Ertesi gün yanlarına Meryem Hanım'ın hazırladığı börekten , tatlıdan, kısırdan aldılar. Birazda yoğurt aldılar. Kiraz,derenin yakınlarında bir kaynak olduğunu ve suyunun buz gibi olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyordu. O suyla bir güzel ayran yapacaklar ve dere kenarında yanlarına aldıkları bu yiyecekleri yiyeceklerdi. Babasıyla da bir kaç kez gitmişlerdi hatta top oynamışlardı. Piknik gibiydi sanki. Kiraz bunları anlatırken sesindeki o günlere duyduğu özlem hissediliyordu. Vefa destek olmak için " Merak etme , her şey düzelecek baban yine eskisi gibi yanında olacak." dedi. Kiraz'ın gözleri umutla parladı "İnşallah, o zaman babamın kokuna girip bütün köyü dolaşacağım. Bu köydeki herkesi çatır çatır çatlatacağım." dedi. Son cumlesin üzerine annesi içeri girmiş duymuştu "Bu nasıl söz Kiraz bir daha duymayın." dedi kaşlarını çatarak. Kiraz:
- E yalan mı anne hepsi fesat. Babam yok diye bize az mı çektirdiler. Kötü insanlar sen hala onları koruyor haklarında konuşmama izin bile vermiyorsun. Ama ben soyledikerimin hepsini yapacağım. Babam beni kırmaz. Telefonda ne demişti hatırlasana. Beni çok özlemiş böyle olacağını bilseymiş bizimle daha çok zaman geçirirmiş. Çıkınca en önemli işi biz olacakmışız. Bizim ne kadar mutlu olduğumuzu gören fesatlar düşünsün gerisini artık. Bir de mesleğimi elime alınca göreceğim ben onları.
Kiraz bir başlamış susmuyordu. Annesi dışarı çıktıklarında susmazsa geri döneceklerini soyleyip tehdit ederek ancak susturabilmisti. Vefa Kiraz'ın bu söylediklerinden hayatına ödendiği arkadaşının da düşündüğü kadar kolay bir hayatı olmadığını anlıyordu.
Bağlara gittiklerinde ayaklarını suya sokmuş, derede taş sektirmiş, yeşilliklerle uzanmış, yuvarlanmış, bolca gülüp eğlenmislerdi. Meryem Hanım " Hadi toparlanın evde hayvanlar aç bekliyor akşam ettik nerdeyse laf söz olmadan dönelim." demese burada kalıp yeşilliklerle uzanarak yıldızları izler sabah ederlerdi.
Kiraz'ların ahırlarının önünde bir köpekleri vardı hayvanları koruması için. Eve yaklaşmış ama daha görünmüyorlarken havlamaya başlamıştı. Hoş geldiniz der gibi. Kiraz köpeğin yanına gidip başını okşadı köpek zıplıyor Kiraz'ın boynuna atılıyordu. Aralarında tatlı bir oyun oluştu. Vefa böyle büyük bir köpeğe hiç dokunmamıştı önceden. Ürkerek yaklaştı. Köpek Vefa'nın ellerini yalıyor aynı şekilde Vefa ile de oyun oynamak istiyordu. Bir hayvanın dostluğu huzur veriyirdu işte insana. Mutluluk bazen böyle burnunuzun dibindeydi ama insanlar uzaklarda aradıkları için asla bulamıyordu.
Meryem Hanıma yardım ederken bu işlerden zevk aldı Vefa. Hayalleri arasına yaşlanınca köye yerleşme fikri eklendi. Hem belki bu köye gelir Kiraz'la komşu olurdu. Düşüncesi bile çok hoştu.
Eve girdiklerinde Kiraz ile Vefa odaya çekildiler. Konu yine köylünün yaptıklarından açılmıştı. Şimdiye kadar ağzını bile açmayan Kiraz bugün ne konuşurlarsa konuşsunlar konuyu evirip çevirip buna getiriyordu. Vefa da artık ne yaptıklarını sorması gerektiğini düşündü ve sordu. Kiraz tam da bu soruyu bekliyormuş gibi hızla kalktı yerinden " Ben hemen geliyorum bir şey alıp." dedi. Gittigiyke geldiği bir olmuştu. Elinde kalın siyah kaplı bir ajanda vardı.
-Bak bu ne biliyor musun? Bu benim hafızam. Bu benim acılarım, hüzünlerim, unutmamam gerekenlerin. Bu benim hattaki amacımı gerçekleştirmem için gücümü tazeleyenim. Bize ne yasattilarsa bu deftere yazdım. Eğer ben unutursam bubunutmasin bana hatırlarsın diyem babam geldiğinde ona okuyacağım çok sevdiği köylüsünün ve çok değer verdiği akrabalarının gerçek yüzünü görsün diye, dedi Kiraz.
Defterin sayfaları neredeyse yarılanmıştı ama en ufak bir kırışıklık yoktu. Özenle sakladığı belliydi.
- Bazen her şey çok zor geliyor insana değil mi? benim de seninle benzer amaçların var. Kimseye muhtaç olmadan yaşamak gibi, dedi Vefa.
Kiraz " Benimki amaçtan da öte. Bir zamanlar bu köyün en önde gelenlerindendik. Babam iyi para kazanıyordu herkes peşinden kosuyordu babamdan iyisi yoktu sonra basına kötü bir şey gelmeyiversin hepsi gerçek yüzlerini gösterdiler işte ben de unutmamaknicin yazdım, dedi.
Vefa arkadaşının aralarında sır olmayacak kadar yakın hissediyordu. Yükü ağırlaşmış gibiydi başına heleni anlatmak istiyordu. Anlatırsa hafifledi belki. Tam niyetlenmisti ki cesaretini toplayamadi, sustu. Kiraz bir şey söyleyeceğini ama vazgeçtiğini anlayınca ısrar etti söylemesi için. Vefa da onu anlatmamak için aklına gelen ilk şeyi söyledi:
- Bera' nın söylediğine çok kızmıştın. Babamdan o kadar övgüyle bahsediyorsun ki karincayi dahi incitmeyecekmiş gibi. Yani merak ettiğim bu kadar iyi bir insan ne yapmış olabilir ki? Baban neden hapse girdi?
Kiraz bu konuyu çok fazla konuşmazdı ama Vefa'yı çok seviyordu. Kendinden ayrı görmüyordu. Anlatmaya başladı:
-" Bazen istemeden bir şeylere sebep olursun. Canın yanar. Babamın ki de bu hesap. Aklımıza gelmeyen başımıza geldi.
Babamın pazarda olduğu bir gün samanlıkta yangın çıktı. Samanlık dediğim hayvanlarımızın yiyeceğinin olduğu depo. Bu depodan iki tane var bizde. Küçük olan ahırın yanında. Büyük olan harmanda. Harman ürünlerin toplandığı, kurutulduğu yani hasat işlerinin yapıldığı yer. Harmandan çıkan samanları ortadaki büyük harmana koyarlar. Bittikçe ihtiyaç kadarını buradaki küçük samanlığa koyarlar.
O gün yangın nasıl çıktı bilmiyorum. Köylünün biri haber verdi. Hemen koştuk annemle oraya. Köylü sağolsun bizden önce su dökmeye başlamış ama saman bu hızla tutuştu. Elden bir şey gelmedi. Babama da haber verdiler. Annem perişan oldu koşturmaktan. Hayvanların yıllık yiyeceği gitti. Babam o telaşla eve gelirken komşu köy yolunda bir çocuk yolda bisiklet sürüyormuş. Babam küçük samanlık sanıyor, hayvanlar da yanıyor diye büyük bir endişe içinde. Çocuk aniden yolda karşısına çıkıyor. Firene basıyor babam tabi ama hızı yüksek olduğu için çocuğa çarpıyor. Çocuğu yerde görünce ahırı filan unutuyor tabi. Diğer çocuklar kazalı çocuğun ailesine haber veriyor. Babam perişan. Çocuğun ailesi perişan. Cehennem yerine dönüyor kaza yeri. Babam çocuğu arabayla hemen hastaneye götürüyor. Hastanede polisi ifade derken babam eve gelemiyor. Biz köyde perişanız çaresizce bütün yılın emeğinin kül oluşunu izledik. İtfaiye geldiğinde zaten yanmıştı ne varsa. Simsiyah enkaza bakıp kaldık annenle. Babamı defalarca aradık ulaşamadık. Çocuk hastaneye varınca ruhunu teslim etmiş mekanı cennet olsun. Babam nasıl gelsin. Tutukluyorlar babamı. Nezarethaneye götürürken aileye haber verilmesini istiyor babam. Polis bizi aradığında biz yüreğimiz yanıyor sanıyorken yangın nedir bilmiyormuşuz onu anladık. Orada tek hatırladığım annemle sarılıp ağladık.
