Kiraz ve ailesi

2169 Kelimeler
Müdür Bey'in de dediği gibi o öğlen öğrenciler sınıflara geçmek için sıraya girdiğinde ödül töreni düzenlendi. Yarışmanın üçüncüsünden başlanarak sırasıyla ikincisi ve birincisi açıklandı. Öğrenciler kuvvetle alkışlıyorlardı. Yanındakiler tebrik ediyordu. Vefa, kiraz ve Osman merdivenlerin üstüne çıktılar ve böylece tüm arkadaşları onları görebiliyordu. ödüllerini vermek üzere Müdür Bey geldi. Kısa bir konuşma yaptıktan sonra bu üç başarılı öğrenciye ödüllerini verdi. Sınıflara geçerken merakla paketleri açtılar. Ahmet Ümit'in "İstanbul Hatırası" kitabı ve isimlerinin yazılı olduğu kalemler çıktı. Kalemler ahşap kutudaydı. Vefa İstanbul'dayken kırtasiye de görmüştü bu kalemleri dikkatini çok çekmişti. Baya pahalıydı almak için uzanamamıştı bile. Üçünün ödülü de aynıydı. Normalde yakın arkadaş olmasalardı bunu haksızlık olarak görürlerdi çünkü birincinin ödülü ikincide, ikincinin ödülünün de üçüncüden daha değerli olması gerektiğini düşünüyorlardı. Ama üçü de çok yakın arkadaş olduklarını için kimin birinci kimin üçüncü olduğu pek de umurlarında olmadı. Hayat yeniden güzelleşiyordu Vefa için bu aralar istediği her şey oluyordu sanki. Her karanlık gecenin sabahı vardı. Vefa'nın da karanlık günlerinin aydınlandığı zamanlar mıydı yoksa? Osman şiir çalışmalarına başlamıştı. Ders çıkışı tiyatro egzersizine gidiyorlar çıkışta Osman Türkçe öğretmenleri ile yarım saat şiir çalışması yapıyor sonra hep beraber voleybol veya masa tenisi oynamaya gidiyorlardı. Akşam yemeğinden sonra hava hafif kararmaya başladığında okulun cevresinde yürüyüş yapıyor günü değerlendiriyorlardı etüt saatine kadar. Etütte eksik konularını tamamlıyorlar, o günkü işledikleri dersleri tekrar ediyorlar, kitap okuyorlardı. Üç arkadaş haftayı verimli geçirdiklerine inanıyorlardı. Vefa iyiden iyiye alışmıştı artık Mine eskisi kadar aklına gelmiyordu. Elbette hala seviyordu çocukluk arkadaşını ama Kiraz'ın sevgisi Mine'ninkinin kat be kat önüne geçmişti. Osman'a gelince onun yeri apayrıydı. Grubun neşesi, akıl hocası, çözüm odaklısı... Vefa Osman'ı çok seviyordu. Artık emindi hislerinden. Bu sevgi asla aşk değildi. Osman ise Vefa'nın tam tersini düşünüyordu. Vefa kendisini hiç umutlandırmamıştı bu konuda hep arkadaşça yaklaşmıştı. Bir şansı var mıydı bilmiyordu, sevgili olmak istiyor muydu onu da bilmiyordu. Şuan ki huzurlarının bozulmasına asla izin vermezdi çünkü böyle çok mutluydu. Hep yanyana her daim arkasında... Kiraz bir şeylerden şüpheleniyordu ama tam emin olamıyordu. Durduk yere de laf çıkarmış olmamak adına sadece gözlemliyordu arkadaşlarını. Birbirlerine karşı o kadar naiftiler ki ve o kadar uyumlulardı ki yakıştırmıyor değildi Kiraz ikisini birbirine. Ama aynı zamanda aralarında farklı bir bağ olduğunu düşündüğü zamanlar da oluyordu. Hareketleri, davranışları hatta gülerken ki dudak büküşleri neredeyse birebir aynıydı. Bir ara Osman'ın gözlerine bakarken Vefa'nın gözlerine bakıyorum bile sanmıştı. Şakasına bir kaç kez takılmıştı arkadaşlarına "Kendimi sizin üvey kardeşinizmişim gibi hissediyorum. İkiniz birbirinize çok benziyorsunuz, bense aranızdaki çirkin ördek yavrusuyum sanki." deyip gülüşmüşlerdi. Vefa o vakte kadar fark etmemişti. Osman'ı incelemeye, davranışlarınız gözlemlemeye başladı. Gerçekten de kendisine çok benziyordu bazı halleri. Demek ki bu yüzden bu kadar yakın hissediyirmuşum kendime diye düşündü. Osman ise Vefa kendisine benzese de benzemese de her türlü, her şartta onu seveceğini sanıyordu. Bir hafta daha bitmişti. Son derste nöbetçi öğrenci gelip tüm sınıfın hemşire odasına çağırıldığını söyledi. Gittiklerinde hemşire ablaları ve iki öğretmenleri oradaydı. Yanlarında büyük koliler vardı. Öğrenciler tek tek odaya alınıyor bazıları ellerinde yeşilimsi küçük bir poşetle çıkıyordu. İçeri girdiklerinde saç kontrolü yapıldığını öğrendiler. Vefa'nın saçları uzundu ve çok bakımlıydı. Kendisinde bit olmadığından emindi ama son zamanlarda kaşınıyordu kafası. İçinden dualar etti sıra kendisine gelene kadar kafasında bir olmaması için. Ama duaları kabul olmamıştı. Hemşire şakaklarında ve ensesinde fazlaca bit yumurtası yani sirke olduğunu söyledi. Vefa'ya da diğer kişilerde gördüğü poşetlerde verdi ve içindeki şeyin bit şampuanı olduğunu söyledi. Kafasını bununla yıkamasını durulamadan önce yanındaki beyaz sık dişli tarakla taramasını bu işlemi haftada bir kaç kez yapmasını söyledi. Vefa çok utanmıştı. Arkadaşlarına göstermeden götürmek istedi poşeti ama yanında hiçbir şey yoktu içine koyabileceği. Hemşire Kiraz'ı içeri aldı Vefa çıkacakken. Kiraz Vefa'nın kıpkırmızı yüzünü görünce anladı. Hemşire den "Vefa'da kalabilir mi?", diye izin istedi kendi başına bakılırken. Kalabilir cevabını alınca Vefa'ya göz kırptı. Kiraz'ın başında da bit bulununca hemsiye aynı şeyleri Kiraz'a da söyledi. Kiraz zaten biliyordu çünkü birgün yüzünde yürüyen bir şey hissetmişti eline alınca bit olduğunu görmüştü. Bir keresinde de yataktaki kopan saçlarını incelerken arasından çıkmıştı. İlacı alınca Vefanın elindekini de kendi poşetine koyup "Hadi çıkalım." dedi. Koluna girip çekiştirdi. Vefa arkadaşının kendisini ne kadar iyi tanıdığını ve duygularını ne kadar iyi anladığını gördükçe sevgisi daha da artıyordu. Dışarı çıktıklarında Kiraz Vefa'ya "Nasılsa bugün bize gidiyoruz. Annem ikimizin de saçlarını bu ilaçlarla tertemiz yapar. Benim gecem sene de başımda bit çıkmıştı o zamanda bu şampuandan dağıtmışlardı. Korkulacak bir şey yok sakın üzülme bir iki kez kullandıktan sonra hiçbir şey kalmıyor. "dedi. Vefa sarıldı arkadaşına bir şey söylemese de sarılmak da minnetin, teşekkürün, sevginin hatta iyi ki varsın demenin sözsüz haliydi. İstiklâl Marşı'ndan sonra Kiraz'ların köyünün servisine bindiler. Araç sıkış sıkıştı. Bu hafta köye giden çoktu. Ama Allah'tan erken binmişlerdi de ayakta kalmamışlardı. Yolculuk yaklaşık yarım saat sürdü. Yol boyu köye gidince yapacaklarını konuşup gülüştüler. Vefa'nın geleceğinden Kiraz'ın annesinin haberi vardı. Onlar için akşama güzel yemekler yapmıştı. Yurtta ev yemeklerini özlediğini biliyordu. Çocukları beklerken hava kararmaya başlamıştı. Kalktı tavukları kümese koymak için. Kümes kapısını kapatırken araba da gelip kapılarının önünde durmuştu. Kızını daha geçen hafta görmüş olsa da çok özlemiş olduğunu hissetti. Kocası hapse girdiğinde hem maddi hem manevi olarak çok sıkıntı çekmişti. Köye yakın kasabada taşımalı eğitim veren ortaokul olmasına rağmen tek evladı olan Kiraz'ı yatılıya vermek zorunda kalmıştı. Kiraz beşinci sınıfta yatılıya gittiğinde bir türlü alışamamıştı. Çünkü sürekli babasını düşünüyordu. Akrabalarının annesine yaptıklarını kendine yediremiyordu. Onu orada yalnız bırakmış olmak çok dokunuyordu. Eski mutlu günlerini özlüyordu. Babası yanlarındayken herkes nasıl da iyiydi. Ama ne zaman ki tek kalmışlardı dost bildikleri biranda en büyük düşmanları olmuştu. Kiraz hayatın gerçekleriyle küçük yaşta karşılaşmıştı ve bu onu güçlendirmişti. Bazıları pes ederdi zorluklar karşısında Kiraz ise aklını kullanmış mademki güzellikler önüne altın tepsi de sunulmayacak, madem ki savaşması gerek o haldesavasacaktı. Kendisini sevgilerimle mahrum bırakmayan anne ve babasını yakalandıklarında buralarda sahipsiz bırakmayacaktı. O yüzden derslerine dört elle sarılıyordu. Bir amacı vardı bu amaç yarın sıkılıp vazgeçebileceği bir şey değildi. Güçlü olmak zorundaydı çünkü acımasız olan hayat değil insanlardı. Yaşı küçüktü belki ama çok şey gözlemlemişti her yetişkinin düşünemeyeceği şeyleri düşünüyordu. İnsanların sahipsiz olana tavırları hep mi aynıydı? Sokak hayvanlarına sahipsiz diye işkence ederlerdi, yol kenarındaki banklar veya çöp kutularına zarar verirlerdi çünkü sahipsizdi. Ama anlayamadıkları bir şey vardı ki o da hiçbir şeyin sahipsiz olmamasıydı. Zarar verdikleri sahipsiz olarak gördükleri her şeyin hepimizin olduğuydu. Örneğin; evindeki masayı, kapıyı, duvarı gözünden bile sakınırken okuldaki masalar, duvarlar çizikler içindeydi. Yediden yetmişe hep aynı tavrı sergiliyorlardı. Kendilerinin değilse veya onu koruyan güçlü biri yoksa zarar vermekten çekinmiyor bilakis zevk duyuyorlardı. Bir tek eşya veya hayvana karşı değildi bu tavır güçsüz ve sahipsiz gördükleri insanlara karşı da aynıydı. Aynı masada yemek yediğin, evini açtığın insanlar gün geliyor seni en hassas noktandan yakalıyorlardı. Berra da öyle yapmamış mıydı? Kiraz'ın babasına "Adi bir katil!" derken yakın arkadaşının sırrını ortalığa dökmüş aynı zamanda incitmekten hiç çekinmemişti. Babası adi bir katil değildi insanların babası hakkında ileri geri konuşmalarına tahammül edemiyordu çünkü babası şimdiye kadar çevresinde gördüğü veya arkadaşlarının anlattığı babalardan kat kat iyi bir babaydı. Neyse ki hapisten çıkmasına az bir zaman kalmıştı. Babası çıkıp geldiğinde yine eski mutlu günlerine döneceklerdi. Kendilerine onca sıkıntı yaşatan akrabalarının yüzlerini bile görmek istemiyordu. Annesi "Baban üzülmesin sakın bir şey söyleme. Bilse ne yapacak orda kendini yiyip bitirecek. Vakti gelince anlatırız. Boşuna bizi düşünüp yıpratmasın kendini." diye her telefon görüşmesinde Kiraz'ı sıkı sıkıya tembih ederdi. Kiraz annesinin babası çıksa da anlatmayacağını biliyordu. Bu kez de " Geçti gitti her şey artık baban yanımızda anlatıpta eski yaraları açmaya ne gerek var?" diyip susacaktı. Kendilerine onca kötülüğü yapanlar yaptıklarıyla kalacaktı. Yine etraflarında olacak sanki sahip çıkmışlar gibi babasına yaklaşacaklardı. Kiraz buna izin vermeyecekti. Olurda unutursam diye herşeyi günlük halinde bir deftere yazıyordu. Annesi anlatmazsa kendi anlatacaktı. Babasının eli her işe yatkındı. İnşaattan anlar, hayvanlardan anlardı. Hatta aşı bile yapabiliyordu. Birinin bir ineği hastalarda veya doğum yapacak olsa hep babasını çağırırlardı. Köyde hemşire yoktu bu yüzden iğne vurunmak için ilçeye hergün gidemezlerdi yine babasına gelirlerdi. Bir yerde bir insaat işi olsa babasından yardım isterlerdi. Babası da hiç ikilemeden koşardı yardımlarına. Tüm köylünün üzerinde büyük emeği vardı. Ne zaman ki başlarına böyle bir musibet gelmişti tüm insanlar bir anda değişivermişti. Ne yazık ki iyilikler zamanla unutulabiliyordu. O yüzden Kiraz değer görmeyi hak etmeyen insanlara babasının sevgisini ve emeğini harcatmayacaktı. Arabadan inip koşarak annesine sarıldı. Öyle hızlı sarılmıştı ki annesi sendeledi neredeyse düşecekti. Vefa ne kadar mutlular diye onları izliyordu. Annesine ne zaman böyle sarılmıştı anımsayamadı. Kiraz'ın çok şanslı olduğunu düşündü. Kiraz da aynı şekilde Vefa için düşünüyordu bunu. Çünkü her ne kadar yakın arkadaş olsalar birlikte çokça vakit geçirseler de henüz ikisi de biribiri hakkında hiçbir şey bilmiyordu bu yüzden de birbirlerinin hayatlarına özeniyorlardı. Kiraz'ın annesi....... Hanım Vefa'ya yaklaştı sarıldı öpöz annesi gibi öptü "Hoş geldin kızım." dedi. Soluk bir benzi vardı. Yorgunluğu duruşundan, hayattan çok çekmişliği ise yaşına rağmen göz kenarlarında oluşan kırışıklıklardan belliydi. Kırsal kesimin kadınları böyledir ama. Hep vefakâr, şefkat doludurlar. Ellerinde avuçlarında ne varsa son damlasına kadar seninle paylaşmaktan mutluluk duyarlar. Buna sevgileri de dahil. Hele sevdiklerinin sevdiği kişileri baş üstünde tutarlar. Şuan Vefa Misafir oluşunun yanı sıra .......... Hanımın biricik kızının sevdiği kişi kategorisindeydi bu yüzden de baş üstündeydi yeri. Vefa da ....... Hanıma sarıldı "Hoş buldum teyzeciğim." dedi........ Hanım: - Acıkmışsınızdır, siz geleceksiniz diye neler yaptım neler. Hem yurt yemeklerine benzemez bu yemekler hadi içeri geçelim de üstünüzü değişin ben de o arada sofrayı kurayım, dedi Hep birlikte eve girdiler. Kiraz müsafir odasına götürdü Vefa'yı. Bu oda ev halkı tarafından kullanılmaz, misafir gelince burada ağırlanırdı. Kurt gibi acıkmışlardı elbiselerini hızlıca değişip mutfağa geçtiler. Vefa kendini bu evin kızıymış gibi hissediyordu. Hatta buraya aitmiş sanki bu evde doğup büyümüş gibiydi. Hemen ellerini yıkadı ve salataya yardım etmeye başladı. Kiraz da sofraya tabak kaşık vb. koydu. El birliğiyle iki dakikada hazırlamışlardı...... Hanım: - Elinde pek bir yakıştı maşallah, oğlum olsa seni hiç kaçırmazdım, dedi. Vefa takdir edilmiş olmanın mutluluğuyla cevap verdi: - Evde hep anneme yardım ederdim ondandır. Sofraya oturduklarında yemeğe odaklanmışlardı. Mis gibi kokuyordu ve tatları da enfesti. Annesi de güzel yapardı yemekleri ama bu yemeklerin içine sihirli bir aroma katılmış gibiydi adeta. Belki de uzun zamandır ev yemeği yemediğinden ev yemeklerinin lezzetini unutmuştu tat alma duyuları. ..... Hanım: - Bugün güzelce dinlenin yorgunsunuzdur zaten akşam oldu. Yarın sizi bağlara götüreyim köyümüzü gör, temiz hava çek içine, dedi. Kiraz atıldı heyecanla: - Tabi ya harika olur. Orayı görmelisin Vefa bayılacaksın. Bağların yanında dere akıyor şırıl şırıl. Bu mevsimde hem suyu da artmıştır daha güzeldir. Bak kıymetini bil geçen hafta sonu gidelim dedim götürmedi beni. Neymiş köylü laf edermiş ıssız yerlere gidiyor kadın başına diye. Hem zaten babam da yokmuş, dedi. Son cümleyi kurduğunda elindeki kaşık neredeyse düşecekti. Yutkundu, bunu söylemek istememişti ama nasıl olduysa düşünmeden konuşmuştu. Annesinin yüzünün asıldığını daha bakmadan görebiliyordu. Soğuk bir sessizlik oldu bir anda. Vefa da çok merak ediyordu Kiraz'ın babasının neden hapse girdiğini ama sorarak kabalık yapmaktan çekiniyordu. Zaten anlatmak istese anlatırdı demek ki hazır değil diye düşündüğünden hiç sormamıştı. Ortamdaki sessizlikten de rahatsız olmuştu. Bunu bozmak için: - Demek dere geçiyor ha? İki tepe arasındaki düzlük bir arazi ve ortasından geçen bir dere... Tam coğrafi tanıma uygun bir köymüş. Bu kadar övgüyle bahsettiğiniz o güzel bağları görmek için sabırsızlanıyorum, dedi. Tekrar sohbete başlamışlar ortam tekrar samimi, sıcak haline dönmüştü. Yemeklerini yediler yine elbbirligiyle sofrayı topladılar, oturma odasına geçtiler. Kiraz televizyonu açtı. Cuma günleri yeni bir dizi başlamıştı "Aziz" adlı. Bu diziyi izlemeye bayılıyordu fakat kumandayı nezaketen Vefa'ya uzattı sonuçta misafir oydu ve belki başka bir şey izlemek isterdi. Vefa hiç dokunmadı açılan kanalı değiştirmenin pekte hoş olmayacağını düşündü. Bu esna da .......... Hanım çay demlemiş kızlar için yaptığı Kıbrıs tatlısını tabaklara koyup getirmişti. Yanında atıştırmalık çekirdek ve kuruyemişte vardı. Gözleri televizyonda yediler içtiler. Bazen yorum yapıyorlardı karakterler için. Eğlenceli olmuştu. Halılara basmak, yumuşacık koltukta oturup televizyon izlemek nasıl da büyük bir lüksmüş bunun kıymetini yurtta kalmayan anlayamazdı. Günün yorgunluğu artık göz kapaklarına sinyalini göndermişti. Gözleri kapanıyordu Vefa'nın ama benim uykum geldi uyuyalım da diyemiyordu. Birinin fark etmesini bekledi ama ikisi de filme onkadar dalmıştı ki Vefa'yı görmüyorlardı. Koltuğun yaşlanma yerine kafası dayalı uyuyakalmıştı. Ne zaman ki Kiraz Vefa'ya başrolün yaptığı davranışı eleştirip soru sormuş ve yanıt alamamış o zaman görmüştü Vefa'nın uyuyakaldığını. Annesine seslendi sessizce. Annesi Vefa'yı o halde görünce söylemenmeye başladı: - Düşüncesizlik ettik tüh... Gördün mü yavrucak burada uyuyakalmış. Amannn ben de akıl yok hadi sen niye düşünmedin. Yazık saniye anasından ayrı evimize gelmiş bizim yaptığınıza bak. Bu böyle hiç olmadı. Tüh, diye söylene söylene Vefa'yı kaldırıp yatağına yatırmak için bir elini boynunun altına attı diğer eliyle de bacaklarını kavrayacaktı ki Vefa'nın kasıldığını fark etti. Belli ki kız birinin kendine dokunduğunu hissetmişti. Kaldırmak için hamle yaptığında Vefa " Dokunma bana, dokunma! Anne dokunmasın bana nolur dokunmasın." diye ağlamaklı mırıldandığını duydular. Daha başka şeyler de söylemişti ama anlaşılmıyordu onlar. ...... Hanım baktı ki hem korkunç bir şeyler görüyor hem de gücü kaldırmaya yetmiyor çareyi uyandırmakta buldu.haif hafif sarstı. Vefa Küçük bir çokluk atıp korkuyla uyandı. " Merak etme kızım rüyaydı, korkma her ne gördüysen gerçek değil." dedi. Bilmiyordu ki rüya sandığı şey Vefa'nın bizzat yaşadığı bir tramva idi. Vefa boğazı kuruduğu için bir bardak su istedi. Suyunu içip yatağına geçti. Bayadır yaşadığı bu kötü olay aklına gelmiyordu. Unuttum atlattım sanıyordu. Şimdi ne olmuştu da birden bire rüyasına girmişti. Her hatırladığında sanki o günü tekrar tekrar yaşıyor gibiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE