Aklanma

1618 Kelimeler
Kantindeki görevinden ayrılmış, annesiyle ayrıldığı yetmez gibi bir de kardeşlerinden ayrılmıştı. Şimdi de bu hafta sonu Kiraz köyüne gidecek gerçekten koca okulda tek kalmış olacaktı. Kiraz yanında olmadığında kendisi korumasız, güvensiz hissediyordu. Kötü bir şey olunca kapıyı açık bulmuş gibi diğer kötü şeyler de üst üste gelirdi. Osman ve Kiraz'ın desteği olmasa ne yapardı bilmiyordu.  Cuma günü ay sonu sayımı yapılacaktı kantin için ki pazartesiye eksik malzemeler yetisebilsin diye. Hangi malzemeden ne kadar kalmış ne kadar sipariş verilmeli bunlar hesaplanırken bir tuhaflık daha fark ettiler. Satıldı görünen malzemeler eksilmişti. Defterle malzeme sayısını karşılaştırınca eksik çıkan paranın hesap defterine yazılan ve satıldı gösterilen hatadan kaynaklı olduğunu anladılar. Matematik öğretmenleri ayları karşılaştırdı. Bunu nasıl fark etmemişti bu ay diğer ayların ortalama gelirden çok üstte görünüyordu bunun zor olduğunu anlamalıydı. Sonra bu hatanın nasıl olabileceğini bulmak için defteri iyiden iyiye inceledi. Defterde önceki aylardan beri kullanılan iki farklı yazıya ek bu ay yeni bir yazı daha olduğunu fark etti. Bunun kasıtlı yazıldığı apaçık ortadaydı ve akla gelen ilk kişi de Cennet'ti. Cennet'i yanına çağırttı. Sanki o an hesap için gerekliymiş gibi Cennet'i denediğini hiç fark ettirmeden bir yazı yazmasını istedi. Cennetbyazdiktam sonra yazıları karşılaştırdı. Yazı karakterleri birebir aynıydı. Vefa'ya karşı direkt suçlayıcı konuştuğu için pişman olmuştu. Vefa ve Cennet'i rehber öğretmenin odasına çağırttı. Vefa'dan özür diledi ve eksik olmadığını bir hata olduğunu bu hatanın da duzeltildiğini söyledi. Cennet'ten de yaziskrin birbir aynı olduğunu bu hataya sebep olanın kendisi olduğunun apaçık ortada olduğunu ve bunu neden yaptığını anlatmasını istediler. Biraz üstüne gidince Cennet ağlayarak Vefa'yı kıskandığını bir anlık öfkeyle yaptığını çok pişman olduğunu vb. söyledi. Gerçeklerin er geç gün yüzüne çıkma gibi bir huyu vardı ve Vefa matematik öğretmeni "Bu yaptığım şey büyük suç. Uyarı cezası alacaksın. Artık kantinde de çalışmıyorsun. Vefa kızım senden de çok özür diliyorum görevinin başına tekrar donebilirsin."dedi. Vefa Suçlandığında çok büyük kırgınlık yaşamıştı şimdi ise hissizdi hiçbir şey hissetmiyordu. Cennete karşı bile. Cennet Vefa'dan defalarca kez özür diledi Vefa konuşmadı bile Cennetle. Matematik öğretmenine cevap olarak "Artık benim orada çalışmam mümkün değil. Her şey de ortaya çıktı madem benim işim kalmadıysa çıkabilir miyim?" diye izin istedi ve çıktı.     Vefa bir kere suçlanmıştı hırsız damgası yemişti hem öğretmeninden hem arkadaşlarından almıştı bu darbeyi bunun bir telafisi yoktu bu saatten sonra o yaşadığı duyguların da unutulması imkansızdı. Şimdi özür dilemişler, kantine tekrar almak istemişler, görevini iade etmek istemişler ne ifade ederdi ki? Cuma günü herkes bavullarını alıp İstiklal Marşı sırasına girmişti. Matematik öğretmeni marştan önce bir şeyler söylemek istediğini söylerdi söze başladı. Çalıntı hiç bir şeyin olmadığını Vefa'nın hicbi suçunun olmadığını ve Vefa'dan herkesin önünde özür dilediğini, kantin görevini takrar vermek istediğini fakat Vefa'nın kabul etmediğini söyledi. Bunu duyan sınıf arkadaşları Vefa'ya sarıldılar. Vefa da onlara sarılıp teşekkür etti her sey için. Öğretmeninden böyle bir açıklama beklemiyordu. Bu açıklama okuldaki herkesin yanlış bilgisini düzeltti için Vefa'nın itibarını tekrar kazanmasına vesile olacaktı. Şaşırmıştı Vefa ve bu hareketiyle matematik öğretmenine karşı olan duvarları yıkılmıştı. Hiçbir şey olmamış gibi elbette yapamazdı ama en azından ilk zamanki kadar kırgınlığı da kalmamıştı. İstiklal Marşı'ndan sonra kendilerini almaya gelen köy servislerine binerken Vefa dalgın dalgın onları izliyordu. Kiraz ve Osman Vefa'nın yanına geldiler vedalaşmak için. Aklandığını kendilerine söylemediği için biraz sitem ettiler ama Vefa benim için hiçbir önemi yoktu o damgayı bir kere yedikten sonra ağızlarında kuş tutsalar ne yazar ki?" deyince anlayış gösterdiler. Kiraz annesinin numarasını verdi Vefa'ya " Ne zaman sıkılırsan ara konuşalım ben de ararım seni." dedi. Osman ise kalmayı çok istiyordu fakat her hafta sonu mecburen gidiyordu. Vefa arkadaşları üzülmesin diye gülümsedi " Oh be ilk defa bir haftasonu dinleneceğim. Kardeşlerim de yok siz de yoksunuz her yer benim." dedi kahkaha atarak. Öyle bir içten gülmüştü ki bu gülüş nasıl çıkmıştı ağzından kendi de şaşırdı. Vefa'yı tanımasalar bu kahkahanın üzerine söyledikerini gerçek sanıp küserlerdi.     Vefa dakikaları sayıyordu resmen. Ne zaman saate baksa vakit aynıydı. Kütüphaneye gitmişti zaman geçsin kitap okuyayım diye ama kitabın bir sayfasını defalarca okumasına rağmen tek bir cümlesini bile anlamıyordu. Aklı başka yerdeydi. Konsantre olamıyordu. Birden fark etti ki, arkadaşları ile şiir seçmek için geldiklerinde oturdukları masaya oturmuştu. Kitap okurken de o anı düşünüyordu. Arkadaşlarının yokluğunda onları arıyordu beyni bilinçsizce. Osman'ın saçını çekip bak bu şiir tam sana göre dediği an canlandı gözünde. Gülünce gözleri parlıyordu Osman'ın. Kendini gülerken buldu. Ne oluyor niye gülümsüyorum ki ben diye düşündü. Artık Osman'a karşı hissettiklerinin adını koyma vaktiydi. Hazır kimse de yokken bolca düşünecek vakti vardı. Yemek yerken, bahçede gezerken, başını sıraya koyduğunda, televizyon izlerken, yatağına uzandığında iyiden iyiye düşündü. İlk karşılaştıkları günden bu yana ne varsa tek tek inceledi. Aşk mıydı bu yoksa dostluk mu? Evet Osman'ı gördüğünde içini huzur kaplıyordu hatta mutluluktan kalbi çarpıyordu ama aynı şeyleri Kirazda da hissediyordu. Şimdi yanımda kim olsa diye düşündüğünde Kiraz olsun istiyordu eğer aşık olsaydı Kiraz aklına bile gelmezdi. Ertesi gün Kiraz' ı aradı çok özlemişti onu. Biraz halinden yakınacak gibi olduğu sırada Kiraz " Eee sen de gel bize. Bir daha yalnız kalma orada ben ne zaman gelsem sen de gel. Hem anneme anlattım seni onda çok merak ediyor. Tanışmak istiyor. Haftaya istersen seni buraya getireyim. İnekleri, tavukları görürsün. Bir tanesi yeni doğum yapmış bir görsen nasıl tatlı." diye sevinçle anlatıyordu. Vefa bu fikre bayıldı çok istiyordu gitmeyi.     Tatil dönüşü bir sonraki haftasonu yapacaklarnı planlamaya çalışıyorlardı ama büyük bir sorun vardı. Yurda kayıt yapılırken gideceği adres olarak yazılan adresten başka yere gitmek yasaktı ve Vefa'nın gidebileceği tek adres İstanbul'daki evleri olarak yazıyordu sistemde. Velisinin dilekçe vermesi gerekiyordu başka bir adres eklenmesi için. Ama babası böyle bir şeye asla izin vermezdi emindi. O sırada Osman geldi. Kızların dertlerini öğrenince " Buna mi üzüldünüz o kadar siz de? Bundan daha kolay ne var o iş bende ben halledeceğim." dedi. Kızlar ısrar edince de " İmzaların çok güzel taklidini yaparım kimse anlamaz bile. Dilekçeyi çıkartalım ben imza işini hallederim." dedi.   Ziyaretçi listesinden Vefa'nın anne babasını buldular ve sahte bir izin belgesi düzenlediler. Artık gideceği yeni bir adres vardı. O hafta sonunun gelmesi için dualar ediyorlardı.  İngilizce dersindeyken nöbetçi öğrenci geldi ve Vefa ile Kiraz'ın müdür Bey'in odasından beklendiğini söyledi. Neden çağırıldıkları hakkında hiçbir fikirleri olmadan şaşkın sakın birbirlerine bakıp sınıftan çıktılar. Koridorda Osman ile karşılaştılar. "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu Osman kızlara. " Müdür Bey'in odasına gidiyoruz sen nereye gidiyorsun?" diye sordu kızlar da. Osman "Ben de oraya gidiyorum." dedi. O an akıllarına gelen ilk şey sahte belgenin anlaşılmış olmasıydı. Birbirlerine bakıyorlardı ve korkuları gözlerinden okunuyordu. Konuşmadan bir şeyleri anlatmak da mümkündü. Bazen bakışlar düşünceleri saydam bir pencereden gösterir gibi gösterirdi ve bu an tam da öyle bir andı. Soğukkanlı davranan ilk kişi Osman oldu. -Sakın aklınıza kötü bir şey getirmeyin. Anlamaları mümkün değil. Vefa: - O zaman üçümüzü birden neden çağırdılar? Bu kadarı da tesadüf müdür sence? Kiraz: - Benim de aklıma başka bir şey gelmiyor. Biz yine de hazırlıklı olalım bence. Ağız birliği yapalım ki oraya gidince birbirimizi yalancı çıkarmayalım. Kiraz'ı haklı buldular. "Annen izin vermiş ama buraya gelip imza atamadığı için sana at demiş olsun." dedi Kiraz. Osman "Olabilir ama ya anneni ararlarsa, sormazlar mı annene?" Vefa düşündü "Haklısın." dedi. Geriye tek bir çare kalıyordu o da annesini arayıp yaptıklarını söylemekti. Zaten gitmeden dememiş miydi bizim görevimiz seni korumak diye elbette ki koruyacaktı. Çok kızacaktı ama koruyacaktı. - Yanında telefon kartı olan var mı? Annemi arayıp durumu anlatayım. Benim imzam desin eğer ararlarsa. - Eee bizi bekliyorlar ne ara arayacaksın ya görürlerse sen konuşurken zaten müdürün odası orada, dedi Kiraz. Osman hemen cebinden kartı çıkardı: - İçinde kontör var mı bilmiyorum en son halamla konuşmuştum inşallah kalmıştır. Acele ediyorlardı çünkü vakit dardı. İçinde kontör var mıydı, varsa annesi açacak mıydı, hadi açtı diyelim ne diyecekti? Bir de telefon ederken ya müdür odadan çıkarsa çok geç kalmışlardı şimdiye çoktan odada olmaları gerekiyordu. İçlerinde bu korkuyla koşarak merdivenleei indiler. Nöbetçi masasının yanındaki telefona kartı taktılar. Vefa hızlı hızlı numaraları yazdı yanlış numara diyordu aceleyle numarayı yanlış yazmıştı. Tekrar denedi elleri titriyordu hep yanlış tuşa basıyor tekrar tekrar deniyordu. En sonunda aramayı başardı ama bu kez de telefon çalıyor ama açan yoktu. Bir daha bir daha bir daha aradı. Şanslarını denemişlerdi ama olmamıştı. Mecburen kartı geri aldılar daha fazla geç kalıp sinirlendirmek istemediler. Zaten bu kadar geç kalınca kameralardan bakmışlardır diye düşündü Osman ama bunu dile getirip arkadaşlarını daha da telaşlandırmak istemedi.Olacakları kabullenip müdür Bey'in odasına gittiler. Kapıyı çalıp içeri girdiklerinde müdür bey ve Türkçe öğretmenleri oradaydı. Vefa en çok sevdiği öğretmeninin karşısında azar işiteceği için çok üzülmüştü. Ama tuhaf bir şeyler vardı. Kendilerine kızgın gibi bakmıyorlardı. Müdür Bey oturmaları için yer gösterdi. Çocuklar çekinerek oturdular. Artık hazırdırlar suçlarının cezasını çekmeye.    Müdür bey söze başladı: -Çocuklar geçen gün yapılan şiir yarışmasının dereceye giren ilk üçü sizsiniz. Sizi buraya fotoğraf çekmek için çağırdık. Birinci Osman ikinci Kiraz üçüncü Vefa. Osman sen ilçedeki yarışmaya katılacaksın. İyi çalış okulu temsil edeceksin. Türkçe öğretmenlerini göstererek: Seda Hanımla çalışırsınız, dedi. Çocuklar çok sevinçliydiler. Tam da hak eden birinci olmuştu. Adeta büyülenmişti insanlar Osman şiir okurken. Zaten biliyorlardı Osman'ın birinci seçileceğini ama asıl merak ettikleri kendilerinin kaçıncı olacaklarıydı. Artık onu da öğrenmişlerdi şimdi merak değil sevinme vaktiydi. Ne beklemişlerdi neyle karşılaşmışlsrdı onca korku onca telaş boşunaymış diye içlerinden derin bir oh çektiler. Rahatlamışlardı. Osman: -Fotoğraf ne için lazım ki hocam? Geçen sene ki gibi birinciler törenle açıklanır sanıyordum. Buraya çağırılınca şaşırdık." dedi. Osman her zaman duygularını, düşüncelerini güzel ifade ederdi. Diksiyonu çok iyiydi ve akıcı konuşurdu. Öğretmenleri de Osman'ın bu özelliğini sevdikleri için törenlerde hep onu sunucu yaparlardı. Türkçe öğretmenleri gururlanarak bakıyordu öğrencilerine: - Tören yapılacak ama bu kez sen sunucu olmayacaksın ödül alacağın için, dedi gülerek ve devam etti: Vaktimiz dar okul sitesine yüklenmesi gerekiyor bu yüzden sizi buraya çağırdık. Şuan müdür Beyden ödüllerinizi alıyor gibi fotoğraflarınızı çekeceğiz. Bugün sırada ödülleriniz arkadaşlarınızın ve öğretmenlerinizin karşısında verilecek.   Öğretmenlerinin dediği gibi ödül paketleriyle fotoğraf çekildiler. Müdür Bey'in odasından çıktıklarında kahkahalarla gülüyorlardı. Bugünü ve yaşadıkları duygu değişimlerini asla unutmayacaklardı ve hep gülerek hatırlayacaklardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE