Bölüm 29

1939 Kelimeler
Herkese merhaba arkadaşlarr Nasılsınız? umarım iyisinizdir. Bölüm sonu açıklamalarımı okuyun lütfen mahcup hissediyorum kendimi. Sizi daha fazla tutmayayım iyi okumalar? Yorum yapmayı unutmayınnn? Telefondan yükselen ses, kaldırımda yürüyen insanların sesleri,yanımdan geçen arabaların sesleri... Kısa bir anlığına kendimi kapatmıştım. Aklımda, beynimde, zihnimde, içimde kısacası her bir zerremde hissettiğim özgürlük alanı Toprak'ın sözlerini duyduğumdan beri ilk kez aldığım rahat nefesin sebebiydi. Mert'in suratına telefonu kapatmıştım. Bundan sonrasını benimle değil Toprak'la halletmeliydi. Kafamı geriye atıp önümdeki holdingi tamamen görmeye çalıştım ancak pek başarılı olduğum söylenemezdi. İçeriye adımlayacakken uzun boylu iri yapılı, kulağında kulaklık takılı bir güvenlik görevlisi durdurdu beni. "Kime bakmıştınız hanımefendi?" Tok sesi, anlının ortasında oluşmuş çizgi ile varlığımdan rahatsız olduğu hissine kapılmıştım. Seni tanımayan insan bile senden rahatsız oluyor işte. Rahatsızca yerimde kıpırdanıp dudaklarımı araladım. "Eren Özmen'le görüşeceğim." "Randevunuz var mıydı?" Oflamamak için kendimi zor tutarken konuştum. "Hayır. Uzun sürmeyecek zaten." Kaşları çatılan güvenlik geçeceğim dış kapının önünü kapatırken konuştu. "Her önüne geleni almıyoruz içeri. Önce randevu alın. Sonra gelin. Tabii alabilirseniz." Padişahla görüşecektim de haberim mi yoktu? "Adımı iletirseniz beni görmek isteyecektir." "Eren Bey meşgul. Ne idüğü belirsiz insanlara ayıracak vakti yok." Buradaki ne idüğü belirsiz biz mi oluyoruz?! "Beyefendi beni dinler misiniz? Adımı iletirseniz benimle görüşecek zaten diyorum." Gereksiz derecede sakinsin. Sinirlenmen gerek! Güvenlik beni dinlemek yerine kapıda bekleyen diğer adamı da yanına çağırıp beni iteklemeye başlamıştı. Tam artık pes edecekken(?) Ani yapılan fren ile birlikte tanımadığım siyah bir pahalı araba durmuştu. İki kolumdan da sıkıca tutulurken kimin indiğini göremeden aceleyle sürüklemeye başladılar. Ben neden sinirlenemiyordum? İki kolumda da iz kalacağına eminken ayaklarım yerden kesilmişti ve garip bir şekilde hoşuma gitmişti Çocuklara yapılan ve çocukların neşeli gülüşler saçtığı garip bir oyun olan iki kişi tarafından ellerinden tutulup zıplatılması olayını hep başka çocuklarda görüp özenmiştim. Ancak bana hiç yapılmamıştı. Çünkü aynı anda iki kişi bana tahammül edemiyordu. Halbuki ben tüm kurallara uymuştum.. Şimdi ise moraracağına emin olduğum kollarım sanki hiç acımıyormuş gibi tuhaf bir heyecana kapılmıştım. Bazı şeyleri çocukken istemiş olsak da büyüyünce bile istek de bir değişim olmuyordu demek ki. Yıllardır istediğim tek şey gibi. Sevgi... "Ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Bırakın kızı hemen!" Tok ses ortamda duyulurken arabadan aceleyle inmiş saçlarına ara ara beyazlar düşmüş adam yanımıza gelmişti. Bu adamı da araştırmıştım. Ahmet Özmen. Eren ve Selen Özmen'in babası. Servetin asıl sahibi.. Güvenlik görevlileri anında kollarımı bırakırken yere düşmüştüm. Çıplak bacaklarım ve hassas dizlerim yüzünden anında acı tenime işlemişti. Hayatımın özeti buydu işte. Tam mutluyum diyerek senaryo kurarken gerçekler suratıma böyle çarpılıyordu. Ahmet Özmen güvenlik görevlilerini azarlayarak yanıma gelmiş ve elini uzatmıştı. "İyi misin?" Beyaz teni, siyah saçları ve birkaç tel beyaz saçı birbirine uyum sağlarken ela gözleri kısılmış iyi olup olmadığımı sorguluyordu. Gerçekler her suratıma çarpıldığında yalnız olduğumun da farkına varıyordum. Yalnızlık.. kimine göre yanında kimsenin olmaması demek iken benim için yalnızlık kendine güvenmek demekti. Her acımda kendime güveniyordum. Adamın elini itekleyip ters bir tavırla kalktım. Sorduğu soruyu boşverip asıl önemli noktaya değindim. "Oğlunuzla görüşmek istiyorum. Kendisi beni görebilmek için hastaneye kadar gelmiş ancak bu çok kibar beyefendiler geçmeme izin vermiyorlar." Konudan konuya atlamam sorusunu boşvermiş olmam belki de büyük kabalıktı. Fakat ben bunlarla ilgilenmiyordum. "Asıl önemli şeyse ben de hastanedeki odamın önüne iki görevli istiyorum." Bizi şaşkınca dinleyen iki görevliye döndüm. "İşten ayrılırsanız sizinle çalışmak isterim. Tabii önce Mert'i ikna etmem gerek. Bir de babasını tabii. İnatçı Mehmet otoparka bile zor izin vermişti. Buna izin vermesi için yeni bir tehdit bulmalıyım." Üç adamın da gözleri fal taşı gibi açılmışken devam ettim. "Neyse bunları sonra düşünürüm ben. Sen izin veriyor musun? Görüşebilir miyim padişah oğlunla?" Koskoca adama sen demiştim. Ayıp mı olmuştu acaba? Kuşku dolu bakışları üzerimdeyken sakinliğini bozmamıştı. "Ne yapacaksın oğlumu? Ne konuşacaksınız?" Omuz silkip cevapladım. "Orası da bende kalsın. Sen söyle şunlara geçmeme izin versinler. " Bugün kibar olmak istemiyordum. Adam sabır dilercesine etrafta gezdirdiği bakışları ile tekrar bana dönerek elini öne uzattı geçmem için. Önden ilerleyecekken benimle yürümeye başlamış ve bir elini sırtıma koymuştu. Yandan suratına baktığımda yüzünde gördüğüm gülümseme sinirimi bozmuştu. Bu adam bana mı yürüyordu? Adamın sürekli haberlere yansıyan karısına duyduğu aşk var. Sen kimsin be?! Bir diğeri mantıklı bulmuş olmalı ki yeni bir fikir atıldı ortaya. Kesin seni gelin olarak görüyor. Oğluyla ilişkin var falan sandı herhalde! Kafamın içinde gülmeye başlayan sesler sinirimi bozarken ters bir hareketle adamın elini ittirdim. Beni gelini olarak göremezdi. Çünkü Toprak'la olan ilişkim magazin sayesinde herkesin dilindeydi. Sen de o kadar ünlü olan biriyle oyun oynamasaydın o zaman! Toprak'ı neden kabul ettiğini unutuyorsun gerizekalı! O konuda hiçbir gelişme olmadığını sende biliyorsun. O konuyu da öğreneceğim! " Magazin programları izlemiyor musunuz? Hiçbiriniz?" Kapıdaki görevlilerin ne idüğü belirsiz dediği gibi. Adam gülerken bakışları bana döndü. Bu sırada içeri girmiş kattaki neredeyse tüm çalışanların dikkatini çekmiştik. Büyük patronun gelmesiyle birlikte herkes selam verme derdine düşerken sorumu cevapladı. "Burası ayrı bir dünya. Gereksiz şeyleri takip etmeyiz. Ama seni tanıyorum." Bolca ışıkların altında asansöre varmıştık. Asansöre binerken devam etti. "Erkek arkadaşını da tanıyorum. Anlamadığım şey şu bu kadar başarılı bir doktorken yani bu kadar akıllıyken neden Toprak Dolunay? Senin gibi bir doktor falan değil?" Sıkıntılı çıkan sesi,duraklayarak konuşması,doğru kelime seçer gibi ara vermesi ile gerçekten merak ettiği aşikardı. Asansör hızla yükselirken sorduğu soru rahatsız etmişti beni. Ona neydi acaba? "Birçok yerde şirketi bulunan,holding sahibi, uluslararası iş yapan bir iş adamıyken karınız neden ev hanımı?" Karısını anmamla birlikte ifadesi değişirken ne hissettiğinden emin olamamıştım. Özmen ailesi hakkında binlerce haber varken çok azında anne Özmen'in bulunması ve hakkında çok az bilgi olması emin olduğum bir konuydu. Ancak kesin birkaç bilgiye ulaşmamı şüphesiz doktor kimliğim sağlamıştı. Belki de adam çok kıskançtır? Karısına duyduğu yoğun aşk dillerden düşmezken bu olası bir ihtimal gibiydi. Ancak başkalarının aile ilişkisi beni ilgilendirmezdi! Ahmet Özmen sorumu cevapsız bırakırken asansörün durmasıyla indim. Adama ikinci kez bakmayıp gördüğüm danışmaya ilerleyerek Eren'i sordum. "Randevunuz var mıydı?" İkinci kez duyduğum soruyla ofladım. "Babası izin verdi. Odası nerede?" Kadının bakışları omzumun üstünden arkaya kayarken Ahmet'in gitmediğini anladım. "Eren Bey çalışıyor. Rahatsız edilmek istemedi ama.." Ahmet'ten aldığı onayla cümlesini yarıda keserken kapıyı göstermişti. Hızlı adımlarla kapıya ilerleyip ufak bir tıklatmanın ardından kapıyı açtım. Kaşları çatılarak kapıya dönen bakışları beni gördüğünde durdu. Beni beklemiyor olduğu yüzünden açıkça okunuyordu. "Dünyayı kurtarıyorsun herhalde" Kapıyı kapatıp yavaş adımlarla geniş ve ferah odada ilerlerken elindeki kalemi masaya bırakarak arkasına yaslanmıştı Eren Özmen. "Kısmen kurtarıyorum." Masanın karşındaki koltuğa oturup bacak bacak üstüne atarken dizimdeki yaraya gözleri anlık olarak kaymış sonra da beni süzmüştü. "Niye? Ne iş yapıyorsunuz ki?" Tam cevaplayacaktı ki susturdum onu. "Ya da boşver. Sizin aileniz beni ilgilendirmiyor." Vurguladığım kelimeyle artık konuya girmesini istediğimi belirttim. Burada her bir saniyem zaman kaybıydı. Şu an Patron'la mavide olabilirdik. O kardeşiyle oynardı. Belki de Müdür'ü unuturdu. Beynimin içi susmak bilmiyordu. "Kesinlikle ilgilendiriyor." Aşağılarcasına beni tekrar baştan aşağı incelemesiyle ben de ona inceleyerek güldüm. Sarı saçları mavi gözleri açık tenindeki çilleri ile dışarıdan hoş görünüyor olabilirdi. "Üzgünüm ama tipim değilsin. Esmerlerden hoşlanıyorum." Ufak gülümseme ile cevapladı beni. "Demek Mert'in senelerdir reddedilme sebebi buydu. E söyleseydin biraz boya belki solaryum falan esmer de olurdu senin için." Güldüm. Kendi kendine istediğim yere konuyu getirmişti. "Selen için sustum. Çok üzülürdü. Doğrusu kimden hoşlandığı da pek belli değil aslında ama." Selen'in adı geçmesiyle gerçek tepkisi ortaya çıkarken masadan bana doğru eğildi. "Selen'in hiçbir hareketi seni ilgilendirmez.Benim kardeşimle uğraşma.Bitiririm seni." Bazıları da böyle şanslıydı işte. Kardeşleri tarafından gerçekten seviliyordu. Kardeşler zaten birbirini gerçekten sever. Onlar şanslı değil. Sen sevilmeyi hak etmiyorsun! Dikkatimin dağılmasına izin veremezdim! "O benimle uğraşıyor. Beni bitirmeden önce size bir iyilikte bulunayım. Kardeşin, Selen Özmen hasta." Yüzünde bilmiş bir ifade oluşurken ayaklandım. Benim ayaklanmamla o da kalkarken konuştu. "Tam istediğim konuya değindin doktor. Selen'e hasta demeden önce kendine mi baksan acaba?" Kaşlarım dedikleriyle çatılırken konuştum. Senin deli olduğunu bilmeyen mi var?! Ben deli değildim! "Anlamadım?" Yüzündeki gülüşle masasına eğilip bir dosyayı eline aldı. "Şöyle anlatayım Doktor Beren Karaca. Kayıtların temiz görünüyor gibiydi ancak şüpheli davranışlarınla biraz araştırınca gerçek ortaya çıktı." Sorarcasına ona baktığımda elindeki dosyayı önümdeki masaya fırlattı. "İllegal yollarla aldığın ağır doz sakinleştiriciler diyorum. Tanı koymada iyi değilim. Bu yüzden psikiyatri doktoruna danıştım. O bile tanı koyamadı. Uzun lafın kısası ruh hastasısın." "Hastasın Beren. Psikolojin hiç iyi durumda değil. Seni bu şekilde ameliyata sokamam. Etik değil." "Ben iyiyim profesör. Kolumdaki izler yüzünden en önemli ameliyatı kaçıramam. Bu izler sandığınız gibi bir şey değil. " Aslında tam da sandığı gibiydi. "İzlerden bahsetmiyorum bile Beren. En son yaşanan olayı kastediyorum." Hayır hayır hayır Doktorluğumu bi hiç uğruna yakamazsın. "İlaçlarımı düzenli kullanıyorum. Tıp bu konuda hiçbir sorun olmadığını açıkça söylüyor-" Profesör sakalını kaşırken düşünceli görünüyordu. "Aslında bir yol var-" Daha fazla devam etmesine izin vermeden atıldım. Mesleğim her şeyim demekti. "Kabul ediyorum. Ne gerekiyorsa yaparım!" "İlaçları sana ulaştıracağım. Bu kadar değerli bir beynin işlemesi gerekiyor. İlaçları düzenli kullanacaksın!" Endişeyle odanın içinde volta atarken duraksadım. "Ya sisteme düşerse? Mesleğimden olurum Profesör! Hem hem ilaçlık durumum yok ki-" "Çok daha ağır tedavi alman gerekiyor aslında Beren. Sen benim en iyi öğrencimsin. Seni kaybetmeyeceğim. İlaçlar sisteme asla düşmeyecek. Şimdi bana söz ver." O önemli bir profesördü. Düşmez diyorsa düşmezdi! "Söz veriyorum!" Bir süre sonra sözümü tutmadığım için senelerdir duyduğum vicdan azabı gereksiz yere miydi? Eren nasıl öğrenmişti? Odaklanmam gerekiyordu! Önümdeki açık sayfada gördüğüm ilaç ismi ile Eren'i zaafından vurma noktasına geldiğimi kabul etmiştim. "Psikiyatri doktoruna sordum dedin değil mi?" Takıldığım noktaya şaşırmışken ufak bir baş sallamayla onayladı beni. "Annenin doktoruna mı sordun? Pardon annenin bir tane doktoru yoktu değil mi? E diğer doktorlarına da sorsaydın." Hızlı adımlarla yanıma gelip kolumdan yakalamıştı. Güvenlik görevlilerinin bıraktığı acı geçmemişken aynı yerden özellikle tutması canımı yakmıştı. "Bir kelime daha etme!" Canım yanmıyormuş gibi kolumu elinden sertçe çekip önümdeki bedenini iteklemeye çalıştım. İşe yaramamıştı. "Kızdın mı ya sen? Daha yeni başlamıştım halbuki! Bak bende daha ne hikayeler var Özmen ailesiyle ilgili!" Geri birkaç adım atıp yerimde sallanırken derin soluklarını duymazdan gelip devam ettim. "Takıntılı bir baba, şizofren hastalığını atlattığı söylenen ama tam iyileşemeyen bir anne, seksi bulduğu erkeklerin koleksiyonunu yapıp kendi hastalıklı hayallerinde yaşayarak orgazm olan sorunlu kardeş, senin neyi-" Gözlerini yummuş derin soluklar alırken birden boğazımda hissettiğim büyük elle sürüklenerek duvara yapıştırılmam kısa sürede gerçekleşmişti. Mavi gözleri kanlanmış bir halde boğazıma sardığı eli zorla nefes almamı sağlarken fısıltıyla konuşabildim. Beni susturmak istiyorsa öldürebilirdi. Aksi takdirde ben istemediğim sürece susmazdım! "Sinir hastası, sevilmemiş sorunlu abi. Favorim sen oldun. Üzülme!" "Sus!" "Şımarık kardeşin var. Seninse şımarmaya hiç hakkın olma-" Boğazımı iyice sıkarken nefessiz kalmamla birlikte cümlem yarım kalmıştı. Dizimle erkekliğine vurmamla boğazımdaki eli gevşese de beni bırakmamıştı. "Bitirsene beni, hadi öldür beni! Yapamazsın çünkü korkaksın!" "SANA SUS DEDİM!" Bağırtısıyla birlikte kapı açılırken Ahmet Özmen anında yanımıza gelmişti. Oğluna olan bağırtıları ayırmaya çalışması artık birer uğultudan ibaretken gözlerim kaymak için can atıyordu. Bir aptal tarafından öldürülmeyecektim tabiki! Yarı açık gözlerim boynundaki damarı bulurken doğru noktaya yapmaya çalıştığım baskı ve Ahmet'in yardımı ile önce boğazımdaki eli gevşemiş ardından baskıyı devam ettirmemle bayılarak yere düşmüştü. Öksürmeye başlarken ayağımın üstüne düşmüş bacağını itekleyip bacaklarına sağlam bir tekme geçirdim. Ahmet'in söylediklerini duyamazken baygın Eren'i tekmelemeye devam edecekken Ahmet tarafından kucaklanılıp odanın diğer tarafına bırakıldım. İçeri girmiş çalışanlardan ne ara istediğini bilmediğim su şişesinden eline döküp suratıma vurmaya başlamıştı. Saçlarımı kendince yüzümden çekmişken artık gidebilecek kadar kendime gelmiştim. Ahmet'in ellerini ittirip çantamı aldığım gibi çıkışa ilerleyip söylenenleri duymazdan gelerek asansöre bindim. Aynadan dağılmış görüntüme bakarken dakikalardır çalan telefonumu bir kez daha duymazdan geldim. Kızarmış boynuma morarmış bileklerim, dağılmış saçlarım ,tozlanmış elbisem ve kanlı dizlerim eşlik ederken kendi kendime güldüm. Asansör durduğunda çalışanların tuhaf bakışları eşliğinde dışarı çıktım. Çantamda tekrar çalmaya başlayan telefonumu zorlukla bulup açtığımda Kaya'nın dedikleri gülmemi sağlamıştı. "Beren? Neredesin sen! Abimi gözaltına almışlar!" Herkese merhabalar Aradan bayaa zaman geçti farkındayım. Hayatımda çok şey oldu. Sonuçlar açıklandı. İstediğim bölüm oldu fakat istediğim üniversite olmadı :/ Beren'le meslektaş olacağız. Onun kadar başarılı olamayacak olsam bile umarım hayırlara vesile olur Şimdi bölüme gelecek olursak; Sizce nasıldı? Eren Özmen? Ahmet Özmen? Toprak'ın gözaltına alınması? Düşüncelerinizi öğreneyim please ? Diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE