kız isteme

1044 Kelimeler
İşler bu denli ciddiye binince Armina ailesini yurtdışından getirtmiş onlar için daha büyük ev tutmuştu her şeyi çok kısa bir zaman diliminde sağlığı ise sıkıntılı bir haldeyken yapmak zorunda kalmıştı. Canı çok yanıyor du ama sevgilisiyle birlikte olmanin verdiği özgüven onu diri tutuyordu Ev, o gece bir başka havaya bürünmüştü. Armina’nın annesi sabah erkenden kalkmış, evi temizlemiş, mis gibi yemekler yapmıştı. Telaş, yüzüne yerleşmişti; kızını verecekti, hem de gönlünün hâlâ soru işaretleriyle dolu olduğu bir aileye. Ablası elinden gelen yardımı yapıyor, çocuklarına “Sessiz olun!” diye sık sık çıkışıyordu. Abisi ise her zamanki gibi biraz sinirliydi, yüzüne asık bir ifade oturmuştu. Onun için kız kardeşini tanımadığı, üstten bakan bir aileye vermek kolay değildi. Armina, odasında aynanın karşısında oturuyordu. Üzerinde yeşil renkte hemen dizinin üzerinde biten beline kadar taşlarla kaplı elbiseyle peri kızı gibi duruyordu. Kalbinde hâlâ ameliyatın acısı, bedeninde sargılar vardı. Ama yüzünde, Alp’in onu gerçekten sevdiğine inanan o saf tebessüm… Elini saçına götürürken derin bir nefes aldı. Ablası içeri girdi. “Hazır mısın Armina? Onlar birazdan gelir.” “Hazırım abla… Kalbim çok hızlı atıyor ama Alp yanımda olacak, bana sahip çıkacak biliyorum.” Ablası kardeşinin yüzüne bakarken içinde buruk bir his hissetti. Ama belli etmedi. Akşamüstü kapı çalındığında evde bir sessizlik oldu. Anneleri başını örttü, abisi gömleğini düzeltti. Armina’nın yüreği yerinden çıkacak gibiydi. Kapı açıldığında içeri Alp’in ailesi girdi. Önce babası: sert yüzlü, gözleri bir an bile sıcaklık göstermeyen, ama zoraki gülümsemeye çalışan bir adam. Yanında, kibirli bakışlarını saklamaya uğraşan annesi… Arkalarında iki kuzeni ve eşleri, bir amca ve bir dayı ile onların hanımları. Sanki düğün alayı gibi kalabalık bir grup. Hepsi içeriye girince ev daralmış gibi oldu. Armina’nın annesi gülümsemeye çalışarak karşıladı: “Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.” Alp’in annesi, dudaklarını kıpırdattı. “Hoş bulduk, kolay gelsin.” Salona geçtiklerinde, iki farklı kültürün ağırlığı bir anda hissedildi. Armina’nın ailesi daha sade, daha mütevazıydı. Halıların, perdelerin kokusu, çayın buharı eve samimiyet katıyordu. Masaya oturuldu. Sessizlik içinde birkaç dakika geçti. Abisi bu sessizliği bozdu: “Hoş geldiniz, yolunuz açık olsun.” Alp’in babası kısa bir cevap verdi: “Sağ olun.” Armina’nın kalbi küt küt atıyordu. Gözlerini kaçamak Alp’e dikti. Alp, ailesinin tavrını hissetmişti. Bu yüzden tok bir sesle söze girdi: “Biz buraya boşuna gelmedik. Ben Armina’yı seviyorum. Onunla evlenmek istiyorum.” Bir anda bütün gözler Armina’ya çevrildi. Armina kızardı, başını önüne eğdi. Annesi ellerini dizlerine bastırıp hafifçe titreyerek dedi ki: “Allah tamamına erdirsin. Kızımın mutluluğu benim için en önemlisi.” Alp’in annesi dudaklarını bükerek oğluna baktı, sonra zoraki bir tebessümle Armina’ya döndü: “İnşallah oğlumla birbirinize iyi gelirsiniz.” Abisi dayanamayıp sertçe sordu: “Kardeşime gerçekten sahip çıkacak mısın Alp? Onu yarı yolda bırakmayacak mısın?” Alp gözünü kırpmadan cevap verdi: “Onu bırakmam. Ölsem de bırakmam.” Söz masanın üzerinde ağır bir taş gibi düştü. O sırada Alp’in dayısı söze karıştı: “Eee, adet böyledir. Biz de kızınızı Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle oğlumuza istiyoruz.” Armina’nın annesi gözleri dolarak başını salladı. “Bizim de gönlümüz razı… Allah mutlu etsin.” "Ama tek isteğimiz var Alp eğer gün gelir kardeşimizden sıkılırsan lütfen ona zarar vermeden bize geri ver o zaten yeterince acı çekti" dedi ablası ağlayarak Bir sessizlik oldu. Sonra Alp’in kuzenlerinden biri kahkaha atarak ortamı yumuşatmaya çalıştı: “Vallahi çok heyecanlı an. Hadi bakalım, hayırlısı olsun.” Kız isteme töreni usule uygun tamamlandıktan sonra herkes biraz rahatlamıştı. Ama gözler hâlâ Armina’nın üzerinde, kalpler hâlâ gergindi. Ablası mutfağa geçti, kahve pişirme sırası Armina’ya gelmişti. Armina kahve fincanlarını dizerken annesi fısıldadı: “Bak kızım… Damada tuzlu kahve yapacaksın, bizim adetimizdir. Ama çok da fazla koyma, yazık çocuğa.” Armina mahcup bir şekilde başını salladı. “Tamam anne…” dedi ama içine düşen küçük bir muzurlukla tuz kaşığını biraz bolca koydu. Kalbi çarparken kendi kendine gülümsedi: “Alp dayanır… O beni seviyor, benim için her şeyi yapar.” Kahveler pişti, mis gibi kokusu eve yayıldı. Tepsiye dizilen fincanlar salona getirildiğinde herkes merakla damadın kahvesini bekliyordu. Alp, salonda dimdik oturmuş, elini dizine koymuştu. Gözlerini Armina’dan ayırmadı. Armina kahveyi getirip Alp’in önüne koydu. Küçük bir tebessümle, sesi zar zor duyulacak kadar alçak bir tonda, “Afiyet olsun” dedi. Herkes sustu. Tüm gözler Alp’in elindeki fincandaydı. Alp yudumladı… İlk yudumla beraber yüzü hafifçe buruştu, gözleri sulandı ama dudaklarını sıktı. İçinde tuz dalgaları çarpıyordu. Boğazı yanıyor, dili uyuşuyordu ama geri adım atmadı. Armina heyecanla beklerken Alp kahveyi yudumlamaya devam etti. İkinci yudumda gözleri kısılınca kuzenlerinden biri kahkahayı patlattı: “Vallahi bravo Alp! Ben olsam çoktan yere bırakırdım!” Amca başını sallayıp gülerek söyledi: “Damat dayanıklıymış. Kızımız maşallah biraz fazla tuzlu yapmış ama bu da imtihandır.” Alp’in annesi dudaklarını bükerek belli belirsiz homurdandı: “Çocuk resmen işkence çekiyor…” Armina utancından yerin dibine girecek gibiydi. Elleri buz kesti. “Keşke biraz daha az koysaydım” diye düşündü. Ama Alp, son yudumu da içti. Fincanı masaya bıraktı, boğazını temizledi ve gözlerini hiç kaçırmadan Armina’ya baktı. Dudaklarının kenarında bir tebessüm belirdi: “Ne kadar tuzlu olursa olsun… Armina’nın eli değmişse bana şifa olur.” Salonda bir anlık sessizlik oldu, sonra kahkahalar ve alkışlar yükseldi. Abisi bile istemsizce gülmekten kendini alamadı. Ablası mutfaktan seslendi: “Helal olsun enişte! İmtihanı geçti!” Armina’nın yüzü kıpkırmızı olmuştu ama kalbinde derin bir mutluluk vardı. İçinden geçirdi: “İşte bu yüzden onun yanındayım… Ne olursa olsun benim için mücadele ediyor.” O an, evdeki bütün gerginlik az da olsa çözülmüş, kısa bir süreliğine kahkaha ve samimiyet duvarları eritmişti. Ama yine de herkesin içinde gizlenen kuşkular, dudaklara yapışan sahte tebessümlerin ardında kalmaya devam etti. Çaylar dağıtıldı, kahveler içildi. Armina’nın elleri titriyordu. Armina Alp'in gözlerinin içine bakarak gülümsedi. Bu, Armina’nın yüreğini rahatlatan tek şeydi. Çünkü onun için bütün bu gerginliklerin arasında tek gerçek vardı: Alp’in gözlerindeki sevgiye inancı. Gece ilerledikçe herkes rolünü oynamaya başladı. Alp’in ailesi mecburen kabul ettiklerini, hatta mutluymuş gibi yapmaya çalıştı. Armina’nın annesi, ablası ve abisi ise kendi içlerindeki kuşkuları bastırıp misafirlik adabını yerine getirdi. Ama her şey olup bittikten sonra, herkes dağılıp ev sessizliğe büründüğünde, Armina’nın abisi annesine fısıldadı: “Anne… Bu işte bir terslik var. Ben bu insanlara güvenmiyorum.” Annesi gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı: “Ama kızım çoktan gönlünü vermiş… Artık Allah’a emanet.” Armina ise odasında yüzüğünü eline aldı, parmağında döndürdü. Yüzüğün eskiliğini fark etmişti, ama umursamadı. İçinden yalnızca bir cümle geçti: “Benim için önemli olan tek şey, Alp’in yanımda olması.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE