6.BÖLÜM: “YÜZLEŞME”

1270 Kelimeler
O gelmişti. Benim yanımda durmuş, uyuyana kadar hiçbir yere gitmemişti. Uzun bir zaman sonra ilk defa biri benimle bu kadar ilgilenmişti. Uykulu gözlerimi yavaşça aralayıp onun durduğu yere baktığımda, onu görememiştim. Ben uyuduktan sonra gitmiş olmalıydı. Gittiği için üzgündüm ve bana bu kadar iyi davranıp bir süre de olsa yanımda olduğu için mutluydum. Yataktan kalkmak için ayaklarımı yere doğru uzattığımda, bacağıma değen bir şeyle korkmuştum. Şaşırarak gözlerimi yere, ayaklarımın olduğu yere doğru indirmiştim. Gördüğüm şeyle gözlerim şaşkınlıkla açılmış, eğilmiş ve ona dokunmuştum. Kocaman bir ayıcık bırakmıştı buraya. Kocaman, tatlı ve siyah renginde bir ayıcık. Tuhaf bir mutluluk ve heyecanla gülerek ayıcığı kucağıma almış ve kolumu ona sarmıştım. Bunu ne zaman almıştı, buraya ne zaman bırakmıştı hiçbir fikrim yoktu ama çok mutlu hissediyordum. Sabah yaşadığım acı sanki yerini sonsuz bir mutluluğa bırakmış gibiydi. Gülümseyerek ayıcığa bakarken, ona yapıştırılmış bir not olduğunu fark etmiştim. Uzanıp notu parmaklarımın arasına aldığımda oldukça güzel bir el yazısı ile karşılaşmıştım. Gerçekten de çok güzeldi.  Kendini iyi hissediyorsan akşam 7 de hazır ol, seni almaya geleceğim.  Beni almaya mı gelecekti?  Notu okuduğumda kalbim sonsuz bir heyecanı derinden yaşamaya başlamıştı. Bunun yanında düşünmeden de edemiyordum. İlk defa gördüğüm biriydi Uygar. Onunla bir kaç kelimenin dışında hiç konuşmamıştık ve onu tanıyor sayılmazdım. Beni almaya geldiğinde onunla ne yapacaktım? Nereye gidecektik? Bunları yapmam, kendimi ona bu derece yakın hissetmem doğru muydu?  Bunları bilmiyordum. Bunlar hakkında hiçbir fikrim yoktu ama ben Uygar'dan uzak duramıyordum. O beni çağırırsa eğer gitmek istiyordum. O bana yazarsa cevap vermek, beni ararsa onunla konuşmak istiyordum.  Akşam olana kadar büyük bir neşeyle evi temizlemiştim, bir şeyler atıştırmış ve sıcak bir duş da almıştım. Bir kez daha denemek istiyorum demiştim kendime ve babamın numarasını yazıp aramıştım. Yine aynı şeyle karşılaştığımda kalbim acımıştı ve ben bu acıyı hissetmemeye çalışmıştım.  Aradığınız numara kullanılmamaktadır.  Oysa ki iki sene önce kullanılıyordu. Bu acıya artık dur demek istiyordum. Bu bekleyişi sonlandırmak, buna bir son vermek istiyordum. Ben artık babama ulaşmaya çalışmaktan ve onu aramaktan yorulmuştum, artık o bana ulaşmaya çalışsın ve o beni arasın istiyordum.  ** Arda'nın anlatımından **  Oturma odasındaki siyah deri koltukta rahat bir şekilde otururken, keriz Uygar'a içimden teşekkür etmiştim. O olmasa bu rahat koltukları nereden bulup da oturacaktım ben?  Evimden.  Ah, doğru evim var benim.  Evin kapısı açıldığında kapalı olan televizyonu izlemeyi bırakıp salonun girişine bakmıştım. Uygar gelmiş olmalıydı, başka kim gelecekti zaten. Uygar eve girdiğinde anahtarı evin bilmem neresine fırlatıp karşımdaki tekli koltuğa oturmuş, ve hiçbir şey söylemeden başını geriye doğru yaslayıp gözlerini kapatmıştı. Bu halinden de anlayabiliyordum ki, Uygar yıfrımız uykusuz kalmıştı.  "Oo, piçim benim." dedim dalga geçerek. "Su yıfrımızı bırakıp gelebildin nihayet, gösterdin gül cemalini." derken imalı konuşmuştum. Bu adam yokken canım sıkılıyordu doğrusu. Uygar dışında bir ailem vardı, anne ve babam. Onları gerçekten çok seviyordum fakat ikisi de üveydiler. Uygar dört beş yaşında yetimhanedeyken, bir yaşında onunla aynı yetimhaneye bırakılmıştım. Bu piçle büyümüştüm ben. Daha sonra beni evlat edinmişlerdi, Uygar'la yollarımız ayrılmıştı. Uygar'ı da bir evlat olarak almak isteyen pek çok aile olmuş ama Uygar hiç kimseye gitmemişti. Yetimhanede kalmaya devam etmişti. Ben yurttan ayrıldıktan bir süre sonra reşit olup o da yurttan ayrılmıştı. Dışarıya çıktığında kendince bir yol çizmişti. Hırsla çalışmış ve durumunu bu kadar iyi bir şekilde toplamıştı. İyi işler yaptığını söyleyemezdim ama yok yere kimsenin canını yakmayacağını adım gibi biliyordum.  Bu evi alır almaz da beni bulmuş ve kısa biz mesaj göndermişti zaten. Çünkü bana aşık biriydi. Mesajı da "Adresim ... sakın gelme." diye güzel, beni sevdiğini itiraf eden bir mesajdı.  "Kapat çeneni." derken elini saçlarına daldırmış ve geriye doğru atmıştı.  "Ne yaptınız lan, ne oldu?" diye sordum babamın evi gibi uzandığım koltuktan doğrulurken.  "Oğlum, sus dedim." dedi yine kibarca konuşmaya devam ederken. Evet, kibar konuşuyor. Bu onun en sakin hali.  "Anlatsana ya, merak ettim." diyerek ısrar etmiştim sakinliğini fırsat bilerek.  "Siktir git." derken arkasındaki yastığı hızlı bir hareketle almış ve kafama doğru seri bir şekilde göndermişti. Piç herif.  "Onu nereye götüreceğim?" diye söylendi bir süre sonra. Hayır bana söylenmedi. Boş duvara bakarak söylendi. Onu bir yere götüreceğim derken, Su yıfrımı bir yere mi götürmek istiyordu?  "Bar ve ona benzer yerlere götürme sakın." diye uyardım telaşla. Su okuldan onu izlediğim kadarıyla öyle bir kız değildi ve Uygar tam olarak da öyle bir adamdı. Takıldığı kızlarla hiç yakınlık kurmayan bir adamdı, böyle şeyler ona oldukça uzaktı.  "Onun yaşında bir kızı nereye götürebilirim?"diye sordu, derin bir şekilde düşünürken. Onu ne kadar önemsediğini görebiliyordum. Zaten görememek için gözlerimi kapatmam gerekirdi. Onun yaşında bir kız nereye giderdi, nereden hoşlanırdı? Onun yaşında...  "Lunaparka götür, kesin çok sever!" diye bağırdım birden ama gözlerimin önünde anında beliren görüntülerle aynı an da kahkaha atmaya başlamıştım ve kucağımdaki yastığı yumrukluyordum. Uygar'ı lunaparkta düşünmek beni delirtiyordu. Elinde pamuk şeker, lunaparka oradan oraya koşuyor...  "Bu evden hemen gidiyorsun." dedi Uygar bana bir salağa bakar gibi bakarken. Daha sonra benimle aynı ortamda olmaya dayanamamış olacaktı ki oturduğu yerden kalkmış ve salonu da beni de terk etmişti.  "Dönme dolap..." diyerek kahkaha atıyordum. Uygar dönme dolaba da biner miydi acaba?  ***  İnce parmaklarımı saçlarımın arasından geçirirken dikkatli bir şekilde karşımda duran aynaya bakmıştım. En sevdiğim renk olduğu için beyaz bir elbise giymiştim. Beyaz elbisemin üzerinde, onunla aynı boyda olan pudra pembesi hırkam vardı. Gözlerim dudak parlatıcısına kaydığında gülümsemiş ve yavaşça alıp dudaklarıma sürmüştüm. Onun buraya geleceği vakit yaklaştıkça kendimi daha da heyecanlı hissediyordum. İlk defa böyle bir buluşma yaşayacaktım ve bu kişi de Uygar'dı. Nasıl olur da heyecanlanmazdım?  Telefonum titrediğinde kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Yatağımın üzerinde duran telefonu alıp gelen mesaja bakmıştım.  Gel, hadi.  Telefonu çantama koyarken ayıcığa gülümsemiş ve sonra odadan çıkmıştım. Merdivenlerden inerken de, binanın kapısından çıkarken de heyecandan öleceğim sanmıştım. Onunla karşı karşıya geldiğimizde karnıma bir ağrı saplanmış gibi hissetmiştim. Midem bulanıyordu, başım onun mükemmelliği karşısında dönmüştü. Bu kadar duyguyu nasıl bir an da hissettiğimi bilmiyordum ama karşımdaki insanın kusursuzluğunu açıkça görebiliyordum. Onu dışarıda görsem kesinlikle benime işi olmayacak biri olduğunu düşünürdüm ama o buradaydı. Tam karşımda duruyor ve bana bakıyordu. Gözlerimin içine.  "Duraksama, güzel." dedi o güzel sesiyle. O beni böyle çağırırken ben nasıl yerimde durabilirdim ki zaten? Ona doğru yavaş adımlar atarken gözlerine bakmaya devam ediyordum. Kendisi de, sesi de, hareketleri ve ve konuşma tarzı da harikaydı. Neden dünyadaki en güzel şeylerin ona verildiğini düşünmüştüm. Ona yaklaştıkça arkasında duran ve oldukça pahalı görünüp bu mahaleye hiç yakışmayan arabayı görmek tamamen hayallerimin dışında kalmıştı.  "Yürüsek olur mu?" diye sordum, çekinerek gözlerimi arabasından alıp onun gözlerine odaklarken. Ben onunla olabildiğince vakit geçirmek istiyordum ve arabayla gidersek geçirdiğimiz vakit azalacaktı. Cevap vermemişti, öylece gözlerime bakıyordu. Donup kalmış gibi görünüyordu. Gözlerini gözlerimden hiç ayırmıyordu, sanki çok görmek isteyip de uzun süre göremediği bir şeyi en sonunda görmüş gibiydi. Öyle bir derinlikteydi bakışları. Onunla göz göze kaldıkça kalbimin titrediğini hissediyordum. Gözlerimi ondan kaçırıp ellerime indirmiştim. Ben bunu yaptığımda derin bir iç çekiş ilişmişti kulaklarıma.  "Yürüyelim." dedi tok bir sesle. Yavaş adımlarla, yan yana yürümeye başlamıştık. Yürürken yere bakıyordum, ikimizin gölgesine. O benden çok uzun boyluydu ve yine benden çok daha yapılıydı. Ona doğru baktığım an da o da bana doğru bakmıştı ve onunla göz göze geldiğimizde gülümsemiştim. Tam da o sırada ayağım sert bir şeye takıldığında hızlı bir şekilde öne doğru savrulmuştum ama Uygar hızlı davranıp beni kolumdan yakalamıştı. Durum çok komiğime gittiği için üzerimdeki anlık paniği ve şaşkınlığı atıp ona bakarak gülmeye başlamıştım. Uygar gülmüyordu ve gözleri yavaşça benim gülümsememe kaymış, beni izlemişti. Kolumu tutan eli yavaş ve nazik bir hareketle elime doğru inmiş, parmakları elimi sarıp sarmalamıştı.  "Sınanıyor muyum?" diye fısıldadı, kendine söyler gibi. Gözlerini benden alıp yürüdüğümüz yola bakmıştı. Yavaş yavaş yürürken, ellerimize bakıyordum. Uygar benim yanımdaydı, elimi tutuyordu. Elinin sıcaklığı tüm bedenimi yakıyordu ve kokusu her rüzgar esişinde burnuma doluyordu. Ben ellerimize bakarak yürürken Uygar da bana bakmıştı. Benim ellerimize bakıyor olduğumu gördüğünde, elimi daha da sıkı tutmuştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE