Nişan baskısı

1044 Kelimeler
Kız isteme faslı, kahkahalar ve Alp’in tuzlu kahve imtihanını başarıyla geçmesiyle birlikte yavaş yavaş durulmuş herkes kendi arasında konuşmaya başlamıştı bile. Sofrada kahkahalar yavaş yavaş sönmeye, tuzlu kahvenin yarattığı o yapay neşenin yerini ağır bir sessizlik almaya başlamıştı. Armina annesinin gözlerine bakıyor, o bakışlarda hem gurur hem de kaygı görüyordu. Alp’in annesi ise yan koltukta ellerini birbirine kenetlemiş, dudaklarının kenarında sahte bir gülümseme tutuyordu Ama masadaki gergin hava hâlâ orada, gözle görünmeyen bir sis gibi asılı kalıyordu. Armina içten içe rahatlamış gibi görünse de kalbinin derinliklerinde bir huzursuzluk vardı. Yine de Alp’in yanında olması, onun “her şeye değer” der gibi dimdik durması ona güç veriyordu. Alp’in annesi kahvesini yudumladıktan sonra yapmacık bir tebessümle Armina’ya döndü: “Armina kızım, vallahi senin ellerin pek marifetliymiş. Kahveyi de güzel yapmışsın, sofrayı da. İnşallah evinizde de böyle mutlu mesut olursunuz.” Armina nazikçe gülümsedi. “Teşekkür ederim teyze…” dedi ama içten içe bir “teyze”nin altındaki mesafeyi hissetti. O sırada Alp’in babası söze girdi: “Bizim oğlan bu zamana kadar ne yaptıysa kendi bildiğini yaptı. Ama ilk defa bir konuda bu kadar kararlı gördük. Madem böyle, artık fazla da uzatmanın anlamı yok.” Armina’nın annesi kaşlarını kaldırdı. “Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu biraz ihtiyatlı bir sesle. Tam bu sırada Alp’in babası sandalyesinde hafifçe öne eğildi. Derin bir nefes alarak söze girdi: “Efendim, madem niyet belli oldu, gençler de birbirine sahip çıktı. O halde işi uzatmanın anlamı yok. Biz diyoruz ki… En kısa zamanda nişanı yapalım. Mesela… iki hafta içinde.” Sofrada bir uğultu yükseldi. Armina’nın abisi kaşlarını çatıp hemen tepki gösterdi: “İki hafta mı? Siz şaka mı yapıyorsunuz?” "Biz bu iki genci daha fazla bekletmeyelim. Uzatmanın da bir anlamı yok sonuçta İkisi de okudu, yolunu buldu. Oğlumuz kararını verdiğine göre fazla ertelemek niye?” O anda odada bir uğultu koptu. Armina’nın abisi şaşkınlıkla, “İki hafta mı?” diye sordu. Ablası fısıltıyla Armina’nın kulağına eğildi: “Sen daha yeni ameliyat oldun… Bu kadar aceleye ne gerek var?” "Bende bilmiyorum abla anlamadım ki" dedi korkuyla Armina kalbi çarpan bir kuş gibi donakalmıştı. Henüz dikişleri bile tam kaynamamışken, yeni yeni ayağa kalkmışken nişan düşüncesi ağır gelmişti. Ama gözleri Alp’in gözleriyle buluştuğunda onun kendinden emin bakışı, “Yanındayım” diyen hali ona biraz cesaret verdi. Ablası, kardeşinin elini sıkıca tutarak fısıldadı "korkma biz senin arkandayiz istemediğin hiç bir şey için kimse seni zorlayamaz tamammi kardeşim" dedi Armina’nın annesi ise ciddiyetle araya girdi: “Bakın, bizim kültürümüzde böyle acele edilmez. Hele ki Armina’nın sağlığı ortadayken. Daha ayağa yeni kalktı. Bu telaşın anlamı ne?” Alp’in kuzeni o anda lafa karıştı, yapmacık bir neşeyle: “Aman yenge, gençler istedikten sonra zamanın ne önemi var? Hem düğün dediğin nişan dediğin öyle büyütülecek şeyler değil. Biz aramızda hallederiz.” Armina’nın abisi buna sert bir bakış fırlattı. Bu söz, Armina’nın abisinin kanına dokundu. Sert bir sesle karşılık verdi: “Bizim için önemsiz değil! Kız kardeşim oyuncak değil. Onun sağlığı hali ortada hasta haliyle nişanlami uğraşsın kendiylemi, Onunda bir onuru, bizim de onurumuz var. Kusura bakma da bizim için önemi var. Kız kardeşim bizim gözbebeğimiz. Oyuncak değil.” Birden odadaki hava buz kesildi. Gerginlik, görünmeyen bir ip gibi iki aile arasında gerilmişti. Kahkahalar tamamen kaybolmuş, göz göze gelen iki aile arasında görünmez bir ip gerilmişti. Alp’in annesi o anda yapmacık bir tatlılıkla söze karıştı: “Bizim oğlumuz bu kararı verdiğine göre, biz de bir an önce gençleri mutlu etmek istiyoruz. İnanın bizim niyetimiz kötü değil. Armina’yı bir an önce gelinimiz gibi görmeyi arzuluyoruz.” Armina’nın annesi başını salladı. “Ama bizim kızımızın iyileşmeye, nefes almaya ihtiyacı var. İki hafta çok kısa. Biz bir ay deriz.” Alp’in babası dudaklarını büzerek homurdandı: “Bir ay uzun… Gençler beklemez. Hem çevreye de duyurulması lazım. Bizim de akrabalarımız var, onların programı var. İki hafta gayet makul. O kadar beklemek arayada şeytan sokar gerek varmı böyle riske.” Arminanin abisi sinir kupune döndü "Ne demek istiyorsunuz bu lafinizla" "Abiii" dedi çaresizce "Sen bir sus... ne demek istiyorsunuz benim kardeşimi neyle hitam ediyorsunuz kendinizce sizin oğlunuz nasıl yetişti bilemem ama kız kardeşimi biz öyle yetiştirmedik sizin oğlunuz ahlaksız ise bizim kardeşimizle ilgisi yok" diye kükredi adeta. "Sen ne diyorsun bak dunur dedik susuyoruz ama ağzını topla baban yaşında adamim ben" "Asıl ağzı toplanacak sizsiniz masum kızı nelerle hitam ediyor sunuz bide utanmadan babamın yaşında olduğunuzu söylüyorsunuz" diye hala bağırıyor du Tam o sırada Alp elini kaldırıp sakinleştirmek ister gibi konuştu: “Bakın… Ben Armina’yı seviyorum. Onunla hayatımı birleştirmek istiyorum. Kimsenin gönlü kırılmasın ama ben kararımı verdim. İsterseniz şimdi, isterseniz iki hafta sonra, isterseniz altı ay sonra… Ben beklerim. Ama bilin ki Armina benim eşim olacak.” Sözleri salondaki sessizliği bıçak gibi kesti. Kimse kolay kolay cevap veremedi. Ama Armina, kalbinin derinliklerinde bir şeyin kırıldığını hissetti. Bu evliliğe daha ilk adımda bu kadar kavga, bu kadar baskı… İçinde bir gölge büyüyordu. Armina’nın gözleri doldu. Onu ilk defa ailesinin karşısında böylesine kararlı görüyordu. Kalbinde ince bir sızıyla beraber tatlı bir umut yeşerdi. Ama Alp’in annesinin bakışındaki o ince alay, babasının hesap yapan yüz ifadesi gözünden kaçmadı. Armina içten içe nefessiz kalıyordu. Kalbi hâlâ yoruluyor, dikişleri daha tam kaynamamışken bu kadar telaş, bu kadar yük… Başını eğdi, ellerini birbirine kenetleyip masaya bakmaya başladı. Alp elini onun dizine koyup sessizce fısıldadı: “Merak etme, ben yanındayım.” Ama o sözler bile tartışmanın uğultusu içinde kaybolmuştu. Ablası dayanamadı, yüksek sesle konuştu: “Bir ay az bile! Armina toparlanmadan biz nasıl nişan yapacağız? Siz kendi oğlunuzu düşünüyorsunuz ama bizim de bir kızımız var!” Masada yine bir uğultu koptu. Dayılar, amcalar homurdanıyor; Armina’nın annesi gözlerini kısarak karşı tarafı süzüyordu. Armina’nın annesi, bütün tartışmayı toparlamak için ağır bir nefes aldı ve gür sesiyle söyledi: “Peki madem… Ama iki hafta çok kısa. Armina iyileşsin, biraz nefes alsın, sonra oturup konuşuruz. Bizim için önemli olan kızımızın mutluluğu.” O anda Alp’in annesi tatlı tatlı gülümseyip destekler gibi yaparak Armina’ya dönüp dedi ki: “Merak etme kızım, sen bizim kızımız oldun bile. Biz senin arkandayız.” Sözler şeker gibiydi ama tadı acıydı. Armina bunu hissetmişti. İçinde bir huzursuzluk büyüyordu. Gece bittiğinde misafirler kalkıp giderken Alp, Armina’nın kulağına eğilip fısıldadı: “Ben yanındayım. Sakın korkma.” Armina o an, sevdiği adamın yanında duruşuna inanmak istedi. Ama kalbinin derinliklerinde bir gölge, sanki “her şey göründüğü kadar basit değil” diye fısıldıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE