5.BÖLÜM: “KİMSESİZ”

939 Kelimeler
Hafta sonu olmasına bile sevinemiyordum. Hafta sonu olduğu zaman diğer insanlar gibi tatil değil, yalnızlığım aklıma geliyordu. Herkesin ailesi ile geçirebileceği mutlu ve neşeli bir hafta sonu varken benim yalnız ve sakin geçireceğim bir hafta sonuydu. Buna nasıl sevinebilirdim ki, bu gün de oldukça yalnızlığımı hissettiğim günlerden biri olmuştu. Bu günde benden yana olmamalıydı ki, henüz güneş yeni doğarken uyanmıştım ve ne kadar çabalasam da uyuyamamıştım. Kulağımda kulaklık vardı. Üzerimde beyaz, ince bir gece elbisesiyle çıkmıştım arka bahçeye. Soğuk çimenlerin üzerine bırakmıştım kendimi. Rüyamda babamı görmüş olmanın mutluluğu ve hüznü kalbimi sızlatıyordu. Ben babamı neden artık sadece rüyalarımda görebiliyordum? Ben yanlış bir şey mi yapmıştım? Onu üzecek bir şey mi yapmıştım ki artık benimle görüşmüyordu?  On beş yaşındaki bir çocuk ne yapabilirdi ki onu bu kadar kızdırabilecek? İki sene boyunca nedenini bilmediğim bir şey için beni bu koca şehirde nasıl yalnız bırakabilmişti?  Yağmur damlaları yavaşça başlamıştı yere dökülmeye, sonra birden hızlanmışlardı. Saçlarım ve üzerim sırıl sıklam olduğunda, gözlerimi yerdeki çimenlerden alıp gökyüzüne bakmıştım. Ben beni ıslatmasına rağmen yağmuru ve gökyüzünü çok severdim. Çok üşüyor olmama rağmen soğuk havaları da severdim. Ama beni neden hiç kimse sevemiyordu? Babam beni neden sevmemişti?  Soğuk tüm bedenimi ele geçirirken dizlerimi kendime doğru çekmiş ve başımı dizlerime gömmüştüm. Babam'ı her düşündüğümde akan gözyaşlarıma hiçbir zaman hakim olamamıştım. Şimdi de olamıyordum. O beni hiç düşünmüyor muydu, aklına hiç gelmiyor muydum? Buraya beni bıraktığında nerede kalacağımı, ne yiyeceğimi, okul hayatımın nasıl devam edeceğini, başıma bir şey gelip gelmeyeceğini? Hiçbirini düşünmemişti, hiç birini.  "Bunu hak edecek bir şey yapmamıştım..." diye fısıldadım ağlayarak. Hiç mi fırsatı olmamıştı beni arayacak, yoksa babam çok yoğun çalışıyordu da o yüzden mi ulaşmıyordu bana, görmeye gelmiyordu beni? Kendimi avutuyordum. İki sene boyunca nasıl bir telefon edecek vakti bile bulamazdı ki? Bu imkansızdı ve ben artık on beş yaşında olmadığım için buna inanmıyordum. İnanmak istesem de inanamıyordum.  Canım yanıyor kelimeleri bu kadar basit söylenirken, yaşaması neden bu kadar zordu? İnsanı öldürecek derecede bir acıydı ama öldürmüyor, süründürüyordu beni. Bağırarak da ağlasam, sessizce de ağlasam hiçbir şekilde dinmiyordu kalbimdeki sızı. Ben öyle ağlamak istiyordum ki, babam gözyaşlarımı ve çektiğim ızdırabı hissedip her şeyi bıraksın ve yanıma gelsin istiyordum. Ben ne yaşanmışsa yaşansın babamı istiyordum ve bunun yaşla bir alakası olmadığını şimdi daha iyi anlıyordum. Babam yüzünden ağlarken onun ismini sayıklıyor olmak bile çaresizliğimi açıkça gösteriyordu bana. Çimenlerin üzerinde duran telelefonum bir çok kez çalmıştı, dönüp bakmamıştım. Gözyaşlarımı silsemde durmadan yenileri akıyordu ve ben soğuktan titriyordum. Ama burada kilitlenmiş gibiydim. Sadece burada durup ağlamak istiyordum. Eve gitmek istemiyordum. Hiç kimsenin olmadığı ve yalnızlığımı hissettiğim o eve gitmek istemiyordum. Telefonum tekrar ısrarla çaldığında başımı dizlerimden kaldırmadan uzanıp almış ve telefonu cevaplayıp kulağıma götürmüştüm.  "Neyin var?" diye sordu bir ses ben telefonu cevaplar cevaplamaz. Bu sesin kime ait olduğunu daha ilk kelimesinden anlamıştım. Onun sesini nasıl olurda tanımazdım? Duyduğumdan itibaren en sevdiğim ses olmuştu. Gördüğüm an dan itibaren en beğendiğim adam olmuştu. Cevap vermek istemiştim. Cevap vermek için dudaklarımı yavaşça aralamıştım ama birden başım dönmeye başlamıştı.  "Uygar..." diye fısıldadım telefonu tutan parmaklarım yavaş yavaş güçten düşerken. Bana ne olduğunu anlayamıyordum. Bedenim soğuktan titrerken gözlerim bulanık görmeye başlamıştı. Yerden destek almaya çalışırken, birden bedenim soğuk çimenlerle bütünleşmiş, yere doğru öylece yığılmıştım. Telefondan gelen endişeli sesi duyuyordum, bana bir şeyler söylüyordu. Telefon parmaklarımı uzatsam alabileceğim bir yerdeydi ama yapamıyordum. Yağmur üzerime yağmaya devam ettikçe ben eriyordum. Bedenim titriyordu. Gözlerim bulanık görüyordu ve başım feci şekilde dönüyordu. Bir şeyler düşünmeye çalışıyordum, hareket etmeye çabalıyordum ama tek yapabildiğim öylece orada durmaktı. Gözlerim kapanmaya başlıyordu ve ben direniyordum.  Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Biri bana doğru hızlı bir şekilde koşuyordu. Adımı söylüyordu defalarca. Birinin beni almaya geldiğini, artık rahatça gözlerimi kapatabileceğimi düşündüğüm an da gözlerim yavaş yavaş kapanmışlardı. Biri beni sanki bir oyuncak bebeği kaldırıyor gibi nazikçe ve kolay bir şekilde düştüğüm yerden kaldırmış, kollarıyla sıkıca sarıp sarmalamıştı. Başım onun göğüsüne dayanıyordu, o beni sarsmadan taşıyordu. Bedenimin çok yorgun olduğunu hissetmiştim o beni kucakladığında. En az bedenim kadar yorgun olan bir yüreğim de vardı bunun yanında. Soğuk beni öyle etkilemişti ki, o beni kucakladığında sıcak bir yuva bulmuş gibi iyice sokulmuştum ona, küçücük olmuştum kollarında. Çok güzel kokuyordu, her şeyi, her acıyı unutturabilecek kadar güzel kokuyordu.  Beni evime götürdüğünü bir kaç saniye gözlerimi aralayabildiğimde görmüştüm. Bir kaç kapı sesini duyduğumda benim odamı arıyor olduğunu anlamıştım. Parmağımı kaldırıp odamı göstermek istemiştim ama nereyi göstermiştim ya da gösterebilmiş miydim bilmiyordum. Bir odaya girip beni yavaşça bir yere yatırmış, ve üzerimi örtmüştü. Burası benim odam olmalıydı. Kendimde değildim ve kendime gelmek için çabalamıyordum. İyi olduğumu görürse eğer gider diye korkuyordum. Ben uyanırsam, iyi olduğumu ona gösterirsem daha fazla benimle kalmazdı, değil mi? Kendime gelmek istemiyordum.  "İyi misin?" diye sordu ıslak saçlarımı bir şeyle sararken. Gözlerimi açabilecek bir durumda olmama rağmen, gözlerimi açmıyordum. Biraz daha benimle kalamaz mıydı? Ben sessiz kaldığımda o da bir şey söylememişti. Derin bir nefes aldığını duymuştum. Onun yanımda, benim odamda olması yalnız olmadığımı hissettirmişti bana. Ama bu his ne kadar sürecekti? O sadece bana yardım etmek istediği için gelmişti ve gidecekti. Bu kadardı. Bir daha belki de onu göremeyecektim.  "Biraz daha iyi hissediyorsan gi-"  "Gitme." dedim gözlerimi hızlı bir şekilde aralarken. Bunu yaparken, istem dışı bir şekilde iki elimle onun kolunu sıkıca tutmuştum. "Lütfen," dedim sesim tirerken. Gözlerim dol doluydu. "Lütfen gitme."  Uygar, sıkı sıkı tuttuğum koluna kısa bir bakış atmış ve ardından o güzel gözleriyle gözlerime bakmıştı.  "Gitmiyorum, buradayım." dedi, boş olan elini kaldırıp ıslak saçlarıma dokunurken. "İyi hissediyorsan giysilerini değiştirmeni söyleyecektim. Üzerin ıslak."  Kolunu sıkı sıkı tutmaya devam ederken, gözlerimi onun gözlerinden hiç ayırmamıştım. Ben bir rüyada mıydım? Uygar benim rüyamda gördüğüm biri miydi? Böyle biri nasıl gerçek olabilirdi?  "Sıkıca tutmana gerek yok." derken, ellerimi nazikçe kolundan ayırmıştı Uygar. Bunu oldukça yavaş yapmıştı. "Artık sen, benim hayatımdan hiç çıkmayacaksın." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE