Kaçış

1900 Kelimeler
Televizyonlu odaya geçip annesinin izlediği diziyi izlemeye başladılar. Konuşmanın üzerinden epey zaman geçmişti. Ucunun üzerine de yorgunluk çökmüştü. Kiraz'ın aklına okuldan dağıtılan sampuanlar geldi. Heyecanlı bir sesle "Vefaaaa! Biz neyi unuttum bil bakalım?"dedi. Vefa şaşkın şaşkın bakarak "Neyi unuttuk" diye sordu. "Bizim evcil hayvanlardan kurtulmayı." diye kahkaha attı Kiraz. Vefa hiçbir şey anlamamıştı. Vefa'nın bu anlamamış bakan gözlerini gören Kiraz "Ya, şey diyorum anlasana. Okuldan şampuanlar verilmedi mi? Biz saçlarımızı yıkayacaktık hani!" Vefa "Haaaa, evet hatırladım. Nasıl unuttuk." derken Meryem hanımda "Ne şampuanı?" diye sohbete karıştı. Kiraz annesine okulda saç kontrolü yapıldığını ve saçlarında bit olduğunu bunun içinde bir şampuanı dağıtıldığını söyledi. Meryem Hanım bu konuda çok huyluydu. " Aşk olsun Kiraz bu şimdi mi söylenir be kızım? Neden gelir gelmez söylemediniz? Çabuk ikimizde kalkın banyoya gidiyoruz. Hadi hadi, hala neyi bekliyorsunuz? Kalkın!" Böylece ikisini de bir güzel banyo yaptırmıştı. Suyun etkisiyle iyice uykuları gelen kızlar ben yataklarına geçtiler. O gece başını yastığına koyduğunda gerçek sevginin ne olduğunu düşündü. Babası, annesi ile arasındakinin çok büyük aşk olduğunu anlatmıştı keyfinin yerinde olduğu birgün. Ama babası her fırsatta annesini üzerdi, işini kolaylaştırması gerekirken yorsrdı. Annesi de sesini çıkarmaktan korkardı, haklı da olsa susardı. Oysa gerçek aşk gerçek sevgi korkutmamalıydı, yormamalıydı. Bu yüzden gerçek sevginin Kirazın annesi ile babası arasındaki şey olduğunu düşünüyordu. Birçok sınava tabi tutulmuşlar, acılar çekmişler ama birbirlerinden hiç kopmamışlar, Kiraz'ın anlattıklarına göre babası annesine değer vermiş kıymetini bilmiş ve sevgileri büyümüş. Kendisini düşündü ilerde nasıl bir adamla evlenecekti? Kendisini sevecek, değerli hissettirecek miydi? Mutlu ve huzurlu küçük bir aile düşlemeye başlamıştı ki birden içinde soğuk bir his oluştu. Acaba gerçekten evlenmek istiyor muydu? Kafası o kadar karışıktı ki aynı anda birden fazla şeyi düşünüyordu. Hatta düşüncelerin arasına konuyla hiç alakası olmayan saçma sapan şeyler de giriyordu. Düşünürken uyuyakalmıştı. Sabah güneşin ışıkları yüzüne vurduğunda araladı gözlerini. Küçükken izlediği çizgi filmlerde görürdü bu sahneyi. Horoz öter, güneş tam yüzüne vururdu kahramanın. O da esneyerek mutlu bir şekilde uyanır, hemen pencereye koşar ve perdeyi açardı. Parlayan güneş adeta canlı cansız her şeye neşe dağıtırdı ışınlarıyla. Vefa da kendini çizgi filmin içinde hissediyordu. Esnerken sağ eliyle ağzını kapattı Bir güzel gerindi. Tıpkı o çizgi filmlerdeki gibi hemen kalkıp perdeyi açtı ve dışarı izledi. Kiraz'ın annesi Meryem Hanım çoktan kalkmış tavukları kümesten çıkarmıştı ve tavuklar şu an tam da Vefa'nın karşısında, bahçede toprağı eşeleyerek yiyecek arıyordu. Tekir bir kedi sinsi sinsi bir kuşa yaklaşmaya çalışıyordu. Diğer kuşlar Kiraz ağaçların üzerinde sanki yerdeki kuşu uyarmak istercesine ötüşüyordu. Hafiften esen rüzgar vefa'nın yüzünü okşuyordu. En son ne zaman bu kadar huzurlu bir güne uyandığını hatırlamıyordu. Burası adeta bir Çiftlik evini andırıyordu. Vefa Kiraz'a baktı hala mışıl mışıl uyuyordu. Böylesine güzel bir günü kaçırmak istemedi. İçine şeyle doluydu ve bir yaramazlık yapmak istedi. Televizyon sehpasının üzerinde duran tüylü süslerden birini aldı. Kiraz'ın burnunu gıdıklamaya başladı. Kiraz tuhaf hareketlerle rahatsız olduğunu belli ediyordu fakat bir türlü uyanmıyordu. İçindeki yaramaz çocuk vazgeçmişti ve çareyi sarsarak uyandırmakta buldu. Kiraz " Ya bu kadar erken kalkacak ne var? Sen de yat nolur biraz daha uyuyalım. Tatilin tadını çıkaralım. Okulda zaten erken kalkıyoruz." diye yalvarıyordu. Vefa ise "Uyuyarak tat mı çıkarılır hadi kalk. Bak şu güneşe, havanın güzelliğine. Bir kez gözünü açsan daha kapamayacaksın zaten." diye ikna etmeye çalışıyordu. Kiraz Vefa'nın misafir olduğunu ve vakitlerinin kısıtlı olduğunu hatırlayınca doğruldu yerinden. Gözleri yarı açık yarı kapalı, saçları dağınık, sesi uykunun mahmurluğunu yansıtırken tatlı tatlı gülümsedi "Günaydın" dedi. Onca konuşmadan sonra ancak ayılabilmişti. Yine Vefa'nın cekistirmeleriyle yerinden kalkıp elini yüzünü yıkamaya gitti. Hep böyle oluyordu o yataktan bağını koparmak çok zor geliyordu fakat ne zaman ki kalkmayı başarıyor o zaman hayat başlıyordu işte. Normalde Kiraz haftası sonları genelde ona on bire kadar uyurdu. Bu esnada annesi ahırdan gelmiş kahvaltıyı hazırlamış olurdu. Kalkıp birlikte kahvaltı yaparlardı. Ama bu kez Vefa Kiraz'ı çok erken uyandırmıştı. Bunu değerlendirmek istedi. Annesine sürpriz yapacaklardı hem de Vefa bahçeyi falan görürdü. Hemen işe koyuldular. Önce kümesten yumurta aldılar sonra bahçeye gidip yeşillik ve sebze topladılar. Çay suyu kaynarken yeşillikleri yıkayıp dogradılar. Bir yandan da yumurtalar haşlanıyordu. Sebzeleri doğrayıp söğüş yaptılar. Bahçeye masa, sandalye çıkardılar. Üzerine bir sofrabezi örtüler. Dolaptan zeytin, peynir, reçel ne buldularsa kahvaltılık güzel şekilli tabaklara koyup masaya taşıdılar. Her şey çok güzel görünüyordu. O sırada annesi de elinde süt kovası ile ahırdan çıkmış kendilerine doğru geliyordu. Kızları uyanmış görünce şaşırdı: " Neden erkenden kalktınız? Uyusaydınız uykunuzu alsaydınız ya." Biraz daha yaklaşınca masayı gördü. Yüzünde tebessüm oluştu. Kızlar heyecanlı heyecanlı hadi her şey hazır hemen gel yiyelim diyorlardı. Meryem hanım elindekileri mutfağa bıraktı ve kahvaltıya başladılar. Her şey çok güzel olmuştu. Tek başına hiçbir şeyin tadı olmuyordu oysa şimdi sofrası şendi. Ah bir de kocası gelseydi başka ne isterdi ki. Meryem Hanım çamaşırları makineye attı. Kızlara banyo yaptırdı. Saçlarını okuldan dağıtılan şampuanlarla güzelce yıkayıp taradı. Şampuanların içinde son bir kullanımlık kalmıştı. "Bunları da götürün giderken bir kez de siz yıkarsanız tertemiz olur saçlarınız. Ama bakın bu taraklar iyiymiş, bunları atmayın. Ara ara tarayın bütün sirkeleri bit ölülerini ne varsa alıyor." dedi. Kızlarda tamam manasında kafa salladılar. O gün Vefa ve Kiraz günü hep dışarda geçirdiler. Bisiklet sürdüler, tepeye çıkıp manzarayı izlediler, sohbet ettiler. Vefa Kiraz'ın dizlerine başını koydu tepeden eve bakıyordu. Kiraz İsmail YK'nın " Nerdesin?" şarkısını soyleyerek parmaklarını bir şey arıyormuş gibi yaprak Vefa'nın saçlarında gezdirdi. Vefa biraz geç anladı ama sonra ikisi de kahkahalarla gülmeye başladı. Derken bir ara sohbet yine Kiraz'ın babasından açıldı. Artık aklındaki soruları çekinmeden soruyordu Vefa çünkü Kiraz'ın anlatmaya ne kadar istekli olduğunu görüyordu. - En son ne zaman gördün babanı? diye sordu. -Yaz tatilinde görmüştüm, diye cevap verdi Kiraz üzülerek ve devam etti: - Görüş günleri hafta içine denk geliyor. Çok özledim ama okulda olduğum için gidemiyorum. Anneme bu hafta okula girmeyeyim diyorum ama derslerinden geri kalma diye izin vermiyor. - Meryem Teyze gidiyor mu peki her görüş gününde? diye sordu Vefa. - Yok, her zaman nasıl gitsin? Hayvanlar falan var ya onlara bakacak birini her zaman bulamıyor ki. Hem de bu aralar biraz maddi olarak sıkıntıdaymışız, diye yanıtladı Kiraz. Vefa düşündü ve: - O halde harçlıklarımızı biriktirelim ben de gelirim seninle dışarda beklerim seni. Bir hafta içi bir bahane bulalım izin alıp gidelim. Ne dersin? Kiraz'ın aklına pek yatmadı Vefa'nın bu söyledikleri ama yine de umutlandı. Hayaller kurmaya başladılar. Bu esnada Meryem Hanım da evde kızlar için katmer, poğaça, börek hazırlıyordu. Pazartesi günü okula gideceklerdi ve yurtta çoğu zaman aç kaldıklarını bildiğinden yanlarında götürmeleri için yapıyordu. Hemen hemen her hafta bir şeyler göndermeye çalışırdı zaten. Hava kararmaya başlayınca eve geldiler. Mis gibi yemek kokuyordu ev. Vefa derin derin içine çekti bu kokuyu. Ev bambaşkaydı kıymeti uzakta olunca anlaşılıyordu. Halıya basmak, koltukta oturmak, mutfaktan gelen yemek kokusu... Bavullarını hazırladılar. Erkenden yataklara geçtiler. Son iki senedir Vefanın en güzel iki günüydü bu. Osman hepsinden önce gelmişti okula. Kızların gelmesini bekliyordu. Her gelişinde Vefa'yı okulda bulmaya alışmıştı. Bu kez onu göremeyince içi çok tuhaf olmuştu. Gözleri yollardaydı. Vefa'ya gitme kal deseler neredeyse kalacaktı. Servis okula yaklaşırken hala köyü düşünüyordu. Kiraz alışmış olmalı ki üzülmüyor, eğleniyordu. Servisten iner inmez Osman'la karşılaştı. Selamlastılar. "Bavullarınıza yardım edeyim diye sizi bekledim." dedi Osman. Vefa'nın bavulunu aldı. Kiraz "Benimki bavul değil mi Osman?"diye sitem edince: "Sen güçlüsün, taşırsın. Maşallah şu kaslara bak." Kiraz'ın bozulduğunu görünce "Şaka yapıyorum kız. Hemen de alınıyorsun. Bu büyük diye bunu aldım. İkisini de taşıyabilsem taşırdım valla biliyon beni." Üçü de gülüyordu şimdi. Öğle yemekte ıspanak olduğunu öğrenince yemeğe gitmediler. Kiraz'ın annesinin yaptığı böreklerden yediler. Osman: "Yarın yarışmam var. Öğleden sonra derslere girmeyeceğim. Türkçeciyle birlikte Sarıbahar Ortaokuluna gideceğiz. Yarışma orda yapılacakmış. Keşke siz de gelebilseydiniz izlemeye." Kiraz: - Eee, izin isteyelim bizi seviyor nasılsa Türkçeci götürür bence." Şanslarını denemeye karar verdiler. Osman "Desteğe ihtiyacım var yakın arkadaşlarım gelirse çok mutlu olurum hocam." Gerçekten de izin verdi öğretmenleri. Sevinçten zıplıyor sarılıyorlardı.Osman şiirini okuyor kızlar hayranlıkla dinliyorlarlardı. Kusursuzdu adeta. Ertesi günü iple çekiyorlardı. Vefa'yla Kiraz, Kiraz'ın babasını nasıl ziyarete gidebilecekleri hakkında tartışırlarken Osman kulak misafiri oldu istemeden. Duymamış gibi yapıp uzaklaşacakken Kiraz farkketti. "Osman! Nereye gidiyorsun, gelsene?" Mecburen gitti yanlarına. Kiraz Osman'ın bir şeyler duyduğunu biliyordu. Kendini kötü hissetmesini istemedi çünkü üçü artık kardeş gibiydiler. Her şeyi anlattı Osman'a. Bu kadar şey yaşamış birinin hala nasıl böylesine neşeli, hayat dolu olabildiğine şaşırdı Osman. Arkadaşına zaten hayrandı daha şimdi hayranlığı iki katına çıkmıştı. Şu hayatta birini örnek alacak olsam kimi alırdın deseler hiç düşünmeden Kiraz'ı derdi. Hem çalışkan, hem zeki, hem örnek bir öğrenci, hem herkes tarafından seviliyor, oturmasını kalkmasını biliyor, yetenekli... Tek bir kötü yanı bile yoktu. Hayata pozitif bakışı, her zaman bir çözüm yolu bulması, umutsuzluğa kapılmadan olayların olumlu yanlarını görmesi... Şimdi de ne kadar güçlü olduğunu görüyordu. Dimdik duruyordu hayatın zorluklarına karşı. İçinden aferin bu kıza diye geçirdi. Osman'ın Zihni bunlara meşgulken Vefa girdi araya Kiraz'ın babasını uzun zamandır görmediğinden, bir plan yaptıklarından ama paraya ihtiyaç olduğundan bahsetti. Üçü de bu konuya yoğunlaşmıştı. Parayı bulsalar her şey daha kolay olacaktı. Ertesi gün yarışmanın yapıldığı salona geçip en önlerden yer buldular kendilerine. Muhteşem bir yarışma olmuştu. Tüm yarışmacılar hakkını vererek okuyordu şiirlerini. Emek harcandığı ve çok çalışıldığı apaçık belliydi. Bu şiir dinletisi i kaçırmadıkları için şanslı olduklarını düşünüyorlardı. Arda adında bir çocuk şiir okumak için çıktığında salon öyle bir alkışla inledi ki bu çocuğun karşısında şansları olmadığını düşündüler çünkü bu kadar taraftarı varsa işin içine torpil de girerdi. Çocuk şiirini bitirdiğinde de aynı coşkuyla alkışlanmıştı. Sıra Osman'a geldiğinde Kiraz ve Vefa da onu var güçleriyle alkışlardılar ama sesleri çok çıkmadı. Osman şiirini okumaya başladığı anda sesler kesildi. Bu çocuğun sesinde büyü vardı sanki duyan hipnotize olmuş gibi gözünü ayırmadan dinliyordu. Sahneye çıktığında alkışlamaya tenezzül etmeyenler şiir bittiğinde elleri patlarcasına alkışlamışlardı. Yarışma sonunda jüriler ellerindeki kağıtlarla hesaplamalar yapıyorlar kendi aralarında tartışıyorlardı. Yarışmayı sunan kişiye en sonunda bir kağıt uzattılar. İlk üç açıklanacaktı. Üçüncüden başladılar. Umay Akgün kız sahneye çıkıp hediyesini aldı. Sunucu: " Birinci ile İkinci arasında çok düşünüldü, tartışıldı. Aslında ikinci demek istemiyorum çünkü birinci ile arasında sadece bir puan fark var. Ama yarışmanın kuralları gereği ikinci diye açıklayacağım. Arda Bozkurt!" Sahne yine yıkılırcasına alkışa boğulmuştu. Bu çocuğun ikinci olduğunu duyunca içleri rahatladı çünkü birinci olursa ancak bu çocuk olabilir diye düşünmüşlerdi. Birinciyi "Gerek sahneyi kullanması, gerek jest ve mimikleri ile, gerek ses tonu ve yeteneğiyle tüm salonu pür dikkat kesen Osman Kayaalp! Birincilik ödülünü ilçe kaymakamımız sayın Hayati Sorgun'dan alması üzerine sahneye davet ediyorum" dedi. Kızlar artık ayağa kalkmış sevinçten kendilerini kaybetmişlerdi. Osman ödülünü alıp teşekkür etti. Sahneden inince direk arkadaşlarının yanına yöneldi. Arda ile karşılaştı. Çocuk gülümsedi ve Osman'ı tebrik etti. Osman da onu tebrik etti. Bu davranışı Osman'ın çok hoşuma gitmişti çünkü herkes hazmedemezdi kaybetmeyi. Genelde insanlar kaybedince kazanana kin beslelerdi ama belli ki bu çocuk kendini epey geliştirmişti. Erdem, görgü nedir biliyordu. Kızların yanına geldiğinde ikisi de sarıldı Osman'a. Tebrik ettiler. Osman " Bu ödülü bizim için kazandım. Artık paramız var. Eğer isterseniz Hasan amcayı görmeye ben de gelmek istiyorum. Biz Vefa'yla dışarda bekleriz seni. Olmaz mı" dedi. Kiraz'ın gözleri dolmuştu. Bu kadar iyi niyetli, güzel kalpli arkadaşlar edindiği için şükretti. Kiraz itiraz edecek oldu "Olur mu hiç öyle şey o senin hakkın onu kabul edemem ben." Osman "Hani biz çok yakındık, hani biz dosttuk? Dostlar arasında böyle seylerin lafı mı olur? Eğer itiraz edersen söylediklerinin hepsinin lafta olduğunu beni gerçekten dostun olarak görmediğini anlarım." dedi. Vefa da Osman'ı destekledi "Bu bir fırsat Kiraz. Hem zaten ne kadarını harcayacağız ki paranın? Bir tek yok masrafı bir de öğle yiyeceğimiz. Bu kadar. Hem sonra Osman'a öderiz biz kendi payımızı yavaş yavaş yurttan verilen aylıklarla." Kiraz bir kez daha sarıldı ikisine de. "İyi ki varsınız." dedi gözlerinden yaş akarken. Artık paraları vardı. Perşembe görüş günüydü. Plan yapmaları ve uygulamaları için iki günleri vardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE