Dükkânın içi buram buram tarih kokuyordu. Ahşap raflara dizilmiş onlarca küçük kutu, yıpranmış dosyalar ve eski fotoğraflar… Hepsi Şiyar amcanın geçmişten taşıdığı, belki de bir daha hatırlanmak istemeyen anılar gibiydi. Çayın ince belli bardaktan yükselen buğusu, odaya hafif bir sis gibi yayılıyor, geçmiş ile şimdi arasındaki çizgiyi belirsiz kılıyordu. İçerisi sıcaktı, ama bu sıcaklık insanın içine işleyen o güvende hissettiren türden değildi. Bu, daha çok, bastırılmış bir gerilimin sıcaklığıydı. Şiyar amcanın yüzündeki derin çizgiler, sanki yılların yükünü taşımaktan yorulmuştu. Ama gözleri… O gözler hâlâ çok şey biliyor ve bu yükü paylaşmak istemiyormuş gibi bakıyordu. Kendi içimdeki karmaşaya kapıldım bir an. Söyleyeceklerini duymaya hazır mıydım? Babamın geçmişini, onun sustuğu şeyl

