6.

1794 Kelimeler
Ecem ile kahvaltı için pankek hazırlarken bir yandan da salonda oturan umaya kızıyordum. " ya sen hangi akıl ile safayı kucağına alıyorsun, ya senin dikişlerin daha yeni, patlayacağını hiç mi akıl etmedin yavrum. Bem sana kaç kere dedim rahat dur, ağır kaldırma, eğilme diye. Neden söz dinlemiyorsun, al işte. Patlattın yaralarını, yok ben kimim ki sözüm dinlensin. Ben neyim yani, eşek başıyım. Sözüm ikileniyor. Anladım ben, sıkıntı yok. Sen söz dinleme, bu şekilde devam et. Daha çoz sızlanırsın anne dikişlerim ağrıyor diye. KIZ BANA CEVAP VERSENE. " Salona girdiğimde koltukta oturan bedenler ile kapının pervazında kalmıştım. Bunlar ne ara gelmişlerdi. Umay bana sırıtarak bakıyordu. " bende seni çok seviyorum anneciğim. Sofrayı kurmana yardım edeyim mi. " Sorduğu soruya sinirlendiğim için koltukta oturan timi umursamadan ayağımdaki terliğe uzandım ve elime aldım. " şaka şaka şaka annem, şaka yaptım. Vallahi şaka yemin ederim şaka. Hem ben akıllandım, oturuyorum oturduğum yerde, simdi o terliği ayağına giyin. Lüfteen " Panik ile söyledikleri ile terliği ayağıma giyinip saçımı omuzumdan atıp omuz silktim ve mutfağa girdim. Ecem pankekleri pişirmiş, tabağa koymuştu. Bende kahvaltılıkların olduğu tepsiyi alıp salona götürdüm. " sabır allahım sabır. " Kahvaltılıkleri dizerken karnımı masanın ucuna vurmam ile elimi karnıma koydum. Offf. Neyse neyse, toparladık yine. Sinirle bağırdım. " ecem o son postayı sakın yakayım deme, sana yediririm!. " " tamam, yakmadım. " " umarım ecem. " Kapıdan içeriye çıplak ayak ile giren sareyi görmem ile ona da kızdım. " dün akşam karnım ağrıyor anne diye ağlıyorsun, sonra çıplak ayak ile mermere basıyorsun, git çabuk çorap giyin bakayım. Hemen, hasta olacaksın anan çekecek ceremeni. " Sabahtan beri en ufak şeye kızıyordum. Neden... Çünkü bu sabah regl olmuştum. Umay benim bu halime alışık olduğu için gülerek izliyordu beni. " kız sende pişmiş kelle gibi sırıtma, kalk yardım et bana. Tüm işi biz yaptık. " Umay ayağa kalkacakken yine bağırdım. " otur oturduğun yerde, dikişlerin daha yeni yenilendi, birde ayağa kalkıp beni sinir etme. " Tekrar eski halini aldığında elimi başıma koyup ovaladım. Ağlamak istiyorum. Karnım ağrıyor. Bu sıcak havada hem ped, hem sutyen takıyorum, ve üzerimde kışlık pijamalar var. Evet!. Hava 30 derece ama ben kışlık pijama ile duruyordum. Peki neden?. Evet!. Lanet olasıca karın ağrısı yüzünden. Timin bakışları bendeydi. Ve ben ağlamak istiyordum. Umay halimi anlamış olmalı ki beni yanına çekti. " annem, canım, güzelim, birtanem, otur önüme masaj yapayım sana hadi. " Dediğini yapıp önüne oturdum ve sırtımı döndüm. Belimin ağrıyan noktasına masaj yapmaya başladığı zaman sanki sarhoş olmuş gibi rahatlamıştım. Parmakları, ağrıyan bölgelere masaj yaparken ensemi öperek daha da mayışmamı sağlıyordu. Dün gece ağrıdan uyuyamamıştım. Allahtan poyraz ve diğerleri gitmişti. Askeriyede işleri olduğu için dün gece gelmemişlerdi, bu sabahta kahvaltıya gelmişlerdi ve ben gece uyuyamadığım için ilaç içip börek yapmıştım. Patatesli, kıymalı sigara böreği ve peynirli su böreği yapmıştım. Sırtımı tamamen yaslamadan umaydan destek aldım. Bana masaj yaparkeen ben, başımı omuzuna koymuştum. " iyimisin annem. " " değilim kızım. " " ilaç içtin mi. " " geceden beri 3 tane. " " geçmedi mi. " " hangisi. " " fark etmez. " " karnımın ağrısı geçti ama diğerleri duruyor. " " kıyamam anneme. " " hadi bakalım kahvaltıya. Yavaş yürü bak tamam mı. " " tamam. " Hafiflemiş gibi hissediyordum. Derin bir nefes alıp boynumu kıtlattım. Elindeki çoraplarıyla gelen sareye gülümsedim. " gel bakalım, giydirelim çoraplarını hasta olma tamam mı. " Başını sallayarak yanıma geldiğinde koltuğa otutturdum ve çorabı giydirdim. Tim bana garip bakışlar atıyordu ama takmıyordum. Bazen bipolar olabiliyordum. Poyraz dayanamayarak konuştu. " asel sen iyimisin. " " evet, neden sordun. " " geldiğimizden beri biraz... şeysin... sinirli. " " senin bu karın az kalsın benim saatlerce uğraştığım su böreğini fırından çıkartırken, düşürüyordu. Hemde çocuğun üstüne. Bende tepsiyi tutayım derken ellerimi yaktım. Al bak. " Ellerimi öne uzattığımda avucumun bazı yerleri su toplamıştı. Tahir ellerime baktığında yanıma geldi ve yaralara bakmaya başladı. Daha sonra pantolonunun cebinden küçük bir krem çıkartıp kapağını açtı. Hametan... Yanık kremi. Parmağına aldığı ilacı yavaşça elime sürerken ben mal gibi yüzüne bakıyordum. kendine çekip üflemeye başladığı zaman dudaklarımı aralamıştım çünkü yüzümüzün arasında bir karışlık mesafe vardı. Fakat bunu o fark etmemişti. Kremi sürdükten sonra başını kaldırıp bana baktığında aramızdaki yakınlık sebebi ile yutkunmuştu. Gözleri neden bu kadar tanıdık geliyordu anlamıyordum. Yanımdan gelen öksürük sesi ile irkilip bize dik dik bakan umaya döndüm. " teşekkürler tahir abi, şimdi annemin biraz benimle gelmesi lazım, benim ilaçlarım vardı, içmeme yardım edecek. " Baskın sesi ile biraz afallasamda elimden tutup yürümeye başlaması ile toparladım. Mutfağa geldiğimizde kapıyı kapatıp bana döndü. " anne. " " efendim umay. " " ne oluyor. " " ne, ne oluyor. " " tamam, tahir abiyi ve timi sevmiş, onlara güvenmiş olabilirim, olabiliriz ama aranızdaki bu yakınlık hoşuma gitmiyor. " " ne yakınlığı umay, sadece elime krem sürdü. " " aynen, dün akşam da hiç yakınlaşmadınız. " " ne olmuş sanki dün akşam. " " anne, allah aşkına yeme beni. Resmen adam seni gördüğü yerde... tövbe ya. " Konuştum fakat sesimin sert çıkmasına engel olamadım. " ne diyorsun sen ya, ne ima ettiğinin farkında mısın sen!. " " kötü bir şey ima etmişim gibi konuşma anne lütfen. Geldiğinden beri sana bakıp duruyor. " " ne yani, adamı bana baktığı için pezevenk yerine mi koyuyorsun umay. " " ben öyle bir şey demedim anne. " " öyle ima ediyorsun. " " ben sadece sana olan yaklaşımından hoşlanmadığımı söylüyorum o kadar!." Sesinin yüksek çıkması beni sinirlendirmişti, özellikle ilk günümdeyken patlama noktam olmuştu. " senin hoşlanıp hoşlanmamana kalmadı umay. Haddini bil. Bunca zaman senden fikir almam, veya sana danışmam, benim vereceğim kararlara veya yapacağım şeylere karışma hakkını sana vermiyor. Annenim ben senin, kızım olabilirsin ama, sana hesap vermek veya her şeyimi sana sormak zorunda değilim. Hayatımı sürekli senin kararlarına veya senin isteklerine göre dizayn edemem. Bir daha benimle konuşurken sesini, kelimelerini ve tavırlarını kontrol et, bir dahaki sefere kötü olur. " Tam olarak bağırmamış olabilirdim ama sesimin sertliği, bir süre sessiz kalmasına ve gözlerinin dolmasına sebep oldu. Bir şey söylemek için ağzını açmıştı fakat dudağını dişleyerek sustu ve başını önüne eğdi. " özür dilerim. " diye fısıldayarak başını kaldırmadan mutfaktan çıktı. Mutfaktaki sandalyeye otururken umayın dediği şeyleri düşündüm. Evet, tahirin bana yaklaşımı biraz tuhaftı ama... Ama işte. Biraz fazla çıkışmıştım farkındayım ama elimde olan bir şey değildi. Kelimelerimi düşünmeden söylemiştim. O benim kızımdı, ne olursa olsun kararlarına saygı duymak zorundaydım şuan ise ona kendisini değersiz hissettirmiştim. Oflayıp yüzümü sıvazladım. Ne yapmıştım ben. Kapıdan ecem girdiğinde bana baktı ve önüme eğildi. " ne oldu kız. Umay neden öyleydi. " " nasıldı ki. Yemek yemiyormu şuan. " " yok, ne yemesi, uyuyacağını söyleyip odaya çıktı ama gözleri falan kızarmıştı yüzümüze bile bakmadı. " " off, ben ne yaptım ya. " " ne oldu ya. " " boş yere kızdım umaya. " " git konuş. Sen çağırırsan gelir. " Başımı iki yana salladım. Zoruna gitmişti kelimelerim. " siz yemeğe başlayın, ben bir konuşayım. " " tamam. " Ecem salona geçerken bende yukarıya çıkmaya başlamıştım. Odanın kapısına geldiğimde sessizce kapıyı açıp içeriye girdim. Yatağın köşesine kıvrılmış, yorganı üzerine çekmişti. Yatağa yaklaşıp yanına oturduğumda kıpırdamamıştı. " umay. " " efendim anne. " " özür dilerim kızım, birden o şekilde yükselmemem lazımdı. " " önemli değil, sorun yok. " " var, o şekilde söylemek istemedim, kalbini kırdım. Özür dilerim kızım." " sorun yok anne. Haklıydın yani, o yüzden bir şey demiyorum. " " umay. " sesim yapma böyle der gibi çıkmıştı ama gözlerini açmamıştı. " gel kahvaltını yap, sonra yatarsın. " " aç hissetmiyorum. " " hadi ama kızım. " " anne, lütfen. İlaçlarımı içtim, uyumak istiyorum biraz. " Derin bir nefes verip saçlarını öptüm ve ayağa kalktım. " uyandıktan sonra hazırlarım bir şeyler. " Bir tepki vermezken ben odadan çıkmıştım. Oflayıp duvarın kenarına çöktüm. Çok kırılmıştı bana. Haklıydı da. İçeriden ses gelmesini bekledim ama sessizlik bozulmamıştı. Bende merdivenlerden inip salona geçtim. Ecemin bakışları bana dönerken yanımda umayı aradı ama yoktu. " gelmedi mi. " Başımı iki yana sallayıp sandalyeye çöktüm ve başımı ovaladım. Tahir bana döndü ve konuştu. " ne oldu, neden gelmiyor. Hasta mı. " Yok, senin bana yaklaşman hoşuna gitmedi. " bir sorun yok, aramızda olan bir durum. " Başını sallayıp önüne döndü. Kahvaltı, timin birbirleriyle şakalaşması ve atışmaları ile geçerken benim tadım kaçmıştı. Çok ağır şeyler söylemiştim farkındaydım. Ama kendimi nasıl affettiririm bilmiyordum. Sofrayı toplarken bakışlarım dalgındı. Kızıma öyle bir şey söylemeye hakkım yoktu, özellikle o kadar şey olurken sırf ben üzülmeyeyim diye hep dişlerini sıkıp kendini neşeli olmaya zorlarken, o kadar darbe alıp, yine de of dememişken. Kalbim sızlıyordu. Canım acıyordu. Keşke kendimi tutup öyle bir şey söylememiş olsaydım. Mutfağı topladıktan sonra masaya oturmuş başımı masaya koymuştum. Mutfağa birinin girdiğini hissettim. Yanımdaki sandalye çekilmiş ve birisi oturmuştu ama bunu yaparken hiç ses çıkartmamış, varlığını dahi hissettirmemişti. Fakat bir insanın varlığını nefes alış verişlerinden tanıyan birisi olarak fark etmiştim. Tahir gelmişti... " iyimisin. " diye sorusu, onun geldiğini fark etmemi anladığı içindi. " umayı kırdım. " " fark ettim, sesiniz az da olsa geliyordu. " " beni nasıl affedecek. " " sen onun annesisin. Bu zamana kadar tahmin ettiğim kadarı ile senden başka kimsesi olmamış. Sana olan kırgınlığı o kadar uzun sürmez. Senin üzülmen onu daha çok üzer. Bazı istekleri ve düşünceleri ise senin üzülmemen için." Farkındalık hissi her yerimdeydi. Umay, tahir ile yakınlaşmamı üzülürüm diye istemiyordu. Güveniyor olabilirdi ama benim onlarla o şekilde yakın olmamı istemiyordu çünkü korkuyordu. Elinde olamazdı ama onların bana zarar vermelerinden hâlâ korkuyordu. Bu düşüncesi haklı olarak vardı çünkü ne kadar erkek görse hepsi bize zarar vermişti. Boş yere kırmıştım. Tahirin demek istediği buydu. Ben tam konuşacakken bana izin vermemiş kendisi devam etmişti. " görev var, gideceğiz birazdan. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bir şey söylemek için geldim. Daha sonra olacaklar sana bağlı... umay bir konuda haklı, daha tanışalı bir kaç gün olmuşken sana bu kadar yakın olmam illaki onu rahatsız edecekti, çünkü seni üzmemden veya sana zarar vermemden korktu. " Başımı öne doğru eğerek ellerimi yüzüme koydum. " ben ne yapacağım peki tahir. Çok şey söyledim, nasıl affettireceğim kendimi. " " sen ne yaparsan yap seni affeder, önemli olan benim ne yapmam gerektiği. " " sen ne yapasın ki. " diye sorduğumda aldığım cevap beni afallatmıştı. " sana yaklaşmam için umayın güvenini kazanmam lazım. Bu da biraz zor olacak gibi, ama olsun. Beklerim. Gerekirse bir ömür beklerim." Bana yaklaşmak mı istiyordu. Dudaklarım şaşkınlıktan aralandığında kendisi ayağa kalkmış, kapının neredeyse kapalı olması onu memnun etmiş gibi dudakları kıvrılmıştı. " umayın yanına git, ağlıyor. Sana ihtiyacı var. " Mutfaktan çıkmadan önce saçlarımdan, daha sonra kulağımın 2 parmak altında, nabzımın üzerimdeki doğum lekemden öptü. Fakat benim kala kalmama sebep olan kulağıma söyledikleri şeylerdi. " ne olursa olsun seni asla unutmayacağım. Bana bu gece ilaç olduğun için teşekkür ederim ama uyuşturucu etkisi olduğun kesin. Bağımlılık yapıyorsun güzel kadın " Bu sözler öylesine söylenen sözler değildi. Bu cümleler o gece, o adamın söylediği şeylerdi. Tahir, mutfaktan çıkarken arkasında kalbi kuş gibi çırpınan bir ben bırakmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE