tam bu düşüncedeyken Kiraz gelmiş ve Vefa'nın omzuna dokunmuştu. Vefa sarıldı Kiraz'a kendisinin kalacağını kardeşlerinin gideceğini söyledi. Kiraz da " Üzülme sakın biz varız bak Osman da oradan bize bakıyor. Yanına gelemedi belki ailen hoş karşılamaz diye." dedi. Vefa Osman'a el salladı seni gördüm derecesine.
Neriman Hanım ve Yavuz Bey öğretmenlerle görüşüp durumu bir de onlardan dinlediler. Çocuklarını koruyarak konuştular. Bir çocuğun sözüne bakıp da ellerinde kanıt olmadan kızlarının okulda dışlanmaması gerektiğini söylediler. Öğretmenler de ellerinde somut bir delil olmadan kimsenin suçlanmayacağını Vefa'nın böyle bir şeyi yapabileceğine zaten inanmadıklarını, Vefa'nın kendilerine emanet olduğunu vb. söylediler. Uzun ve hararetli bir konuşmanın ardından Neriman Hanım içi rahat bir şekilde ayrıldı odadan. Vefa'ya gelip artık sorunun çözüldüğünü kendisini üzmemesini söyledi.
Vefa kardeslerini uzun bir süre göremeyeceğini bildiğinden onlara sıkıca sarıldı, öptü bir daha sarıldı bir daha öptü. Yolcu etmek için arabanın yanına giderse gözyaşlarını tutamayaktı. Ağladığını kimsenin görmesini istemiyordu bu yüzden de orada vedalaştı Efe ve Emir'le. Daha sonra benim ders çalışmam lazım diyerek oradan hızla uzaklaştı. Ne annesine ne de babasına hoşçakalın demişti. İkisine karşı da yüreğinde tarif edilemez bir öfke duyuyordu. Tam affediyordu ki yine tazelenmiş tüm kötü duyguları. Olur hiç öyle şey hepinizi yazdırdık alırken de beraber gideceğiz demesini beklemişti annesinden. Ama annesi sanki dünden razıymış gibi hemen tamam kal demişti. Belli ki Vefa o rahatladığı sandığı sözleri söylerken annesiyle babasının ekmeğine yağ sürmüştü. Hırsından dişlerini sıkıyordu. Lavaboya gitti. Ağlamak için tek müsait yer odasıydı. Başka hiçbir yeri boş bulamazdınız. Gerçi lavaboda da rahat vermezlerdi ikide bir kapını çalarlar, kilitli olduğuna aldırmadan bir de dolu demeni beklerlerdi senden. Vefa kapıyı çalan kimseye ccevap vermeden içini dökene kadar ağladı...