Annem hemen amcamı buldu durumu anlattı. Amcamla beraber apar topar jandarmaya vardık. Yolda amcam babamı suçluyor, kızıyor ; annemle biz ağlıyoruz.
Babam kusurlu bulundu kazada. Çocuk da ölünce... "
Kiraz buraya kadar anlattığında gözleri dolmuştu. Vefa, Kiraz'a sarıldı. Kimse böyle olsun istemezdi dedi. Eminim çocuğun ailesi de bunun farkındadır. Hem kim olsa babanın yerinde panik yapardı, diye ekledi.
Kiraz'ın ağlaması hıçkırığa dönüştü. Anlamadılar ama, dedi. Ve devam etti anlatmaya.
" Oraya vardığımızda kimse yoktu. Babamla önce görüştürmek istemediler , yasak dediler. Sonra nasıl oldu bilmiyorum görüştük. Çok durgun, bitkindi babam. Bizi görünce içindeki son enerjiyi toparlıyor gibi parmaklıklara yapıştı. Anlattı ne olmuşsa bir bir. Bize göre babamın bir kabahati yoktu yalnız bir can gitmişti. Çocuğun ailesi düşman oldu bize. Babamın hapse girmesi de yetmedi onlara. Sonra büyükler araya girdi de düşmanlıkları durdu. Annemle korkudan haftalarca evden çıkmadık. Babam zaten yoktu. Akrabalar babamın yokluğunu fırsat bildi mallarımıza çökmeye çalıştı. Annem dağ gibi durdu hepsine karşı. Hayvanları çok ucuza satmak zorunda kaldık ama. Hem yiyecek ürünleri kalmamıştı hem babam için bize para lazımdı.
Biliyor musun Vefa, babam kendi evladı ölmüş gibi üzüldü.Büyükker aileyle konuşup kan parası için anlaşmaya gitti ama babam kan parası verip çıkmayı kabul etmedi. Ben yıllar sonra olmuşum. Çocuk hasreti çekmiş bizimkiler. Öyle olunca bir çocuğun ölmesi, hem de buna babamın sebep olması onun vicdanını çok yaraladı. " Vefa merakla araya girdi " Niye çocukları olmamış ki sizinkilerin"
Kiraz anlattı:
" O zaman büyükler ne derse doğru oymuş. Normal şartlarda bebek olmamış . Hem köylü, hem akraba başlamış karın kısır boşa demeye. Kimse babamda kusur aramamiş. Babam böyle düşünmemiş hiç. Vakti vardır demiş hep. Adaklar adamışlar, türbelere gitmişler yok olmuyor. Babaannem annem evli olduğu halde babama yeni eş bakmaya bile başlamış . Babamın haberi yok ama. Bilse kabul etmez , seviyor annemi. Sonra doktorlara gitmişler her biri başka bir şey söylemiş. Genel kanı babamın yeterli sperm üretemediği yönünde olunca babannem kabul etmemiş. Annemi de sıkıca tembihlemişler kimse bilmeyecek diye. Adaklar, türbeler böyle başlıyor. Babam bakıyor ki bu işin oluru yok tüp bebek deniyorlar hem de bir kaç defa. Olmuyor yine. Artık umudu kestikleri anda annemin hamile olduğunu öğreniyor babam. Düşünsene Vefa, onca şeye göğüs germişsin Allah'ın hediyesi gibi bir haber. Tüm zorluğa rağmen hiç birbirini incitmeyen anne babam sabırlarının karşılığını alıyor. Öyle tüp bebek filan değilim doğalım hem de. Annem babama müjdeyi babam kiraz ağacı dikerken veriyor. Babam kız olursa adını Kiraz koyarız, fidanların bahçemizde can bulduğu gün karnında bir hayat müjdesi verdin deyince annem hemen kabul ediyor. Biliyor musun ikisi de kız olayım istemiş. " Vefa, çok duygusal bulmuştu dinlediklerini. Kiraz'ın aile bağlarının bu kadar güçlü olmasının geçmişe uzanan güçlü kökler olduğunu görebiliyordu. Zorluklar bir çok aileyi dağıtır. Kirazları birleştirmiş hep diye düşündü