Playlist : Dream Koala - Saturn Boy
Adam gözlerimizin içine baktı.
"Kimlikler ?" Korumanın bariton sesi boş sokakta yankılandığında arka cebimden kimliği çıkarıp adama uzattım. Adam doğum tarihime baktıktan sonra Gazel'e döndü. Gazel'in kimliğinide inceledikten sonra kapının önünden çekildi.
Bir an kimliği yalayıp alnıma yapıştırmak gelmişti içimden ama kendimi dizginlemeyi başarıp kapıdan içeri girdim.
İçeri girdiğimiz gibi bizi uzun, karanlık bir koridor karşılamıştı. Siyah duvarlarda boydan boya asılı olan yıpranmış, çıplak kadın posterleri dikkatimi çekmişti. Buranın sahibi olan Kurt nasıl bir psikopat acaba diye düşünmeden edemedim.
Uzun koridorda yürümeye devam ettiğimiz sırada kulağımıza yüksek ses bir müzik doluyordu. Müzik eşliğinde çığlık atan insanları duymamaya çalıştım. Böyle ortamlarda pek bulunmamıştım. Hatta ben eğitim merkezi haricinde hiçbir mekanda bulunmamıştım.
Koridorun sonunda asılı olan Marilyn'in erotik posterinden sonra gözlerimi devirip, sola döndüm.
Ve işte o an mekanın, gerçekten eğlenmek isteyenlerin mekanı olduğunu ve neden bu kadar çok konuşulduğunu anlamıştım.
Gazel'e döndüğümde çoktan ortamın büyüsüne kendini kaptırmıştı. Kolundan tutup, kendime doğru çektim ve yüksek ses nedeniyle bağırarak konuştum.
"Bana bak Gazel ! Sakın mekanım büyüsüne kendini kaptırıpta amaçtan sapma. Agah'ın isteğini yerine getirmiş olursun. Anladın mı ? Sadece göreve odaklanıyoruz !" Geri çekildiğimde Gazel'in gözlerini devirdiğini ardından da kafasını salladığını görmüştüm.
Daha sonra arabada konuştuğumuz gibi büyük mekanda ayrıldık. Şimdilik kolay lokmalardan başlayacak ve edindiğimiz bilgi ne olursa olsun, ileride bir yardımı dokunabileceği için, belgeleyeceltik.
Gazel yanımdan ayrılıp, bar kısmına doğru ilerlediğinde gözlerimi üzerinden çekmedim. Daha sonra yanına barmen geldi. Gazel eğitimini bile aldığımız, birkaç içki ismi söyledikten sonra adam göz kırparak yanından ayrılmıştı.
Gazel'in bilgi toplayabileceğinden emin olmuştum artık. Kasadaki evraklarda barmeninde dosyayı çıkmıştı. Yazılana göre, burada en başından beri çalışan tek barmen Oktay'mış. Tahminime göre, buradan kovulmadan, en uzun çalışabilen Oktay ise, Kurt ve Demirel hakkında mutlaka birşeyler biliyor olmalıydı. Gazel ise dişiliğini kullanarak barmenin ağazını açaçaktı.
Sonunda dikkat çekmemek adına durduğum yerden ilerleyerek dans eden kızların yanından geçtim ve ilerideki boş kırmızı koltuklardan birine oturdum.
Etraf oldukça renkli ve ürkütücüydü. Genellikle insanın aklına renk denildiğinde, eğleneli, sevimli, yaşama sevinci, ferahlık ya da açık hava, doğa falan gelirdi ama bu mekanda renkler öyle kullanılmamalıdır. Şu saydıklarımdan ziyade ortam daha kasvetli, karanlık ve ürkütücü görünüyordu.
Kafamı kaldırıp yukarı bakındığımda, yukarıda da ufak bir alan olduğunu görmüştüm. Hemen sağ tarafta yukarı çıkan merdivenler ve yanlış görmüyorsam yukarıda sırayla yapılmış, siyah kapılı odalar vardı.
Yukarısı Kurt ve Demirel'e ait olabilirdi. Bunun yanında şu 'dinlenme' odaları denilen ve başka amaçlar için kullanılana odalardan da olabilirdi. Yüzümü buruşturup kafamı başka bir yöne çevirdiğimde aniden karşımda kumral, uzun boylu, genç bir adam belirmişti. Gözlerimi kısıp henüz yirmili yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim adamı baştan aşağı süzdüm. Kot gömlek ve siyah bir pantolon giymişti. Açıkçası yakışıklıydı ama dikkatimi çekememişti. Gerçi ben nasıl birisinin dikkatimi çekeceğini bile bilmiyordum.
"Merhaba. Oturabilir miyim ?" deyip cevabımı beklemeden karşıma oturduğunda gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum. Sonuçta ilk kolay lokmam önünde duruyordu değil mi ? Bence biraz muhabbet etmenin bir sakıncası yoktu.
"Otur tabi." deyip dalga geçtiğimde sırıtmış, ardından bir ayağını dizinin üzerine atarak erkeksi bir oturuş sergilemişti önümde.
"Seni daha önce buralarda görmemiştim. Yeni misin ?"
"Buraya yeni taşındım." Adam gözlerini kısıp suratımı incelediğinde, panik yapmadığım için kendimi tebrik ettim. Bu güzel bir bahane olmuştu.
"Eğlenmek için en ideal yer diye duydum." Suratıma rahat bir ifade yerleştirmeye çalışarak bacak bacak üstüne attım.
"Kesinlikle doğru duymuşsun. Buraya taşındığına sevindim." Sırıttığında, yüzüme bir gülümseme yerleştirip karşılık verdim.
"Burası garip bir mekan değil mi ? Fazla karanlık ve oldukça kasvetli." Adam konu değiştirme çabamı anladığında çarpıkça gülümsemiş ama beni bozmamıştı.
"Sahibi gibi." Gözlerimi kıstım. İşte bu fırsat, o fırsat Asil. Hadi Asil, yürü burdan!
"Sahibi derken ?" Çocuk şaşırdığı her halinden belli olan gözlerini, gözlerime çevirmişti.
"Takıldığın mekanın sahibini cidden bilmiyor musun ?" deyip güldüğünde kafamı iki yana salladım.
"İlk defa geldiğim mekanın sahibini araştırma gereği duymadım." dediğimde yerinden kalktı. Kaşlarımı çatarak kot gömlekliyi izlemeye başladığım sırada, masanın yanından geçip, zaten küçük olan koltuğa, yanıma oturdu ve iyice dibime girerek kolunu omzuma attı.
Kafamı yana çevirerek abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim ve dikkat çekmemek için tekrar adama döndüm.
"Etraftan mutlaka birşeyler duymuş olman gerekirdi kızıl kafa. Ama madem duymadın ben sana anlatabilirim." Sırıtışı midemi bulandırmaya yetmişti. Ayrıca kolu şu an omzumda duruyordu. Derin bir nefes aldım. Gerçekten dirseği suratına gömmemek, bıçağı boğazına dayamamak için kendimi zor tutuyordum.
"Buranın sahibi Kurt. Biraz sonra kendisiylede tanışırsın zaten. Her pazar, gece yarısı sahneye çıkar beyefendi. Ama en sevdiğim yönü nedir biliyor musun ?" Zorla gülümseyerek kafamı iki yana salladım. Adam gözleriyle yukarıyı işaret ettiğinde, gözlerinin baktığı yere baktım ve ilk geldiğimde dikkatimi çeken siyah kapıları gördüm.
"Şuradaki odalar." Omzumdaki elini sıkılaştıran adamdan kurtulmak için, elini ittim. 'Niyetini biliyorum ama ben senin bildiğin kızlardan değilim' gülüşü atarak oturduğum yerden kalktım.
"Bütün odaların dekorasyonunu ezbere bildiğinden eminim. Ama ben hiç merak etmiyorum." Adamın birşey demesine izin vermeden arkamı dönüp uzaklaşabildiğim kadar uzaklaştım. Adi herif. Şimdi bir güzel kafasını patlatmak isterdim. Bana bir faydası dokunmayacaktı. Aklı fikri sadece kızlardaydı.
Adamın sinirlerimi bozan konuşmasının arasında dikkatimi çeken önemli, başka birşey vardı. Kurt. Kurt sahneye çıkacak demişti. Kolumdaki saate baktım. Gece yarısına beş dakika kalmıştı. Bütün herkes yavaş yavaş karşıdaki sahneye doğru toplanmaya başlamıştı. Özelliklede kızlar en önde durabilmek için bildiğin yer kavgası yapıyordu. Bende kalabalığa doğru yürüdüğüm sırada, gözüm bar kısmına kaydı.
İnsanlar, Kurt'u izlemek için sahnenin olduğu kısma doluştukları için bar kısmı tamamen boşalmıştı. Gazel hariç. Sohbet etmek için daha uygun bir ortam olduğundan sahne kısmına gelmek yerine hala barmenle konuşuyordu. Derin bir nefes verip, önüme döndüm ve bütün kalabalığın içide bulabildiğim bir boşluğa iliştim.
Çok geçmeden Kurt denen adam sahneye çıktığında, kızların çığlık ve alkışlama sesleri doldurmuştu kulaklarımı.
Ama umursamadım. Çünkü umursağım şey, sanedeki güzelliğiyle kanımı donduran o adamdı.
Saçları sapsarı ve uzundu. Sahneden oldukça uzak durmama rağmen gözlerinin rengi anlaşılıyordu. Mavi. Kanımı donduran bir mavi. Duruşu sertti. Üzeri baştan aşağı siyahla donatılmıştı. Kızların çığlıkları içine girdiğim bu saçma dünyadan beni çıkardığında kafamı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştım.
"Ne yapıyorsun kızım ya !?" kendi kendime söylenip, tekrar sahneye döndüm.
Kurt tek başına sahneye çıkıp kendine ayrılan yere oturduğumda kızların çığlıkları kesilmişti.
Sonra bir müzik duyuldu. Gülümsedim. Bu şarkıyı biliyordum. Dream Koala, Saturn Boy.
Eğitim merkezinde büyüsekte, kültürümüz vardı herhalde.
Müzik devam ederken, onun sesi duyulduğunda baştan uca ürperdiğimi hissetmiştim. Sesi çok güzeldi. O şarkıyı söylerken yüzünü inceledim. Mavi, soğuk gözlerini kapamış, slow şarkıyı hissederek söylüyordu.
Yüzünü incelerken gözlerimin kapandığını hissettim. Ve dinledim. Söylediği ingilizce şarkıyı hissederek dinledim.
Gece vakti yıldızlara bakıyorum.
Ve bir tanrı olup olmadığını merak ediyorum.
Ya yalnızsak bu evrende ?
Eğer duyuyorsan, beni al.
Çünkü burası benim için yapılmamış.
Ağaçları yakıyorlar.
Annemizi öldürüyorlar.
Sesi kısık çıkıyordu, fısıldar gibi. Sesinin hipnoz etkisi vardı sanki. Ayaklarımın yerden kesildiğini hissetmiştim. Hiç tanımadığım bir ses, bu denli huzur verebilir miydi bana?
Evden çok uzakta,
Milyon mil uzakta,
Seni çağırdığımı duyuyor musun ?
Sesimi duyuyor musun ?
Evden çok uzakta.
Galaksiler kadar.
Çağırdığını hissediyorum.
Sesini duyuyorum.
Gözleri kapalıydı. Şarkıyı hissediyordu. İzlediğim bu manzara, heykel traş ustasının bir taşı yontması kadar zor, ortaya çıkan şey kadar güzeldi.
Yarını düşünmek beni korkutuyor.
Gelecek, bizim için ne bekliyorsun ?
Acaba orda bir tanrı var mı ?
Eğer duyuyorsan, beni al.
Çünkü burası benim için yapılmamamış.
Dudaklarda kan var.
Evlerde ateş.
Şarkı bitip herkes alkışlamaya başladığında, olduğum yerde kıpırdamadan durmuştum.
Kurt yerinden kalkıp sahneden indi ve birkaç kişiyle selamlaştıktan sonra arkaya doğru ilerlemeye başladı. Derin bir nefes verdim ve kalabalığın içine dalarak Kurt'un gittiği yöne doğru ilerlemeye başaldım.
İnsanlar öpüşüp koklaşırken, onları kenara iyipte Kurt'ta yetişmeye çalışmak gerçekten zordu.
Bir sürü insana çarpıp, özür bile dileyemeden kalabalığı yarıp ilerlemeye devam ettim. Ve sonunda insanların daha seyrekleştiği ortamdan çıkarak, Kurt'un girdiği koridora doğru sessizce ilerledim.
Bir ara topuklu yerine postallarımı giydiğim için kendimi tebrik etmem gerekiyordu.
Sessizce karanlık koridorda yürümeye özen gösterdiğimde, sonunda Kurt'u yakalayabilmiştim. Kendinden emin adımlar atarak, dimdik yürüyordu. Uzun bacakları sayesinde saniyeler içinde uzaklaşmıştı benden. Koridorun sonundan sağa döndüğünde, saklandığım duvarın arkasından çıkarak hızla sağ koridora doğru ilerledim.
Koridora tamamen girmeyip, tekrar duvarın arkasına saklandım ve Kurt'u izlemeye başladım.
Üzerindeki siyah tişörtü çıkarıp öylece fırlatmış ve hemen karşıdaki odaya girmişti. Kapıyı açık bıraktığı için onu hala görebiliyordum.
Sonra dikkatimi birşey çekti. Elleri titriyordu ve sol eliyle sürekli alnını siliyordu. Kapının izin verdiği kadar bir dolabın önünde durduğunu ve birşeyler aldığını görmüştüm. Daha sonra arkasını dönüp bir yere oturdu.
Şu anda görüş açımda sadece benimkilere benzer botları vardı. Ne yaptığını merak ediyordum. Meraktan ziyade öğrenmek zorundaydım.
Derin bir nefes alarak, duvarın arkasından çıktım ve sessiz adımlarla açık kapıya doğru yürümeye başladım.
Kapıya vardığımda gerçekten tedirgin olduğumu hissetmiştim. Ya gözümde fazla büyütüyordum ya da gerçekten büyütmem gereken bir olay içersindeydim.
Kafamı kaldırdım ve derin bir nefes aldığım gibi içeriye bodoslama daldım.
Gözlerim şaşkınlıkla açılırken, donuk mavi gözleri beni bulmuş ve çenesi kasılmıştı. Elindeki küçük kağıdı ve beyaz tozu yanındaki masaya koyduğunda iki adım geri attım. Tam arkamı dönüp gideceğim sırada yerinden hızla kalkıp bileğimi tuttu.
"Sen kimsin?" Şimdi bileğimi ondan kurtarmak için birkaç numara yapsam, bir daha onunla iletişime geçmeyi bırak, göz göze gelme şansım bile olmazdı.
"Ben lavaboyu arıyordum. Yanlış gelmişim." Donuk mavi gözleri, gözlerime hiç bilmediğim bir eziyeti çektiriken, uzun ince parmaklarından bileğimi kurtarmaya çalıştım. Dokunduğu heryer karıncalanıyordu.
"Aklı olan herkes, lavaboyu burada aramayacağını bilir." Nerdeyse fısıldayarak söylediği kelimler, bildiğimiz alfabeden oluşsa da ölümcül derecede soğuk ve ürkütücüydü.
"Ben burada yeniyim." dediğimde alayla dudağının kenarını kıvırmıştı. Gözlerini yüzümde ve saçlarımda gezdirdi.
"Yenisin." Alayla beni tekrar ettiğinde kafamı salladım.
"Hiçbirşey görmedin. Eğer birisine ötersen, fena olur. Şimdi git !" Kelepçe gibi sardığı bileğimi serbest bıraktığında son bir kez mavi gözlerine bakarak kafamı salladım ve arkamı dönüp, koşar adımlarla koridordan çıktım.
Hala bar kısmına geldiğimde bile kendime gelememiştim. Donuk mavi gözler ve uzun ince parmaklar bir türlü aklımdan çıkmıyordu.
Bar kısmında oturan Gazel ile göz göze geldiğimizde başımla gitmemiz gerektiğini işaret ettim. Beklemeden yetiden kalktı ve arkamdan gelmeye başladı.
Bardan çıktığım gibi derin derin nefesler alarak arabanın yanına gittim ve kilidi açarak şoför koltuğuna yerleştim.
Çok geçmeden Gazel'de gelmiş ve yolcu koltuğuna geçmişti. Arabayı çalıştırarak bardan uzaklaştırdım.
"Asil, niye apar topar çıktık ? Birşey mi öğrendin ? Ne oldu ?"
"İlk baş sen anlat. Benimkinin üzerinde biraz kafa yoracağız." Arabayı sürmeye devam ederken, arada Gazel'e de bakış arıyordum.
"Tamam o zaman. Ama benimkisi pek önemli değil gibi. Barmenin ağzı sıkı çıktı. Şimdi anlaşılıyor neden bunca zaman kovulmadığı."
"Ne olursa olsun belgelememiz gerekiyor biliyorsun, anlat bakalım. Belki altından birşeyler çıkar." Gazel onaylayarak anlatmaya başaldı.
"Demirel Barlas. Kurt'un en yakın arkadaşı olan. Gerçek adı Barlas Demirel'miş. Karıştığı bir olay sonucu, polislik olduğundan ismi ve soyisminin yerini değiştirmişler. Bu işle uğraşanda Kurt. Yani isim değiştirme olayını halleden. Sadece bu var elimde." Kafamı salladım. Garip bir olaydı.
"Peki karıştığı olay ?"
"Bilmiyorum. Sadece bu kadarını öğrendim. Şimdi sende sıra." Derin bir nefes aldım.
"Sahneden sonra Kurt'u takip ettim." Lafımı tamamlamadan Gazel'in bağırışı duyulmuştu arabanın içinde.
"Ne ! Ne yaptın ! Birşey öğrendin mi !?"
"Aslında öğrendim. Ama Behzat'la bir ilgisi olabilir mi pek emin değilim. Bir odaya girdi. Kapısı açıktı ama tam olarak ne taptığını göremedim. Bende peşinde odaya girdim. Uyuşturucu kullanıyordu Gazel. Ve onu gördüğüm için beni tehtid etti. Eğer ötersem, işimin bittiğimi açık açık dile getirdi. Anlıyor musun ?" Gözlerini kısmış ve suratıma bakmıştı.
"Yani bu kadar saygın ve korkulan bir herifin, uyuşturucu kullanıldığının, neden öğrenilmesini istemediğini mi söylemeye çalışıyorsun ?" Parmaklarımla direksiyonda ritim tutarken kafamı salladım.
"Helede Behzat Kumanova bir uyuşturucu üreticisiyken."