Nişan değil hesap masası 🙄🙀

1302 Kelimeler
Kendini tam mutlu hissediyorum derken içine bir huzursuzluk çöktü Armina’nın aklına telefonu geldi. Sabah masanın üstünde bırakmıştı. İçinde küçük bir huzursuzluk kıpırdadı ama hemen bastırdı. “Bir şey olmaz,” diye düşündü. Ama o his gitmedi, sadece derine indi. Gece ilerledi. Çocuklar uykudan gözlerini zor açar hâle gelince Dilruba onları odaya götürdü. Bekzat esneyerek ayağa kalktı, “Ben de biraz uzanacağım,” dedi. Saida ana mutfağı toparladıktan sonra o da odasına çekildi. Ev yavaş yavaş sessizliğe büründü. Armina salonda tek başına kaldı. Masadaki boş bardaklara baktı, sonra yavaşça kalktı. Mutfaktan geçerken gözleri masanın üstüne takıldı. Telefonu oradaydı. Ekranı karanlıktı ama sanki içinde bir şey bekliyordu. Elini uzattı. Aldı. Kilidi açtı. Ekran bir anda doldu. Mesajlar. Ardı ardına. Ardı arkası kesilmeyen. Kalbi bir anda hızlandı. Parmağı titreyerek ilk mesajı açtı. “Neredesin.” Saatine baktı. Saatler önce. Altında bir tane daha. “Telefonu neden açmıyorsun.” Bir tane daha. “Bu yaptığın saygısızlık.” Mesajlar aşağı doğru uzuyordu. “Ben seni arıyorum, sen keyfine bakıyorsun.” “Annem seni düşünüyor, sen ortada yoksun.” “Bu sorumsuzlukla bu iş yürümez Armina.” “Benimle evleneceksen buna göre davran.” Armina’nın boğazı kurudu. Ekrana bakakaldı. Gözleri satırların üzerinde dolaştı, her kelime içeri giriyor, bir yerlere çarpıyordu. Son mesaj en alttaydı. “Demek böyle. İyi. Ben de ona göre davranırım.” O cümle… diğerlerinden daha ağırdı. Daha soğuktu. Armina telefonla birlikte sandalyeye oturdu. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Nefesi daraldı. Parmakları soğudu. Bir süre hiçbir şey yapmadı. Sadece baktı. Sonra telefon titredi. Aradı. Alp. Ekrana baktı. Açmadı. Telefon sustu. Tekrar çaldı. Bu sefer açtı. “Efendim,” dedi, sesi kısık ama kontrollüydü. Alp’in sesi sertti, beklemeden konuştu. “Bütün gün neredeydin sen.” Armina yutkundu. “Ailemleydim.” “Koca gün mü.” Sesindeki alay gizlenmemişti. “Evet.” “Telefon açamayacak kadar meşguldün yani.” Armina gözlerini kapattı. “Telefonumu evde unuttum.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Alp’in sesi daha da keskinleşti. “Ne tesadüf.” Armina’nın içi sıkıştı. “Tesadüf değil. Gerçek.” “Bak Armina,” dedi Alp, sesini bastırmaya çalışarak ama öfkesini saklamadan, “bu iş ciddiye binmişken senin bu rahatlığın hiç hoşuma gitmiyor.” Rahatlık... Armina’nın dudakları titredi. “Ben sadece bir gün… ailemle vakit geçirdim.” “Benimle konuşmadan mı.” diye kesti sözünü Alp. “Benim ne düşündüğüm önemli değil mi.” “Önemli,” dedi Armina, sesi zayıfladı, “ama ben de—” “Sen de ne.” dedi Alp sertçe. “Evlilik dediğin şey bireysellik değildir. Sen hâlâ bunu anlamıyorsun.” Bu cümle Armina’nın içini oydu. Bir şey söylemek istedi. İçinden yüzlerce cümle geçti. Ama dudaklarına gelen sadece şu oldu: “Yorgunum Alp.” Alp derin bir nefes aldı, sesi bu sefer daha düşük ama daha tehlikeliydi. “Sen yorgun değilsin Armina. Sen sorumluluk almak istemiyorsun.” Armina sustu. “Bak,” dedi Alp, “ben seni seviyorum ama bu şekilde devam edersek bu iş zor. Ben böyle bir eş istemiyorum.” O an, Armina’nın içinde bir şey kırıldı. Sessizce. Ama dışarıdan hiçbir şey belli olmadı. “Tamam,” dedi sadece. Bu “tamam” bir kabul değildi. Bir tükenmişlikti. Alp birkaç saniye sustu. Sonra daha yumuşak bir tonla, “Kendine gel,” dedi. “Böyle davranma. Yarın konuşuruz.” Telefon kapandı. Armina telefonu yavaşça masaya bıraktı. Ellerine baktı. Hiçbir şey tutmuyordu artık. Başını geriye yasladı. Tavanı izledi. “Ben neyi yanlış yapıyorum,” diye fısıldadı. Cevap yoktu. Yavaşça kalktı. Odaya geçti. Kapıyı kapattı. Kilitlemedi bu sefer, sadece kapattı. Yatağın kenarına oturdu. Eğildi. Yüzünü ellerinin arasına aldı. Gözlerinden yaş süzüldü. Sessizce. “Bir gün bile kendim olamıyor muyum,” dedi kendi kendine. “Bir gün bile…” Yatağa uzandı. Üzerine hiçbir şey almadan. Tavana baktı. Telefon sessizdi. Ev sessizdi. Ama içi… hiç susmuyordu. Ve o gece Armina şunu ilk kez bu kadar net hissetti: Sevgi diye içine aldığı şey… aslında onu yavaş yavaş eksiltiyordu. Sabahın erken saatlerinde ev, her zamanki gibi yavaş yavaş uyanıyordu. Mutfaktan gelen çay kokusu, tabakların hafif sesi, Saida ana’nın mırıldandığı dualar… dışarıdan bakıldığında sıradan bir sabah gibiydi. Armina gözlerini açtığında tavanı birkaç saniye boş boş izledi. Geceyi hatırladı. Telefon, mesajlar, sesi titremeden söylediği “tamam”… hepsi hâlâ içindeydi. Ama yüzüne yansıyan hiçbir şey yoktu. Yavaşça doğruldu, saçlarını toparladı ve aynaya baktı. Aynadaki kadın sakindi. Fazla sakindi. “Bugün de güçlü ol,” dedi içinden. Güçlü olmak… onun için artık susabilmek demekti. Hazırlandığında salona geçti. Dilruba çoktan giyinmişti, Saida ana başörtüsünü düzeltiyordu. Üçünün gözleri bir an buluştu. Kimse “hazır mısın” demedi. Çünkü cevap belliydi. Kimse hazır değildi. Ama gidilecekti. Yola çıktıklarında araba sessizdi. İstanbul sabah trafiği akıyordu ama içerideki hava ağırdı. Bekzat onları bıraktıktan sonra “Bir şey olursa ara,” dedi sadece. Armina başını salladı. İçinde “olacak” diye bir his vardı ama bunu dile getirmedi. Nermin Hanım’ın oturduğu apartmanın önüne geldiklerinde Armina derin bir nefes aldı. Bina sıradandı. Eski ama temiz bir apartman. Ne zenginlik vardı ne de gösteriş. Ama kapıdan içeri girerken hissedilen şey bambaşkaydı; sanki görünmeyen bir ağırlık, bir ölçü, bir hesap duygusu vardı. Kapıyı Nermin Hanım açtı. Her zamanki gibi özenliydi. Gülümsedi. “Hoş geldiniz,” dedi, sesi sıcak ama ölçülüydü. İçeri girdiler. Salon düzenliydi, koltuklar sert, masa ortada hazırdı. Sanki bu bir misafirlik değil de bir toplantıydı. Bir süre hal hatır soruldu. Çaylar geldi. Bardakların sesi duyuldu. Sonra konu, beklenildiği gibi, yavaş yavaş oraya geldi. Nermin Hanım çayından bir yudum aldı, bardağı tabağa bıraktı. “E artık gençler karar verdi,” dedi. “Biz de büyükler olarak üzerimize düşeni konuşalım istedik.” Saida ana başını salladı. “Hayırlısı olsun. Bizim için önemli olan çocukların huzuru.” Nermin Hanım hafifçe gülümsedi. “Tabii ki. Ama bazı düzenler vardır, bilirsiniz. Şimdi nişan yeri, organizasyon, takılar… bunları netleştirmek lazım.” Armina sessizce oturuyordu. Ellerini dizlerinin üstünde birleştirmişti. Konuşmalar sanki onun hakkında değilmiş gibi dinliyordu ama her kelime içine giriyordu. Nermin Hanım devam etti. “Biz şöyle düşündük… nişan kız tarafına ait olduğu için salonu siz ayarlarsınız. Çok abartmaya gerek yok tabii, sade bir yer olsun.” Dilruba’nın kaşları hafifçe çatıldı ama ses etmedi. “Bohça konusuna gelince,” dedi Nermin Hanım, sanki çok mantıklı bir şey söylüyormuş gibi, “biz çok gereksiz buluyoruz o işleri. Yani bohça yapmayalım. Herkes kendi ihtiyacını kendisi alsın. Armina nişanlığını zaten alıyor, siz de onu halledersiniz.” Armina’nın gözleri bir an yere indi. “Siz alırsınız” kelimesi kulağında kaldı. Nermin Hanım durmadı. “Alp’in damatlığı var zaten, tekrar masraf yapmaya gerek yok. Ama takı kısmı önemli. Şimdi bizim tarafta adet vardır, bilezik takılır. En az üç dört tane olmalı ki ayıp olmasın.” Saida ana bu kez başını kaldırdı. Sesi sakindi ama netti. “Biz gösteriş peşinde değiliz. Ne gerekiyorsa onu yaparız.” “Tabii tabii,” dedi Nermin Hanım hemen, “gösteriş değil zaten. Ama millet ne der, onu da düşünmek lazım. Sonuçta oğlan tarafıyız, bize bakarlar.” Bu “bize bakarlar” cümlesi havada asılı kaldı. Alp o sırada koltukta hafifçe öne eğildi. “Anne doğru söylüyor,” dedi. “Bu işler biraz düzen ister. Herkes üzerine düşeni yapmalı.” Armina başını kaldırdı. Bir an Alp’e baktı. O bakışta bir soru vardı. Ama cevap yoktu. Nermin Hanım tekrar söze girdi. “Bir de kına meselesi var. Onu da kız tarafı yapar zaten. Güzel bir organizasyon olsun, müzik, ikram… hani eksik olmasın.” Dilruba bu sefer dayanamadı. “Her şey kız tarafına aitmiş gibi konuşuyorsunuz,” dedi, sesi sakin ama altında ince bir gerilim vardı. Nermin Hanım hemen gülümsedi. “Yok canım, öyle demek istemedim. Ama adet böyle. Biz de gördüğümüzü söylüyoruz. Kimse kimseye yük olmak istemez sonuçta.” Yük. Armina’nın kalbi o kelimeyle sıkıştı. Sanki bütün konuşma boyunca gizlenen şey buydu. Hesap. Ölçü. Kimin ne verdiği, kimin ne yaptığı. "Ben kina felan istemiyorum" ses tonunu ayarlayamadi Armina ama sesine kırgınlık boylu boyunca yansımıştı. Yinede Alp onun yanında olmaya onu kollamaya çalışma zahmetine bile girmedi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE